3096.ders 11.söz-hikmet‑i âlemin tılsımını
Ders metni
Elhamdülillah Muhammedin ve 11. söz Bismillahirrahmanirrahim ve ahir. Ey kardeş, eğer hikmet-i âlimin tılsımını ve hıltat-ı insanın muammasını ve hakikat-ı salatın rumuzunu bir parça fehm etmek istersen nefsimle beraber şu temsili hikayeciye bak. Bir zaman bir sultan varmış. Servetçe onun pek çok hazineleri vardı. Hem o hazinelerde her çeşit cevahir, elmas ve zümrüt bulunuyormuş. Hem gizli pek acayip defineleri varmış. Hem kemalatça sanayi-i garibede pek çok mehareti varmış. Hem hesapsız fünun-u acibeye marifeti ihatası varmış. Hem nihayetsiz ulum-u bediaya ilim ve ittilaı varmış. Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca o sultan-ı zişan dahi istedi ki bir meşher açsın. İçinde sergiler dizsin. Ta nasın enzarında saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını, hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Ta cemal ve kemal-i manevi iki vecihle müşahade etsin. Bir vecih bizzat nazarı dekayık aşinasıyla görsün. Diğeri gayrı nazarıyla baksın. Baştan bir daha okuyalım. Ey kardeş, eğer hikmet-i alemin tılsımını ve hılt-ı alemin muammasını ve hakikat-i salatın rumuzunu bir parça fehmetmek istersen Üç tane mana var. Hikmet-i alemin tılsımı, hılkat-i insanın muamması, hakikat-i salatın rumuzu. Alem, insan, namaz. Şu içinde yaşadığımız bu alem. Ondan sonra bu alemin hikmetinin tılsımı. Hikmetinin tılsımı. Yani bu alem niçin yaratılmış? Cenabı Hak bu alemi niye yaratmış? Bütün bu kainatı niye yaratmış? Yaratma sebebi nedir? Yaratmasındaki hikmet nedir? Bu bir tılsım. Tılsım demek yani gizli bir gizli olan hakikatlere tılsım deniyor. Araştırılıp görülüp bulunursa ortaya çıkıyor yani. Mesela şu anda bilmiyoruz. Allah bu kainatı bırakmış. Bütün gıdılarını, alemi, içerisindeki bütün mahluk yaratmış. Niye yaratmış yani? Ne de ne? Sebebi ne yani? Önce bunu anlasaydık. Tüm bu âlem yaratmayabilirdi. Yaratmış. Bu kadar da güzel yaratmış yani. Bunun sebebi ne yani? Amacı ne? Maksadı ne? Gayesi ne? Sonra insana baktığımız zaman da hıltı insanın muamması. İnsana da bu âlemi tefekkür edecek, anlayacak, bu âleme muhatap olacak, bu âlemdeki güzelliklerden eee etkilenecek veya bunları düşünecek bir kabiliyeti var, mahiyeti var yani. İnsanı da böyle ulvi bir mahiyette, istidatta kabiliyette yaratmış yani. İnsan da böyle yaratılmasındaki şey nedir? Sebep nedir? Kainat, kainat içerisinde insan, sonra insana da en mühim vazife namaz. Namazın hakikati nedir? Allah namazı emretmiş yani. Namaz ne demektir yani? Namaz kılıyoruz da Bu namaz niçin kılıyoruz? Kıldığımız namazın manası ne? Ne yapmış oluyoruz? Hangi manaları ifade etmiş oluyoruz? Dolayısıyla kainat, kainat içerisinde insan, insan içerisinde namaz. Bu üçü çok mühim hakikatleri ifade ediyor. Bunların bir işte rumuzunu, sırlarını, manalarını bir parça fehm etmek isterse yani Cenabı Hakk'ın belki çok bilmediğimiz hikmetleri olabilir. Ama en azından bir bir tanesini, bir parçasını anlamak istersen nefsimle beraber şu temsil hikâye ciye bak. Bir zaman bir sultan varmış. Servetçe onun pek çok hazineleri vardı. Hem o hazinelerde her çeşit cevahir, elmas ve zümrüt bulunuyormuş. Hem gizli, pek acayip defineleri varmış. Önce ne diyor? Bir zaman bir sultan varmış. Bir sultan varmış. Sonra servetçe onun pek çok hazineleri vardı. Sultanlar. Sonra sultanın da nesi var? Hazineleri var. Servetçe pek çok hazineleri var. Yani bir tane değil. Bir sürü hazineleri var. O hazinelerde her çeşit cevahir, elmas ve zümrüt bulunuyormuş. Sultan var. Sultan hazineleri var. Hazinelerde içerisinde de her çeşit kıymetli envaslar, zümrütler, cevherler bulunuyormuş. Bak nereden başlamış oldun? Bir zat var. O zatı tanıtmaya başladı şimdi nelere sahip olduğunu. Hem gizli pek acayip defineleri varmış. Daha da eee böyle mesela hazine görünen oluyor. Define yer altında oluyor. Yani çıkınca görüyorsun. Oradan çıkınca görüyorsun. Yani defineleri varmış. Hem kemalatça sanayi-i garibede Pek çok mahareti varmış. O sultanın aynı zamanda da sanayi-i garibe de pek çok mahareti, sanayi-i garibe. Sanayi-i sanat icra ediyor. O garip sanatlarda kemalatça pek çok mahareti varmış. Mesela şimdi bizim sanayi organize sanayi var ya mesela veyahut da daha işte fabrikalarımız var, şeylerimiz var. Oralarda herkes bir sanat icra ediyor, belli bir derece. Bu zat bütün sanatlara hakim. Hem de fevkalade bir şekilde böyle mehareti olan birisi. Sultan. Hem hesapsız fünun-u acibeye marifet ihatası varmış. Şu nemet dili de şarkı var. Hem hesapsız fünun-u acibeye marifet ihatası varmış. Yani o sultan aynı zamanda da eee fünun-u acibeye mesela fenler, fizik, kimya, biyoloji Astroloji, coğrafya, yani ne yakına kadar çeşitli fenler varsa hepsine de ihatası bilgisi varmış. Hem nihayetsiz ulum-u bediaya ilim-i ıttılağı varmış. Aynı zamanda eşsiz ilimlere ilim-i ıttılağı varmış. Bak hem hazineleri var, cevherleri var. Kabiliyeti, mahareti, sanatı var, ilmi var, fenn yani sanki böyle şeyin şu anda bütün insanlığın sahip olduğu şeye tek başına. Hepsine sahip gibi yapıyor öyle. Hem de en yüksek derecede. Böyle bir zat var. Böyle bir sultan var. Bu sultan ne istiyor? Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca evde Cemal sahibi, cemal sahibi ise bir bir zat mutlaka onu hem kendinizi görmek ister hem göstermek ister. Bu bir sır. Bu zat da bu sıra binaen o o sultan-ı zişan dahi istedi ki bir meşher açsın. Büyük bir eee teşhir yeri, o sanatlarını gösterebileceği, sergileyebileceği büyük bir meşher açsın. İçine sergiler dizsin. Ta nasın enzarında Saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını, hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Mesela şimdi böyle fuarlar oluyor, ne bileyim iyi şeyler oluyor. Ne yapıyor? Mesela firmalar oraya gidiyor. Say oldukları kemalatı, teknolojiyi vesaireyi orada sergiliyor mesela. Oraya gelen müşterilere veya oraya gelen meraklılara, şeylere gösteriyor mesela. Hem kendi bakıyor hem gösteriyor. Onların mesela ihtiyacı var. İhtiyacı olanı orada görüyor mesela. İhtiyacı olan şeyi orada tanıyor, alıyor mesela. Veya o firmayı orada daha iyi tanımış oluyor. Mesela bu şekilde film. Burada da yeryüzü büyüklüğünde, kainat safahatında, genişliğinde gerçeği daha temsil de bu. Bir meşre açsın, içinde sergiler dizsin, ta nasın enzarında. Yani oraya gelen insanların nazarlarında saltanatının haşmetini saltanatının haşmetini Mesela ne aklıyor? İşte