NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3098.ders 11.söz-Şu kasrın meliki olan Seyyidimiz

Sözler · 1:01:01 · 28 Ağu 2026

Ders metni

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. 11. sözden okuyalım inşallah. 11. söz Bismillahirrahmanirrahim. Ve şemsi ve duhahe ve qamer iza telahe ve nahari iza cellahe ve leili iza yaşaha ve semahi ve ma banahe ve ardi ve ma Ey kardeş, eğer hikmet-i âlimin tılsımını ve hıltat-ı insanın muammasını ve hakikat-ı salatın rumuzunu bir parça fehm etmek istersen nefsimle beraber şu hikâyedeki şu temsil hikâyedeki bak. Evet, üç tane mühim kelime var. Hikmet-i alemin tılsımını, hılkat-i insanın muammasını ve hakikat-i salatın rumuzunu. Evet, yani bu alemin yaratılmasındaki maksat, gaye nedir? Hikmeti nedir? Allah bu kainatı yaratabilirdi, yaratmayabilirdi. Değil mi? Yaratmış. Bu güzel alemi yaratmış. Niye bu kadar çok güzel yaratmış? Yaratmasındaki maksat ne? Amacı, gayesi ne? Bu kainatın içerisinde ondan sonra bütün bahar yaratması, ağaçları yaratması, meyveleri yaratması, insanı yaratması yani cüzden küle kadar tamamı içinde günleri yaratması, ayları yaratması, yer yüzünü yaratması gibi. Yani yaratmasındaki maksat ne? Sonra hilkat insanın muammasını. İnsanı da bu kainata karşı duyarlı eee anlayışlı bu kainat kitabını okuyacak, anlayacak, ona karşı böyle alaka duyarak İnsanı da çok harika cihazlarla donatmış. İnsan da bu kadar mükemmel çok duygular çok latifeler çok azarlarla böyle çok üst düzeyde yaratmasının sebebi ne? Hıltati sebebi. Hıltatındaki muamma sır ne? Bir de hakikate salatın rumuzu. Yani böyle bir kainatta böyle bir insanın namaz kılması namazla ifade ettiği hakikatlar namazın içerisindeki hareketlerin kelimelerin surelerin rumuzu, içerdiği o gizli manalar nedir? Yani kainat, kainatta insan, insandaki insanlığın namazı. Yani bu üçünü böyle birlikte güzelce izah eden bir risale bu. Hakikat-ı salatın rumuzunu bir parça, bir parça fehm etmek istersen, anlamak istersen nefsimle beraber şu hikayeyi şu temsil hikayeciye bak. Mesela üstadımız sürekli Böyle nefsimle beraber kaydı var. Bunu hatta sözlerinin ilk sayfasında da söylüyor. Yine nefsime nefsime diyeceğim. Kim isterse nefsimle beraber dinle. Ben risaleleri nefsime yazmışım. Nefsimi muhatap etmişim. Nefsimi suallerine cevap olarak yazmışım diye biz de yani hakikatları okurken asıl muhatap nefsimiz olacak. Nefsimize bu dersleri okurken biraz sesli okuduğumuz için birbirimizden istifade etmiş oluyoruz. Yani hiçbir zaman karşımıza birisini koyup onu anlatmayacağız yani. Her zaman kendimiz anlatacağız. Ama kendimizi anlatırken de başkaları da o derste bulunabilir. Çok önemli bu istifada açısından. Nefsinle beraber şu temsil hikayeciye bak. Temsil hikayecik. Yani burada okuyacağımız temsil ta kainat yaratılmadan, Cenabı Hak'ın ezeli, ebedi varlığından kainatın yaratılması insana yaratılmasına, kıyametin kopmasına, tekrar ahiretin, cennetin, cehennemin ta sonsuza kadar bütün zamanları kapsayan bir temsil bu. Çok muhteşem bir temsille bu kainatın hakikatine yıkıcı olarak baktırıyor. Bir zaman bir sultan varmış. Bir zaman bir sultan varmış. Mesela burada sen edebi çalışıyorsun değil mi Fatih? Mesela vardı Varmış. Mesela şimdi mesela mışlı kelimelerde mesela diyelim ki burada kaza olmuş. Dediği zaman sen görmedin birisinden duydun. Kaza oldu deyince gördün oluyor. Değil mi? Burada tabii Cenabı Hakk'ın varlığı ezeli olduğu için tabii biz o zamanlar olmadığımız için önce varmış diyor. Sonra var diyor. Yani o zatın varlığını önce duy Diyoruz. Sonra da artık kainatı görmeye başlayınca da varmıştan vara çıkıyoruz. O yüzden başta varmış diye başlıyor. Bir zaman bir sultan varmış. Servetçe onun çok hazineleri vardı. Şimdi Sultan varmış. Sultan'da neyi varmış? Servet ve onun pek çok hazineleri. Burada hazinesi, orada hazinesi, şurada hazinesi, içerileri hazineler, servetlerle dolu. Yani çok zengin bir sultan varmış yani öyle düşün. Hem o hazinelerde her çeşit cevahir, elmas ve zümrüt bulunuyormuş. Hem böyle bir büyük bir hakim sultan hem de hazineleri var. Hazinelerde de her çeşit Cevahir, cevherler, elmas, zümrüt bulunuyormuş. Ne kadar kıymetli madenler, taşlar varsa hepsi varmış. Hem gizli, pek acayip defineleri varmış. Hazine biraz yeryüzünde oluyor. Defineler gömülü oluyor. He, biraz da araştırıp ondan sonra bulabiliyorsun. Gizli, pek acayip defineleri varmış. Hem kemalatça Sanat kemalat ya sanayi garibede garip sanatlar. Pek çok mahareti varmış. Yani bugünün şeyi ile düşünecek olursak bu sultan aynı zamanda sanat karmış. Araba yapabiliyormuş, uçak yapabiliyormuş, tren yapabiliyormuş, bilgisayar yapabiliyormuş, cep telefonu yapıyormuş, ev yapıyormuş. Yani bütün mutfak malzemelerini diyeyim, temizlik malzemeleri, robotlar, bilmem neler. Yani Ne kadar böyle teknolojik alet vesaire varsa sanayide üretilen fabrikalarda hepsini de yapabilecek kemalatı, ilmi, bezirgesi varmış. Kemalatça sanayi garibede pek çok mehareti varmış. Mobilye de yapabiliyormuş, halı da yapabiliyormuş. Artık aklına ne gelirse yani her şeye kabiliyeti, mehareti varmış. Bak hazineleri var. Defineleri var. Oralar dolu. Bir de böyle mehareti de varmış. Sonra hem hesapsız Fünun-u acibeye marifeti ihatası varmış. Acip fenler. Fizik de biliyormuş, kimya de biliyormuş, biyoloji de biliyormuş. Artık yani matematikte biliyormuş. Bütün ne kadar bilim dalı varsa hepsine de ihatası varmış. Hepsine de böyle zihnen, fikren, ilmen kapsamış. İstisnasız yani hesapsız fünun-u acibe acib fenlere marifeti ihatası varmış. Hem nihayetsiz ulümu bediaya ili İlim vıtlığı varmış. Bilgi olarak da ne kadar malumat varsa hepsini biliyormuş yani. Güneşleri biliyormuş, ayı da biliyormuş. Dünyayı da biliyormuş. Dünya içerisinde ne varsa hepsini biliyormuş. Bütün hayvanları, bütün bitkileri, bütün madenleri, elektriği, şunu, bunu yani nihayetsiz, eşsiz ilimlere de ilim ve vıtlığı varmış. Sen diyeceksin ya böyle bir insan nasıl oluyor yani? İnsan değil zaten bu temsil yani. Ondan sonra Hakikate baktırmacı bir temsil. Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca her cemal ve kemal sahibi yani cemal güzellik kemal de o nokta o şeyde en üst zirvede olması en tepede yani mesela ilimde en tepesinde sanatkarlık en tepesinde noksansız eksiksiz o ilim O fene, o şeye sahip olması demek. Hem her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca. Böyle bir sır varmış. Sır neymiş Fatih? Her cemal ve kemal sahibi cemal ve kemalini görmek de istermiş, göstermek de istermiş. Yani tabii göstermek ister. Bu tabii zatında. Mesela 32. sözü düşünecek olursam zatında sevilir diyor. Mesela merhamet sahibi olmak bir güzellik midir? Mesela Emirdağ'da mektup vardı. İnsan Allah'ın suretine yaratılmış insani ala sureti rahman. Orada diyor rahmanın sureti olmaz. Suretten maksat sirettir, ahlak ve sıfattır. Yani orada güzellik derken böyle bir Cenabı Hakk'ın maddi bir şey düşünüp güzellik değil de ahlak ve sıfat olarak yani isim olarak. Mesela Allah rahmet sahibidir. Merhamet sahibidir. Mesela merhamet sahibi olmak Mesela sen merhametli bir arkadaşın olsa bu insan için güzel bir insan dersin değil mi? Merhametli olması. Mesela ya mesela fakirleri, zayıfları, acizlere merhamet ediyor onlara yardım ediyorsa o arkadaş iyi bir insan, güzel bir insan dersin. Bak güzellik orada ne oldu? Sıfat oldu. Değil mi? Yani şimdi Cenabı Hak merhamet sahibi olması onun güzelliği. Şimdi merhamet sahibi olan bir zatın elbette Merhamete muhtaç bir varlık olduğu zaman ona yardım etmek güzeldir. Mahiyeti güzel olduğu için o zaman güzeli mi tercih eder, çirkin mi? Yani merhamet etmek güzeldir, etmemek çirkinlikse güzel olmasının zahidinde onu merhamet etmeyi gerektirir. Değil mi? Eğer mesela merhamete muhtaç merhamet etmiyorsa o bir çirkinliktir. Güzel olan bir zattan böyle bir çirkinlik olmayacağına göre o zaman cemalini göstermek ister, görmek ister. Tabii bu konu çok geniş. İnşallah onu daha sonra özellikle burayı okuduğumuz zaman daha detaylı şey yaparız. Şimdi Eee, bu kadar diyelim. Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca o sultan-ı zişan dahi istedi ki, o sultan-ı zişan dahi istedi ki bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin, tanasın enzarında, insanların nazarında, saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşasını Hem kendi sanatının harikalarını hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Mesela insanlarda da oluyor değil mi abi? Mesela adam ressam oluyor. Çok güzel resimler yapıyor, tablolar yapıyor yüzlerce. Sonra sergi açıyor. O sergilerde orada teşhir ediyor. İnsanları oraya çağırıyor. O insanların gelip bakmasından memnun oluyor. Kendisi de o sanatlarına kendisi de bakıyor. Kendi sanatına kendi de memnun oluyor. Gelen insanlar adam memnun oluyor. Veya mesela adam sanatkar, güzel eserler yapıyor. Fuarlar açıyor, orada sergiliyorlar. Yani bu insan bir güzellik sahibi, bir kemana sahip olduğu zaman mutlaka onu sergilemek istiyor, kendisi de görmek istiyor. Artık o şeyin kapasitesine göre o sergi büyük oluyor, küçük oluyor. Şimdi buradaki sultan da ne yapmak istiyor? Bir meşer açıyor. Yani teşhir yeri. Meşer teşhir yeri demek. Bir meşer alsın, içine sergiler dizsin. Ta nasın enzarında, insanların nazarlarında, bakışlarında, saltanatının haşmetini. Mesela devletler de yapıyor. Mesela askeriyede şurada burada yeni bir şey keşfettiği zaman icat ettiği zaman uçak vesaire değil mi? Onu uçuruyor, şöyle yapıyor, böyle yapıyor gösteriyor mesela. Saltanatının haşmetini, gücünü, kuvvetini orada sergiliyor. Tabiikatlar yapılıyor mesela. Değil mi? Askeri tabikatlar. Saltanatının haşmetini hem servetinin şaşaasını. Yani ne kadar çok zengin olduğunu orada şaşaasını gösteriyor. Gövde gösterisi. Tabii burada şu var. Mesela insanlarda eee mesela kendisini göstermek nefsani de olabilir. Ruhun kemalatından da gelebilir. Burada Cenabı Hakk'a bakarken ruhun kemalatı noktasına bakmak icap ediyor. Yani böyle övünmek, gururlanmak anlamında değil de Mesela diyelim ki, eee muhtaç var. Mesela adam hasta mesela. Senin onun hastalığına dair mesela ilaçların var, bilgin var, bilmiyor. Bak benim şöyle ilaçlarım var, benim şöyle bilgim var diye o adama göstermezse onun merhametinden onu övmüş olmak için değil de onun ihtiyacı olduğu için, onun talep etmesi için onu öyle gösteriyor yani. Mesela biz Niyazi Acil Biz niyazi zayıfız, niyazi fakiriz ya. Niyazi kudrete, rahmet, rahmete, gınaya ihtiyacımız var. Cenabı Hak onun için bize yani bizim için gösteriyor. Bize merhamet ettiği için. Rahmaniyetinden geliyor. Niyazi kudret arayışımız var. Cenabı Hak bende niyazi kudret var diyor. Ebedi yaşamak istiyorum. Bak ben seni ebedi yaşatabilirim diyor. Bak bu dünyayı yaratmışım, ebedi alemde yaratabilirim diyor. Ne yapıyor? Bize merhamet ettiği için. Hem servetini şaşaasını zaten Zaten bu kadar zengin olanda bir kemalat vardır. Kemalatta da arzular yine kamil olur. Yani kusur nihazi kudreti olanda zaten böyle kötü şeyler düşünülemez zaten. Yani o kemalat bir zatta bir noktada kemalat varsa o kemalat bütün sıfatlarında da olur yani. Burada niyetinde de kemalat olur, kusur olmaz. Hem servetinin şaşaasını hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini neler yapabilir? Ne tür makineler yapabilir olduğunu izhar edip göstersin. Ta cemal ve kemal-i manevisini