3102.ders 13.söz-hüve nüktesi-bir zarif nükte-i tevhidde
Ders metni
Euzu billahi inneşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Hüve nüktesi. Bismihi sübhanehu ve in min şeyin illa yusebbihu bihamdihi. Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühu ebeden daimen. Çok aziz ve sıddık kardeşlerim. Kardeşlerim, la ilahe illahu ve kul Ahü'deki hüvel haksında yalnız maddi cihette bir seyahat-ı hayali-i fikriyede hava sahifesinin mütalaasıyla alim-i surette görünen bir zarif nükte-i tevhidde meslek-i imaniyenin net hadsiz derece kolay ve vücut derecesinde suhulette bulunmasını ve şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkilatlı mümteni binler hal bulunduğunu müşahade ettim. Bölüm 5 olundur. Iı, seyahat-i hayani fikre göre ilk defa seyahat ettim. Önce, eee, kitap cümlesi var. Kitap cümlesinde ne diyor? Aziz Sıddık çok aziz ve sıddık kardeşlerim diyor. Çok aziz ve sıddık kardeşlerimiz ağabey. Aziz ne demek? Aziz. Aziz, yüce misin? Yani yüce ne demek? Aziz. İnsanın insanın aziz olması. Aziz. Aziz olması zelil. Aziz zelil. Su gibi aziz oluyor galiba o zaman. Mesela suyu öyle herkes suya değer verir yani. Bu kıymeti her zaman başım üstündedir. Aziz. Aziz kıymetli, değerli. Ondan sonra "Man kıyın" değeri yüksek anlamında. Üstad niye kardeşlerin aziz diyor? Man değerli bir Yani değeri nereden geliyor? Değeri de iman kuvvetinden mi? Yani bir şeyin eee bir şeyin diyor kıymeti himmeti nispetinde mi? Himmeti ise diyor maksat ihtiraz ettiği şeyin kıymetine bakar. Yani bir insan mesela yüksek bir hedefi, gayesi varsa o insan kıymetli oluyor. Yüksek işlerle, kıymetli işlerle uğraşan. Mesela üstat bizim için çok kıymetli. Niye? Çünkü en kıymetli insan iman hakikatları üzerine çalışılmış mesela. Evet. Peygamberimiz mesela üstat için çok kıymetli. Niye? İnsanların ebedi hayatıyla meşgul olmuş. İnsanlar Allah'ı tanıttırmış, sevdirmiş mesela. En değerli şeyler bunlar. Nur talebesi de bunları okumayı, anlamaya çalışıyor. Bu yolda ilerliyor. O zaman o da aziz oluyor. Sıddık ne demek? Hani şimdi böyle kısa kısa şey Mesela sıddık ne demek? Sadık. Sıddık sadık. Sadık ne demek? Sadık sanıyorduk veya Sadık bağlı demek. Sadık bağlı yani. Sözüne bağlı. İnanlı davaya bağlı. Sadık. Mesela insan bir şey diyorsa o söz dediğine bağlı kalması lazım. Bir söz veriyorsun diyorsun mesela. Çocuğuna bağlı kalıyor. Ona sıddık deniyor. Sadık, sıddık. Sadık, sıddık. Sadık, sıddık daha ilerisi. Sıddık. Şimdi mesela biz Allah var demişiz, ahiret var demişiz. Ebedi hayat daha kıymetli demişiz. O zaman bu sözümüze bağlı kalmamız lazım yani. Tercih yapacağımız zaman ahiremize zarar vermememiz gerekiyor. Mesela Peygamber Ebubekir Hazreti Ebubekir Sıddık adlı adam mesela onun sıddıkiyet "Aleyhisselam'ın müstehâli" diyor. Yani, eee, şey Yusuf Aleyhisselam için söylüyor. Değil mi? Yusuf Aleyhisselam için söylüyor. Mektubatı hep sana alayım. Mesela ona Mısır'a azizi Mısır'da teklif ediliyor. Mısır'ın azizi ol diyorlar. Yusuf Aleyhisselam'a o ne diyor? Ben diyor ahiret istiyorum, ölüm istiyorum diyor. Onunla diyor ahiret Ne gidiyordu? Efendim? Alo. Bu bizim sohbet ayıp ya. Bu nasıl yatıyor yanında? Bak şu numara. Görüş abi sen bak bu arıyor. En güzel bir kıssanın güzel bir müntesidir. Ahsen-ül-fasa olan kıssa-yı kıssa-yı Yusuf aleyhisselam hatibesini haber veren terefeni müslüman vel hak nebili salihin ayetinin ulvi ve latif ve müjdeli ve icaz kerale bir müntesidir şudur ki sair ferahlı ve ve saadetli kıssaların ahirindeki zeval ve firak haberlerinin acıları bir de elemi kıssadan alınan pehari lezzeti acılaştırıyor, kılıyor. Bahusuz kemali ferah ve saadet içinde bulunduğunu ihbar ettiği hengamda mevtini ve firakını haber vermek daha edimdir. Dinleyenlere eyvah denirdir. Halbuki şu ayet kıssa-yı Yusuf'un aleyhisselam en parlak bir en parlak kısmı ki azizi mısır olması. Aziz-i Mısır Mısır. Yani en büyük bir tanecisi yani Aziz-i Mısır olması, edep ve vadesi ile görüşmesi, kardeşleriyle sevişi tanışması olan dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengamda ulaşabilmek diyecektim. En güzel şeylere ulaşmış. Dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengamda Hazreti Yusuf'un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki: "Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyette mazhar olmak için." Hazreti Yusuf kendisi Cenabı Allah'tan vefatını istedi ve vefat etti. O saadete mazhar oldu. Demek o dünyevi lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet kabrin arkasında vardır ki Hazreti Yusuf Aleyhisselam gibi hakikat bin bir zat o Gayet lezzetli, dünyevi vaziyet içinde gayet acı olan mevti istedi. Ölümü istedi. Ta ki öteki saadete mazhar olsun. İşte Kur'an-ı Kerim'in şu belagatına bak ki Kısas-ı Yusuf'un hatibesini suret haber verdi. Bu haberde dinleyenlere elem ve teessüf deyip belki bir müjde ve bir şuur idam ediyor. Hem irşat ediyor ki kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ondadır. Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ondadır. Hem Hazreti Yusuf'un Ali Sıddık'ı yakını gösteriyor. E burası çok okumuştuk. Yani Ali Sıddık yetimi gösteriyor. Ne oldu? Hem Hazreti Yusuf'un Ali Sıddık yetimi gösteriyor ve diyor dünyanın en parlak ve en şuurlu haleti dahi ona gaflet vermiyor. Onu meb'ul ekliyor. Yine ahireti istiyor. Onun için yani mesela sözde kalınca eee mesela konuşurken çok iyi konuşuyorsun böyle. İcraata gelince bir şey yok. O zaman sıddıkiyet olmuyor işte. Konuşurken çok yüksek iyi bir dinlersin yani. Kimseye şeye laf bırakmıyorsun. İcraatta O zaman sıddıkiyet olmuyor. Sıddıkiyet demek işte doğruluk demek. Hoca doğru söylüyor. Can dediğin yap. Yanlış yani. Burada da üstad yani şey yapıyor. Yani sıddık diyor. Sıddıksan zaten sıddıksın. Değilsen de ol diyor yani. Ben seni böyle biliyorum diyor. Dua ediyor yani. Çok aziz ve sıddık kardeşlerim. Kardeşlerim La İlahe İllâhu ve kulhu Allah'ü'deki hüve lafsında yalnız maddi cihette bir seyahat-ı hayali-i fikriyede hava sahifesinin mütalaasıyla ani bir surette görünen bir zarif müddeti bittik. He ona mı girdim? Kardeşlerim la ilahe illa hu ve kul Allah'ü'deki hüve lafsında. La ilahe illahu ne demek? La ilahe İlahı yoktur. İllahu ondan başka. Kul kul söyle hü o Allah. Kul Allah ehad. Allah Samed. Lafzında hüve deki hüve lafında. Yani hüvenin karşılığı o demek. Sadece o. Hüve o demek. Ama o o sözünde herkes Allah olduğunu biliyor. Değil mi? Oradan kastedilen Allah olduğunu biliyor. Güven laf sana yalnız maddi cihette Bir sihabet-i hayali-i fikriyede hava sahibi kişinin mütalaasıyla ani bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhidde. Ne demek istiyor? Hüve lafında. Yalnız maddi cihette. Mesela ben şimdi kul hü valla hü diyorum. Ağzından hü lerken hava çıkıyor mu? İşte bu maddi bir hü. Yani la ilahe illa hü. Hü diyorsun. Havadan hü çıktı ağzından mesela hava. Hava sahibesi yani havaya hüve yazdım. Yazdığım hüve herkesin kulağına birer tane Cenabı Hak çoğalttı hüve. İşte maddi cihette bu seyahat-i hayali-i fikriyede yani üstat bu hava sahifesindeki bu hadiseyi tefekkür ediyor. Nasıl mesela biz ağacı tefekkür ediyoruz, yaprağı tefekkür ediyoruz ya. Şimdi de hava Oradaki bu "büyüme" kelimesini tefekkür ediyorsun. Mesela bu yaprağı Allah yarattı diyorsun mesela. Bu çiçeği Allah yarattı diyorsun. Tamam. Ve şimdi Allah'ın yarattıklarını sadece o yaprak, çiçek değil. Bir de havadaki bu kelimeleri de Allah yaratıyor. Ve ağızdan bir tane çıkıyor. Milyonlarca çoğaltıyor. Bu kudretin bir eseri yani. Yalnız maddi ciheti bir seyahat-i hayali fikriyede hava sahifelerinin mütalaasıyla Hava sahifesinin mütalaasıyla. Yani mesela benim ağzımdan hürriyet çıkıyor. Bu hürriyet ödnesi sizin kulağınıza giriyor. Mesela buradan oraya nasıl gidiyor? Değişmiyor mesela. Zerlerden o zehha haun zerlen aktaratlara gidiyor mesela. Değişmiyor. Mesela İngilizce iken Arapça olmuyor. Veya sesin mesela benim sesimin öyle değil neyse frekansı bilmem nesi aynen muhafaza oluyor. Mesela ağlayarak söylüyorsan ağlama şeyini mesela üzüntülüydüm diyor. Mesela adam beni arıyor telefonda. "Abi diyor hasta mısın?" diyor. Sesin şey geliyor diyor. Veya diyor üzüntülü müsün diyor. Yani sadece ses gitmiyor. Benim şeyim de gidiyor. Mesela haret-i ruhiyen de gidiyor mesela. Çok güzel bir taşıma şekli var yani bu. Şimdi bu bunun tefekkür edince yani bu mütehavadaki bu şeyi tefekkür edince ne olmuş? Ali bir surette görünen bir zarif mübdi-i tevhidde. Yani orada hemen nasıl mesela biz yaprağa tefekkür ederken oradaki sanatı gördüğümüz zaman hemen Allah'ın birliğini anlıyoruz ya mesela. Mesela bir elmanın çekirdeğine bakınca, mesela o çekirdekteki o ağacın kurulumunu görünce o şekilde kim yakabilir? Mesela bütün ağacı yakabilir. Çünkü ağacın olduğu bütün özellikleri yazılmış. Tevhid nutkesi Allah'ın birliğini görecek mi? tefekkür eder etmez. Orada da havadaki o sesi işte nahil olmasına tefekkür eder etmez. Birden ne