bayramlarda filan bu F-16'lar Bilmem neler. O askeri gücünü göstermek için ne yapıyor mesela? Kaldırıyorlar semada gidiyor manevra yaptırıyorlar, bilmem ne ettiriyor mesela. Ne yapıyor? O düzün bak bu veya tatbikatlar yapılıyor filan. Orada gücünü gösteriyor mesela. He diyorsun sen de ona göre artık şeyini takınıyorsun vaziyetini. Saltanatının haşmetini hem servetinin şaşaasını ne kadar çok servet olduğunu hem kendi sanatını Harikalarını, hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Ta cemal ve kemal-i manevisini iki vecihle müşahade etsin. Bir ve iki bizzat nazarı de kayık aşinasıyla görsün, diğeri gayrı nazarıyla baksın. Mesela bizim Mustafa atmıştı. Bir makine mühendisi. Ondan sonra bir makine yapıyor. Ondan sonra makine çalışırken "Grup grup" diye ses çıkarıyormuş. Adamın adı da grup. Yani makineyi yapıyor, çalıştırıyor. Çalışırken de kendi adına söylettiriyor. Ondan sonra makineci grup dediği adamda keyfinden böyle dört köşe oluyor. Mesela önce kendi bakıyor. Kendi kabiliyetini o da görüyor. Kendi Ondan sonra başkasına Gösteriyor mesela. Veya bir ressam bir şey görebilirsem ki yapsa şey yapsa önce kendine bakıyor. Beğeniyor. Beğeniyor. Ondan sonra sergiye koyuyor mesela. İnsan da mesela bir eser yapsa, bir şey yapsa ondan sonra önce kendi tatmin oluyor. Ondan sonra ona bakıyor şey oluyor. Ondan sonra diğer meraklı, iştiyaklı, onları böyle arzu eden şeylere gösteriyor. Değil mi? Bütün şeyler böyle. Böyle olursa o iş mükemmel oluyor. Ama yapan kişi kendi neye göre yapmazsa o iş muhataba göre yapsa eksik oluyor zaten. Önce kendi şey yapacak. O da bizzat nazarı dekayit aşinasıyla görsün. Tabii o yapan baktığı için onun nazarı dekayit aşina oluyor. O bütün onu nakşettiği, derc ettiği bütün incelikleri o görebiliyor. Hepsini okup verdiği için onun ki nazarı dekayit aşina oluyor. Diğeri gayri nazar nazarıyla baksın. Bir de gelen müşteriler var, diğer muhataplar var. Onun nazarıyla baksın. Adam mesela oraya defter koyuyor. Gelenler mesela oraya işte şeylerini yazsınlar diyor. Ne anladılar değil mi? Oraya mesela onların şeylerini merak ediyor mesela. Beğendiler mi, beğenmediler mi soruyor mesela. Onların şeyiyle de bakmak istiyor. Gayrı nazarıyla baksın. Bu hikmete bin Cesim ve geniş ve muhteşem bir kasrı yapmaya başladı. Bu hikmete binaen yani hikmet ne oldu orada? Görmek ve göstermek oldu. Cemalini ve kemalini görmek ve göstermek için bu maksatla ne yaptı? Bu hikmete binaen cesim yani büyükçe geniş ve muhteşem bir kasrı yapmaya başladı. Şahane bir surette dairelere, menzillere taksim ederek Hazinelerin türlü türlü muassalatı ile süslendirip kendi destesi sanatının en latif, en güzel eserleriyle ziynetlendirip fünun-u hikmetinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek ve ulumunun asar-ı mucize keraneleriyle donatarak tekmin ettikten sonra her bir taam ve nimetlerinin bütün çeşitlerinden en lezizlerine cami sofralar o sarayda kurdu. Tabii önce saray yapılacak. Önce temel temel atılıyor. Sonra şahane bir surede dairelere, benzinlere taksim ediliyor. İşte katlar yapılıyor, katlar dairelere bölünüyor. Sonra hazinelerinin türlü türlü murassatıyla hazinelerinde ne kadar sanat harikası şeysi varsa onlarla da süslendirip onu tefriş ediyor. Onu süslendirip Kendi dessi sanatının en latif, en güzel eserleriyle zinetlendirip, bizzat kendi el sanatıyla yapmış olduğu sanatlarıyla, eserleriyle zinetlendirip fünun-u hikmetinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek şu aydınlatması, ısıtması, mebedi elektrikli merdivene bilmem nesi ne kadar şey varsa onları da oraya nakşediyor. Fünun-u hikmetinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek ve Kulübü bunun asar-ı mucizekeraneleriyle donatarak tekniyet ettikten sonra yani en güzel şekilde güzelce tek takmil ediyor, donatıyor. Sonra da her bir taam ve nimetlerinin bütün çeşitlerinden en lezizlerini cami sofralar o sarayda kurdu. Saray yapıldı, eşyaları yerleştirildi tabiri caizse. Sonra sofralar kuruluyor. Sofralarda ne var? Her bir taam ve nimetlerinin bütün çeşitlerinden en lezizlerini cami sofraları ihtiva eden sofralar o sarayda kurdu. Sonra her bir taifeye layık bir sofra tayin etti. Tabii o sala çok geniş. Taife taife bölük bölük çağıracak. O çağırdıklarına göre de ayrı ayrı sofralar kurdu. Böyle sahavet kerane, sanat perverane bir ziyafeti amime ihzar etti ki sahavet kerane yani böyle cümet de mi dedim? Sahavet yani böyle sofraları eee, bol bol mu diyelim? Sahabet kerhane böyle. Ondan sonra sanatperverhane. Hem çok fazla miktarda koyuyor hem de her biri de sanatperverhane. Sıradan şener değil de hepsi de böyle harika sanatlı yiyecekleri, yemekleri sanatperverhane bir ziyafeti amime, umumi bir ziyafet ihzar etti, hazırladı ki güya her bir sofra 100 sanayi latifenin eserleriyle vücut bulmuş gibi. Kıymetli, hadsiz nimetleri serdi. Şimdi bundan sonra ne yapılması lazım? Artık bu sofraları kurulduysa sonra Aktar memleketindeki ahali ve rahiyetini seyre ve tenezzüh'e ve ziyafete davet etti. O sarayı yaktı ama Aktar memleketi yani memleketin en ucra köşelerinden her tarafından oraya ahalisini, rahiyetini seyre, tenezzühe, ziyafete davet etti. O sarayı göstermek için, o saraydaki yapmış olduğu harika eserleri göstermek için o ziyafetlerden istifade ettirmek için o saraya davet ediyor. "Gelin." diyor. Sonra sonra bir Yaver Ekrem İne Aleyhissalatu Vesselam sarayın hikmetlerini ve müştemilatının manalarını bildirerek Onu üstat ve tarif edici tayin et. Tamam o hali geldi saraya. Bu sarayı niçin yaptı? Bu insanları buraya niye çağırdı? Amacı ne? Maksadı ne? Onu Yaver-i Ekrem'ine yani en yakın adama mı diyelim artık? Yaver-i Ekrem'ine Aleyhissalatu vesselam sarayın hikmetlerini müştemilat müştemilatının manalarını bildirerek onu üstat ve tarif et tayin etti. Öyle olmuyor mu? Mesela birisini dikiyorsun, o gelenlere tanıtıyor mesela. Bu işte bu işe yarar, bu işe yarar. Orada tanıtıcı oluyor ya mesela. Bu alem sarayının böyle bir tanıtıcısı gelen misafirlere onların manalarını ne manaya geldiğini anlatacak bir üstat, bir tarif edici tayin ediyor. Ta ki sarayın salihini sarayın müştemilatıyla ahaliye tarif etsin. Sarayın sanini, bu sarayı böyle sanatlıca yapan sanatkarını sarayın müştemilatıyla ahaliye tarif etsin. Evet. Ve sarayın nakışlarının rumuzlarını bildirip sarayın nakışlarının rumuzlarını Yani hepsinde manalar var. İnce manalar, gizli manalar. Onları bildirip