3095.ders 10.söz-mukaddeme-şu görünen memleket bir manevra meydânıdır
Ders metni
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Âlemîn. 10. söz. Haşir bahsi. İftar. Şu risalelerde teşbih ve temsilleri, hikayeler suretinde yazdığımın sebebi hem teshil İslamiye ne kadar makul, mütenasip, muhkem, mütesanit olduğunu göstermektir. Hikâyelerin manaları sonlarındaki hakikatlerdir. Kinayet kabilinden yalnız onlara delalet ederler. Demek hayali hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir. Haşir bahs-i ihtar şu risalelerde teşbih ve temsilleri Hikâyeler suretinde yazdığımın sebebi hem teshil kolaylaştırmak için suhret için hem hakaik-i İslamiye ne kadar makul akli olduğunu mütenasip uyumlu olduğunu muhkem sağlam mütesanit hakikatları hepsi birbirine dayanışma içerisinde olduğunu göstermektir. Hikâyelerin manaları sonlarındaki hakikatlerdir. Yani bir şey anlatılmak isteniyor bir mana. Bu hikayelerle o manaya intikal ettirilmeye çalışılıyor. Yani esas mesele hikâye değil. O hikâyeyle eee göstermek istenen başka bir mesele var. O hikayeyi ona göre şey etmek lazım. Hikâyelerin manaları sonlarındaki hakikatlerdir. Kinayet kabilinde yalnız onlara delalet ederler. Kinayet kabilinden yalnız onlara delalet ederler. Mesela bir yere gitmek için işaret okları var mesela. Değil mi? Oku takip ediyorsun, hedefe varıyorsun mesela. Yani o oklar ancak oraya götürmek için. Yoksa okların bir başka bir değeri yok yani. Bu temsillerle de yani temsiller değil burada mesela olan. O temsiller kimselerle bizi aklımızı bir meseleye, bir manaya götürmek istiyor. Onun için yani ancak işte ona delalet ettiği şeyleri düşünmek lazım. Temsilin içerisinde fazla oyalanmadan. Kinayet kabilinden yalnız onlara delalet ederler. Demek hayali hikayeler değil, doğru hakikatlerdir. Hayali hikayeler değil, doğru hakikatlerdir. Yani insan gözüyle de hakikati göremez değil mi? Hakikati ne ile görüyor? İnsan aklıyla görüyor hakikati. Aklıyla görüyor. Ama gözüyle gördüğü örneklerden değil mi? Aklına ne yapılabilir? Bir yön verilebilir. Aklını bir yerlere insanın diye bir manalara götürülebilir yani. Demek hayali hikayeler değil, doğru hakikatlerdir. Bismillahirrahmanirrahim. Sen zur ila el ser rahmetillahi keyfe Evet. Evet. Bu Haşr Risalesi'nin 700 tane ayetten süzülmüş, gelmiştir diyor. Yani Kur'an'da 700 tane ayetten ayetin manalarından böyle süzülerek, değil mi? Onun sözü ilham edilmiştir diyor. Bu hepsi namına bir tane haşirle alakalı bir ayet-i kerime, sehir nevha gibi. Yani sadece bu ayetin tefsiri değil. Kur'an'daki haşirle alakalı bütün ayetlerden mülhemdir diyor değil mi? Oradan şey olmuştur. Üstadımız Barla'da onu duymuştum. Haşir hadisesi yazılmadan evvel bu ayet-i kerimeyi çıkıyor. Sabahtan akşama kadar böyle haykıra haykıra bağıra bağıra sanki böyle manen eee manasını açılması için fiili doğal olarak yani böyle teveccüh ediyor yani. Daha sonradan böyle ihtiyaç da var. Bu zamanda ondan sonra hem Allah'a iman hem ahirete iman hücum var. Değil mi? O hakikati böyle sağlam bir şekilde ortaya çıkarmak ve etrafını da Kuvvetli surlarla çevirmek lazım. Ondan sonra şeyde mesela hakikatın en sonunda öyle bir ifade var. "Haşir akidesi" diyor. Ondan sonra la 12 surla iç içe geçmiş 12 12 hakikat iç içe geçmiş 12 sur gibi bir kale teşkil etti. Hiçbir vehmin, vesvesenin haddi yoktur ki diyor. O surlara geçip o ıstıhasimdeki haşlı imanı sarsın mümkün değildir diyor. Onu sağlam bir şekilde etrafını hakikatlarda donatmış diyor yani. Şuralarda bir yere geçiyor mu? Kısmasın. Şöyle de geçiyor. Geçen 12 hakikat birbirini teyit eder, birbirini tekmil eder, birbirine kuvvet verir. Mesela bir hakikat ortaya koyduk, söyledik. Ondan sonra doğrudur mesela, doğru bir şey söylemişizdir ama eee bunu Yalanlamak isteyenler şehit şekillerle yalanlayabilir, iftira atabilir, onu çürütebilir vesaire bilir. Ama biz onun etrafını böyle sağlam bir şekilde donatırsa, bütün saldırı noktalarını kapatırsak, ondan sonra bütün sorulacak sorulara verilecek vesveselere hep cevap verilirse o mana, o hakikat kuvvetleşmiş oluyor. Sağlamlaşmış oluyor, yıkılmaz hale geliyor yani. Bu da belagatın bir beli kelamın bir özelliği yani. Risale-i Nur'da işte ortaya koyduğu zaten hakikatlar Kur'an'ın hakikatleri ama Kur'an'ın hakikatlarını öyle bir şekilde etrafını donatıyor ki yine Kur'an'ın hakikatlarıyla hiçbir şekilde onu sarsmak, yıkmak, yıpratmak mümkün olmuyor yani. Bunu burada güzelce ifade etmiş. En sondaki hatimlerde geçiyor. Geçen 12 hakikat birbirini teyit eder. Birbirini tekmin eder, birbirine kuvvet verir. Bütün onlar birden ittihat ederek neticeyi gösterir. Hangi vehmin haddi var, şu demir gibi, belki elmas gibi 12 muhkem surları delip geçebilsin. Ta hısn-ı hasinde olan haşr-ı imaneyi sarsın. La halkukum ve la basukum illa ki nefsin vahid ayeti-kerimesi ifade ediyor ki bütün insanlar halk olunması ve haşr edilmesi kudret-i ilahiye nispeten bir tek insanın halkı ve haşrı gibi asandır. Evet. Birader, haşir ve ahireti daha ucu kapıyor tabii bize. Soru diye. Birader, haşir ve ahireti basit ve avam lisanı ile ve vazıh bir tarzda beyanını ister isen öyleyse şu temsil hikayeciye Mefsümle beraber bak, dinle. Birader, haşir ve ahireti basit ve avam lisanıyla ve vazıh bir tarzda beyanını istersen haşir ve ahiret haşir haşr olma. Orayı da kapatalım mı? Sonra şey olursa açarız. Hasta olmayalım şimdi. Evet. Haşir ne demek? Haşir haşir meydanı var. Yani insanlar öldükten sonra cesetleri çürüyor. Değil mi? Kuyruk sokumunda nohut tanesi kadar bir üzüne tabir edilen bir kemik Cenabı Allah'ın emriyle muhafaza oluyor. Haşir ne yanında işte onun üzerine tekrar ceset-i insani Haşir Cenabı inşa edecek, bina edecek. Yani bu ceset hani ilk defa anne rahminde inşa ediliyor. En içine ruh yerleştiriliyor parabenme. Dini olarak da Haşir meydanında böyle bütün insanların hepsi bir anda beraber diye O şeyin üzerinde, tohum gibi o acıyüzlerin üzerinde bütün cesetler tekrar inşa edilecek, hayat verilecek, işte ruhları yerleştirilecek. O haşır, ikinci hayatın başlaması yani öbür sonra. Ahirette ahir hayat. Yani iki hayat var. Bir bu dünya hayatı, 60-70 sene yaşayacağız. İşte genel itibariyle rusus olarak değişebilir, daha az, daha çok olabilir. Ondan sonra ikinci hayat ise başladı mı? Ondan sonra son sırada devam edecek. İşte böyle bir hayatın varlığı olacağı gözümüzde görmediğimiz için bunu ispatlanmasını icap ediyor, değil mi? Havada kalmaması için. Burada ispat yapılacak ama diyor işte nasıl bir üslupla basit ve avam lisanıyla ve vazik bir tarzda. Basit yani sade bir şekilde böyle karışık değil, sade bir şekilde basit. Ondan sonra bir de avab lisanıyla. Avam lisanı var, havas lisanı var. Havas lisanı işte okumuş belli başlı şeyleri öğrenmiş kişilere mesela havas deniyor mesela işte. Avam ise bütün insanın Avam dilinden anlar. Yani göze hitap eden direkt böyle hiçbir şey bilmeden muhakeme ile insan anlayabileceği şekilde anlatmaya avam lisanı deniyor. Kur'an avam lisanı ile hitap ediyor. O zaman çünkü bütün insanlar hitap etmiş oluyor. O nev beşerinin %20'si havastır. Havas lisanı olsa %80'i mahmum