iki vecihle müşahade etsin. Mesela bir insanın güzelliği dediğimiz zaman maddi güzellik de akla gelebilir, manevi güzellik de akla gelebilir. Mesela benim güzel bir arkadaşım var dediğin zaman İlk akla gelen şey nedir? Manevi güzelliktir, değil mi? O için yani biz böyle güzellik değil de önce ruh güzelliği, ahlak güzelliğini düşünmemiz lazım. Ta cemal ve kemal Mali manevisini iki vecihle müşahade etsin. Bir vecih bizzat nazarı dekayik aşinasıyla görsün. Diğeri gayri nazarıyla baksın. Bir vecih bizzat nazarı dekayik aşinasıyla görsün. Mesela adam bu ilk eee şeyle çalışan motoru yapınca bu benzin motorun mu ya mazotlu motorun mu? Grup diye bir adam yapmış ha bunu. Alman mı kimse? Onu çalıştırmış. Makineyi de ayakla mı grup grup ses çıkartıyormuş. Makine çalışınca grup grup ses çıkartınca oturmuş sandalye böyle keyfinden makinenin çalışmasını izlemiş yani. Kendi marifetini, kendi şeyini onda görüyor ya. Kendi güzelliğini orada görüyor. E güzellik bizzat sevilir. Oradaki güzelliği de bizzat seviyor. Yani Kemal Cemaat bizzat sevildiği için o eserinde kendi kemalatını görüyor. Ondan memnun oluyor mesela. Biz de hem kendi bakıyor, kendi memnun oluyor. Hem de onu gelip takdir edenler den memnun oluyor. Mesela böyle sergiler sergiler açıldığı zaman oraları mesela ziyaretçi defteri konuyor. O sergiyi dolaşan o defteri orada ne gördüğünü, ne istediğini yazıyor. Sergi millet gitti daha sonra hemen gidip onu bakıyorlar. Acaba ne dediler, beğendiler mi, beğenmediler mi? Beğenme şeyi var ya insanlarda. Yani Cenabı Hak bütün bu kainatı yaratmış. Her şeye böyle antika özellikler derciyetmiş. Hem bizzat kendisi Tabii mesela biz şimdi insana baktığımız zaman insana belki yüzlerce, milyonlarca sanat derciyetmiş değil mi? Hücrelerine, damarlarına, kalbine, böbreğine. Biz hepsini görebiliyoruz mü bütün detayları? Göremiyoruz. Biz sadece kendi seviyemiz, mertebemize görebiliyoruz. O için nazara dekayik aşina diyor. Sana bak ne yaratmışsa hepsini görüyor. Bizzat nazara dekalet aşınasıyla görsün, diğeri gayrın nazarıyla baksın. Evet, gayrın nazarıyla baksın. Burada gayr kelimesi çok sırlar ihtiva ediyor Fatih. Gayr ne demek? Gayr gayr gayr başka demek. Yani bizzat Cenab-ı Hak bakıyor. Biz de bize de baktırıyor. Gayr. Yani mesela Oraya sergiye bizzat kendi bakıyor ya. Bir de gelenler de bakıyor yani. Gelenler gayr oluyor oraya sergiye bakanlar. Mesela bütün bu kainatı Allah yaratmış. Bizzat kendi bakıyor. Bir de bize de göz, kulak, kalp, akıl, beyin vesaire cihazlarla donatarak bizim görmemizi de sağlıyor. Biz de bakıyoruz. Biz Gayr olmuş oluyoruz yani. Diğeri gayrın nazarıyla baksın. Bu hikmete binaen cesim ve geniş ve muhteşem bir kasrı yapmaya başladı. Bu hikmete binaen. Yani kendi cemal ve kemalini görmek, göstermek istemesi. Niye görmek, göstermek istiyor? Merhametinden dolayı, rahmetinden dolayı. Çünkü bizim ona ihtiyacımız var. Biz aciz, zayıf, fakir olduğumuz için nihayetsiz kudret sahibi Rahmet sahibi, merhamet sahibi zatın varlığını bilmeye ihtiyacımız olduğu için bize işte kendini gösteriyor. Onun için. Bu hikmete bina cesim ve geniş ve muhteşem bir kasrı yapmaya başladı. Cesim büyükçe, geniş ve muhteşem. Bir kasrı, bir sarayı yapmaya başladı. Şahane bir surette dairelere, menzillere taksim ederek hazinelerinin türlü türlü murassaatıyla süslendirip Kendi dessi sanatının en latif, en güzel eserleriyle ziynetlendirip, fünun hikmetinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek ve ulümunun asar-ı müzekeraneleriyle donatarak tekmin ettikten sonra yani önce ne yapıyor? Şahane bir sarayı yapmaya başlıyor. Şahane bir suretle daireleri, menzillere taksim ediyor. Yani sarayın katları, odaları, bölümleri Yani ana hatlarıyla taksim ediyor, bölüyor. Sonra odaları, salonunu, işte şurasını, burasını, hazinelerin türlü türlü murassaatıyla süslendiriyor. İşte duvarlara işte tablolar koyuyor, yerlere işte ondan sonra halılar, işte bilmem işte tavanına bir sürü motipler vesaire. Çeşitli yerlere çeşitli güzel eserler. Hazinelerin türlü türlü murassaatıyla süslendirip kendi desti sanatının, el sanatının en latif, en güzel eserleriyle zinet funun hikmetinin yani işte oraya yürüyen merdivenler, asansörler, ne bileyim ısıtma sistemleri, soğutma sistemleri vesaire artık ne gerekiyorsa yani aydınlatma sistemleri Fünun hikmetinin, hikmetli fenlerin fenlerinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek ve ulumunun ilimlerinin asar-ı muzekeraneleriyle donatarak tekmil ettikten sonra yani sarayın maddi kısmını güzelce tamamladıktan sonra ne yapıyor? Her bir taam ve nimetlerinin bütün çeşitlerinden en lezizlerini artık ne kadar çeşitli taamları varsa tamamının Bunların en lezzetli, en lezzetli camii sofralar. O sarayda kurdu. Camii sofralar ne demek? Camii camii toplanılan yer değil mi camii? Camii muhteviyatı çok demek, toplanma yeri. Yani o sofraya ne kadar şey varsa hepsini oraya toplamış. Camii sohu yani muhteviyatı kapsamı zengin anlamında. Camii Sofralar o saraya kurdu. Mesela şu anda Cenabı Hakk'ın nimetlerini saymaya kalksak çeşitlerini bile yüzlerce, binlerce çeşit var yani. Yani saymayayım şimdi. Gerçi Ramazan iftarı açtık da. Sayabiliriz, mahsur yok ama saymaya gerek yok. Yani git pazarlara mesela. Binlerce çeşit var. Marketlere git. Değil mi? Mesela neler bağlara, bahçelere git. Cami sofralar o sarayda kurdu. Şimdi saray yapıldı. Nakışlara donatıldı. İlahi. Sofralar kuruldu. Sofralara her türlü nimetler yerleştirildi. Şimdi ne yapılması lazım? Oraya davet lazım değil mi? Evet. Her bir taifeye layık bir sofra tayin etti. Öyle sahabet kerhane yani bol bol kömet tarzında sanatperverane yani her şeyden