içindeki sanatlarının işaret suretlerini öğretip, derunundaki mazlum murassahlar, mevzun nukuş nedir? Ve ne vecihle saray sahibinin kemalatına ve hünerlerine delalet ettiklerini o sıraya girenlere tarif etsin. Ve girmenin adabını ve seyrin merasimini bildirip. Yani o saraya nasıl girilecek, o sarayda nasıl hareket edilecek, ne yapılacak? Adabı nedir? Seyrin merasimini nasıl Nasıldır? Bildirip o görünmeyen sultana karşı. Tam saray gözüküyor. Sarayın bütün tefrişatı, her şey ama sultan gözükmüyor. Sarayın görünmeyen sultana karşı marziyatı dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin. Sultana karşı marziyatı dairesinde onun rızası olduğu şekilde teşrifat merasimini tarif etsin. Teşrifat merasimi. Ne demek teşrifat merasimi? Teşrifat teşrifat teşrifat merasimi tarifi etsin. Marziyata dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin. Teşrifat merasimini. Teşrifat şereflenmiyor mu demek? Merasim merasim ne? Töre. Töre. O sultana karşı görünmeyen o görünmeyen sultana karşı marziyata dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin. Yani mesela sultanın huzuruna çıktın. Nasıl davranacaksın? Nasıl hareket edeceksin? Nasıl vaziyet alacaksın? Bilemezsin ki. Ne yaparsan ondan sonra padişahın hoşuna gidecek şekilde padişah çağırmış ama sen nasıl davranacaksın mesela? Yanındakine soruyorsun. Ne yapmamız lazım yani burada şimdi? Nasıl hareket etmemiz lazım? Sen önceden geldin biliyorsun falan diyoruz ya mesela. Bu saraya gelmişler. Bu sarayın sahibi sultanı nasıl hoşlanır? Yani ne yapmamız lazım? Ondan sonra bu buradaki merasime ondan sonra nasıl davranmamız lazım? Onu öğretiyor. O zat gelenleri öğretiyor yani. Burada burada böyle yapacaksın, şöyle yapacaksın. İşte o muharref üstadın her bir dairede birer avanesi bulunuyor. Tabii saray çok büyük olduğu için büyük daireler var, küçük daireler var. En büyük yavrum en büyük dairede duruyor. Diğer küçük dairelerde, odalarda, şeylerde de onun yardımcıları oluyor. Yardımcılar kim oluyor Mahmut? En büyük yâver kim? Yardımcılar kim? Gelecek şimdi onlar da. O Maarif üstadın her bir dairede birer avanesi bulunuyor. Kendisi en büyük dairede şakitleri içinde durmuş. Şakitler kim oluyor? Bunlar hep öyle soru işareti. Yakup. Mesela en büyük dairede şakirtler içinde. Bir de diğer dairelerde diğer avaneler var. Şimdi hakikatı geçince bu anlaşılır. Kendisi en büyük dairede şakirtleri içinde durmuş bütün seyircilere şöyle bir tebligatta bulunuyor. Diyor ki: "Ey ahali, şu kasrın meliki olan seyidimiz bu şeyleri izharıyla ve bu sarayı yapmasıyla kendini size tanıttırmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız. Ey ahali, artık ahali geldi. Saraya geldi. O Yâber Ekrem o ahali hitap ediyor. Ey ahali, şu kasrın melihiki olan seyidimiz, bütün bu sarayın sahibi olan seyidimiz Bu şeylerin izharıyla bunları yap size gösteriyor. Ne yapmak istiyor? Kendini size tanıttırmak istiyor. Kendini size tanıttırmak istiyor. Mesela biz eee bir kişiyi nasıl tanıyoruz? Mesela ben şimdi nasıl tanıyorum? Mesela dışarıdan öyle bakarak tanıyabilir misin? Bir insanın huyu nedir, suyu nedir? Özel kabiliyetleri nedir? Ancak o tezahür edecek ki değil mi? O zaman tanıyacaksın. Yoksa gizli olur yani. Yaptığı bir şeyler yapacak onun üzerinden tanıyacaksın yani. Nasıl? Tabii. Yani eee onun tezahiri oluyor yani mesela. Adam diyelim ki hasta oluyorsun mesela. Adam sana geliyor şefkat ediyor, merhamet ediyor, şey yapıyor ha diyorsun Merhametli mi falan diyorsun mesela. Yoksa nereden bileceksin? Veya bir mesela araba mı alıyor mesela, geliyor tamir ediyor mesela. Alıyorsun iyi bir tamir düzelmiş falan mesela. Yani işini de yapıyor onu da biliyorsun. Şimdi bu sultan çok şeylere sahip, hazineleri var, cerherleri var, işte şeyleri var ama tezahür etmekten sonra onu bilemezsin. İşte bunları böyle ortaya koyarak kendisini tanıtmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız Ve güzelce tanımaya çalışınız. Bak o tanıtmak istiyor kendini. O tanıtmak istiyorsa o zaman bizimle ne yapmamız lazım? Ona mukabil etmemiz lazım. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız. Hem şu tezinatla kendini size sevdirmek istiyor. Süslüyor, güzelleştiriyor, zinetleştiriyor. Bununla size kendini sevdirmek istiyor. Siz dahi Onun sanatını takdir ve işlerini istihsan ile kendinizi ona sevdiriniz. Hem bu gördüğünüz ihsanat ile size muhabbetini gösteriyor. Mesela veriyor, ihsan ediyor. Bu neyi gösterir? Muhabbeti gösterir. Değil mi? Sen mesela seviyorsan veriyorsun mesela, sevdiğin zaman verdikçe veriyorsun mesela. Veya sevgini göstermek için ikram sevgiyi gösteriyor, muhabbeti gösteriyor. Bu kadar şeyler ikram ediyor, ihsan ediyor. Bununla ne yapmış oluyor? Size olan muhabbetini gösteriyor. Siz dahi itaat tat ile ona muhabbet ediniz. Ve şu görünen in'am ve ikramları ile size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz. Hem şu kemalatının asarıyla manevi cemalini size göstermek istiyor. Şu kemalatının güzellik deyince iki çeşit güzellik var. Bir maddi güzellik, bir manevi güzellik. Mesela filan insan çok güzel bir insan dediğin zaman bir siması güzeldir. Bir de ruh güzelliği, ahlak güzelliği var mesela. Güzellik maddi manevi oluyor. Benim çok güzel bir arkadaşım var dediği zaman manevi kastedilir. Uyu, suyu, işte arkadaşlığı vesaire kastedilir. Manevi güzellik. Maddi güzellik gelip geçicidir. Değil mi? Mesela bir arkadaşın var diyelim. Maddi Güzelliğini mi önemsersin? Manevi güzelliğini mi önemsersin? Gizliliğinden bize bakan tarafı manevi güzelliği yani diğeri de kendi ile alakalı bir şey. Manevi güzellikse o eee onu görmen lazım. O da yine manevi olduğu için direkt gözükmüyor tabii işte şeyle gözüküyor, tezahürle gözüküyor. Şu kemalatının asarıyla manevi cemalini size göstermek istiyor. Siz dahi o Onu görmeye ve teveccühünü kazanmaya iştiyakınızı gösteriniz. Siz de onu görmeye, teveccühünü kazanmaya iştiyakınızı gösteriniz. Görmek. Mesela biz ne yapıyoruz? İşte filan yerde bir arkadaşımız var, dostumuz var, sevdiğimiz bir insan var. Onu görmek için yollara düşüyoruz mesela. Bir sürü para harcıyoruz, yol harcıyoruz, zaman harcıyoruz. Onu görüyoruz mesela. Niye? Görmek istiyoruz. Seviyoruz çünkü, görmek istiyoruz mesela. Onun da bize teveccüh etmesini istiyoruz mesela. Demek ki bu esas Cenabı Hak'ı görmeye, ona, onun bize olan teveccühünü kazanmaya, aslında ona bakıyor yani bu duygular da. Siz dahi onu görmeye