kalacak. Havas lisanı olduğu zaman hepsi istifade edecek. Bir de onu bilmiyordum, bunu bilmiyordum, anlayamadım diye bir şey yok. Herkesin Anlayacağı bir dildir. Ondan sonra yani gözüyle bulayıyla tutuyor mesela. Yani böyle hemen gözün açmasıyla avam lisanı başlıyor. Onun için böyle bir üslup var. Basit ve avam lisanıyla ve vazıh bir tarzda. Vazıh dediği de yani böyle çok net, çok aşikar bir şekilde ortaya koyması yani meseleyi. Çok kuvvetli bir şekilde, vazıh, apaçık bir şekilde. Yani Haşr Risalesi okunduktan sonra eğer böyle orada ortaya koyduğu deliller anlaşılırsa yani şu dünyanın varlığı nasıl bize çok açık şüphe etmiyoruz. Ahiretin varlığı da ondan daha belirgin bir şekilde bize mesela alemimizde ikşaf edecek yani. Öyle bir ders var yani burada. Vazıh bir tarzda beyanını isterken öyle ise şu temsili hikayeciye nefsimle beraber bak dinle. Bir zaman İki adam cennet gibi güzel bir memlekete şu dünyaya işarettir gidiyorlar. Bir zaman iki adam cennet gibi güzel bir memlekete şu dünyaya işarettir gidiyorlar. Bakarlar ki herkes ev, hane, dükkan kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Bakarlar bakarlar ki herkes Ev, hane, dükkan kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Biz İskenderun'u da kıyaslayarak okuyalım mesela. Evlerin kapısı kapalı. Dükkanların kapısı kapalı, açık bile olsa bekçisi var. Değil mi? Gelerken çıkarken hani bir şey alıp çıkartamazsın. Hemen dur derler yani. Böyle ev, hane, dükkan kapıları açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Alabiliyorsun. yani. Mesela buradan bir markete girip ak parası ödemeni alıp gidebilir misin? Gidemezsin. Boş gittiğimiz bu şehirde kimse karışmıyor. Alabiliyorsun, götürebiliyorsun, şey yapabiliyorsun. Öyle bir şehir. Bakarlar ki herkes evhane dükkan kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para meydanda sahipsiz kalır. O adamlardan birisi her istediği şeye elini uzatır ya çalıyor ya gasp ediyor. İki adamdı. Birisi o adamlardan birisi her istediği şeye elini uzatıp ya çalıyor ya gasp ediyor. Hevesine tebaiyet edip her nevi zulmü, şefaati irtikap ediyormuş. Hevesine tebaiyet edip. Ne demek? Hevesine uyuyor. O an ne isterse onu düşünmeden hemen yapıyor. Hevesine tebaiyet ediyormuş. uyup her nevi zulmü, sefahati, akılsızlığı irtikap ediyor. Seçiyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. Demek o da oranın ahalisi de var. Onlar da karışmıyor yani onlara. Diğer arkadaşı ona dedi ki: "Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin. Beni de belaya sokacaksın. Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin. Beni de belaya sokacaksın. Bu mallar miri malıdır. Bu ahali çoluk çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam şediddir. Padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, dehalet et dedi. Evet, şimdi birinci arkadaşı bir daha okuyalım. Ne demiş? Ne yap diyorsun, ceza çekeceksin. Beni de belaya sokacaksın. Yani bu yaptıkların mutlaka sana sorulacak karşılığı. Bunların hesabını vereceksin bir gün. Ceza çekeceksin. Beni de belaya sokacaksın. Belki yani sen şey yaparken bize de ondan sonra zararın o konuda gel. Beni de belaya sokacaksın. Bu mallar miri malıdır. Miri malı ne demek? Devlet malı mı? Miri malıdır. Bu ahali çoluk çocuk Asker de olabilir. Bu mallar medeni malıdır. Bu ahali çoluk çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Mesela şeyde eee küçük dükkanlarda dükkan sahibi mal sahibi olduğu için hemen müdahale ediyor, değil mi? Ama büyük marketlerde daha büyük marketlerde adam mesela temizlik memuru. Sen oradan bir şey götürürsen sana karışıyor mu? Onun görevi orada o. İstersen yani herkesin görevi var. Orada görevini yapıyor. Ondan sonra burada da Ahadi'nin görevleri var. Kendi vazifeleri var. Onlar da meşgul. Onun için sana onlar ilişmiyor. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Aslında asker ama görüntüsü sivil. Şu işlerde sivil olarak istihkam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam şedittir. İntizam şedittir. Yani intizam çok şiddetli. Yani o intizamın intizam şiddetli olduğu zaman intizam azıcık ters hareket ettiğiniz zaman anında çarpar. Değil mi? İntizam şiddetli. Yani o intizam trafikte intizamlı akıyor. İntizamı uyarsan sıkıntı yok. Hafif intizamdan çıktığın anda değil mi? Hemen senin şey yapar. İntizam şiddetli yani bu intizamı muhalif hareket etme. Padişahın her yerde telefonu var. memurları bulunur. Çabuk git, dehalet et dedi. İntizam şedittir. Padişahın her yerde telefonu var. Ve memurları bulmuş. Yani sen her yaptığında şimdi her yerde telefon varsa, memur varsa, kamera kayıtları varsa onlar oraya böyle görüntü güzel olsun diye konmamıştır. Değil mi? Her şey çekiliyor. Ona göre muamele edilecek demektir. yani. Her yerde telefonu var, memurları bulunur. "Çabuk git, dehalet et." dedi. Bu intizama dahil ol. Fakat o sersem inat edip dedi. Yok miri malı değil, belki vakıf malıdır, sahipsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi ben edecek hiçbir sebep görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım dedi. Zaten burada gözümle görmezsem inanmayacağım dedi ya. Zaten burada şeyi söylemiş oldu yani. Ben gözümle gördüm. Gözümle görüyorum. Ondan sonra bu gördüğüme göre düşünüyorum yani gözümde görünce ondan sonra böyle görüyorum diyor yani. Esas bundan arkasındaki manayı aklıyla görmesi lazım. Ben gözümle gördüklerimle hareket ediyorum demiş o. Gözümle görmezsem inanmayacağım dedi. Hem filozofhane çok safsatiyatı söyledi. İkisi arasında ciddi bir münazara başladı. Evet, o kabil açalım mı abi ya? Havasız oluyor. Evvela o sersem dedi. İkisi arasında ciddi bir münazara başladı. Evvela o sersem dedi. Şimdi bir taraf ne dedi? İtizam şer'ettir dedi. Padişah var. Bütün eee her şeyden hesaba çekileceksin. Öbürü de de padişah yok. Haşa her şey serbest. Tam dibine zırt şeyler, değil mi? O zaman öyle olunca otomatik ile ne oluyor? Münazara başlıyor yani. Ya o ya o. İki tarafta birbirine işinde kendi şeyini ondan sonra doğru davasının doğruluğunu ispat etmek için bir ya o ona inanacak ya ona inanacak. Mutlaka birisi galip gelecek yani. Münazara sonucunda. İkisi arasında ciddi bir münazara başladı. Evvele o sersem dedi. Padişah kimdir? Tanıma. Sonra arkadaşı cevap, ona cevaben bir köy muhtarsız olmaz. Bir yine ustasız olmaz. Sahipsiz olamaz. Bir harf katipsiz olamaz. Biliyorsun. Nasıl oluyor ki? Nihayet derecede muntazam şu memleket hakimsiz olur. Evet, bizim çok kullandığımız bir delil değil mi? Bir köy muhtarsız olmaz. Bir bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf katipsiz olamaz, biliyorsun. Bak bu biliyorsundur da büyük bir belâgat var gene. Bunları biliyorsun yani. Bir köyün muhtarı Olmayacağını biliyorsun. Bunu hani tartışmaya gerek yok yani. Bunu biliyorsun zaten. Birinin ustası olmaz. Bunu da biliyorsun. Sen bildiğin doğru bildiğin şeylerden kapatacağım demiş oluyor. Önce bir bunları bildiğini bir iptal et. Bundan sonrası kolay. Sahibisiz olamaz. Bir harf katipsiz olamaz. Bir harf katipsiz olamaz. Bir A harfi var. Ve mutlaka bunu yazan bir katip olması lazım. Bir iğne var. Mutlaka bunun bir ustası olması lazım. Bir köy var. Mutlaka bu köyü bir idare eden bir muhtarı ol Olması lazım. Biliyorsun bunları. Nasıl oluyor ki nihayet derecede muntazam şu memleket hakimsiz olur? Şimdi kıyaslayarak gidelim. Mesela bir harf katipsiz olmazsa 10 tane harf bir kelime katipsiz olur mu? O hiç olmaz. 