görülmüş? Bir zarif müktedi tevhid. Yani tevhidin bir zarif nüktesi. Böyle Allah'ın birliğine ait böyle çok ince nazik bir mana görmüş. Zarif ne demek? Zarif. Hassas İnce. Yani böyle. Zarif. Şimdi insanın zarifi böyle de düktenin zarifi nasıl oluyor? Zarife. Nazar etli, ince ve nazik de oldu. Güzel. Şık, ince niteli, ince niteli. Güzel bir ile konuşan. İnce burada. Yani böyle hemen Herkesin yanında göremeyeceği, tefekkür ederek görebileceği, daha dikkatli bakıp görebileceği bir nübüvvi-i tevhid. Bu nübüvvi-i tevhid görülünce bu seferde ortaya ne çıkıyor? Meslek-i imaniyenin hadsiz derece kolay ve vücut derecesinde suretli bulunmasını. Şirk ve dalaletin mesleği ile hadsiz derecede müşkil atlı, mümteni, dinler muhal bulunduğunu müşahade et. Meslek-i imaniyenin hadsiz derece kolay. Ne demek? İmani Meslek-i imaniyenin hadsiz derece Meslek-i imani ne demek? İman İman mesleği ne demek? İman mesleği Allah'a iman Allah'a tevekkül Meslek ne demek? Meslek sürükten geliyor. Akıp gitmekten geliyor. Mesela bir insanın böyle aklıyla, fikriyle, bütün her şeyiyle akıp gittiği şey. Yani sürekli yaptığı şey anlamında. Mesela bir insan ara ara iş yapıyor falan. Meslek dediği zaman yani hayatının akıp gittiği şey. Yani bütün hayatın boyunca yaptığın şey anlamındadır. Meslek. Şimdi bizde hayat boyu iman mesleği. İman da bir meslek. Sadece bir defa iman et etmiyor ki. Sabah iman ediyorsun, öğlen iman ediyorsun, akşam iman ediyorsun. Her olayda, her hadisede iman yani böyle sadece Allah var deyip bırakmak değil ki. O bir hayat boyu devam eden bir şey yani. Namaz kılarken devam ediyor, sokağa çıkıyor. Yani her an insan Allah'ı hatırlaması ve Allah'a karşı hürmetiniz itaatini koruması gerekiyor. Yani hayat boyu devam ettiği için hem fikir olarak fikir olarak da ilerlemesi gerekiyor. Hayatıyla da o işlerin üzerine gitmesi gerekiyor. Meslek diyor yani İslami mesleği bu. Hanım, genelde mesleğin para kazanılan bir iş yok. İndirgemeyiz üzerine diyelim. Aslında baktığın Müslümanlık da bir anlamda bir ticaret, değil mi? Tabii. Evet, yani. Orada da öbür tarafı kazanmaya uğraşıyoruz. Bir meslek. Tabii canım. Yani bak bu imana meslek demek bile acayip bir hiçbir mesleki imaniye. Yani bir defa böyle iman ettim falan bitti değil yani. Hayat boyu sürecek bir şey bu yani. Zaten hayat boyu sürerse ailede kazanıyorsun. Yani cennet öyle bir anda kazanılmıyor yani. Biraz çok dünyanın mesleğini yapmazsan kimse bir şey vermez. Tabii. Ve alet ne demek oluyor o zaman? Tabii. Yani Allah'ın huzuruna vardığımız zaman bu dünya hayatımızda varacağız. Yani bütün hayatımız bir CD'ye veya DVD'ye veya hard diske kaydoluyor şu anda. Onunla beraber Allah'ın huzuruna vereceğiz. Allah'ım ben böyle bir hayat getirdim sana. Bunu sokacaklar şeye, bilgisayara. Orada puanla puanla çıkacak. Sen bunları bunları yapmışsın, toplayacaklar. Bunları bunları da bu hastaları işlemişsin. Bunları öpüşecekler. Ek olursa cehenneme doğru. Hadi bakalım şunları bir temizleyelim. Ateş bazı sudan dahi temizlerdi. Temizlerdi. Ama şeyimiz Ömer kaldı nerede? Ne yapayım? Çağırayım. Benim kafam orada kalıyor yani. Dersin şeyiyle etki verir yani. Yani hayat boyu olacak yani. Meslek-i imaniyenin hadsiz derece kolay ve vücut derecesinde suhuletli bulunmasını. Tabii burada fikir noktasında söylüyorum. Daha ziyade hadsiz derece kolay. Vücut derecesinde suhuletli bulunmasını. Mesela Allah'ın Allah vardır. Bu kainatı yaratmıştır. Ve her an her şeyi idare eden odur. Bizi ve her şeyi görüyor. Yaptığı Bunları biliyor. Yani bunlar iman nesli oluyor. Bunu söylemek, buna inanmak kolaymış yani. Mesela desem ki ben bu binayı işte Paşa Kadı'ya yaptı. Ondan sonra şu şunlarla yaptı, bunlarla yaptı desem bunları hemen inanırsın. Ama ben desem bu bina kendi kendine oldu. Tesadüfen oldu. Desem buraya insan inanabilir mi? Aklım almıyor derim. Zorlanıyorum buraya inanmakla derim mesela. İşte İmanın tarifini akıl hemen kabul akla hemen kolay geliyor. Doğru diyor hemen olur böyle. Ama küfür küfürü anlamakta, küfürü kabul etmekte zihin zorlanıyor. Mesela yani hatta imkansız derece şey oluyor. Meslek imaliyenin hadsiz derece kolay vücut derecesinde suretli bulunması Bu ne demek? Vücut vücut derecesinde suretli etti. Vücut. Vücut demek Mesela şimdi bu binayı bir ustanın yapması mümkündür. Aynı zamanda da vaciptir yani zarur değildir yani. Mesela bunun bu binanın kendi kendine olması eee bunu kabul etmek zordur. Eee imtina derecesinde zordur. Ne