fazla fazla bir de En yüksek kalitede yani sanat olarak da lezzet olarak ondan sonra sanat olarak da en yüksek derecede sanatperverane bir ziyafeti amme insanlara, hayvanlara artık ne kadar canlı mahlukat varsa ziyafeti amme umumi bir ziyafet ihzar etti, hazırladı ki güya her bir sofra 100 sanayi latifenin eserleriyle 100 latif sanatların eserleriyle buçuk bulmuş gibi kıymetli hatsiz nimet etleri serdi. Elmaya bakıyorsun ayrı, muza bakıyorsun ayrı, çileğe bakıyorsun ayrı, limona bakıyorsun ayrı, hepsi ayrı ayrı harika şekilde yaratılmış. Kıymetli, hadsiz nimetleri serdi. Sonra aktar memleketindeki ahali ve rahiyetini, memleketini en uç ucra köşelerindeki uçlarındaki böyle ahalisini, rahiyetini seyre ve tenezzühe ve ziyafete davet Gelin gelin. Bu sarayı temaşa edin. Bu sarayda dolaşın, tenezzüh edin. Sonra buyurun sofralardan istifade edin. Seyre ve tenezzüh ve ziyafete davet etti. Sonra bir yâvâri ekremine sarayın hikmetlerini ve müştemilatının manalarını bildirerek onu üstat ve tarif edici tayin etti. Sonra ne yaptı Fatih? Bir yâvâri ekremine yanında en Bu zat yaverine sarayın hikmetlerini yani bu sarayı niçin yaratmış? Bu sarayla ifade etmek istediği şey nedir? Maksadı nedir? Sarayın hikmetlerini müştemilatının manalarını. Yani bu saraydaki diğer o sarayın eşyaları var ya ona müştemilat deniyor. Onların manası nedir? Manalarını bildirerek ona bildiriyor. Sonra da onu üstat ve tarifedici tayin et. Onu üstat tayin tayin etti. Tarifedici tayin etti. Ta ki sarayın sanini sarayın müştemilatıyla ahaliye tarif etsin. O sarayı kim yapmış, kim sanatkarı kim, o saraydaki eserlerle ahaliye tarif etsin. Sarayın sanini, sarayın müştemilatı ahaliye tarif etsin ve sarayın nakışlarının rumuzlarını bildirip Tabii onlardan çıkartılması gereken ince manalar var. Onları bildirip içindeki sanatlarının mesela muzu yaratmış. Muzu lezzetli yaratmış ama çok hoş yaratmış. Mesela o da o çok latif olmasında da bir mana var mesela. İnceliklerde de mana var. Onları da bildiriyor. Sarayın nakışlarının rumuzlarını bildirip, içindeki sanatlarının işaretlerini öğretip, derunundaki manzum murasalar ve mevzun nukuş nedir? Ve ne de cihle saray sahibinin kemalatına ve hüner Delalet ettiklerini. Yani bu saraydan sarayı yapan sanatkarına nasıl delil oluyor? Onun hangi isimlerine nasıl delil oluyor? Kâinat vekî nedir? Delil olma yolu nedir? Yani bu kâinata bakarak Allah'ı nasıl tanıyabiliriz? Hangisi verdiğini nasıl tanıyabiliriz? O yolu, o tefekkür yolunu öğretmek için, göstermek için ne vecihle saray sahibinin kemalatına ve hünerlerine delalet ettiklerini o saraya girenlere tarif etsin ve girmenin adabını. Uygun mu geldi? Şu pencereyi aç bari biraz. Oradan soğuk hava gelirse O saraya girenleri tarif etsin. İstiyorsan şuradan aç. Ve girmenin adabını ve seyrin merasimini bildirir. Tabii o o sarayın çok manaları var. O saraya böyle paldır küldür giremezsin. Edebi adabı vardır. Girmenin adabını seyrin merasimini bildirip o görünmeyen sultana karşı marziyatı dairesinde teşrifat merasimini tarif biz. Onun rızasına uygun şekilde teşrifat merasimine oraya teşrif ediliyor. Teşrifat merasimini tarif etsin. İşte o muharrif üstadın her bir dairede yani peygamberlerin bakışımız böyle değil mi? Başta Muhammed Aleyhissalatu Vesselam ve diğer bütün peygamberlere bakışımız böyle. Vazifeleri bu noktada tecelli ediyor. İşte o muharrif üstadın her bir dairede birer Avanesi bulunuyor. Yani her peygamberin geldiği dünyada geldiği bölge ayrı, zaman ayrı. Cenabı Hakk'ın ayrı bir her kavme peygamber gönderdik diyor değil mi? Kur'an-ı Kerim'de. Yani her dairede onun yardımcıları, aynı vazifeyi veren yardımcıları var. İşte o muharrif üstadın her bir dairede birer avanesi, yardımcısı bulunuyor. Kendisi en büyük dairede şahitleri içinde. En büyük daire ahir zaman dairesi. hareketleri de sahabeler oluyor. Ve bu zamana kadarki bütün evliyalar, alimler, değil mi? Müşrikler, ondan sonra mücedditler ilahi. Kendisi en büyük dairede şakirtleri içinde durmuş, bütün seyircilere şöyle bir tebligatta bulunuyor diyor ki: "Ey ahali, şu kasrın meliki olan seyidimiz bu şeylerin izharıyla Ve bu sarayı yapmasıyla kendini size tanıttırmak istiyor. Kendini size tanıttırmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız. Evet. Ailesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe aklı eserinde. Yani insanı en iyi tarif eden şey nedir? Fiillerdir. İşleridir, değil mi? Cenab-ı Allah kendisini tanıtmak için bu kainatı yaratmış. Bu kainatı yaratmasıyla, bu sırayı yapmasıyla kendini size tanıttırmak istiyor. Biz de ne yapacağız? Allah kendini tanıttırmak istiyor. Çünkü kainat onu tanıtıyor. Tanıtacak şekilde yaratmış. Yaratılış, yaratma tarzından tanıtılmak istediği anlaşılıyor. O zaman biz ne yapacağız? Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız. Uçsuz bucaksız bu yıldızlar feza âlemi. Bunu yaratmaya dabilirdi. Yaratmış. Demek ki bununla bize bir şey göstermek istiyor. Kudretinin azametini, haşmetini göstermek istiyor. O zaman biz de bunu görmemiz lazım. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız. Tanıyınız diyor. Tanımaya çalışınız diyor. Burada şey var mı? Anlamamız gereken ince bir mana var mı? Tanıyınız. Tanımaya çalışınız. Güzelce tanımaya çalışınız. Yani tanıyabildiğin kadar tanı. İlk etapta yani ne kadar tanıyorsan tanı. Ondan sonra da durma. Çünkü Cenabı Hak'ın marifeti nihayetsizdir. Herkesin bir mertebesi vardır. O mertebesine kadar tanıdın. Ondan sonra da yine tanımaya çalış. Çalışmak lazım yani. Allah kendisini de bize gösterecek yine. Güzel bir metotla mesela rısan okuyarak, onu mütefekkirane güzel bir program içerisinde okumaya, okuyarak mesela tanımaya, bundan sonraki marifet mertebelerini de tanımaya çalışmak. Güzelce tanımaya çalışınız. Hem şu tezinatla kendini size sevdirmek istiyor. Bu kadar zinetle zinetle yaratılması kainatın ne mana ifade ediyor? Kendini size sevdirmek istiyor. Biz ne yapacağız? Siz dahi onun sanatını Takdir ve işlerini istihsan ile kendinizi ona sevdiriniz. Mesela bu muhabbet bahislerini okumuştuk. İnsan önce Cenabı Hak'ı seviyor. diyor. Sonra onun sevgisini kazanmak için eee kendisini sevme eee Cenabı Hak'ın kendisini sevmesini istiyor, değil mi? Yani seviyorsun, sevdiğin zatın seni sevmesini istiyorsun. Ondan sonra o sevmesi için de seveceği bir vaziyete girmen gerekiyor. Cenabı Hak'ın da sevdiği, razı olduğu ahval ve sıfat zat-ı Muhammedi'yi de Aleyhissalatu vesselam en yüksek tarzda tezahür etmiş. Ona benzeyerek kendimizi Sevdirmenin yolunu gösteriyor, değil mi? Ayet-i Kerime vardı. Hem bu gördüğünüz ihsanat ile size muhabbetini gösteriyor. Mesela şimdi Fatih sana bir soru sorayım. Şimdi Allah bize bu kadar ihsan hatta bulunuyor mu? Elmalar, armutlar hep elma diyorum. Onun şahsına bütün nimetleri düşünebiliriz. Yani Allah bu kadar nimetleri bize niye veriyor olabilir? Bize vermek zorunda mı? Değil. Biz para verdik de hani mesela pazarcıya para veriyorsun. Sana artık onu vermek zorunda değil mi? Karşılığını vermişsin. Biz Allah'a bir şey vermemişiz ki. Bize vermek zorunda değiliz. Bize verip bize menfaat bekleme diye bir şey söz konusu değil. Yani Allah'ın bize bu kadar nimetleri vermesine hiçbir sebep yok. O zaman sadece muhabbetinden ve merhametinden dolayı veriyor. Başka bir sebep yok yani. Mesela birisi bir insan sana iyilik yapsa acaba niye yaptı? Bana bir şey mi yaptıracak falan diye düşünürsün değil mi mesela? Ama Cenabı Hak'ın iyilik yaptığı zaman öyle ihtimaller Allah için kesin değil ki. Allah zaten beni yaratmış. Benden ne bekleyebilir, ne ihtiyacı olabilir? Zaten o beni yaratmış yani. Dolayısıyla sadece ve sadece merhameti ve muhabbeti den dolayı Allah bizi insanlarda bulunuyor. Bu gördüğünüz ihsanat ile size muhabbetini gösteriyor. Siz dahi itaat ile ona muhabbet ediniz. Mesela muhabbetin işte kimin Allah'ı sevdiği belli olmaz diyorlar ya. Belki ben daha çok seviyorum filan. Bu söz doğru mu Fatih? Kimin Allah'ı sevdiği belli olur mu? Belli olur. İtaat etmek öyle belli olur. İnsan sevdiği zata itaat eder. Sevdiği zatın mızasını yerine getirir. Onun emirlerini havada boşta bırakmaz yani sevgi. Ondan sonra eee mutlaka tezahürü olur yani. Dolayısıyla biz muhabbetimizi ne ile göstereceğiz? Allah'ın emirlerine itaat ederek. Siz zayi itaat ile ona muhabbet ediniz. Hem şu görünen in'am ve ikramlar ile size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Bu kadar in'amlar, bu kadar ikramlar neyi gösteriyor? Orada işte Allah'ın şefkatini, merhametini ne yapmamız gerekiyor? Görmemiz, hissetmemiz gerekiyor. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz. Hem şu kemalatının asarıyla manevi cemalini size göstermek istiyor. Kemalatının asarıyla manevi cemalini göstermek istiyor. Mesela bir insan bir misafir birine veya bir sevdiğine mesela yapabileceğinin en iyisini yaparsa o manevi cemal oluyor değil mi? Mesela bir şey yardım yapacak. En iyisini yapmaya çalışıyorsa kemalatının asarıyla yani şu daire imkânında olabilecek en mükemmel seviyede Allah ikram ediyor. Onun daha mükemmeli yok. Değil mi? İmam-ı Gazali'nin öyle bir sözü var. Leyse fil imkân ebde min makân. Daire imkânında şu mükevenadan daha beri daha güzel yoktur. En kemal noktada her şeyi yaratıp veriyor. O zaman neyi gösteriyor? Manevi cemalini size göstermek istiyor. Siz dahi onu görmeye ve teveccühünü kazanmaya iştiyakınızı gösteriniz. Öyle bir Rabbimiz var Bestem abi. Elbette bu Rabbimizin manevi cavanı görmeye ve onun teveccühünü teveccüh neydi? Onun bize olan ve cühünü, nazarı merhametini, şefkatini kazanmaya iştiyakınızı gösteriniz. Hem bütün şu gördüğünüz masnuat ve müzeyyanat üstünde, şu gördüğünüz bütün şu gördüğünüz masnuat ve müzeyyanat üstünde, yani ne kadar böyle sanat eseri varsa, mesela ağaçlar, hayvanlar, kuşlar, balıklar, sanat eserleri Müzeyyenat, ziynetli, çiçekler vesaire. Üstünde birer mahsus sikke. Mesela bir kanarya kuşu gördük diyelim. Veya ne bileyim ondan sonra Bir kuzu gördün, bir keçi yavrusu gördün veya işte ondan sonra bir sanat eseri gördün Allah'ın yarattıklarında. Onun üzerine ne varmış? Birer mahsus sikke. Bu ancak Allah'a mahsus. Ancak Allah'ın eseri olabilir. Allah'tan başka hiçbir şey bunu böyle yapamaz, yaratamaz diye üzerinde mühür varmış. Onu görmemizi istiyor. Mesela bir kanarı kuşuna, ne bileyim herhangi bir tavus kuşuna veya bir insanın gözüne baktın Bu tesadüfen olamaz. Kendi kendine olamaz. Tabiat yapamaz. Şöyle olamaz, böyle olamaz. Bu ancak bu ancak Sani-i Zülcelal'in eseri olabilir, sanatı olabilir. Onun kudreti muzdresi olabilir diye üzerinde alametler, işaretler, belirtiler var. Onu görmemizi istiyor. Ve bu ona aittir dememizi istiyor. Müzeyyenat üstünden birer mahsus sikke, birer hususi hatem. Mesela bu resmi belgeler oluyor ya abi mesela. Adam o belge belgede yazı oluyor. Altına imza yatıyor. O imza ne oluyor? Bu belgedekiler bana ait. O imza onun ona ait olduğunu gösteriyor. O hatem oluyor işte. Yani Allah hatem. Mesela insan kalbini yaratmış. Onun üzerine imzasını atmış. Bu kalbi ancak Allah'ın eseridir diye. Onu tabii orada sanat olarak tezahür ediyor imza. Birer hususi hatem, birer taklit edilmez turra. Yani o kadar mükemmel yaratmış ki taklit edemiyorsun. Bir Dinlendirici olsun. Ben bir Antep'te meyve bıçağı alıyorum Levent. Biliyorum Antep esnafı uyanık. Bana şimdi