5-10 tane kelimeyi bir yere getir cümle katipsiz olur mu? Bu hiç olmaz. Paragraf, sayfa Bölüm, kitap, değil mi? Harf kadimiz olmazsa kitap hiç olmaz. Bir köy muhtarsı olmazsa 10 tane köy, ilçe, il, bir memleket mutlaka ona göre bir padişahı idaresi olacak. Veya bir iğne ustası olmazsa değil mi? Ondan daha mükemmel mesela bir makas, daha mükemmel bir ne diyelim? Ondan sonra Makastan daha şey ne var? Daha ileri. Mesela bir kol saati mesela elektronik veya mekanik bir kol saati. Daha ondan daha şey mesela. Orada bir çark ustası olmasa orada 100 tane 1.000 tane çark var mesela. Bir araya yetirmiş. Bir robot mesela daha şey mesela mutlaka bunların ustası vardır. Değil mi? Yani bunu kabul eden onu da kabul etmek zorundadır yani. Bir harfin iki harfi katipsiz olamayacağını kabul eden bir kişi kitabını da katipsiz olamayacağını kabul etmek zorundadır. Evet. Nihayet derecede muntazam şu memleket hakim olur. Ve bu kadar çok servet ki her saatte bir şimpendifer haşiye seneye işarettir. Evet bahar mahzen-i erzak bir vagondur. Gayb'ten gelir. Bu kadar çok servet ki her saatte bir şimpendifer gayb'ten gelir gibi kıymettar musanna dolu gelir. Bir iğne ustasız olmazken bir şimendifer. Şimendifer tren. Tren de de 8-10 tane 20-30 tane vagon takılır, değil mi? Her vagonda da bir sürü mal olur yani. Bir iğne sahipsiz değilse bir tren, trendeki vagonlar, oradaki mallar nasıl sahipsiz olacak? E şimdi bahar bir tren Nedir diyor? Bahar gelirken vagon vagon değil mi mesela geliyor. Kirazlar geliyor, misketler geliyor, üzüm yani sırayla böyle vagon vagon geliyor mesela yani. Ta yazın başlarında şeye kadar son bahara kadar 8 10 ay 6 7 ay habire geliyor. İlk gelenler ne? Bak kim sizin başınız var ya. İlk ne var onun? Erikten mi geliyor ilk başta? Tutan mı geliyor? Tutan bir yemiyor musun? İlk vagonlarda onlar geliyor, açılıyor hediyeler. Sen bilirsin, sayısın, köy çayı mı? İncirler mi geliyor? Ne geliyor? En son, en son vagon ne? Kavun, karpuz mu? Var mı geliyor en son? Geliyor ama değil mi? Sırayla geliyor yani. Evet. Bak bana bahar dolusu geliyor ya. Nasıl sahipsiz olacaktım ben? Nasıl ustası olacağım? Yani burada dökülüyor, gidiyor. Nasıl sahipsiz olur? Mesela şöyle plastikten bir portakal ağacı düşünsek, plastikten portakallar, plastikten dallar, plastikten yapraklar. Değil mi? Hiç kimse demez ki yani bu kendi kendine oldu. Yersen yemezsin, büyümez, hayat canlı portakal ağaçları değil mi? Hayat dolu şey yapıyor yani. Basit bir şeklini bile insan tesadüfe veremez. Şekil olarak bile yani o şekil kendi kendine olmaz yani. Şekli bile öyle. Rengarenk mesela boyarsan rastgele o boya olmaz. Boyasını kendi kendine veremezsin. Eee onlar hayatlar vitaminli vesaire. Onlar hiç şey olmaz. Burada dökül dökülüyor, gidiyor. Nasıl sahipsiz olur? Ve her yer Görünen ilannameler ve beyannameler, her mal üstüne görünen tura ve sikeler, dangalar, her köşesinde sallanan bayraklar nasıl maliksiz olabilir? Yani o ağacın yapraklarını her birini bir bayrak olarak düşünebiliriz, değil mi? Bir bayrak gibi. Nasıl maliksiz olabilir? Sen anlaşılıyor ki bir parça frengi okumuşsun. Bu İslam yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun. İşte gel en büyük fermanı sana okuyacağım. O sersem döndü dedi. Haydi padişah var. Ne oldu? Şimdi birinci kademeyi geçtik. Tamam yani o kadar padişahın varlığına dair o kadar kuvvetli şeyler padişahın eserlerinden o kadar güzel örnekler verdin ki artık padişah var. Onu kabul ediyorum diyor. Haydi padişah var. Fakat benim cüzi istifadem ona ne zarar verir? dedi. İkinci soru bu. Yani ben istediğim gibi yaşasam şu dünyada yani. Ne olacak yani? Bana karışmasa yani. Değil mi? Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur. Ceza görülmüyor. Zaten de bir şey demez herhâlde. Hapiste yok. Ondan sonra filan. Yani bunu insanlar belki böyle eee, ifade etmiyorlar ama yaşattıkları şeye baktığın zaman bu mana ifade ediyor yani. Değil mi? Yaşantının o uzatmasından. Konuştursan belki bu şekilde konuşa konuşması gerekir ama konuşamayabilir. Ama bunu demiş oluyor. Evet, bu buna nasıl bir cevap vereceğiz? Deşetli bir soru. Belli birinci sorudan daha zor bu. Birincisi kolay gene. Evet, buna nasıl cevap vereceğiz? Sıcak mı oldu gene? Bir tane açalım Tamam mı? Mustafa üşüyeceksin ama fedakarlık yaptığın için mükafatını alırsın yani. Onu yukarı doğru çevirecek, yukarı düşecek. Sapını yukarı kaldır. Ucunu. Önce kapatacağız sonra açacağız. Önce aşağı sonra yukarı. Evet soruyu bir daha okuyalım. Haydi padişah var. Fakat benim cüzi istifadem ona ne zarar verebilir? Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur. Ceza görünmüyor. Arkadaş ona cevaben dedi. Bak bu cevap çok bakalım cevap olacak mı yani? Cevap verecek. Tam tefekkür edelim, düşünerek şey yapalım yani. Arkadaş ona cevaben dedi. Ya Şu görünen memleket bir manevra meydanıdır. Yani burası yeme içme keyif etme yeri değil. Burası şu görünen memleket bir manevra meydanıdır. Burası manevra meydanı yani. Sen bulunduğun yer manevra meydanı. Manevra meydanı ne demek? Manevra manevra yapalım diyor ya. Manevra yapma. Manevra bir şeyin kabiliyetlerini ortaya koyuyor değil mi? Mesela arabayla manevra yapıyor adam. Arabanın kabiliyetlerini ortaya koyuyor. Manevra ile yoksa anlaşılmaz. Bir viraj alıyorsun mesela arabanın manevrasında kabiliyet ortaya çıkıyor. Veya sürücüsünün kabiliyeti ortaya çıkıyor. Değil mi? Yani manevrada onun kabiliyetlerinin sergilendiği yeri. Yani burası bir padişah tarafından bakarsak padişah kudretini, ilmini, maharetini gösteriyor, manevra meydanı. Öyle düşünebilir. Bizim tarafımızdan bakarsak da burada herkes kendi inancını, imanını, şahsiyetini, ciddiyetini, insanlığını ve de kendi mahiyetini göstermeyi kim nedir, ne kadar anlamıştır manayı, anladığı manayı burada ifade etme yeri. İki şekilde de düşünebiliriz. Manevra meydanı, imtihan meydanı yani. Hem sanayi-i garibi-i sultaniyenin Beşeridir. Burası nedir? İşte bulunduğun yörede hani mukteza-i hale mutabık söz söyleme ya belagat. Aynı zamanda mukteza-i hale mutabık davranma da belagattır. Mesela okulda yazsan öğrenci gibi davranacaksın. O da belagattır. Eve geldiğin zaman babaysan, aile eğiticisi isen baba gibi davran. O da belagattır. Komutansan şimdi evde komutanlık yaparsan belagat olmaz. Komutanlığı Kışta da yapacağım. Evde baba olacaksın. Yani bulunduğun yere uygun hareket belagat oluyor. Misafirsen orada misafir gibi davranmaktır belada doğru olan. Ev sahibi Olduğu zaman ev sahibi gibi. Şimdi burası nedir? Dünya sanayi-i garibi-i sultani'nin meşheridir. Sultanın mucizevi sanatlarını sergilediği, gösterdiği yerlerdir. Sergis burada mukabele nedir o zaman? Bu eserlere bakıp sultanı tanımak, sultanın maharetini, kabiliyetini, cemalini görüp mukabele etmektir. Sanayi-i garibi-i sultaninin