var fark geldi ya. Seni görmek istiyorum ya. Nur yüzü şöyle. Mesela Bina kendi kendine olur diyeceksin. Hani belki olur. Zor ama belki olur. Değil yani. Bu imkansız hiçbir şekilde kendi kendine olamaz. Mesela bu kainat Allah yaratmıştır ama belki kendi kendine de olabilir değil. Allah'ın yaratmış olması %100 gerekli. Kendi kendine olması da hiçbir şekilde kabul edilemeyecek imkansız bir şey. Yani böyle önce kolay zorla başladı. Sadece zor kolay değil. Kolaylığı artık bu şekilde inanmak mecburiyetindesin yani. Başka türlü başka bir ihtimal yok. Mesela bunu kendi kendine ol demek, o kabul etmek zor. Ama zor değil de ne kadar zor kabul edemeyeceğin kadar zor. Mesela yani oraya getiriyor. Tamam atabilirim yani. Yani o şeyi tefekkür edince hava sayfasındaki bu varlığını görünce orada Allah var demek bu hava sayfasında kainatta o her şeyi yapıyor demek dan başka şansımız yok. İhtimalimiz yok yani. Bak, meslek imali hadsiz derece kolay vücut derecesinde suretli olunmasını. Şirk ve dalaletin mesleğinde şirk ve dalaletin mesleği bazıları da buradan gidiyor. Ne demek nedir bakalım? Şirk ve dalaletin mesleği ne demek? He, fikir olarak sapıtlık yani. Mesela bu bina ben işte bu taşını, toprağını, tulasını bir araya getirdim. Kendi kendine bina olur biryerdi. Ben hiç karışmadım diyebilir misin? Bunu desen o adam ne yapar der? İstanbul'da Bakırköy diye bir yer var. Orada bir yer var mesela. Oraya götürürler değil mi? Bu artık orada kalsın yani. Bir insan da yani mesela işte ben toprağı, suyu göre getirdim. Bu büyüyor kendisi. Bu meyveleri hemen ver verdi. Kardeşim yani sen dedin benim dediklerimi olan duyuyor musun? Değil mi? Ama işte böyle eee insan bunu göremiyor işte. Görmesi lazım bunu. Gösterecek burada. Şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkil aklı, mümteni, binler muhal bulunduğunu müşahade ettim. Binler muhal bulunduğunu ne demek? İmkansızlık. Tabii. Yani akıl dışı aklın kabul etmeyeceği akıl noktasında bu hal. Şimdi üstadımız ne yapmış şimdi? Buraya kadar tekrar edecek olursak La İlahe İllallahü ve kulhullahu derken o hür ve lafzının havadaki havaya yazılmasını, işte orada üzerindeki onun çoğaltılmasını, nakle olması gibi hadiselere bakaraktan orada Allah'ın kudretinin varlığını birini görmüş. Buradan da İman mesleğine ne kadar kolay olduğunu, küfür mesleğine ne kadar zor, imkansız olduğunu müşahede ettim diyor. Şimdi anlatacak artık yani ne gördüğünü. Gayet kısa bir işaretle o geniş ve uzun müddeyi beyan edeceğim. Gayet kısa bir işaretle o geniş ve uzun müddeyi aslında bu yani üstadın tefekkürü çok geniş ve uzunmuş. Aslında mesela bir hüven nütresi okunduğu zaman bunu de 40.000 misli müşahede Böyle bir okunmuş yanında Müslüman bittikten sonra burada anlattıklarım 40.000 misli demiş. Müşahede atıp var demiş. Hoca buna ait mı? Bu iş Müslüman için söylüyor. Yani ben bak o geniş uzun nükteyi yani ben geniş uzun nükte gördüm. Burada kısa bir işaretle diyor beyan edeceğini. Yani hepsini anlatmayacağım diyorum. Sadece belli bir O bile yetiyor zaten. Zaten sonunda da mütebakisi şemilik yazdırılmadı diyor. Onu da yazdırsaydı perde imtihan sırrı kalkardı deniyor yani. O kadar parlak oluyor ki hakikat. Evet, nasıl ki bir avuç toprakta yüzer çiçeğe nezzet ve saksılık eden kabında eğer tabiata esbabı havale idi ise Lazım gelir ki. Evet nasıl ki? Bir avuç toprakta. Yüzer çiçeklere nöbetle saksılı gelen kabında eğer tabiatı esbab-ı havalidir ise lazım gelir ki. Ne diyor burada? Nasıl ki bir avuç toprakta. Bir avuç toprak ne demek? Panço, bir avuç toprak. Değil mi? Mesela bir saksı, çünkü saksı kutuydu mesela. Bir avuç toprak koyabiliriz değil mi? Oraya bir avuç toprak koyduk. Sonra yüzer çiçeklere nöbette saksılı gelen kabında. Ne demek? Yüzer çiçeklere yüzer çiçeklere nöbette saksılı gelen kabında. Nöbette. Yani ne zaman ne eksem orada olur. Mesela karavile ekiyorsun. Oradan karavile dolmaya çekirdeği intişap ediyor. Güzel bir karavile şey çıkıyor mesela. Onu söküyorsun, papatya koyuyorsun. Görüyorsun. Papatyaya da saksılık ediyor. Hepsi Onun için menekşe, ne bileyim işte lale, kekik neyse mesela yüz ayrı çiçeğin hangisini ekersen hepsine de onun ilk şafına Neşnevasına, büyü gelişmesine vesaire hizmet ediyor. Bunu eee denemeye gerek yok. Artık o denenmiş zaten asırlar boyu. Bu görülmüş. İstersen dene yani. Öyle. Yüzer çiçeklerin nöbetle saksı gelen kapında. Eğer tabiata esbaba havale edilse lazım gelir ki. Bu ne demek? Eğer tabiata