şu solingen bıçaklar var ya abi marka vermiş olmayalım da. He. Onun zamanında teyzem getirmiş biliyorum onun kalitesini. Dedim alayım. Adam çıkardı altı tane bıçak 1 lira. Baktım çapak mopak var üzerinde böyle böyle Antep'te yapılmış yani. Dedim orijinalini çıkar dedim. Tamam abi dedi sen anladın dedi işi. Orijinal çıkardı, o da ₺2. Ona da çapak var ama daha az. Belki orijinal ₺10 yani. Adam bir saatte iki tane saatte bulunduruyor. Biri saatte değil satıyor, öbürü biraz daha iyi orijinal diye satıyor. Adam üzerine Solingen yazmış. O yazı bile benzemiyor yani. Şimdi bak adam Solingen bırak tamam artık neyse onu isim vermesek olur da önemli değil. Zaten babamın oğlu değil yani. Ondan sonra şey bak Adam tahlil ediyor sanatı ama edemiyor işte. Edemiyor. Yani o film. Adam öyle bir mesela dünyada öyle bir şey düşünelim ha bir fabrika düşünelim. Öyle bıçak yapıyor ki o bıçağı o kaliteli başka dünyada hiç yapan olmasa o kaliteyi görür görmez hemen o firma yapmıştır dersin değil mi? Tereddüt etmezsin yani. O kalite ona ait diye. Hani öyle düşünelim. İşte Allah'ın yarattığı kainatta ne Neye bakarsak bakalım. Oradaki kaliteyi, sanatı böyle idrak edip bu ancak Allah'a aittir. Başka hiçbir şey olamaz diye o şeyi görmemizi istiyor Allah. Her şeyde o sanatı. Birer taklit edilmez. İnşallah 22. günün sözü de hep böyle tura konulara geçiyor. İnşallah 22. günün sözü de bu tura meselesini daha detaylı okuruz. Birer taklit edilmez tura koymakla her şey kendisine has olduğunu ve kendi eseri deste olduğunu kendi eseri deste kendi eseri sanatı olduğunu, kendisine has olduğunu, kendi eseri deste olduğunu ve kendisi tek ve yekta istiklal ve infiraz sahibi olduğunu size göstermek istiyor. Siz dahi onu tek ve yekta ve misilsiz nazirsiz bihemta tanıyınız ve kabul ediniz. Daha bunun gibi ona ve o makama münasip sözleri seyircilere söyledi. Yani saray yapıldı. Teşrifatı, her şeyi, sofraları şey yapıldı. O maksadını Yâver Efendi bildirdi. O da gelen misafirlere bu tebligatı yaptı. Bundan sonra ne oldu? Sonra gelen ahali iki güruha ayrıldılar. Birinci güruhu kendini tanımış ve aklı başında ve kalbi yerinde oldukları için kendini tanımış aklı başında, kalbi yerinde oldukları için, o sarayın içindeki acayiplere baktıkları zaman dediler. Bunda büyük bir iş var. Hem anladılar ki beyhude değil, adi bir oyuncak değil. Yani bu kadar masraflar, bu kadar şeyler beyhude yani boşu boşuna maksatsız manası olamaz. Beyhude değil, adi bir oyuncak değil. Onun için merak ettiler. Acaba tılsımı nedir? İçinde ne var deyip düşünürken Burası çok önemli. İnsan düşünmeye başladığı anda Cenabı Hak hemen ondan sonra ona Eee, onun yardımına koşuyor. Yardımını hemen böyle ondan sonra sari nuru gönderiyor. Acaba tılsımı nedir deyip, tılsımı nedir içinde ne var deyip düşünürken birden o muharrif üstadın beyan ettiği nutkunu işittiler. Anladılar ki bütün esrarın anahtarları ondadır. Her ne kadar sorular, sualler, sırlar varsa hepsinin anahtarı kimdedir? O Yâbirekrem'de Aleyhissalatu Vesselam. Bütün esrarın anahtarları ondadır. Ona müteveccihen gittiler ve dediler: "Esselamü aleyke ya eyyühel üstat. Hakkan şöyle bir muhteşem sarayın senin gibi sadık ve müdahkik bir muarifi lazımdır." Niye lazımdır? Çünkü onun o saracak hikmetlerin maksadını taakku etmesi lazım. Taakku ettirecek derecede tarif edeceğiz seviyesinde birisi olması lazım. Hakkan şöyle bir muhteşem sarayın Senin gibi sadık ve müteakkik bir muharifi lazımdır, tarifçisi lazımdır. Seyyidimiz sana ne bildirmişse lütfen bize bildiriniz. Üstat ise evvel zikri geçen nutukları onlara dedi. Bunlar güzelce dinlediler. İyi ve kabul edip tam istifade ettiler. Padişahın marziyatı dairesinde amel ettiler. Onların şu edepli muamele ve vaziyetleri o padişahın hoşuna geldiğinden Onları has ve yüksek ve tavsif edilmez diğer bir saraya davet etti, ihsan etti. Evet, burası da güzel müjdeler ihtiva ediyor. O padişah onların o şu edepli muamele ve vaziyetleri o padişahın hoşuna geldiğinden onları has ve yüksek ve tavsif edilmez diğer bir saraya. Yani cennet mesela has bir saray olarak. Has dediği zaman, mesela diyelim ki elbise almaya gidiyorsun abi. Orada dikilmiş elbiseler var. Bir tane alıyorsun. O nedir? Has mıdır? Değildir. Standart dikilmiş işte. Sen onu gidip giyiyorsun. Standart oluyor. Ama sana özel senin boyutlarına, ebatlarına göre dikilmişse has oluyor. Evler yapılmış. Gidip alıyorsun mesela. O has olmuyor. Senin duygularına, latifelerine, şeyine göre bir ev yapılmış. Yani cennet has derken herkesin cenneti onun hoşlanacağı, onun arz edeceği şekilde herkese ayrı bir cennet verecek. Yani Cenabı Hak has ve yüksek ve tavsif edilmez. Yani o sadece hani diyor ya adam mesela bunu anca tarif edemeyiz. Anca yiyeceksin tadını, öyle anlayacaksın. Yani cennet anlatılmaz. Anca gittiğin zaman göreceksin. Tavsif edilmez. Diğer bir saraya davet etti, ihsan etti. Demek ki birinci saray var. Arkasından ikinci saray var. Hem öyle bir cevvad-ı melike layık ve öyle bir muti ahaliye şayeste, muti ahali, itaatkir ahaliye şayeste ve öyle edepli misafirleri münasip ve öyle yüksek bir kasra şayan bir surette ikram etti. Daimi onları saadetlendirdi. Daimi onları saadetlendirdi. Yani cennet Böyle daimi bir saadet yeri değil mi? Daimi. İkinci gürüh ise akılları bozulmuş, kalpleri sönmüş olduklarından. Mesela akıl göz görmeyi görmeyi sağlıyor ya görme cihazı. Akılda anlama ve idrak cihazı. Mesela göz göz olduğu zaman görebiliyor musun abi? Göremiyorsun mesela gözün var görmüyorsun göz bozulunca, kulak bozulunca duymuyorsun. Akıl bozulunca da işte felsefeyle batıl fikirlerle akıl bozulunca da adam anlamıyor. Hakikaten idrak etmiyor