meşeridir. Hem muvakkat temelsiz misafirhaneleridir. Mesela buraya geliyorsun. Hemen yeri devam edip gidiyorsun. Ondan sonra mesela adam birkaç günlük şeyde temel atmıyor değil mi? Direkt böyle basit bir ev yapıyor veya çadır kuruyor ve hiçbir şey yapmıyor mesela. Ama kalıcı 40-50 sene bir oturacaksa sağlam temel atıyor. Adamın temelinden kaç gün kalacağını anlayabiliyorsun yani temelsiz. Yani buraya gelen burada kök salmıyor. Geliyor, ümitle duruyor, gidiyor. Yani burası böyle şey yeri değil. Keyif alma, ne bileyim eğlenme yeri değil. Burada belli bir süreliğine gelip ve gidiliyor. Sonunda ölüm var, hastalık var. Yani burası bir misafirhane, bir sefer yeri, geçici bir yer. Geçici bir süreliğine getiriliyor. Demek bu amaç burada eee şey değil. Bunun amacı mesela burada mesela imtihan salonlarında adam bir saat oturtturuluyor. Ondan sonra yere kalkıp gidiyor. Oradaki amaç yani oraya oturması değil. O süre içerisinde imtihan oluyor. Muvakkat temelsiz misafirhaneleridir. Görmüyor musun ki her gün bir kafile gelir, biri gider kaybolur. Saniye bazında düşündüğümüz zaman işte günde saniyede 4 tane insan doğuyormuş, değil mi? 4 tane insan bölüyor. Sen günde 300.000, 500.000 insan geliyor bu dünya misafirhanesine. Bu günlük ortalama aşağı yukarıda o kadar da. Yani büyük bir kervansaray, misafirhane. O kadar insan geliyor bu taraftan. Geliyor dünyaya. Öbür taraftan da mezarlara. Bir o kadar da belki daha fazla biraz işte. Oradan da mezaristan'a girip oradan gidiyor. Her gün bir kahve ile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar, boşanır. Memlekette mezaristanlar böyle kazmayla açılır. Günde birkaç tane falan, bir tane, iki tane. Şu Ankara'da Karşıyaka mezarlığına bir mezarlığa gitmiştik. Cenaze için 1.000 şişe var orada, kepçe. O kepçenin sahibi eee Operatör ile konuşuyor. Ben diyor burada 2-3 sıra açıyorum Ergin diyor. Bir sıraya 40-50 tane yani öyle sıra sıra açıyor yani tek mezar açmıyor. Açıyor mu böyle boydan boya? Yine 40-50 tane 2-3 tane belki yani her gün böyle eder. Zaten orada şey çevre yolu vardı. Çevre yolunun kenarına yapmışlar. Dolmuş, atlamış öbür tarafa. Gidiyor yani her gün belli bir şey. Yer üstü geniş yani ondan sonra. O şekilde yani her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur, daima dolar, boşanır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek. Bu ahali başka ve daimi bir memlekete nakledilecek. Bu ahali başka ve daimi bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza ya mükafat görecek dedi. Orada oradaki şeyler, muameleler buraya göre olacak. Burada eğer misafirhane sahibinin rızasına uygun hareket et onun dernek uygun onun rızasını gözetmişse o zaman orada mükafat görecek. Ya da ceza görecek. Orada herkesin hizmetine mukabil ya ceza ya mükafat görecek dedi. Demek ki insanın aleminde kalbimizde Allah'a imanı ve ahirete imanı çok sağlam bir şekilde yerleştirip her yaptığımız hareketi ona uygun şekilde ona muvafık şekilde yapmamız lazım yani. Allah'a iman bizi gören bütün amellerimizi gören bir zat var. Bizim onun emirleri var. O emirlerine göre doğru mu yapıyorum, yanlış mı yapıyorum? Diye sürekli onu düşünmemiz lazım. Bir de bu dünyadan sonra başka bir âleme gideceğiz. Orada ondan sonra mükafat Görmek için yani buradaki yaptığımız ameller orada bize mükafat olarak dönmesi mükafat olarak dönmesi lazım. Orada başımıza bela olacak şekilde olursa yanlış olur. Onu da gözeterek şey yaparsak inşallah hiçbir zaman üzülmeyiz, pişman olmayız yani. Evet. Yine o hain sersem temerrüt inanmam. Hiç mümkün müdür ki bu memleket harap edilsin? Başka bir memlekete göç etsin dedi. Bunun üzerine Emin arkadaşı dedi. Madem bu derece inat ve temerrüt edersin. Gel hat ve hesabı olmayan delâil içinde 12 suret ile sana göstereceğim ki bir mahkeme-i kübra var. Bir Dar-ı mükafat ve ihsan ve bir dar-ı mücazat ve zindan var. Ve bu memleket her gün bir derece boşandığı gibi bir gün gelir ki bütün bütün boşanıp harap edilecek. Madem bu derece inat ve temerrüt edersin. Ve mutlaka böyle inanmamak için inat ediyorsun, temerrüt ediyorsun. Ama sana böyle o kadar kuvvetli deliller, bülhanlar ortaya koyacağım ki artık inanmak zorunda kalacaksın yani. Gel had ve hesabı olmayan delâil içinde deliller içerisinde 12 suret ile sana göstereceğim ki bir mahkeme-i kübra var. Mahkeme-i kübra. Kübra neydi? Büyük, büyük bir mahkeme var. Mahkemenin büyüklüğünü iki şekilde düşünüyorum ben. Yani bütün insanların hepsinin yargılandığı bir mahkeme, büyük bir mahkeme. Bir de her insanın her amelinden yargılandığı. Mesela burada mahkemelerde bir başından bir olay geçmiştir. O yargılanır. Değil mi? Orada bütün hayatın boyunca her verdiğin karardan iradeni her kullandığın tercihten tek tek şeye geçecek. Mesela sabah namazı kalktın. Tamam artı. Öğleni kaçırdın, eksi. Mesela yani her irade hepsi tek tek yani bir şey atlama yok. Hepsi tek tek. Artıysa mükafat, eksiyse şey böyle büyük bir mahkeme. Ve her insan yani orada çıkacak sonuca göre eğer beraat ederse mahkemeyi adam mahkemeden beraat beraat edince nasıl seviniyor? Herkes haber veriyor. İyi sonuçlar diye diğer sonuçlar diye. Hani kötü sonuçlar ne olacak yani? Ama oradaki mahkeme Da beraat edersen sonuç nedir? Cennetin kapıları açılacak. Buyurunuz. Uyurmaz mıydınız diye cennetin saraylarına davet edeceğiz yani büyük eee bir güzel bir sonuç yani. Beraat edemedin. Bu sefer de kapı cennetin kapıları kapanıyor. Cehennemin ağzı açılıyor bu sefer. Yutuyor ondan sonra yani çok büyük dehşetli bir şey yani. Mahkeme-i Kübra en ufak bir şeyde bir insan yargılanırken ne kadar yüksek üfürüyorsun, korkuyorsun yani. Haklı olduğunu biliyorsun, suçsuzsun. Bunlar ne olur ne olmaz diye insan yine engeli çekiyor ya. Değil mi? Bir Mahkeme-i Kübra var. Bir dar-ı mükafat ve ihsan. Mükafat yeri, ihsan yeri var. Bir dar-ı mücazat ve zindan var ve bu memleket Bir gün her gün bir derece boşandığı gibi bir gün gelir ki bütün bütün başanıp harap edilecek. Demek ki doğruluk mesela İslamiyet doğruluktur diyor değil mi? Doğru. İman doğruluktur doğru. Doğru olması lazım. Doğruluk çok önemli İslamiyette. İman iman da doğruluktur. Yani doğru nedir? Doğru var, yanlış var, değil mi? Doğru. Mesela Allah'ın varlığı doğrudur, değil mi? Bir doğrudur. Allah'ın varlığına inanmak doğru bir inançtır yani. Çünkü bir hakikattir, vardır yani. Var olan şeye inanırsan doğruya inanmış olursun. Ahiret de olacaktır. Ona inanırsan yine doğru bir inanç yapmış olursun. O inandıklarına göre, doğruya göre yaşarsan o da doğru olur. Mesela bir insanın yaptığı yanlış Bu doğru mu? Ne de anlayacaksın. Yaptığı şey doğrulara uygunsa o zaman doğrudur. Yanlışsa yanlıştır. Yani doğru en büyük doğru Allah'ın varlığıdır. İkinci en büyük doğru ahiretin varlığıdır. Üçüncüsü en büyük doğru Hazreti Muhammed'in değil mi? Peygamber, Allah'ın Resulü elçisi olmasıdır. Ondan sonra da ibadettir. Yani dört tane büyük doğru var. Kur'an'da dört temel konusu vardır diyor. Tevhit, nübüvvet, haşir, ibadet ve adalet. Tevhit, Allah'ın varlığı. Birinci doğrumuz bu. İkincisi ondan sonra nübüvvettir. Cenabı Hak eee bizim için ondan sonra bize