ve teveccühünü kazanmaya iştiyakınızı gösterdiniz. Hem bütün şu gördüğünüz masnuat ve müzeyyenat üstünde birer mahsus sikke, birer hususi hatem, birer taklit edilmez tura koymakla her şey kendisine has olduğunu ve kendi eseri deste olduğunu ve kendisi tek ve ekda istiklal ve infirat sahibi olduğunu size göstermek istiyor. Mesela o yaptığı her o saraya yerleştirdiği her şeyde eserin üzerinde Kendine has mühürler basıyor. Ta ki o mühürleri gören diyecek ki bu ona ait. Kendisine ait olduğunu gösteren işaret ve alametler koyuyor. Ta ki onun hepsi hepsinin ona ait olduğunu anlayalım. Siz dahi o zaman ne yapacağım? Siz dahi onu tek ve yek misilsiz ve nazirsiz bihemta tanıyınız ve kabul ediniz. Biz de o zaman ne yapacağız? Hepsi o Meselleri bakaraktan onun tek olduğunu, nazirsi olduğunu, her şeyin ona ait olduğunu kabul ediniz diyor. Daha bunun gibi onlar ve o makamı münasip sözleri seyircilere söyledi. Sonra giren ahali iki güruha ayrıldılar. Oraya kadar özetleyecek olursam Abdulkadir bir sultan varmış. İşte hazineleri varmış, serveti varmış, feno marifeti var, ilmi varmış. Yani manevi Cemal ve Kemal sahibiymiş. Cemal ve Kemal sahibi olduğu için de Cemal ve Kemal'in göstermek istemiş, görmek istemiş. Onun için saray yapmak istemiş. Saray yapmış, donatmış, ziyafetler, eserler ile donatmış. Ali'yi davet etmiş. Ali'yi de Ali'den ne istediğini de Yâve-i Ekrem'ine öğretmiş. Onlarla onun sayesinde diğerlerine öğretmiş. O da onlara o tebligatı yani bu saray niçin yapılmış? Onlar sizden ne isteniyor diye Anlatmış. Bundan sonra artık iş kime kalıyor? O dinleyen gelen ahali artık ne yapacak? Bundan sonraki. İşte gelen ahali iki güruha ayrıldı. Yani iki büyük şeye ayrıldılar. Birinci güruhu kendini tanımış ve aklı başında ve kalbi yerinde oldukları için o sarayın içindeki acayiplere baktıkları zaman dediler. Mesela mevzunun başlangıç noktası ne? Nereden başladı? İlk ortaya koyduğu hakikat ne? Âlem-i Sultan. Onu anlatacak da yani mevzuyu açıklamaya başlarken ilk ortaya koyduğu hakikat Sultan. Sultan'ı ortaya koydu. Diğer şeyleri ona üzerine onun bağlayarak devam ediyor. İlk başta Sultan yani önce Sultan'ı tanımamız lazım. Sultan'dan başlarsan doğru yoldan başlamış olursun. Doğru şekilde yani sağa sola sapma istikameti şekilde silsile halinde seni doğruya şeye kadar götür. En son neticeye kadar götür. Demek ki önce o sultan meselesi iyi hal olacak. Böyle büyük bir sultan var. Böyle cemali kemali olan bir sultan var. O anlaşıldıktan sonra gerisi artık ona her şey çünkü onunla izah ediliyor. Dolayısıyla işte birinci güruh kendini tanımış aklı başında kalbi Yerinde oldukları için kendini tanımış. Mesela kendini tanımış ne demek? Kendini tanımış. Ne demek kendini tanımış? Kendini tanımış. Aklı başında, kalbi yerinde oldukları için. Kendini tanımmak ne demek? Yani niye geldiğin niye rakıldığını biliyor musun? Anası mı var? Kendini direkt kelime ile alakalı şey yapsın. Kendini tanımış. Kendini, kendisini tanımış. Kendine bakmış, kendini tanımış. O da önemli değil mi? Bir sultanı bilecek, bir de kendini bilecek yani. Ben kimim, neyim yani? Kendini tanıdığını bak bir de daha Tabii. Yani iki şey var. Bir Allah'ı tanıyacağız, bir kendimizi tanıyacağız. Allah'ı nihayetsiz, ezeli, ebedi, kadir olarak kendimize nihayet, acil, zayıf, feda ettikten yani ikisi bir mi önemli yani. Kendini tanımış, aklı başında, kalbi yerinde oldukları için. Aklı başında ne demek? Bu tabirin hepsinin bir şeyi var da. Aklı başında yani akıl vazifesini yapıyor iş başında yani düşün. Mesela aklın vazifesi nedir? Hakikatleri görmek, düşünebilmek, aklı başında o vazifeyi yapabiliyor. Aklı başında kalbi yerinde oldukları için o sarayın içindeki acayiplere baktıkları zaman dedi diler. O sala içerisinde mesela harika şeyler var. Harika işler dönüyor, güzel sistem kurulmuş vesaire. Ona baktıkları zaman dediler: "Bunda büyük bir iş var." Benim bunlar sıradan alelade işler değil yani. Çok büyük işler bunlar. Büyük sistemler, büyük Yani bunlar böyle laf olsun diye yapılmış. Her hal her kendiliğinden ortaya çıkmış değil. Bu işlerin içinde bir Büyük işler dönüyor. Arkasında büyük manalar var. Büyük şeyler var. Mesela basit bir işin arkasındaki manası da basit olur. Büyük işin manası da büyük olur. Büyük işler dönüyor. Bunun içinde büyük manalar olması lazım. Bu işleri yaptıracak kadar bir sebep olması lazım. Çok masraflar yapmış sen. Bu kadar masraf yapılıyorsa bu masrafa diyecek bir şey olması lazım. İkbal olması lazım. Bunda büyük bir iş var. O zaman büyük bir iş var dediği zaman lakayıtlı bırakıyor bu sefer. Ciddi bakmaya başlıyor yani ciddileşiyor. Hem anladılar ki beyhude değil. Adi bir oyuncak değil. Beyhude değil. Beyhude değil ne demek? Beyhude boş anlamı değil mi? Boş değil. Adi bir oyuncak değil. Oyuncak gibi şeyler değil. Bu sebep onun için merak ettiler. Daha da merak ettiler bu sefer. Ya bir şeyler olması lazım mı içinden bir Acaba tılsımı acaba tılsımı nedir? İçinde ne var deyip düşünürken merak etmeye başlıyor hocam. Bu ne bu ne bu ne olmuş bu ne falan derken merak başlayınca düşünürken birden o muarrif üstadın aleyhissalatu vesselam beyan ettiği Tutkunu işittiler. Beli cümleler yani merak eder ediyorken insan işitiyor. Mesela insan demek ki mesela merak ediyorsan Mesela birisi senin, birisi bir şey anlatıyor mesela. Merak ediyorsan o anlattığı şeyi o zaman fark ediyorsun. Yoksa akşama da konuşsan merakın yoksa duymazsın yani. Merak varsa mesela diyelim ki iyi bir doktor arıyorsun mesela diyelim. Öyle kafaya koymuşsun. Onunla alakalı her şeyi duyarsın. Her şeyi görürsün mesela. Ara içerisinde olduğun için. Mesela bir işin var, araba tamir ettireceksin. Yani her onunla alakalı en ufak bir şey uçsun havada hemen yakalarsın. Çünkü ona karşı hassas hale gelmiş insan yani. İster o sikmet gibi tabii. Mesela bir şey arıyorsa onu hemen görürsün. Ama aramıyorsa görsen de fark etmezsin yani. Burada artık insanlar merak etmeye başlıyor. Nedir yani bu alan? Biz nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Nedir? Niye? Efendim merak etmeye başlayınca bütün bu soruların cevabını anlatan biz zat var. Onun sesini işitmeye başlıyor, duymaya başlıyor bu sefer. Acaba tılsımı nedir? İçinde ne var deyip düşünürken birden o muarrif, tarif edici üstadın Aleyhissalatu Vesselam beyan ettiği nutkunu yani konuşmasını işittiler. Anladılar ki bütün esrarın anahtarları ondadır. Bütün sırların, bütün