esbaba havale edilse lazım gelir ki. Normalde mesela o kime havale ediliyor? He. Biz onu Allah'ın kudretine havale ediyoruz. Kendi Allah'ın orada onu halk ediyor mesela. Yok biz Allah'a Allah'a desek ki haşa yani sen bunu yaratma şimdi tabiat yapsın. Sebepler yapsın. Bir görelim yapabilecek mi? Böyle bir şey mümkün değil de yani tefekkür ederek yani. Allah'ım sen şimdi hiç elleme bana. Şu tabiat denen şey, sebepler denen şey bunu yapabilecek mi? Biz bakmak istiyoruz desek yani. Değil mi? Mesela şimdi bu milayı mesela diyelim ki Paşa Garacı yapıyor diyelim. Paşa Garacı'ya desen ki sen hiç elleme, bir karışma bakalım bir. Bekleyerek ne olacak yani olacak bu? Yani bu hava, su, toprak, rüzgâr filan yani bunlar yapsın bari. Yapabilecek miyim? Gibi yani. Lazım gelir ki o zaman tabiatın ve sebeplerin bunu yapabilmesi için ne lazım? Ya o kapta küçük mikyasta yüzer belki çiçekler adedince manevi makineler, fabrikalar bulunsun. Veyahut o parçacık topraktaki her bir zerde bütün o aylar çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle hayatlar cihazatıyla yapmalarını bilsin. Adeta bir ilah gibi hadsiz bir ilmi, nihayetsiz iktidar, nihayetsiz iktidarı bulunsun. Ne olması gerekiyormuş Mahmut? Yani tabiatın sebeplerin yapabilmesi için. Yani tabiat ve sebepler yapabilmesi için ne lazımmış? Mesela orada yazıyor. Yok hapte küçük mikyasta 100'e Belki çiçekler adedince manevi makineler, fabrikalar buluruz. Manevi makineler. Nerede bulunacak bu? O kapta. Kabın. Kap dediği o toprağın kabı. Yani toprağın içidir yani. Toprağın içinde ne olması lazım? Küçük mikyasta. Küçük ölçüde ya. O büyük olsa zaten sığmaz. Küçük küçük ama yakacak şekilde. Her çiçek de güzel çiçek ayrı ayrı. Ya mesela diyelim ki bir kumaş var bu. Bu kızı düşün. Mesela pamuğu kumaş yapıyor. Bir fabrikadır o. Buradan pamuğu veriyorsun mesela. İçindeki makinelerden işlenmeye geçiyor. Bir takla kumaş çıkıyor. Yani pamuk yani kendine kumaş olmuyor ki. O pamuğu kumaşa dönüştürülmesi için bir takım muamele gerekiyor, değil mi? O muameleyi yapacak bir makine yapıyor insanlar. O makine onu çeviriyor. Şimdi burada toprak o çiçeğin yaprağı olacak. O çiçeğin dalı olacak. Bir şey meyvesi olacak mesela. Toprağı da yaprağa çeviren, toprağı da onun gövdesine çeviren, o işte onun çiçeğe çeviren bir makine gerekiyor. Şimdi toprak durduk yerinde niye yaprak olsun ki? O bir muamele edilmesi gerekiyor. O muameleyi de eee eskiden ya insanlar yapıyormuş ya da makineye yaptırıyormuş. Değil mi? Eskiden insanlar yapıyormuş. Şimdi makine icat oldu. İnsan bu makineyi bir makine yapıyor. He. Üstler önce makineyi örneklemek. O zaman ya makine olacak. Şimdi makine olunca bir de o makine de nasıl o ayrı bir şey tabii. Ama önce bir makine olması lazım. Ne kadar makine olması lazım? Yüzer belki çiçekler adedince. Şimdi mesela her kumaşın, her şeyin mesela rengi var. Renk için ayrı makine lazım. Şekli için ayrı makine lazım. Onun dokusu için, gövdesi için hepsi farklı olarak bunlar. Aynı makine hepsini yapamaz ki. Ve her çiçeğin mesela şeyi farklı. Bakın mesela kot fabrikası yapıyor. Ayrı bir şey bu. Entegre ediyorlar ya. Tabii. Entegre olmak her lazım. Yani mesela Her çiçek için ona göre o çiçek yapacak bir makine lazım. Mesela şimdi adam kilim dokuyan makineyle halı dokuyan makine diye de Yok abi. Evde aynı şey. Tabii aynı. Yani orada bir makine olacak. O toprak girecek makinenin içine. Öbür taraftan o Bu melekçe olarak çıkacak mesela. Yani öyle bir makine lazım. Veya işte kapat makinesi olacak. Gelecek oradan sonra kapatıcı yapacak. Bunun gibi her bir çiçek için ayrı bir makine. Tabii daha da çok makinede hani böyle en şey ben gidelim. Eee küçük miktarda yüzer belki çiçekler adedince adedince manevi makineler, fabrikalar buluyorsun. Ya böyle olacak. Eğer Allah yapıyor demezsen Aşa o zaman bunu kabul etmek zorundasın. Ya da iki ikinci ihtimal veyahut o parçacık topraktaki her bir zerre. Bu ne demek? O parçacık topraktaki her bir zerre. Topraktaki Toprağın içerisinde de her bir zerde. Zerde ne? Atom. Yani onun atomuna kadar her bir zerde bütün o ayrı ayrı çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle ve hayatlar cihazıyla yapmalarını bilsin. Adam mesela diyelim ki hanımefendi makine yoksa bu sefer oradaki insanların bu sefer o elleriyle yapması lazım onun. Değil mi? Yani mesela bu binayı yaparken insanlar mesela eğer bu usta biliyor eşyayı ona göre o yapıyor mesela. Sıvacısı var, bilmem neçisi var