emirlerini, yasaklarını, rızasını, her şeyini bildirdiği bir elçisi vardır. Nübüvvet hakikatı doğrusudur. Bir de o nübüvvet hakikatına uygun yaşadığımız zaman haşir ebedi mükafat gelecek. O doğru yaşamak nedir? İşte dördüncüsü de ibadet ve adalet üzerine yaşarsan dört şey var zaten. Allah'ın varlığı, bizim varlığın yani Allah'ın bize olan rahmeti tecellisi bizim mukabelemiz. Bunun neticesi bunda kimi kendimize örnek alacağız? Üç dört tane şey var. Yani bu doğru dört doğruya göre yaşadığımız zaman dost doğru bir insan oluruz. Dost doğruda nereye gideriz? Kendimiz cennete gideriz yani. Öyle yani. Onun için bu doğruları sürekli âlemimizde canlı hayatlar tutmalıyız ki sürekli onlara göre kendimizi onlara göre yanlış yapmayalım diye. Onlara göre sürekli hatırlayalım. Evet, 1. suret şimdi bu doğrunun doğru olduğunu 12 tane doğruyla gösterecek yani. 1. suret hiç mümkün müdür ki bir saltanat bahusuz böyle muhteşem bir saltanat hüsnü hizmet eden mutilere mükafatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde bir mahkeme-i kübra vardır. Hiç mümkün müdür ki bir saltanat? Saltanat saltanat ne demekti? Saltanat. Yani otorite falan diyebilir miyiz saltanat bizim? Yani diğer başka bir kelime kullanacak olursak ondan sonra Babadan oğluna geçen sistem. İşte bunlar böyle. Osmanlı'yı kötü öğrenecek için okullarda beynimizi böyle yıkıyorlar yani. Ondan sonra. Saltanat demek Yani orada bir şeyin mananın, bir gücün hakim olması demektir yani. Bir güç mesela. Kafana göre hareket edemezsin yani. Burada bir saltanat var. Ona boyun eğeceksin mesela. Okula gidiyorsun mesela. İstediğin zaman gidip gelebiliyor musun? Her odaya girebiliyor musun? İstediğin gibi bağırıp çağırabiliyor musun? Oranın bir Orada güç var yani, otorite var. Ona itaat etmen isteniyor. Değil mi? Orada nizam var, intizam var. Oranın bir düzeni var. O düzen korunuyor yani herkesin o düzene itaat etmesi isteniyor. İtaat edenler oradan istifade ediyor. Etmezse hadi hadi Allah diyorlar değil mi? O da fazlası. Kapana göre yaşayacağın bir yer bu. Yani burada yaşayacaksan öğrenci olmak istiyorsan buranın kuralları var. Onu uyacaksın. Orada saltanat Saltanat var yani. Saltanat her yerde var. Saltanat olmadığı bir yer yok. Yola trafiğe çıkıyorsun saltanat yok. Hemen cezayı basıyor öyle değil mi? Yönetme gücü oluyor. Ama işte o güç şeye karşı itaat ve isyana da hemen cevap veriyor yani. Şimdi bakıyoruz kainata hani temsil aşalım. Zerrelerden yıldızlara kadar bir güç hükmediyor mu? Her şeyi nizamla intizam altına almış mı? Zerreler başıboş rastgele hareket edebiliyor mu vücudumuzda? Güneş rastgele hareket edebiliyor mu? Dünya her şey Allah'ın nihayetsiz kudreti altında onun nihayetsiz muhteşem bir yüksek bir nizamına boyun eğmiş itaat ediyor değil mi? Bizim zerrelerimiz itaat ediyor. Havanın zerreleri de, hayvanın zerreleri de, toprağın zerreleri de. En büyük şirimler, güneşler, yıldızlar değil mi? Onlar bile değil mi? Büyüklüğüne güvenip başını çıkarmıyor nizamın imtidanından dışarıya. Saltanat. Böyle muhteşem bir saltanat var. Bir saltanat bahusuz böyle muhteşem bir saltanat. Hüsnü hizmet eden mutilere mükafatı. Şimdi biz mesela bu saltanat kanun şeklinde cereyan ediyor değil mi? Kanunlar iradesi ile Cenab-ı Hak kanunları tayin etti. Kanun. Kanunlar var. O kanunlara göre hükmediliyor. Fizik kanunları, kimya kanunları yani bütün her şeyi Cenabı kanunlar vazetmiş. O kanunlara göre hükmediyor. Değil mi? Biz şimdi o kanunlara göre onları uyarsak istifade ediyoruz. Elektriğin kanunu var. Değil mi? Çıplak ile dokunacaksın, plastik bir malzeme ile dokunacaksın. O zaman seni çıkarpmıyor. Yok ben çıplak el ile edeceğim dediğin zaman senin odanı aydınlatan, asansöre binip seni dört kat yukarı çıkartar hizmetkar. İtihat edersen sana hizmet ediyor. Onu kanun onunla boyun eğersen, eğmezsen bu sefer sen ne yapıyorsun? Yakıyor, atıyor efendim. Yani bu saatinde artık görüyoruz. Neyse yani mesela demir çelikte adam şeyin içine düşüyormuş. O demirin erittikleri potaya sadece arkasından bir tane yeşil duman pıt diye çıkıyor oğlum. Geliyor, dalıyor önüne seni. Şiddetli nizam insanlar. Değil mi? Yani itaat etmezsen çok acı şeyler olabiliyor. Ettiğin zaman da o demir sanal eee araba oluyor, biniyorsun üstüne, gidiyorsun. Uçak oluyor, biniyorsun, uçuyorsun aynı demire mesela. Yani kainatta bunu görüyoruz. İnsanın şiddetli. Şimdi Cenabı Hakk'ın madde alemindeki nizamı böyle şiddetli olsun. Bütün bunların gayesi, hedefinde olan insan Bunlar insan için var. İnsanlık aleminde nizam ve intizam olmasın. Orada şiddetli olmasın. Olabilir mi öyle bir şey? Mesela bakıyorsun mesela bir yere gidiyorsun. En basit olaylar da taviz yok. İşte teferruatlarda, şeylerde. Onun asıl amacına yönelik şeylerde taviz olur mu? En düşük rütbeliler acayip sorguya çekiliyor. En yüksek rütbeliler başıboş bırakılır mı? Vazifesi, ehemmiyetine göre değil mi? Çünkü kainat yerlerinin rütbesi en yüksek insan. Zerreler başı başı bırakılıyorsa insan hiç başı başı bırakılmıyor insan. Başı başı bırakılıyormuş gibi görülüyor. O hikmet ilahi ile ikizliyor. Yani bu böyle devam etmeyecek. İmtihan süresince bir şey denmiyor. İmtihandan sonra çok şiddetli şeyler bekliyor yani. Bin saltanat bazısı böyle muhteşem bir saltanat Hüsnü hizmet eden mutilere mükafatı, isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde bir mahkeme-i kübra vardır. Yani şey ne olmuş oldu? Birinci delil hani böyle akılda kalsın diye saltanat. İkinci delil saltanat delili oldu. Yani kainattaki saltanattan itaat edenlere mükafatın olması gerektiği, isyan edenlere mücazat, ceza olması gerektiği. Eee burada olmadığı olmadığına göre o zaman başka bir yerde bu ceza ve mükafat olacaktır. Diye olan ispatını bu şekilde yapmış oldu. İkinci suret bu gidişata icraata bak. Bu gidişata icraata bak. Gidişat bir olayın böyle seyreden, devam eden bir olay değil mi? Ona bakıyorsun. Nereye gidiyor? Gidişata, icraata bak. Nasıl en fakir, en zayıftan tut ta herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor. O o şehirde, o memlekette bakıyoruz. En fakir, en zayıftan tut ta herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor. Bakıyorsun hastalar var, ihtiyarlar var. Kendi şeyini karşılayacak zayıflar var. Bir taraftan düşmeler vesaire de var ama herkes ise mükemmel, mükellef, erzak veriliyor. Kızık veriliyor. Mükemmel böyle kusursuz, noksansız böyle her şeyle böyle eee tam bir şekilde mükemmel. Mükellef de lezzeti, tadı, her şeyle falan böyle mükellef, keyfiyetli rızıklar veriliyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Ambulans geliyor, götürüyor. O doktorlar geliyor, gidiyor. Mesela adam hiçbir şey yapmasan bir şey demeyecek mesela. Ama onun bütün ilaçları, bakımı, her şeyi takip ediliyor mesela. Ne anlarsın bu kadar? Hem gayr-kıymetvar ve şahane tamamlar, kaplar, burası nişanlar, müzeye yenemsi ler, muhteşem ziyafetler vardır. O şehirde dolaşıyorsun. Böyle Pejmürde başıboş bir şehir değil. Kıymetli ve şahane tahamlar var. Çok güzel yemekler yapılmış, çok güzel gıdalar hazırlanmış. Eee, kaplar, murasa nişanlar var. Her tarafta böyle