gizli hakikatların, her şeyin anahtarı ondadır. Ona müteveccihen gittiler. Artık ona doğru gittiler ve dediler: "Esselamü aleyke ya eyyühel üstat." Hakkan şöyle bir muhteşem sarayın senin gibi sadık ve müdakif bir muharrifi lazımdır. Madem bu saray bu kadar muhteşem, o zaman bu muhteşem sarayın da tarifedicisi de hani senin gibi sadık Saray sahibine sadık ve müdahkik, şu incelikleri görüp anlayan müdahkik bir muharrif-i tarifçisi lazımdır. Seyyidimiz sana ne bildirmişse lütfen bize bildiriniz. Seyyidimiz sana ne bildirmişse lütfen bize bildiriniz. Üstad ise evvel zikri geçen nutukları onlara onlara dedi. Bunlar güzelce dinlediler. İyice kabul edip tam istifade ettiler. Padişahın marziyatı dairesinde amel ettiler. Bu ne demek? Padişahın marziyatı dairesinde amel ettiler. Marziyat neydi? Marziyat arz etmiş. Rızası. Rızası. Yani o saray içerisinde saray sahibinin Mesela sen şimdi misafirliğe gittin veya bir yere gittin yani Orada kafana güler demezsin ki yani. O lan sahibi şeyine uyman lazım, düzenine, sistemine, nizamına uyman lazım. O ne istiyor, ne bekliyor? Padişahın marziyatı dairesinde amel ettiler. Onların şu edepli, muamele ve vaziyetleri o padişahların hoşuna geldiğinden onlara has ve yüksek ve tavsif edilmez diğer bir saraya davet etti. Tavsif edinmez. Diğer bir saraya. Yani anlatamazsın artık. Hani mesela biz bazı şeyleri Mesela diyelim ki çok lezzetli mesela bir yemek yiyebiliriz. Bu anlatılmaz anca yiyeceksin diyoruz ya mesela. Yani tarifi aşıyor artık yani. Onun tarife girmiyor. Onu ya göreceksin ya yiyeceksin. Yani o cenneti de öyle yani. Cennet mesela anlatılmakla anlatılamaz. Ancak gittiğin zaman görürsün. Değil mi? Onun sözü öyle Bu cümle geçiyor. Öyle bir rahman, böyle bir alemde öyle has ibadına, öyle ikramlar edecek. Ne göz görmüş, ne kulak kulak işitmiş, ne kalbi beşere hutur etmiştir. Amenna. Öyle bir rahman, böyle bir alemde, öyle has ibadına, has kullarına öyle ikramlar edecek. Ne göz görmüş, ne kulak işitmiş ve kalbi beşere hutur etmiştir. Kimlere? Has ibadına. Has kullarına öyle ikram ederiz ne göz görmüş. Yani dünyada mesela göz görmek için dünyada benzeri olması lazım. Benzeri yok. Göz görmemiş, kulak şitlemiş. Kalp beşere otur etmiş. Mesela bir insan dese ki ya ben cennetin nasıl olduğunu düşündüm, düşündüm. Ondan sonra şöyle olabilir cennet dese. Olamaz yani insan kalben düşünebileceği bir şey değil. Ondan daha üstün oluyor. Kalbi beşer nuru edeceği bir şey değil. Cennet öyle bir memleket yani. Mesela biz genelde o hataya düşüyoruz. Aklımızdan bir cennet düşünüyoruz. Halbuki yanlış yani. O değil cennet yani. Düşünemezsin cennet. Ne kadar güzel düşünürsen düşün ondan daha güzel oluyor. İşte bu sarayda saray sahibinin rızasına göre hareket edenler daha o diğer saraya davet edilecek. Onlar davet edecek diyor. Hem öyle bir cevva melike layık Ve öyle muti ahaliye şayeste ve öyle edepli misafirlere münasip ve öyle yüksek bir sara kasra şayan bir surette ikram etti. Daimi onları saadetlendirdi. Bak burası müthiş bir şey. Öyle bir cevabı melike layık. Mesela diyelim ki şöyle anlatsak olur mu abi? Sıradan bir insan mesela normal hani zenginliğe diyelim. sıradan genel sıra mesela o birisi aferin sana bir şey vereceğim dese ne verir? Ona göre uygun bir şey verir. Ama mesela çok zengin, müthiş derecede dahi hiç mesela o bir şey verecek olursa o da diğerlerinin verdiğini verirse olmaz yani. Onun kendi şeyine göre olması lazım. Üzüntü göstermesi lazım. Tabii. O bir şey hediye edecekse Onun kendi şeyine göre olması icabeder. Kendi kapasitesine, zenginliğine göre olması yani ona yakışan o oluyor, uygun olan. Mesela aferin diyorsun, sana bir şey vereyim, bir tane çikolata veriyorsun. Şimdi bir parça çikolata verirse olmaz mesela. Onun şeyi daha başka bir şey olması lazım. Şimdi Cenabı Hakk'ın zenginliği nihayetsiz olduğu için kuluna kulum senden razı oldum, sana artık bir mükafat vereceğim dediği zaman Onun da artık o nihayetsizliğe göre olması icap ediyor. Onun için cennet böyle muhteşem olacak yani. Yani bize göre değil. Biz ne yapmışız? Yani bir namaz kılmışız mesela. Namaza göre yani Cenabı Hak'ın öyle bir cevvad-ı melike layık. El cevvad-ı melik. Cenabı Hak'ın nihayetsiz hazineler sahibi olduğu için ona layık bir ihsan olacak. Ona layık ihsan ancak cennet olur işte. Öyle bir cevvad Adım Melike Layı öyle muti ahaliye şayeste. Eee ahali de tam sadıksa öyle muti ahaliye ahaliye şayeste öyle edepli misafirlere münasip öyle yüksek bir kasra şayan bir surette ikram etti. Saray çok muhteşem. Gelin size ziyafet vereceğim diyorsun. Mesela saray muhteşem. Götürüyorsun simit ikram ediyorsun. Olmaz. O saraya göre de olması lazım. Şimdi cennet gibi muhteşem âlemde ikramlar da, oradaki nimetler, meyveler de yine oraya uygun olacak. Şayan bir surette ikram ettiği, daimi onları saadetle etti. Cenneti cennet eden birisi de daimi olması. Çünkü bir kayda var ya mesela zevali zevali elem lezzet olduğu gibi zevali lezzet dahi elemdir. Mesela ki hasta oluyorsun. Hastalık elem bitince lezzet alıyorsun. Elem bitince lezzet. Elem bitti ne olacak? Lezzet geldi. Mesela gidiyorsun mesela bir hafta güzel bir yerde derim ki tatil yaptın değil mi? Mesela dağ başında şurada burada. Bir hafta iyi. Bitince ne oluyor? Elem başlıyor. E şimdi cenneti verdi Cenabı Hak. Bir sene kaldım, 1000 sene kaldım, 1000 milyon sene kaldım. Tamam bitti dese bu sefer o büyük yani en yükseklerden Bir anda yere atmak gibi olur. O zaman hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Sınırlı çünkü bitince bir anda seviye düşmüş oluyor. Ondan dolayı o da nihayetsiz rahmetine münasebet düşmez. Cennet daimi olacak. Cenneti cennet eden onun için daimi onları saadetten Tabii daimi bakidir. Dünya fanidir. Dünyanın sonu vardır. Dünya hayatının sonu vardır. Ama cennetin sonu Yoktu. Orası daimi. Kazandığı zaman insan cenneti daimi olarak kazanır. Kaybettiği zaman da öyle bir alemi kaybetmiş oluyor. İş çok ciddi de işte insanlar bunu her vakit düşünemiyoruz yani. Serbest. Yani isteyen namazı kılabilir ama mükellefiyet yok. Böyle dünyada kılmasan hesabı o sorulacak ama orada kılmazsan öyle yok artık çünkü oraya kazar mısın? Bitmiş artık. Ama ya ben namaz kılmaktan çok zevk alıyordum dünyada. En büyük zevk Kim namazlı, burada da kılacağım dersen kılabilirsin. Şey yok yani. Ya işte biz dünyada derslere gidiyorduk. Kur'an hakikatleri okuyorduk. En büyük zevkimiz oydu. Şimdi