yani. Akılları bozulunca kalpler sörmesi kalp nedir? Kıymet takdir eden bir organ şeydir cihazdır. Kalp bozulunca kıymet de takdir edilmiyor. Dolayısıyla bunlar niye böyle davranıyor? Çünkü akılları bozulmuş, kalpleri sövülmüş olduklarından saraya girdikleri vakit nefislerine mağlup olup lezzetli tahamlardan başka hiçbir şey İltifat etmediler. Bütün o nehasinden güzelliklerden gözlerini kapadılar. Ve üstad o üstadın irşadatından ve şakirtlerinin ikazatından kulaklarını tıkadılar. Hayvan gibi yiyerek uykuya daldılar. İçilmeyen fakat bazı şeyler için ihzar edilen iksirlerden içtiler. Sarhoş olup öyle bağırdılar, karıştırdılar. Seyri misafirleri çok rahatsız ettiler. Sani ziyaşanın düsturlarına karşı edepsizlikte bulundular. Saray sahibinin askerleri de onları tutup öyle edepsizlere layık bir hapse attılar. var. Ey benimle beraber, ey benimle bu hikayeyi dinleyen arkadaş, elbette anladın ki o hâkimi zişan bu kasrı şu mezkûr maksatlar için bina etmiştir. Zikredilen maksatlar için bina etmiştir. Şu maksatların husulü ise gerçekleşmesi ise ikişer mütevakkıftır, bağlıdır. Birisi şu gördüğümüz ve nutkunu işittiğimiz üst İktidarın vücududur. Çünkü o bulunmazsa bütün maksatlar beyhude olur. Saray yapılmış, aile çağırılmış ama anlatan yok. O zaman yani bütün maksatların hepsi beyhude boşuna olur. Çünkü anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır. Mesela tabiri caizse mesela şimdi Beslenme, temsil olsun diye söylemiş. Okullar yaptın, binalar yaptırttın, sıralar yaptırttın, kitaplar hazırladın, öğrenciler de var ama öğretmenler yok. Ne anlam oldu ki? Hiç yapmasan daha iyiydi yani. İşte peygamberler gibi ali fıtratta, mahiyette insanlar olmasaydı Cenabı Hak bu kâinatı yaratmazdı yani. Çünkü o maksadını anlatacak zatları olmadığı için yaratmazdı. O yüzden onlar var ki yani vücudi üstat vücudi kasrın ayisidir. Âlem-i istimâl-i kasrın bekasına sebeptir. Yani peygamberler var diye Allah kainatı yaratıyor. İnsanlar onları dinliyor diye kainatı devam ettiriyor. Ne vakit dinlemediler o zaman kıyamete koparacaktı. Çünkü anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kâğıttan ibaret kalır. Mesela bir kâğıt var. Çok güzel şeyler yazıyor. Mesela bilmediğimiz bir dilde yazılmış ama çok güzel manalar var. E sen bunu okuyup anlayamıyorsun. Senin için o nedir? Manası bir kağıttır yani. Oradaki yazıyı anlayan, anlatan birisi olsa bu kağıt çok değerlidir. Çok sevdiğin birisinden gelmiş mesela. Sana güzel manalar ifade ediyor. Anlamıyorum. Şimdi bu kainat bir kitaptır. Bir mektuptur. Rabbimiz tarafından yazılmış. Bize Allah çok güzel manalar ifade ediyor. Bizi sevdiğini, bize şefkat ettiğini, bize merhamet ettiğini, bize ebedi hayat verecek. Bunlara biz bakıp anlamıyorsak o zaman manası yok işte. bütün ikaretin ifade ettiği manaları anlayıp bize anlatan bir zattır Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesselam. Çünkü anlaşılmaz bir kitap muhalimsiz olsa manasız bir kazaftan ibaret kalır. İkincisi ahali o o üstadın sözünü kabul edip dinlemesidir. Okul yapmışsın. Öğretmenler var. Ders anlatıyor. Öğrenciler dinlemiyor. Derse girmiyor. Kapatırsın değil mi artık mesela? O ne gibi bir şey. Demek vücud-u üstat vücud-u kasrın dahisidir. Yani üstadın varlığı kasrın varlığının sebebidir. Ve ahalinin istimaı dinlemesi kasrın bekasına sebeptir. Öyleyse denilebilir ki şu üstat olmasaydı Aleyhissalatu vesselam o melik zişan şu kasrı bina etmezdi. Hem yine denilebilir ki o üstadın talimatını ahali dinlemedikleri vakit Elbette o kasır tebdil ve tahvil edilecek. Ey arkadaş, hikâye burada bitti. Eğer şu temsilin sırrını anladınsa bak, hakikatin yüzünü de gör. İşte o saray şu âlemdir ki, tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gökyüzüdür. Tabanı ise şarttan garba gun ağun çiçeklerle süslendirilmiş yeryüzüdür. O melik ise Ezelbe Sultanı olan bir zat-ı mukaddesdir ki yedi kat semavat ve arz ve işlerinde olan her şey kendilerine mahsus lisanlarla o zatı takdis edip tesbih ediyorlar. Yani şu kainat içerisinde ne varsa hepsi üzerlerine hangi isim tecelli ediyorsa İnşallah 24. sözün 1. dalını okurken orada çok güzel isimlerden bahsediyor. O isimleri Tecelli dinsimleri lisan haliyle zikrediyorlar. İçlerinde olan her şey kendilerine mahsus lisanlarla o zatı takdis edip tesbih ediyorlar. Hem öyle bir melik-i kadir ki, kudret sahibi bir sultan ki semavat ve arzı altı günde yaratarak arş rububiyetinde durup gece ve gündüzü siyah ve beyaz gibi beyaz ikahat gibi birbiri arkası sıra döndürüp kainat sahifesinde ayetini yazan Ve güneş, ay, yıldızlar, emrin müsahhar, zi haşmet ve zi kudret sahibidir. Güneş, ay, yıldızlar emrine müsahhar. Zihâşmet ve zihâkudret sahibidir. O sarayın menzilleri ise 18.000 alemdir ki her birisi kendine layık bir tarz ile tezyin ve tanzim edilmiştir. Mesela 29 mektubatta 26. mektubun 4. mefasındaydı değil mi? Mesela bu alem Kul isâbın suali var. Rabbül Âlem'deki Âlem'in de maksat nedir? diye soruyor. 18.000 alimin tabirini, tefsirini soruyor. Mesela orada bu alimleri anlatıyor. Bazı alimler 18.000, bazı 28.000 demiştir diyor ama âlemler çoktur diyor. Değil mi? Yani hayvanlar âlemi diyorsun, bitkiler âlemi diyorsun, denizler âlemi, hava âlemi, uzay âlemi, hayvanlar âlemi dediği zaman içerisinde her bir ne bir ayrı bir âlem olarak düşünebilirsin. Her bir hayvanın kendi içerisinde bir âlem olarak düşünebilirsin. Yani nihayetsiz Cenabı Hak ne yapıyor? Böyle nihayetsiz âlemler yaratmış. 