kıymetli, değerli eşyalar, kaplar, şeyler, müzeyin elbiseler var. Süslü, ziynetli elbiseler, muhteşem ziyafetler kurulmuş böyle şehrin bazı yerlerinde. Güzel sofralar, güzel fevkalade şehirler böyle. Değil mi? Yani eee, böyle aciz bir padişah olsa veyahut da böyle fakir bir ülke olsa bunlar olmaz. Demek ki güçlü, kudretli bir şeyi var Kur'an'ın yani. Sultanı var demektir. Değil mi? Şefkatli, merhametli bir sultanı var demektir. Muhteşem ziyafetler vardır. Bak senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder. Oradaki ahaliye bakıyorsun onlar da hep hep nizam-ı insaniyet dergisinde başıboş hareket eden bir şey yok. Kimse zerrece haddinden tecavüz Etmez. Bakın güneş bir gün orada bir gün burada yani ortasından çıkmıyor yani. Neyse havası, suyu, toprağı, ağacı, hayvanı, arısı yani hepsi böyle neyse planın programı onun üzerine akıp gidiyor. En büyük şahıs en büyük bir itaatle mütevazi ane bir kavf ve heybet altında hizmet eder. Bakıyorsun bir asker de çok korku içerisinde, endişe içerisinde vazifesi tam yapıyor. Bakıyorsun en yukarıdaki askeri silsilesi eee silsilesi içerisinde en büyük ne oluyor? General mi oluyor? O general mi oluyor? Bakıyorsun o da böyle. Aynı hassasiyette, aynı heyecanda itaat ediyor. Arasında fark yok yani. O zaman ne anlıyorsun? Demek şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi pek Geniş bir merhameti var. Kimsesi hastalara çok güzel bakılıyor. Demek hepsini tespit ettirmiş, takip ettiriyor değil mi? Şefkati var, merhameti var. Pek büyük izzeti, pek celalli bir haysiyeti namusu vardır. Yani izzet, haysiyet, namus değil mi? Hürmet istiyor, itaat istiyor. En büyük küçüğüne, en büyüğüne kadar. Halbuki kerem ise İnam etmek ister. Merhamet ise ihsan sız olamaz. İzzet ise gayret ister. Haysiyet ve namus ise edepsizlerin tedibini ister. Halbuki şu memlekette o merhamet, o namusa layık yinden bir iz yapılmıyor. Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Yani o par o şeyin, o şehrin, o memleketin nasıl bir sultan-ı padişah olduğunu gösteren emareleri söyledi. Bir taraftan da o parca böyle yapması lazım. Ama bir hikmete binaen işte eee o adalet, o merhamet tam tecelli etmiyor. İntan sır muktezasınca oranın işte makamı münasebetince mesela öğrenciler imtihan salonundayken ikaz ediliyor mu veya cezalandırılıyor mu? Orasının makamı ceza yeri değil. Orası imtihan yeri yani. Şu an dünya imtihan yeridir. Şu an şu an imtihan oluyor. İnsanlarda ölçüm alınıyor yani şey alınıyor. Durum tespiti yapılıyor yani veyahut da hal tespit şey yapılıyor yani. Şu anda mukabele yeri değil burası. Ama bakıyoruz ki çok hassas 20.000 intizam var, şiddetli. O zaman bu oradan anlamak icap ediyor. Sonuçlara göre. Ondan sonra o merhamet devam edecek mi, etmeyecek mi? Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Şimdiki o zaman şöyle bakalım. Atlayalım. Şuradan da hakikat kısmından okuyalım madem. Hani sürekli evvel hakikatını okuyalım ki şey olmasın. Birinci hakikat bab-ı rububiyet ve saltanattır ki ismi Rabb'in cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki şey-i rububiyet ve saltanat-ı uluhiyet Ba'd-ı Husus sayfasını bulan varsa 38. Birinci hakikat bab-ı rububiyet ve saltanattır ki ismi Rabb'in cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki, şey-i rububiyet ve saltanat-ı uluhiyet bağ husus böyle bir kainatı kemalatını göstermek için Gayet ali gayeler ve yüksek maksatlar ile icat etsin. Onun gayet ve makasıdına karşı iman ve ubudiyetle mukabele eden müminlere mükafatı bulunmasın. O makasıdı red ve tahkir ile mukabele eden ehli dalalete mücazat etmesin. E şimdi şey-i rububiyet, saltanat-ı uluhiyet. Bahusut böyle bir kainatı Kemalatını göstermek için gayet ali gayeler yüksek maksatlar ile icat etsin. Gayet ali gayeler yüksek maksatlar ile icat etsin. Mesela şu el geçen aklıma geldi de. Mesela şimdi bu elin maksadı gayesi ne? Bir şey tutmak değil mi? Mesela tutmak için bunun böyle kavrayacak şekilde alması lazım. Bak alabiliyor. Kemikler ona göre verilmiş. Hareket etmesi lazım. Hareket ettirecek ne gerekiyor? Kas donatılması gerekiyor. Bak kaslarla donatılmış. Bunun yönetilmesi lazım. Demir, irade oraya gidecek. Bakıyorsun sinir sistemi ile onların hepsini yönetecek şekilde o iletişim kurmamız lazım. Bakıyorsun sinir sistemi yerleştirilmiş. E güç verilmesi lazım yani sıktığı zaman değil mi? onla besleniyor mesela. Yani bir hedef var. Hedefe göre ne gerekiyorsa ondan sonra eee güzel mesela işte güzelce ne olmuş? Zarar görmemesi için içindeki şeyler güzelce kılıf geçirilmiş, değil mi? Mesela vesaire mesela. Bir amacı var. Bu amaca göre mükemmel bir şekilde eee şimdi bu kendi kendine olacak bir şey mi? Bu sistem bu kadar 4-5 tane ayrı şeyi öyle bir araya mezun etmiş ki, değil mi? Mükemmel bir cihaz haline gelmiş mesela. Şimdi bu kendi kendine bak. O neyi gösteriyor? Rububiyetinin, saltanatının kemalini gösteriyor. Kemalatını gösteriyor. Yani şu eldeki kemalat ustasının değil mi? Rubiyetindeki, icraatındaki, ilmindeki, hikmetindeki hepsi kemalatı gösteriyor. Bütün kâinatı böyle düşünebiliriz. Ağıcı da böyle yaratıyor. Baharı da böyle yaratıyor. Hedefe, şeye göre. Şimdi bu bütün her şey Cenabı Hak kendi kemalatını göstermek için yapıyor. Ve ehli iman da bütün bu kainatı, Allah'ın sergilediği bu sanatlara bakarak Cenabı Hakk'ın kemalatını görüyor. Kudretinin, kemalatının, ilminin, sanatının, mehaleti, her şeyin kemalatını, kusursuzluğunu görüyor. Ve maşallah barekellâh deyip hürmetle sena ediyor. Onu takdir ediyor. Şimdi bu insana O rubetin sahibi nasıl mukabil eder yani? Değil mi? Artık bu insanın bu böyle bir seviyeye gelmiş, böyle şuur ve idrak ve bu şekilde hürmetli ve saygılı saygılı bir vaziyete gelmiş bir insan. İyi maşallah anladın hakikatleri. Hadi yok ol bakalım değil mi? Yok. Değil mi? Aslen yok olmaması gereken, varlığı devam etmesi gereken bir mertebeye gelmiş. Öyle bir şuurun, öyle bir imanın var ki değil mi? O iman ve şuurun sayesinde senin yaşaman lazım artık yani. Yok olmaman gerekiyor. O bu kemalatı daha müşaşa şekilde görebileceğin başka alemlere gitmen gerekiyor. Yani o imana karşı artık onun mukabilisi ne olacak? Yani iman edenlere karşı artık o ne yapacaktır? Daha iman ve ubudiyetle mukabel edenlere mükafat olarak verilecektir. Başkasını düşünelim şimdi. O da hiçbir şey görmedi. İnkar etti. Anlamadı. Etmedi, tutmadı. Bunu bir şey hak ediyor mu artık? Bir değeri var mı? Bir şey hak etmiyor ki yani. Değil mi? Dünyada ne yapacağını bilemedi. Bu cennette ne yapar yani? Değil mi? Dünyaya burada layık olamadı ki gördüklerine. Sene de gitmeye gitmiş olmuyor o zaman yani. Burada Adem'e yokluğa gitmesi lazım tekrar geldiği yere. Cenabı Hak'ın yine rahmetiyle diyor, ona yokluk vermeyecek. Yine bir cehennemde olsa bir vücut mertebesi yine vücudu almadığı için yani vücut nimetini diyor rahmeti müsaade etmez, geri almaz. Yok olamıyor. Cenneti de hak etmiyor. Gideceği yer cehennem olacak yani işte. O makasıdır et ve tahkir ile mukabele eden ehli dalalete mücazat etmesin. Yani şimdi iman Etmeyen, ibadet etmeyen bir insan cennete layık mıdır? Cennet kimin yeri? Allah'ın