mesela ona göre duvarcısı var, badacısı, boyacısı mesela. Yani her bir çiçeğin atomunu tek tek dizecek, yerleştirecek. Bu diyecek ki mesela menekşe çiçeği bunun şekli böyle atomları şeyleri bu şekle göre bir araya getirelim. Bak bunun tadı böyle, bu böyle. Yani sebep o çiçeğin her bir özelliğini bilecek. Yani bütün o ayları çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle. Şimdi menekşe yap dediğin zaman menekşeyi bilecek. Karanfil dediğin zaman karanfil bilecek. Muhtelif hasiyetleriyle hayatlar cihazatıyla yapmalarını bilsin. Sadece işte ben menekşeyi biliyorum. Böyle bir şeydir menekşe değil. Yaptmalarını bilsin. Mesela şimdi ben Baklavayı biliyor. Baklavayı bilmekle baklavanın baklavayı yakmayı bilmek ayrı bir şey. Baklavanın nasıl olduğunu herkes bilir. Ama yapması daha zor. O şimdi o çamurdan, o topraktan o karanfil nasıl yapılır? Onu da bilecek. O zaman da adeta bir ilah gibi hadsiz bir ilmi nihayetsiz iktidarı bulunsun. Yani bu da ne demek oluyor başka bir ifadeyle? İlah Tabii. Tabii. Topraktaki zerrelerin atomların hadsiz bir ilmi. Çünkü hangi çiçeği atarsa ya ben mesela toprağa karanfil attım, karanfil çıkıyor. Ben karanfil yapmasını biliyorum. Ama o papatya attığın zaman papatya çıkmiyor. Niye toprak zerreleri papatya bitmiyor? Demiyor ki Portakal ağacı diktikten sonra o çıkmıyor. Yani ne dikirsin hiçbir zaman hepsini yani dünyada ne kadar çiçek, ağaç, ot hepsini biliyor olması lazım. Yani o da hadsiz ilim demektir. Değil mi? Mesela havuz yapıyorsun, havuz çıkıyor. Karpuz yapıyorsun, karpuz çıkıyor. Yani yok ben havuz yapmasını biliyorum da karpuz bilmiyorum demiyor ki. Bak onu da biliyor. Yani ilmi her şeyi kuşatması lazım. Kimin o topraktaki zerreden bas var. Şimdi bunu kabul edebilir miyiz yani biz bu şeyi? Yani birisi dese ki bu bak bu toprağı zerreleri de böyle ilim var dese Biz bunu kabul edemeyiz mi? İmkansız böyle bir şey olmaz deriz ya. Ve nihayetsiz iktidarı bulursun. Sadece bilmek de yetmiyor. Adam mesela biliyor ama bilmek yetmiyor ki onu yapabilecek her zerreye aynı anda hükmedecek. Mesela sayısız zerrelerin hepsini aynı anda sürükleyecek mesela. Aynı anda yönetecek. Mesela o da yani Mesela adam biliyor mesela ameliyat yapmasını biliyor ama oraya ulaşamıyor ki. Elleri parmakları büyük geliyor yani. Daha ince makine dar yani daha ince makine. Orada zerresi ne kadar lakşunuyor? Tek bir zerreyi yönetmek zorunlu ki hepsini birden yöneteceğim. Yani nihayetsiz iktidar olacak. Öyle de şimdi bu örnek bu. Şimdi havaya geçiyor burada. Mesela havaya. Yani burada düşündüğün gibi diyor işte aynı mantıkla havaya bakarsak aynen öyle de emir ve iradenin bir arşı olan havanın rüzgarın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafsındaki havada. Küçük mikyasta bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri Santralları, ahize ve nakideleri bulursun. Ve o hassi işleri beraber ve bir anda yapabilirsin. Veyahut o hüvedeki havanın belki Su ve havanın her bir parçasının her bir zerbesi. Bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve Raglü ile konuşanlar kadar manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun. Ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka ziyaretlere de bildirsin, neşretsin. Evet, bu cümleyi şey yapalım. Emir ve iradenin bir arşı olan havanın. Emir ve irade. He, ne demek? Emir ve iradenin bir arşı olan havanın. Emir ve irade ile oluyor sabah. Emir ne demek? Söz Allah'ın emri. Allah emrediyor. İrade Allah'ın iradesi. Emir ve iradenin bir arşı. Arş ne demek? Askeriyede olur ya bu Arş, arş, iyi belli. O değil bu. Arş yüksek. Diyor ki arş. Arş ayna derler. Son işte arş ayna. Ben Allah'ın arşın bu kadar arşın. Fazla konuşma. Mahmut benim bana ne arş? Ben bu laşım lazım. Ben bu laşım. Emir Faruk ne demek kardeş? Arş. Sigma. Arşı. Arş. Emir ve iradenin bir arşı. Yani hava Emir ve iradenin bir arşiymiş. Bunun açıklamasını istiyorum yani. Yani bir arş. Sorudan soran ne kadar ne diyor? Yüksek bir kendine icra ediyor. Emir ve irade-i ilahinin bir arşıymiş hava. Yani hava dediği hava ne? Hava. Bildiğimiz hava. Bu şimdi bu aramızdaki içimizdeki göbek. He yani şu hava. Bu hava bir arşmış. Arş demek en yani eee mazhariyeti yani ayna gibi üzerinde en çok gösteren şey şey demek. En çok gösteren ayna. Mesela arş bir aynadır. Yani arşın kelimesi bir aynadır. Ama şimdi Allah'ın emir iradesiyle her şeyi gösteriyor. En çok gösteren şey arş deniyor. Mesela her şey Allah'ın emir ile oluyor. Allah'ın iradesiyle oluyor. Ama mesela diyelim ki her şey güneşi gösteriyor ama deniz yüzüne baktığın zaman orada daha parlak gözüküyor mesela. Yani havada renksiz olmasını mı hatta? Şimdi aslında hava boşluk değil biliyorsun öyle diyorlar ama boş değil. Yok mesela şöyle diyeyim abi. Mesela biz şimdi toprağa tohum ektiğimiz zaman eee kavun, karpuz ektiğimiz zaman kavun, karpuz kaç ay sonra kavun, karpuz çıkıyor? 