cennette de yapalım dersen yine orada da dersler olacak yani. Neden abi bu Kur'an-ı Kerim'de yani yanlış mı söylüyorum? Eee her amelın karşılığı şu diye bir sınırlama yok. Yani sayısız belki sınırsız bir alet var. Onlar bir aralık var. O aralık kadar da Cenabı Hak hani verecek zaten hani. Herkesin mesela bir hayır yaptığım karşılığı şu değil. Hani böyle bir bir eşitlik yok. Bence yok. Yok tabii. Sınırsız ama sınırsız mükafat var yani. Tabii. O yüzden de zaten hani böyle hayır edilen cennet sınırlı bir cennet kalmış oluyor. Tabii. Mesela diyelim ki dünyada bir şeyi başardın. Zaten sonra mesela 1 kilo elma verdi. Mesela yiyorsun bitiyor değil mi? Orada mesela dünyada da yaptığımız diyelim ki bir elhamdülillah dedik. Bir elma yedik, elhamdülillah dedik. Onun karşılığında Allah bir elma yaratıyor cennette. Mükafat oluyor. Gittin cennette o elmayı yedin. Elma yok olmuyor. Pat bir daha yaratılıyor. Yiyorsun gene yaratılıyor. Yani o artık yiyince bitmiyor yani. O daimi olarak veriliyor. Yani tabii biraz sıkıntı Yok yani. Yiyorsun mesela dünyada yiyince bitiyor. Bir daha yiyecek yedin bitti. Orada değil. Mesela ağaçtan diyor, "Mevleviyi kopardığın zaman hemen yenisi yaratılıyor." diyor. Eksinme yok yani orada. Öyle bir çünkü yokluk elem getireceği için eee cennet eee cennette elem olmayacağı için o zaman yokluk da olmayacak. Bunları bilmiyoruz. Biliyoruz, biliyoruz. Eee onlar ama da biraz İşte uygulamada gayret lazım işte. Aha gidiyoruz. İşte o da tefekkürler lazım, gayret lazım, şey lazım. Yani cehennem de tam tersi. Orada da lezzet yok. Orada da hep elem var. Yani dünyadaki bütün lezzetli şeylerin en alası cennete toplanıyor. Dünyadaki azap verici, elem verici her şeyleri bütün en çeşitleri de hep de cehenneme de toplanıyor. Dünyada karışık ayrılıyor. Hayır, kemalat, nur, feyz, cennete Çirkinlik, noksanlık, şerler, azap, verişler cehenneme diye ayrılıyor. 32. sözde anlatıyor ya mesela o şekilde. Dünyada da mesela iyi, kötü, iyi insan, kötü insan hepsi o karışık. Yine ayrılıyor. İyiler cennete, kötüler cehenneme şeklinde ayrılıyor. Şimdi birinci güruh bu şekilde marzıyet dairesine hareket etti. Cenabı Hakk'ın ondan sonra o Habib-i Ekrem'in talimatını dinledi. Ona göre vaziyet aldı. Sonra eee daimi saraya davet edildi. Orada daimi bir surette saadetlendi. O öyle gitti. Şimdi öbür güruh. İkinci güruhu ise akılları bozulmuş, kalpleri sövülmüş olduklarından akılları bozulmuş akılları bozulmuş ne demek? Metin abi, aklı sıkar vakti kullanamıyor. Hakk vazifesini kullanamıyor. Bozuk. Mesela bozuk telefon mesela bir işe yarar mı? Bozuk saat. İşe yaramaz yani. Akıl bozulunca akıl hakikatleri görüp idrak etmesi lazım. Bozulmuş, çalışmıyor, anlamıyor mesela. Akılları bozulmuş. Gösteriyorsun, anlatıyorsun. Yok yani. Bir anlama diye bir özellik almamış. Akılları Bakıyor yani anlamıyor yani. Akılları bozulmuş. Kalpleri sönmüş olduklarında. Kalbinin sönmesi ne demek? Bu ince mana olmalı Hı. Tabii ince manaları duyup ona karşı müşteri olması lazım. Kalp mesela kalp muhabbetin yeri ya mesela duyguların yeri. Kıymet takdir etme şeyi. Kalp bozulunca o da olmuyor artık. Kalbi duygular da yok oluyor. Kalpleri söylemiş olduklarından saraya girdikleri vakit nefislerine mağlup olup lezzetli tahamlardan başka hiçbir şeye iltifat etmediler. Yani normalde lezzetli tahamları gördüğü zaman o lezzetli tahamın arkasında onu veren zatı görmesi gerekiyordu. Ama orada kaldı. Çünkü arkasını geçecek, o görünen şeyin arkasını görecek akıl durduğu için sadece nefislerine mağlup olup lezzetli tahamlardan başka hiçbir şeye iltifat etmediler. Bütün o mehasinden gözlerini kapadılar. Ya bu kadar güzellikler arkasında o manevi güzelliği gösteriyor. Onu gözüne kapatıyor. Ya üstadın Aleyhissalatu Vesselam irşadatından ve şakir Kitlerinin ikazından kulaklarını tıkadılar. Hayvan gibi yiyerek uykuya daldılar. İçilmeyen katak bazı şeyler için ihzar edilen iksirlerden içtiler. Sarhoş olup böyle bağırdılar, karıştırdılar. Seyirci misafirleri çok rahatsız ettiler. Sani zişanın düsturlarına karşı edepsizlikte bulundular. Saray sahibinin askerleri de onları tutup Öyle de sizlere layık bir hapse attılar. Ey benim de bu hikayeyi dinleyen arkadaş, elbette anladın ki o hâkimi zişan bu kasrı şu meşhur maksatlar için bina etmiştir. Şu maksatların husulu ise ikişeye mütevakkıftır. Ve bu husar yapmasının sebeplerini söylemiştik. Maksadını söylemiştik. Bu maksatların oluşması, gerçekleşmesi de iki şarta bağlı. Birisi Şu gördüğümüz ve nutkunu şiştiğimiz üstadın Aleyhissalatu Vesselam vücududur. Çünkü o bulunmazsa bütün maksatlar beyhude olur. Çünkü anlaşılmaz ve kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır. Mesela şimdi bu kainat kitabının ve o sarayın ifade ettiği manaların anlaşılmasını istiyor. Mesela bunu okul örneği ile düşünecek olursak mesela okullarda Nedir? Kitaplar vardır. Yazılmış kitaplar vardır. Bu kitaplarda ne yazıldığının öğrencilerin anlaması amaç odur. Değil mi? Mesela o kitapları mesela oradaki bilgileri öğrenciler anlayacak. O öğretmekten amaç. Ne lazım? Önce o kitaplardaki hakikatları ders veren muallim lazım. Bir de onu dinleyecek talebe lazım. Muallim görevini yapar. Talebe ve de dinlerse o kulun amacı yerine gelmiş olur. Yani kainatı da okur gibi düşünürsek Allah'ın bu kainata derç ettiği manaları anlatacak peygamberler lazım. İnsanların da peygamberlere kulak verip o manaları ders alması lazım. Bu ikisi olursa maksat yerine gelmiş olacak. Dili sorulur biliyor olmazsa maksat yerine gelmeyecek. Öğretmenler var ders anlatıyor, talebeler dinlemiyor. Veya talebeler var, öğretmenler yok. İkisi de olması lazım. İki şeye mütevakkıftır. Birisi şu gördüğümüz ve nutkunu işittiğimiz üstadın Aleyhissalatu Vesselam vücududur. Çünkü o bulunmazsa bütün maksatlar beyhude olur. Ya mesela öğretmen yok memlekette. Okul yaptırır mısın yani? Boş yani mesela. Çünkü okul olmadan olmaz. Onun için mesela levlak levlake le ma halak tül eflak sırcı ondan deliyor. Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım diyor. Çünkü yaratmasının bir amacı, maksadı gerçekleşmeyecek yani. Yaratması habes olacaktı. O için yaratmayacak yaratmazdım diyor. Çünkü o bulunmazsa bütün maksatlar beyhude olur. Çünkü anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kâğıttan ibaret kalır. Mesela Cenabı Hak güneşi yaratmış. Mesela niçin yaratmış güneşi? Oradan ne anlamamız lazım? Bütün şimdi gelecek zaten de mesela bahar sofrasını, bahar mevsimini içerisinde envahi çeşitli nimetlerle yaratmış, bize ikram ediyor. Bunları ne anlamamız lazım? E bunları insan kendi anlayışına bıraksa Cenabı Hak, kimse anlayamaz. Bak peygamberler gönderdiği halde, o kadar irşatlar, dersler, talimler olduğu halde insanın durumu o kadar da. Hiç peygamber olmasaydı hiç anlaşılmazdı yani. O zaman abes olurdu. Yaratılmazdı. Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kâğıdıktan ibaret kalır. İkincisi ahali o üstadın Aleyhissalatu vesselam sözünü kabul edip dinlemesidir. Demek vücudu üstat Aleyhissalatu vesselam vücudu kasrın daisidir. Vücudu üstat Aleyhissalatu vesselam yani Vücudu üstadı Aleyhissalatu vesselam ne demek? Yani peygamberimizin varlığı bu kasrın yapılmasının sebebidir. Ahalinin istimalı, yani insanların o zatı dinlemesi, işitmesi kasrın bekasına sebeptir. Öyleyse buradan ne sonuç çıkar? Öyleyse denilebilir ki şu üstat Aleyhissalatu vesselam olmasaydı o melik-i zişan şu kasrı bina etmezdi. Hem Yine denilebilir ki, o üstadın Aleyhissalatu Vesselam talimatını ahare dinlemedikleri vakit elbette o kasır tebdil ve tahvil edilecek. Ağaç, meyve vermiyor mesela. Kurudu. Ne yaparsın? Seslenirsin. Mesela fabrika çalışmıyor mesela. Fabrikayı kapatırsın ve okulda mesela artık öğrenciler gelmiyor, dinlemiyor. Dinleyecekleri gözükmüyor artık mesela. Kapatırsın mesela. Bu alem de öyle. Yani artık insanlar hak kemâmi dinlemiyor, anlamıyor, kabul etmiyor. O zaman bu kainatın da artık devam etmesinin bir anlamı kalmıyor. O zaman kıyamet gelmiş demektir. Mesela mahalli kıyametlerin kopması sebebi Şirk de yine deprem bahsini öyle söylüyor yani. Şirk yani şükür göre. Tabii. Mali kıyametler de öyle yani. O büyük kıyamet de artık eee bu manalar taahhüt etmediği zaman büyük kıyamet kopacak. Onun için mesela burada şöyle bir nükte var. Yani şu dünyada kafirler bu dünya nimetlerinden istifade ediyorsa dünya devam etti işim. E dünyanın devam etmesi de bu dünyanın devam etmesine sebep olan onun maksadına maksadı devam ettiği için devam ediyor. Maksadı devam etmesi de o maksadı yerine getirenler var. Mahsurat alındığı için devam ediyor. Bizim tayimizde yaşıyorlar yani bu dünya. Olmasa kıyamet kopar. Onlar dünyadan da mahrum olurlar. Bize taraftar olmaları lazım. Şu dünyada yaşamak istiyorlarsa bize taraftar olmaları gerek. Kur'an'ı söndürmeye çalışıyor. Bir bilmiyor yani ayağını sıkmak Kur'an'ı söndürürsen o zaman bu kainat zaten Allah kıyameti kopartır. O zaman sen kendin yok olursun mesela. Akılları bitseler yapmamaları lazım yani. Yani hem yine denilebilir ki o üstadın Aleyhissalatu Vesselam talimatın hali dinlemedikleri vakit elbette o kasır tebdil ve tahvil edilecek. Şimdi bu buraya kadar temsildi. Bir sayfada yarım sayfadan biraz fazla temsilin hatıratını okursak o zaman diğerini okur taşlar yani. Ey arkadaş, hikaye burada bitti. Eğer şu temsilin sırrını anladınsa bak, hakikatin yüzünü de gör. İşte o saray şu alemdir ki tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gökyüzüdür. O temsildeki saray nedir? O saray şu alemdir ki tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gökyüzüdür. Yani Allah'ın sarayını orada basit beşeri bir saraydan bahsetmişti. Daha yanlış olması gerekir. He şimdi esas gerçek saray nedir? Allah'ın yarattığı saray nedir? Tavanı baktığın zaman bu sarayın tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gökyüzüdür. Allah böyle büyük bir saray inşa etmiş. tabanla da ne yapmış? Yıldızlarla. Biz bir tane lamba yakıyoruz ya. Mesela adam küçük küçük şey yakanlar da var mesela böyle. Allah semayı da böyle küçük küçük yıldızlarla daha şenlik bir vaziyette getirmiş. Tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gökyüzüdür. Mesela bizim sarayda tavan vardır. Taban vardır. Bir de duvarlar var değil mi? Bu sarayın bir özelliği abi zemin var, tavan var, duvarlar yok. Duvarlar Öyle iki şeyden meydana geliyor. Tabanı ise şarttan galiba gunagun çiçeklerle süslendirilmiş yeryüzüdür. Çarptan kalbe kadar gunagun yani gunagun ne yapıyor? Bol bol. Bol bol çeşit çeşit en çeşitli çiçeklerle zemin böyle süslendirilmiş yeryüzüdür. Hatta işte yeryüzünün biraz daha aşağı bak mesela denizler, göller mesela ne yapıyor? yapıyor. Bahçe yapıyor mu? Havuz yapıyor, şelale yapıyor, bilmem ne ediyor. Yapay şelaleleri daha da güzelleştiriyor. Cenabı Hak yeryüzünde göller, denizler, ırmaklar, şelaleler, dağlar, tepeler daha da böyle dümdüz değil. Orada çok güzel değiştirmişler. Tabanı ise şahtan galiba gunagun çiçeklerle süslendirilmiş yeryüzüdür. O melik ise ezeli be sultanı olan bir zat-ı mukaddestir ki yedi kat semavat ve arz ve içindeki içlerinde olan her şey kendilerine mahsus lisanlarla o zatı takdis edip tesbih ediyorlar. Hem öyle bir melik-i kadir ki semavat ve arzı altı günde yaratarak arş rububiyetinde durup gece ve gündüzü siyah ve beyaz iki hat gibi bir virar kasasıra döndürüp kainat sahifesinde hayatını yazan güneş, ay, yıldızlar Emrine musakkar, zi haşmet ve zi kudret sahibidir. Güneş, ay, yıldızlar emrine musakkar. O kadar büyüklüğü ile güneş Ay, diğer güneşler, emrine musakkar. Yani o ne emrederse yerine getiriyorlar. Zi haşmet ve zi kudret sahibidir. O sarayın menzilleri ise şu 18.000 âlemdir ki her birisi kendine layık bir tarz ile tezyin ve tanzim edilmiştir. İşte o sarayda gördüğün sanayi-i garibe ise şu âlemde görünen kudret-i ilahiyenin mucizeleridir. Ve o sarayda gördüğün taamlar ise, o sarayda gördüğün sanayi garibi ise şu alemde görünen kudret-i ilahiyenin mucizeleridir. Sanayi garibe. Adam mesela sanayi sanayi olarak ne yapıyor mesela sanayide? Makineyi imal ediyor mesela. Ne makinesi yapıyor? Mesela halı makinesi yapıyor mesela. Hal makinesi ne yapıyor? Halı, ipten halı yapıyor. Değil mi? İp makinesi yapıyor. Pamuktan ip yapıyor veya petrolün ip yapıyor. Pamuk nereden geldi? Orada bir fabrika daha yok mu? Orada çamurdu. Bak çamurdan pamuk yapıldı. Pamuktan ip, ipten de halı yapıldı diyelim. Hangisi hangisi arasındaki geçiş daha muhteşem? Mesela çamur Buradan pamuğa mı? Pamuktan ipe mi? İpten halıya mı? İple halı ne olacak yani? Bir alttan bir üstten o oradaki makine bir anlayabilirsin yani hazır çalıştığını. Basit. Sen de yaparsın belki birazcık çarparsan. Pamuktan ip de öyle yine. Yani birazcık çarparsan çözersin. Ama çamurdan pamuğu yapacak bak insanlar Yani nasıl yapacaksın şimdi? Mesela İnsanlar bak onu yapabiliyor. İp