yeri. Adam Allah'a kabul etmiyor. Cennette ne işi var? Mesela adam dedi ki beni niye Allah cennete koymadı? Sen Allah'a inanıyor muydun? İnanmıyordun. O zaman cennete nasıl inanıyorsun? Cennet sana göre Allah yoksa o zaman cennete yok. Sen hangi cenneti istiyorsun yani? Değil mi? İnanmadığın bir yeri nasıl istiyorsun? İnanmadığın yer yoksa o zaman orası sana da yok. Yani tam mukabelesi olmuş oluyor yani. İman ve ibadet edenlere mükafat, cennet şeklinde. Öbürüne de hepsi de cehennem olarak şey olacak. O eee şeyin cezasını belli bir süre geçtikten sonra ondan sonra küfrün cezasını belli bir süre çektikten sonra yine cehennemde yanmaya devam edecek. Ondan sonra ateşte yine devam ediyor. Yani o değişen bir şey yok. Sadece belli bir süreden sonra diyor. Ondan sonra hadisler de var bununla alakalı. Ateşe ülfet peyda edecek. Ne ceza ne mükafat gibi. Son sürede o halde kalacak diyor. Yani ateşin şiddetinde bir hafifleme yok. Çıkma da yok. Ona hafifliyor gibi olacak. Ülfetten dolayı. Yani insan mesela bir müddet sonra alışıyor ya mesela. Ateşte yaşayan, bataklıkta yaşayan hayvanlar var. Onlar mütalesi. Orası yani mükafat da olmuyor, ceza da olmuyor ama ateşte yine yani. Haliden fihe ebeda şeyi var. Öyle şey yani. Ona öyle gelecek yani. O ateşi yine aynı şekilde harf deme yok. Ona öyle gelecek. Orası öyle. Ona göre da hadisler var yani. Hadisler olduğu için onun da bir manası olması gerekiyor. Ayete de muhalif değil. Hadis hep de bir şey var. Aynen. İkinci hakikat, buradan da kısacık Bir yer okuyalım. İkinci hakikat Bab-ı Kerem ve rahmettir ki Kerim ve Rahim isminin cilvesidir. Bab-ı Kerem ve rahmettir ki Kerim ve Rahim isminin cilvesidir. Buradaki mantığı şeyde anlatıyor Barla Hikâsesinde Haşr-i Sâdes'deki mantığı. Rahmet eee gösteriyor. Rahmetten Rahim ismini gösteriyor Cenab-ı Hakk'ın. Kerem'i gösteriyor. Kerem'den Kerim ismini gösteriyor. Mesela şimdi biz baktığımız zaman hava sayfasından Güneşi mi görüyoruz, ışığı mı görüyoruz? Bak ışığı görüyoruz. Önce ışığı görüyoruz. Sonra bu ışığın bir kaynağı olması lazım deyip Güneşi görüyoruz, değil mi? Yani bakıyoruz mesela hayvanlara, insanlara böyle bir hep şefkatli muameleler var yani. Çocuk dünyaya geliyor baktığımızda memeler buzdan besleniyor. Meyve kurtları, meyve yani şefkat ve merhamet görüyoruz. Şefkatli ve merhametli muamelelerle görüyoruz. Şefkat yani ışık görür gibi şefkat görüyoruz. O zaman şefkat eden bir zat olması lazım diyoruz. Yani şefkatten şefkat sahibini görüyoruz. Mesela düzeni görüyoruz. Her şeyde düzeni sonra düzenleyici var diyoruz mesela. Onun gibi yani hakikati görüyoruz. Düzen hakikatini kainatta nizam ve düzeni düzenleyici anlıyoruz. Şefkati görüyoruz, şefkatli muameleyi şefkat edici var diyoruz mesela. Şefkat ediciye ulaştıktan sonra dünya da böyle şefkat eden şefkat etmeye devam edecektir. O zaman ahiret de olacaktır diyoruz mesela. Yani o şefkatten şefkat ediciye, şefkat ediciden de ahirette. Mantık o yani. Böyle kainatta böyle gözümüzü açar açmaz güneşi gördüğümüz gibi kainattaki intizamı görüyoruz. Güzelliği görüyoruz. Mesela kendimde güzellik görüyoruz. O zaman güzelleştiren biri var diyoruz. Güzelleştiren birisi varsa güzel bir zattır. Güzel bir zattan çekinlik gelmez. O zaman bu insanları yok etmek çekinliktir. O zaman ebedi alemde lika falan da güzeldir. O zaman o o güzelliğe göre o zaman onun olması lazım. Hep böyle sabit gerçeklerden Cenab-ı Hak'a ettikleri gerçeği ve esmayı ortaya koyup esmanın muktezasını da ahiret olarak mantık bu yani. Burada da mesela cümlede "Baba, kerem ve rahmettir ki kerem ve rahmeti gösteriyor." çünkü veriliyor. Kerem vermek demek. Verilmiyor mu? Güneşe baktığın zaman oradan ne veriliyor bize? Tonlarca ışık geliyor değil mi? Işık tonlar ölçülmez de. Çok miktarda değil mi? Fışkırıyor yani. Sürekli yani. Veriyor Cenabı Hak. Işık veriyor, ısı veriyor, veriyor. Bak güneşten veriyor. Havaya bakıyorsun oradan Ta olduğumuz yağmur tanelerinin Gönderiyor. Yere bakıyorsun. Oradan çık çık ne çıkarsa yani habire değil mi? Sıcak su soğuk su, madenler, petrol Geliyor yani aşağıdan da geliyor. Ağaç yani her taraftan mesela işte geliyor. E şimdi bunlar nereden geliyor yani? Demek ki gönderen var. Toprak bize kavunu, karpuzu gönderebilir mi? Gönderemez. Demek toprak kalesi arkasında gönderen başkası. Hayvanlardan süt gönderiyor, yumurta gönderiyor, bal gönderiyor. Gönderiyor. Her tarafta keremi görüyoruz. Veren, veriliyor. O zaman veren bir zat var bunları. E bu kadar şefkatle muhabbetle bizi peşliyor Bir yerde kesmeyecektir erkekte. Devam edecektir. Bu dünyada kesiliyor gibi gözüküyor. Ara veriliyor yani. Sonra daimi bir surette cennete devam edecektir. Yani öyle güzel bir ispat yolu var ki yani böyle matematiksel şeyleri falan sokmuyor. Direkt gözünü aç kâinatı bak. Hakikatleri gör. Allah'ın hakikatine intikal et. Onu da Allah'a göre düşün ondan sonra. Burada çok güzel bir şey var. Yani bunları tabii ben kısa anlatıyorum ama tek tek böyle cümle cümle, kademe kademe bunları göstererek şey yapacak. Bir iki satır okuyayım sonra bırakalım. Hiç mümkün müdür ki gösterdiği asar ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu alemin Rabbi kerem ve rahmetine gayet mükafat, izzet ve gayretine şayeste, mücazatta bulunmasın. Hiç mümkün müdür ki gösterdiği asar ile gösterdiği asar ile Mesela bir bir insanı ne ile tanıyoruz? Gösterdiği eserlerle tanıyoruz. Yapmış olduğu icraatlarla, fiillerle, değil mi? Ne yapıyor bu adam? Ne yapıyor? O kendini tanıtıyor. Hep fiilleri insanı kendini tanıtır. Gösterdiği asar ile Şimdi Cenabı Hakk'ta bütün bu kainatta bize gösterdiği eserlerle kendisini bize tanıtmış oluyor. Kendisini nasıl tanıtmış oluyor? Nihayetsiz bir kerem. Nihayetsiz bir kerem var. İkram var, lütuf var. Nihayetsiz bir rahmet var. Yani hatta bir saymakla bitiremezsiniz diyor değil mi? Cenabı Hakk'ın size rahmetini, ikramını saymakla bitiremezsiniz. O kadar her şeyi vermiş. Güzelde bir boyamış değil mi? Rengini de, tüyleriyle yani burada bile bir sürü şey veriyor. Ayak vermiş. Ayağı böyle sopa gibi ayak vermemiş. Öyle kullanışlı, her ihtiyaca kafi gelecek şekilde, tam maksada hizmet edecek şekilde bir ayak yani hücum vermiş. Mesela ayak bükülmüyor değil mi? Ama sırt bükülüyor. Böyle bükülen bir sırt yani lazım orada. Kaburga esniyor mesela. Bura esnek lazım. Oraya esnek veriyor. Oraya sert. Mesela kafatası esnek olsa beyin en ufak bir darbede gider. Bak oraya sert verilmesi lazım. Oraya sert veriyor. Yani veriyor ve en münasibini veriyor. Gözleri veriyor. Uçkunun içine yerleştirmiş. Emniyetli yere koymuş. Kaş vermiş, kapak vermiş. Yani bir şey vermiş ama levazımatıyla, onu en güzel şekilde kullanacak şekilde, bütün eee etrafı erbaasıyla münasip bir şekilde bir Eşref rahmet değil mi bu? Yani rahmetin derecesi, mertebesi Ondan sonra nihayetsiz bir rahmet var. Elma veriyor. Diş vermesi olur mu? Elmayı da veriyor. Dişi de veriyor yani. Elma verirse diş vermezse yiyemezsin. Dişi de veriyor. Ağzına dili de koyuyor. Dil, dil olmazsa yine olmaz. Boğazından çıkıp Onun mesela dil var ama tat alma şeyi yok. Ye ye zevk olmaktan