3 ay, 5 ay. 5 ay. Ben Allah'a kavun oluyor. Karpuz oluyor. O 5 ay sonra oluyor. Allah'ın emrini gösteriyor. İradesini gösteriyor mu? 5 ayda bir defa gösteriyor. Allah mesela ben burada havaya hüve dediğim anda tırak ondan sonra aynı anda milyonlarca yaratıyor Cenabı Hak. Biraz sonra elhamdülillah onu yaratıyor. Öbürü yani havada daha büyük bir trafik var yani. Yaratılma trafiği. Ya görüntülü de öyle ama. Tabii görüntülü havanın şeffaflığı olması Tabii. göremezsin Görüntü de o yani sadece kelam değil. Yani havada şimdi bak toprak toprak da Allah'ın kudretinin aynası. Hava da tohumlu yer altında tohumlu bir şeyler oluyor ama göremiyorsun. Anca tohumun hakkında ama çıkınca görüyorsun. Çıkınca görüyorum. Ama hava da anında oluyor. Anında görüyorsun ve yani emir ve iradeyi en çok gösteren Allah'ın emir ve iradesinin en çok gösteren yer hava, hava sayfası. Bak mesela denizler de Allah'ın kudretiyle Allah'ın mesela tahtası yani bir sürü kudret befteri var. Yani kudretli İcraat sayfaları var. Hava sayfası, toprak sayfası, su sayfası, gökyüzü, yeryüzü. Allah'ın iradesini en çok tecelli ettiği, en böyle yoğun tabir tecelli ettiği kudret sayfalarından hava sayfası başta geliyor. Mesela toprak kırsal ve himaye arş ediyor mesela. Toprağa koyduğun her şey korunuyor. Hayat arş deniyor mesela. Yani orada o başka isim Dört böyle dört tane arş var. Dört tane gelenler Yani küllü hatta geçiyor. Geçiyor. Bakmak lazım. Bana. Evet. Yani burada da yani hava sayfası yani Allah'ın emir ve irade. Çünkü her an emir geliyor. Çünkü hemen emir geliyor ve yapılıyor. Emir geliyor ve yapılıyor. Allah her an iradesi tecelli ediyor. Canlı yani. Evet. İşte hava sayfası böyle. Ama biz böyle hep toprak sayfasını, zemin sayfasını hep tefekkür ediyoruz. Şu ağacı görüyorsun ya. Gözün önünde böyle daları, budakları, çiçekleri, yaprakları ve böyle sanat eseri yani. Onu anlamak kolay oluyor biraz. Havada şimdi kim düşünüyor ki ağzına bir tane toprağı havaya ekiyorsun. Anında böyle dinleyen kulakları dinince mesela toprağı bir tane ekiyor patates. 30 sene patates canı bak yaratıyor. 1 30 ama havaya bir tane elhamdülillah diyorsun. Milyonlarca elhamdülillah yaratılıyor ve anında yaratılıyor. Hele bu daha çok böyle şeyse mesela radyo ise televizyon ise veya başka bir şeyse Sadece bulunduğun mekanı değil. Küresel hava saygısının her zerresi de geçici zaten burada. Mesela radyoyu açtığın zaman yayın mesela istasyonu onun bu havanın her zerresi bir istasyon merkezi gibi oluyor veya bir kulak oluyor. Yani milyon yerde çoğaltıyor. Mesela bir hafız diyelim radyodan bir kron okusa Bütün hava sayfasında o Kur'an anında yazılıyor. Çünkü sen radyo ile mesela nerede radyoyu açsan duyarsın. Onun içinde o havada o hazır. Ve mesela okurken mesela hafız diyelim ki birinci ayette okuyor o yazılıyor. Sonra ikinci ayette o yazılıyor. Sürekli yazılıyor hava sayfası. Biz bunu gözümüzde görmediğimiz kulağımızda duyabiliriz. Dolayısıyla ve ilahi yani bunu tefekkür ettiğin zaman hava sayfasında Kudret-i İlahi'nin muazzam bir tecelliyatı var. Şimdi cep telefonları çıktı, bilmem neler çıktı. Artık bunu hatta Allah buraya yine gelecek. Mesela sen duvara belki bir yere bir tane harf yazabilirsin veya bir saksıya bir çiçek ekebilirsin. Ama hava zerresi bir zerreye 100 tane, 1.000 tane Allah sesi koyar oluyor. Mesela şimdi değişse ses de değişiyor. Demek o radyonun içindeki havada 100 tane 1000 tane ses var. Aynı yere üst üste yazıyor karışmıyor mesela. Daha da harika mesela. Emir ve iradenin bir arşı olan havanın rüzgârın her bir parçası. Parça dedi. Mesela radyonun içindeki hava mesela bir parça veya işte adlı içide bulduğu hava parçası. Her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafzındaki havada. Hüve dediğin zaman ne kadar ağzına hava çıkıyor? Tırnak kadar. Veya hüve dediğin zaman o çıkan kadar çıkıyor mesela. Bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafzındaki havada. Hüve diyorsun. Böyle küçük bir hava çıkıyor. Bak o havanın üzerinde hüve yazıyor. Görüyor