makinesi yapıyor ama pamuk makinesi ya. Haydi buyur. Çamur getireyim sen kamyon kamyon bana pamuk yap. Bak ne yapıyor? O o fabrikayı yapamıyor. O muhteşem. O alan müzesi işte. O pamuk harici neyse pamuk bitkisi mesela o şey. Çamur, pamuk, basit bir şeydi Cenabı Hak. O harika icraatını yapıyor. Üzüm ince. Mesela yün makinesi. Değil mi koyun mesela. Ya böyle ot yiyor mesela yün yaratılıyor suratında. Mesela yün makinesi. Et makinesi, süt makinesi, meyve fabrikası. Mesela biz Mustafa abi o felsefeci demiş ya mesela. Hocam demiş ondan sonra eee bir fabrika düşün demiş. Ondan sonra konserve kutusu üretecek. Konserve kutusu üretecek. Sonra konserve kutusundan hepsine tekrar konserve fabrikası çıkacak böyle. Olmaz öyle şeyler falan demiş ya. Hocam bak şu badem ağaçlarına bak. Badem Şekirdeğinden badem ağacı. Onun üzerine bir sürü bademden onlardan tekrar badem ağacı. Ben de nasıl göremedim bunu şimdi böyle bir şey ondan sonra. Yani her Cenabı Hak'ın her yaptığı iş harika ve mucize. Çiçekten ağaç yaratıyor, ağaçtan meyve yaratıyor, meyveden tekrar ağaç yaratıyor. Süt yaratıyor, hayvan ot yiyor, saman yiyor, süt yaratıyor, süt fabrikası. Hadi buyur süt fabrikası u yap. Hele süt fabrikası Harikası, yumurta makinesi. Yani Cenabı Hak ne yapmış böyle? Yeryüzünde böyle harika kudret mucizelerini donatmış. Kartallar uçuyor. Mesela şimdi robot kuşlar yapmışlar mesela. Var. Düştü düşecek yani mesela. Şey yapacağım ben. Bu kuşlar daha milyon seneden beri uçuyor havada. Ondan sonra harika manevralar yapıyor. Ta bilmem nereden suya dalıyor. Suyun ta dibine kadar balığı yakalayıp Tekrar çıkıp gidiyor. Normal havada da uçmuyor artık yani. Suyun içine giriyor, geri çıkıyor, bilmem ne yapıyor. Böyle manevraları yapan bir kuş. İnsanlar havada anca böyle bir helikopter yapıyor, şey yapıyor, ona çarpıyor, düşüyor. Canın bakın yarattıkları ne kadar harika, ne kadar mükemmel, ne kadar böyle mucize. O şimdi bunlara baktığımız zaman da bu beşerin yaptığı parayla kıyasladığımız zaman milyon kat daha harika. O zaman Cenabı Hak'ın işte hani demişti ya sanayi garibe de marifeti hatası varmış. Gösteriyor Cenabı Hak bunu. Yani şu sarayda gördüğün o sanayi garibe ise şu alemde görünen kudret-i ilahiyenin mucizeleridir. Evet. Artık bunu tevekkül olarak başka zaman şey yaparız. O sarayda gördüğün taamlar ise şu alemde hele yaz mevsiminde Hele Barla bahçelerinde rahmet-i ilahiyenin semerat-ı harikalarını işarettir. Bağlara bahçeleri geldiği zaman yazıp meyve bahçeleri Her biri ayrı meyve, bahçe, ayrı meyve, hepsi ayrı lezzetler, şeyler. Rahmet-i ilahiyenin semeratı harikalarının işarettir. Bir dostun önüne bir tepsi baklava getirse yere göğüse sızdıramıyoruz. Bu muhabbet ne falan. Sen o bahçeyi veriyor. Bahçe dolusu her biri bir baklava gibi. Biz mesela şeker pare buralarda var mı? Bilmiyorum. Bizim orada şeker pare var. Ben değişmem baklava yani. İstediğin kadar değiş kesme şey yap. Harika baklavalar verir canım. Bir ağaç da olur. İstediğin kadar ye. İstediğin kadar ek. Nasıl bir rahmet, nasıl bir ikram, nasıl bir ihsan? E bunun arkasında neyi görmek icap ediyor? Bizi seven, şefkat eden, merhamet eden bir zat var yani. Bize bu meyveleri bir ediyor, ikram ediyor. E sen ne yapacaksın? Elbette o zatı şükürle, değil mi? Minnettarlıkla, muhabbetle mukaddele edeceksin. Oradaki ocak ve batma ise Burada kalbin ateş olan arz ve satarzdır ki arzu ve orada temsilde gördüğün gizli zebinelerin cevherleri ise şu hakikatta esma-i ilahiyenin esma-i kussi ilahiyenin cilvelerine misaldir. Ve temsile gördüğümüz nakışlar ve o nakışların nemizleri ise şu alemi süslendiren muntazam masnuat ve mevzun nukuşu kalem-i kudrettir ki Kadir zülcelalim esmasına delalet ederler. Ve o üstad ise seyidimiz Muhammed aleyhisselam salatu vesselamdır. Avanesi ise hani yardımcıları demiştik ya. Avanesi ise Enbiya Aleyhisselam'dır. En büyük dairede ama Hazreti Âdem'den kıyamete kadar da küçük küçük dairelerde aynı vazifeyi yapan 124.000 peygamber göndermiş. Aynı vazifeyi yapan. Bu manaları insanlara ders veren. Avanesi ise Enbiya Aleyhisselam'dır. Şâkirleri ise evliya ve asfiya biyadır. Değil mi? 14 asır önceden bu zamana kadar da Peygamberimizin dairesi. Onun da şakirtleri, talebeleri evliya ve asbiyadır. O saraydaki hâkîmin hizmetkarları ise şu âlemde melaike aleyhisselam'a işarettir. Temsilde seyir ve ziyavete davet edilen misafirler ise şu dünya misafir ailesinde cin ve ins ve insan hizmetkarları olan hayvanlara işarettir. O fırka ise burada birisi ehli imandır ki kitab-ı Kainatın, ayetinin müfessiri olan Kur'an-ı Hakim'in şakirtleridir. Diğer güruh ise ehli küfür ve tuyandır ki nefis ve şeytana tabi olup yalnız hayat-ı dünyayı tanıyan hayvan gibi belki daha aşağı, sağır, dilsiz, dallin güruhudur. Ve de böyle büyük bir ziyarete davet edilmişsin. Mesela orada ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkıyor, değil mi? Yani saraya gelmişsin. Hiç saray sahibiyle muhatap olmuyorsun. Saray sahibiyle alakalı bir şeyde bulunmuyorsun. Bütün o şeyleri temaşa ediyorsun. Sevdiği sofraları yiyorsun. Ama bir teşekkür yok, bir mukabele yok, bir şey yok. Orada hayvan gibi mesela ne kadar yanlış ve çirkin oluyor. Alıyorsun, yiyorsun, arkasına bakmıyorsun gibi. E şimdi şu aleme gelmişiz. bu alemin sarayı, bu alem sarayının sahibini insan hiç düşünmezse olur mu mesela? Yani şu eve giriyorsun evet evet tanımıyoruz. Ya bu ne kadar büyük yanlıştır. İnsan utanır. Ya o kadar iyilik yapıp bir teşekkür etmeyi bir unuttuk diye insan değil mi? Ne kadar bir şey olsa. Yani sadece maddeye müteveccih olmak eee çok büyük bir kusurlu diyelim artık. Şey Yemin ederim. Yani insan sürekli eee bu görünen bu maddenin arkasındaki zatı sürekli düşünmesi icap ediyor. Onunla kıymet vermesi lazım her şeye yani. Yoksa diğer türlü işte ne olmuş oluyor? Yalnız hayatı dünyeviyatı tanıyan hayvan gibi belki daha aşağı, sağır, dilsiz ve dallin güruhudur. Birinci kafile olan Süheyda ve Evlad ise Zülcelahin olan üstadı dinleyen dinlediler. O üstat hem abdir, ubudiyet noktasında Rabb'ine tavsif ve tarif eder ki, Cenab-ı Hakk'ın dergahında ümmetinin elçisi hükmündedir. Hem Resuldür, risalet noktasında Rabb'inin ahkamını Kur'an vasıtasıyla cin ve insan tebliğ eder. Sonra namaza geçiyor. Sonra namazın manalarını namazındaki şeyleri anlatıyor. Böyle devam ediyor. İnşallah bunu Bunu daha sonra aldığımız evden okursak bir şey yok. İyi olur. 1600000