sonra değil mi yiyesine gelme. Bak orada hemen onu da koyuyor. Kurumaması için yani her şeyi vermiş ama amacına uygun şekilde de onu cihazlarla, teçhizatla donatmış. E şimdi bütün bunları veren bir zatın nasıl bir şefkatli, bizi nasıl bir sevdiğini hissettiriyor yani kendisini. E böyle seven bir zattan artık hiçlik, yokluk gelir mi? Gelmez. Mesela bir arkadaşın bize arkadaşların dostluğunu öyle bir hissettiriyor ki artık ondan kötülük beklemiyorsun yani. Birkaç hareketle kendimizi ispatlıyor. Bizi sevdiğini ispatlıyor. Diyorsun artık bu benim aleyhime geçmez veyahut da benim aleyhime iş yapmaz diyorsun. Cenabı Hak yani daha ne yapsın ispatlamak için? Daha ne versin? O zaman diyoruz benim öyle bir Rabb'im var. Var ki, artık benim hiçbir şüphem yok ki. Ondan sonra benim aleyhime bir iş yaptınız. Ben ona kulluğumda kusur etmediğim müddetçe, değil mi? Ona o zaman ben mutlaka dünyada da ahirette de beni, ondan sonra en münasip bir şekilde rahmetine, en münasip şekilde yaşatacaktır. Hayatımı devam ettirecektir. Hiçbir zaman hayatımı inkıtağa uğratmayacaktır diye insan ittihan-ı kalp ile bilebilir. Rabb'ini tanıdıktan sonra yani. Gösterdiği asar ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet, nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu alemin Rabb'i. Kerem ve rahmetine layık mükafat, izzet ve gayretine şayeste, mücazatta bulunmasın. Evet, şu dünya gidişatına bakılsa görülüyor ki en aciz, en zayıftan tut haşiye rızk-ı helal iktidar ile alınmadığına, derh-i iftikara binaen verildiğine delili kat'i. Rızk-ı helal iktidar ile alınmadığına. Ne demek? Yani burada mahlukat var. Önlerinde rızıklar var. Bu rızıkları mahlukat kendisi mi alıyor? Yoksa eee onlara Rableri mi veriyor? Şimdi kendileri alıyor olsaydı en zayıftan en güçlüye göre sıraladığın zaman zayıfın önünde az güçlendikçe çok olması lazım değil mi? Oran kendi gücüyle alıyorsa kendi alıyorsa gücü oranında olması lazım. en güçlüler, en çok alması lazım. En zayıflar hatta hiç almaması lazım. Görüntü böyle olması lazım. Ama bakıyoruz ki en zayıfın önünde en güzel rızık var. Daimi var. En güçlünün önünde rızık yok. Ara sıralar. Şimdi en zayıf insanın en zayıf olduğu an neresi, kız? Anne karnında. Direkt göbekten 24 saat beslenmiyor. Ne elini, ne kolunu, ne ağzını Nihayetsiz aziz, nihayetsiz dünyaya geliyor. Biraz ağzını kıpırdatma kadar güç kazanıyor. Ne oldu? Ara sıra ara sıra veriliyor. Ama gene veriliyor. Azaldı oraya göre. Biraz güç kazandı çünkü. Biraz daha büyüyor, biraz daha büyüyor. Onlar artık safhaları biliyor. En son daha koşacak, çalışacak 24 saat, bir ayda fazla çalışacak ondan sonra geliyor. Veya Çalacak, ekecek yaz boyu. Çıkacak, toplayacak mesela. Değil mi? İnsanlar böyle hayvanlara geçelim. Meyve kurdu. En zayıf hayvan meyve kurdu. Nerede yatıyor bu? Elmanın içinde elmanın gıda müslim evet. Yatağı meyve. Yorganı meyve. Yastığı kafası nereye çevirdiyse rızık. Değil mi? Bak en aziz ama rızkın içini meyve benim içine yarasın. En, eee, şey kurt güçlü. Rızkı nerede? 10 km öteden ayaklı bir hayvan. Kendisinden daha hızlı koşan bir hayvanın rızkı. 10 km koşacak, onu bulacak. Ondan daha hızlı koşacak. Yakalayacak. Yakalayabilir. O da ayda bir yakalayacak. Onunla başkasına kaptırmazsa. Ne oldu mesela? Veriliyor mu? Alınıyor mu? Veriliyor o. Alınsaydı en iyi rızkı, kurt yemesi lazım. İnsanlar içeriden de ben yaparım, ben güçlüyüm, ben hallederim dedikçe Cenabı Hak onun şeyini azaltıyor. Mütevekkil olsa tevekkül sahibi olanların rızkı çok geliyor. İnsanlık âlemine baktığımız zamanda Allah beni yaratmış, rızkımı ver dediği zaman veriyor. Yok ben rızkımı taştan çıkaracağım dediği zaman Allah diyor çıkar buyur diyor. Görelim diyor. Ondan sonra çıkarıp atıyor ama çok pahalıya mal ediyor mesela. Yani İnsanlık arasında da tevekkül eden, ayzini fakrını bilenlere rızık kolay geliyor. O da asıl vazifesini bilenlere kolay geliyor. Asıl vazifesini unutulanlara zor geliyor. Belki gaflete dalmasın, vazifesini unutmasın diye. Hep böyle verildiğini gösteren emareler bunlar. O zaman verilmiyorsa veren var, o da şefkatli bir zat. Şefkatli bir zat olduktan sonra da uydun yokluk diye bir şey. olmaz. Rızkı helal iktidar ile alınmadığına belki iftikare fakirliğe binaen verildiğine delil-i kat'i iktidarsız yavruların büst maişeti güzel beslenmesi muktedir canavarların dıki maişeti hem zekâ ve siz hileli hem zekâ ve siz balıkların simizliği Mesela balıklar zekâ ve sizmiş o şeyi yiyeceğim diye şimdi şengire takılmış Aklıyor mesela. Bunu düşünemiyor mesela. Aklı yok aptal haydan. Ama şişman şişman. Değil mi? Zeka etsiz balıkların semizliği zeka etli hileli tilki ve maymunun derdi mahişetle vücut ve zayıflığındır. Bakıyorsun tilki, kurt çok iyi deriti ama kupkuru. Bir deriti bir kemik. Demek rızk, rızık iktidar ve ihtiyar ile makusen mütenasır Ters orantılıdır. Ne derece iktidar ve ihtiyarına güvense o derece derdi mahişete müptela olur. Ne derece iktidar ve iktidarına güvense o derece derdi mahişete müptela olur. En zayıf, en acizden, en aciz, en zayıftan tut ta en kaviye kadar her canlıya layık bir rızık veriliyor. Değil mi? Elmayı ağaçtan kopartıyorsun. Yani verilmiyor mu? Tadı, rengi, kokusu, lezzeti, mis gibi, değil mi? Lezzet, her şey ile. Yani o bizim için orada hazırlanmasa biz o elmanın, değil mi? Şöbünü bile yapıp yiyemeyiz. Kabuğunu bile yapıp yiyemeyiz. Her şeyiyle, ip ortakalı mesela. İçerisindeki dilimiyle, vitamin her şeyiyle hazırlanıyor. Ondan sonra dallar aşağıya iniyor. Hazırlanıyor. "Buyurunuz, alınız, yiyiniz." diyor mesela. Bunu ağaç yapıyor diyemeyiz. Ben de şöyle diyeyim. Mesela kafası çalışmayan biz ne diyoruz? Odun kafalı diyoruz, değil mi? Odun kafalı yani kafası Odun bir şey çalışmıyor, bir şey beceremiyor. Odun bize yapıp verebilir mi? Veremez. Hani zekâ bir olsa dersin belki yapar. Kesip odun yakıyorsun mesela. Yani o bize o portakalı veremez. Toprak zaten çiğneyip duruyorsun. Aklı olsa çiğnenmez. Biz zaten biz oluyoruz, başka bir şey yaptığımız yok. Demek ki gizli bir el sahibi, kudret sahibi bunları bizim için gözümüzün önünde hazırlıyor. Şiddet-i zuhurundan gizlenmiş diye bir tabir var, değil mi? Şiddet-i zuhurundan görünmemek derecesine gelenler vardır. O kadar kuvvetli bir şekilde gözüküyor ki artık böyle görünmüyor. Mesela bir şeyi biz ara sıra olsa onu fark ediyoruz. Sürekli olan şeyler bir müddet sonra mesela sağlığımız fark ediyoruz mu? Mesela ayağımızda 24 saat ağrımızı güzel kullandığımız ayağımızın olduğunu hissettik. Yani ayağımız var mı yok aklımıza gelmiyor. Ama 12 saat çalışsa 12 saat dursa hemen ayağımızın olduğunu anlarız. Yani her tarafta her an rahmet tecelli edince insan artık her an her yerde kudret tecelli edince kıyaslama unsuru olmuyor. Zıttıyla bilinir. Fark edilmiyor. Aslında o şiddeti zorundan fark edilmiyor. En zayıf, en acize, en iyi rızık veriliyor. Her dertli ummadığı yerden derman yetiştiriliyor. Öyle ulvi bir Keremle ziyafetler, ikramlar olunuyor ki, nihayetsiz bir kerem eli içinde işlediği, işlediğini bedahiten gösterir. Böyle bir rahmet elini görünce işte buradan ahireti görmek çok kolay.