18.000 alemdir ki her birisi kendine kendine layık bir tarzıyla tezin ve tanzim edilmiştir. İşte o sarayda gördüğün sanayi garibi ise garip sanatlar ise şu alemde görünen kudret-i ilahiyenin mucizeleridir. Mesela bu ufak böcekleri falan düşünsek olur mu? Mesela işte karınca, örümcek, böyle hepsi aynı değil mi? Mesela örümceğin yaptığı, o işte ondan sonra diğerinin, yani hepsi böyle işte hareketleri vesaireleri, üzerindeki tırnakları, işte cihazları vesaire. Hep ayrı ayrı sanat eserleri. Onlar nedir? Şu alemde görünen kudret-i ilahiyenin mucizeleridir. Onların varlığı ancak kudretin tecellisiyle meydana gelir. Şu alemde görünen kudret-i ilahiyenin mucizeleridir. Ve o son ayda gördüğün taammlar ise işte bütün meyveler vesaireler. İşte şu alemde hele yaz mevsiminde, hele barla bahçelerinde rahmet-i ilahiyenin semerat-ı harikalarını işarettir. O mesela meyve bahçelerinden geçerken her bir ağaç üzerlerinde sayısız meyveler hep böyle taze yaratılmış. Onlar nedir? Rahmet-i ilahiyenin semerat-ı harikalarına, harika meyvelerine işarettir. Ve oradaki ocak ve matbah ise burada kalbinde ateş olan Arz ve satı arzdır. Ve orada temsilde gördüğün gizli definelerin cennerleri ise şu hakikatte esma-i kutsi ilahinin cilvelerine misaldir. Ve şu temsil ve temsile gördüğümüz nakışlar ve o nakışların cemizleri ise şu âlemi süslendiren muntazam masnuat ve mevzun nukuş-u kalemi kudrettir ki Kadir-i Zülcelal'in esmasına delalet ederler. Ve Ve o üst ve o üstat ise seyidimiz Muhammed Aleyhissalatu Vesselam'dır. Avanesi ise Enbiya Aleyhisselam'dır. Yani yardımcıları demişti ya. Onları diğer 128.000 peygamber onların avanesi ve şaketleri ise evliya vasfiyadır. O saraydaki hakimin hizmetkarları ise şu alemde melaike aleyhisselam'a işarettir. Temsilde, seyir ve ziyafete davet edilen misafirler ise şu dünya misafirhanesinde cin ve ins ve insanların hizmetkarları olan hayvanlara işarettir. Temsilde seyir ve ziyafete davet edilen misafirler ise yani biz bu alem yaratılmış, güzelce donatılmış, değil mi cemaat? Mesela kainatın yaratılışı öyle. Önce cemaat yaratılıyor. Sonra yaratılıyor. Sonra hayvanlar yaratılıyor. İyice yeryüzü insanın yaşayacağı hale getiriliyor. Ondan sonra insan teşrif ediliyor. Değil mi? Hazırlanıyor nasıl? Mesela bir insan evi önce hazırlıyor, her şey de yapıyor vesaire. En son onun için insan sonradan yaratılıyor. Yani dünyaya sonradan teşrif ediliyor. Şu dünya misafirhanesinde cin ve ins ve insanların hizmet insanların insanın hizmetkarları olan hayvanlar İşarettir. Hayvanlar ne için yaratılmış? İnsanın hizmetkarları olan hayvanlara işarettir. Mesela bal arıları bize hizmet ediyor mu? Ne yapıyor bize? Bal yapıyor. Bak Allah insanlara bal yapsın diye onları çalıştırıyor. Tavuklar ne yapıyor? Rahmet hazinesinden bize her gün birer tane yumurta getiriyor. İneklerimiz ne yapıyor mesela? Süt çeşmesi oluyor değil mi? Şimdi otları otları bizim için Yiyor. Akşama kadar ot, saman vesaire yiyor. Senap fabrikayı çalıştırıyor. Bize akşam ondan sonra o şeylerden bize ondan sonra Safi Berak Gıda'lı Nazerin Hoş Latif Lezzet Biz o süt çeşmesi oluyor mesela. Eşekler falan vardı eskiden onlar yük taşıyordu. Şimdi onlar yerine traktörleri yaratmış Cenabı Allah. Onlar da midevi demirli hayvanlar yani. Onlar da yine aynı şekilde düşünüyorum ben. Eskiden ihtiyaç azdı. Böyle öküz de şey yapıyordun affedersin. Mesela şimdi ihtiyaç büyüyor artık büyük makinalar şunlar onlar da Allah'ın yine insanlar için yarattığı hizmetkarlar. O büyük biçerdöverler vesaireler mesela. Mesela onlar da bir nevi hayvan olarak düşünebiliriz. Yani bu hizmetkarlar insan için yaratılmış. Misafirhanesinde cin ve ins ve insanın insanın hizmetkarları olan hayvanlar işarettir. Ve o iki fıkıh fırka ise burada birisi ehli İmandır ki Kitabı Kâinat'ın ayâtının müfessiri olan Kur'an-ı Hakim'in şakirtleridir. Birisi ehli imandır ki. Şimdi ehli imanı nasıl tarif ediyor? İslam ağabey. Kitab-ı Kâinat'ın ayâtının müfessiri olan Kur'an-ı Hakim'in şakirtleridir. Şimdi biz şakirdiz. Şakir ne demek? Talebe demek. Talebe ders alır değil mi? Dersi kimden alacağız? Kur'an'dan. Biz Kur'an'ı dinleriz. Bizim üstadımız Kur'an'dır. Risale-i Nur'da Kur'an'ı anlattığı için Risale-i Nur'u dinliyoruz. Yani biz başka bir felsefe kitabı her hangi bir şey okuyamayız yani. Bizim ders alacağımız üstadımız bellidir. Değil mi? Çünkü hakikati en doğru olan gören, gösteren odur. Ehli imandır ki Kitabı Kainat'ın ayasının müfessiri olan Kur'an-ı Hakim'in şakitleridir. Diğer güruh ise ehli küfür ve tuyandır ki nefis ve şeytana tabi olup yalnız hayat-ı dünyeviyi tanıyan yalnız yalnız ne demekti? Geçen sordum. Sadece demek. Adam sadece dünya hayatını tanıyor. Halbuki dünyaya da 60 sene, ebedi sonsuz sene. Hangisini önce tanımak lazım? Sonsuzu. Yalnız talip olup yalnız hayat-ı dünyeviyi tanıyan hayvan gibi belki daha aşağı sağır, dilsiz, dalin güruhudur. Niye sağır diyor? Duymuyor. Hakikatın sesini duymuyor. Niye dilsiz hakikati ifade etmiyor? Niye dalin hakikati etmiyor. Hayvan gibi belki ondan daha aşağı sağır, dilsiz, dâlin güruhudur. Birinci kafile olan Süeda ve Ebrar ise saadete mazhar olmuş, berrak, temiz, birinci kafir olan Süeda ve Ebrar ise Zülcenaheyn olan üstadı dinlediler. Zülcenaheyn ne demek? Yani o üstat hem abdir, ubudiyet noktasında Rabb'ini tavsif ve tarif eder ki, Cenabı Hak'ın dergâhında ümmetinin elçisidir. Hem Resuldür, Risalet noktasında Rabb'inin Rabb'inin ahkamına Kur'an vasıtasıyla cin ve insaf tebliğ eder. Ve şu bahtiyar cemaat o Resul'ü dinleyip Kur'an'a kulak verdiler. Kendilerini en o ibadet ibadetin fiili sesi olan namaz ile birçok makamat âle içinde çok latif vazifelerle İle büyüz etmiş gördüler. Bundan sonraki kısım namazdaki o makam-ı alilerden bahsediyor. Biz buraya kadar okumuş olduk.

3098.ders 11.söz-Şu kasrın meliki olan Seyyidimiz — Nur Risale Dersleri