musun? Görmüyor ama duyuyor. Kulağından duyuyor işte yani. Gözüne girmiyor duyuyor yani. Demek ki yazılıyor. Yazılmasa duyabilir misin? Değil mi? Yazılıyor yani. Yazıyor ki mesela orada var ki radyodan duyuyorsun yani. Yazılıyor. Peki şimdi onun yazılmasını da şimdi tefekkür edelim. Bunu Allah yapıyor demezsek haşa. Bu sefer tabiat yapıyor derse o zaman nasıl olacak? Küçücük mikyasta. Bütün dünyadaki mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralleri, ahize ve nakileleri bulunsun. Ve o hadsiz işleri beraber ve bir akta yapabilirsin. Nasıl oldu şimdi? Küçücük bir Küçük mikyasta ne demek? Küçük mikyasta. Ha derim o fabrikayı mesela saksının içine koyuyorduk ya. Dedim büyük fabrika sığmaz, küçük fabrika olsun. Burada da gene böyle küçücük şeyler olacak. Bütün dünyada mevcut telefonların bütün dünyada mevcut telefonların ne demek? Bütün dünyada mevcut telefonların Telegram radyoları ve hadsiz ve muhterih konuşmaları hadsiz ve muhterih konuşmaları ve herkes konuş konuşuyor. Mesela ikimiz konuşuyor. O onunla konuşuyor, onunla konuşuyor, onunla konuşuyor. Belki şu anda dünyada 700000 hani herkes hep olur ama diyelim ki belki 1.000.000 kişi konuşuyor şu anda karşı tarafta. Evet. 1.000.000 kişinin sesi gidiyor. Karşı taraftaki gelgi. Sürekli bu ses trafiği var. Ondan sonra veya işte radyolar sürekli yayın yapıyor mesela. Telefonlar, telgraflar. Bir de Normal konuşmalar var. Hani araya makineye girmeden direkt insan ile insan ile konuşuyoruz. Yakın mesafe. Bunların bütün bu konuşmaların merkezleri satrançları ahize ve dakireleri kurulsun. Merkezleri merkezleri ne demek? İstasyon merkez Sesin çok da iyi. Yani insan bu merkez iyi. Merkez ana merkez Merkez. Hepsi mal olduğu bir yer. Eee merkezleri. Nerede olacak bu merkezleri? Bir nefes ve tırnak kadar olan bir ve rafta bir havada merkezleri olacak. Yani mesela diyelim ki eee radyoyu mesela bu oda neresine koyarsan sanki orada orada yayın yapıyor. Yani ses oradaymış gibi yani. orada sen duyuyorsun yani. Orası merkez gibi oluyor. Santral gibi oluyor. Mesela şimdi Santral ne demek? Santral? Santral da merkez gibi herhâlde. Santral bağlantı yer herhâlde. Veyahut da gene merkez gibi. Mesela eskiden biz posta gidecek konuşmasın. Santral gideriz şurasına. Numarayı verirdin, o bulur bağlardı seni sen. O bir Türk yan kesesinde irtibat kurabiliyor. Ee onu arıyor, onu arıyor. Sonra bağlıyor, iş kişi ile konuşturuyor. Santral dediği orada mesela. E şimdi iş kişi ile konuşurken havadan her zerresi santral gibi oluyor yani. Sen de sesin, benim sesim oradan geçiyor. Mesela santralları ahize ve nakileleri bulursun. Ahize mesela telefonla konuşuyorsun ya şu şeyi Sesi ağlayan kısmı ahize deniyor. Konuştuğu yere mikrofonda. Kulağına da dakile mi deniyor? Ahize de dakile. Alıcı verici yani. Mesela burada sana ses gidiyor ya. Ben de sana ses giderken mesela şuradaki zerre ondan önceki zerreden alacak sesi alıcı olacak. Aşıyım. Ondan sonraki zerreye daha karşı daha değil. Herhalde konuşuruz zerreye. Ona verecek. Hem alacak hem verecek. Ondan sonraki zerde sesi alacak. Verecek yani hem alıcı hem verici olması lazım. Mesela şimdi ben size bir şey demek istiyorum ama direkt size ulaşamıyorum. Mesela Hüseyin abi diyorum. Alıyorum sesimi. Sana veriyor mesela. Öyle bir yarışma var ya. Dört kişi diziliyorlardı. O elma diyordu oraya armut geliyordu. Armut diyordu bak. Bu insan akıllı. O en son harf gidiyordu. Evet. En son oradan bir yerden başka bir şey çıkıyor. Allah 20-30 kişi var mesela. Kulaktan sarılı derken insan bak insan aklına kurulu varlık bile nakledemiyor. İşte hava zihinlerinde ama hiçbir hata yok. Hiçbir şaşırma yok. Bir de sadece işte demin dediğim gibi sözün sözdeki kelime karakterini huyunu, suyunu, o anki hâlini vesaire. Mesela İngilizce konuşuyorsun İngilizce de haklı ediyor. Adam İngilizce bilmezse haklı edemez ki. Bak hava sahibesi bütün dillerini haklı eder. Bütün dilleri bilmesi lazım. Yani Allah'a vermezsen bak böyle saçma sapan şeyler çıkıyor ortaya. Ya buna inanıyorum. Yok ya Allah hepsini yapıyor diyeceksin. İş bitecek yani. Allah demediğin zaman işte böyle mastır fikirler ortaya çıkıyor. Ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilirsin. Bir de eee yetmiyor. Ya bunları yapacak hadsiz işleri beraber. Hadsız işler dediğine. Sınırsız yani hadsiz işler. Beraber ve bir anda yapabilirsin. Yani o anda mesela diyelim Hüseyin abi aktarıyor. O anda mesela şeyde Sait de mesela Mahmut'a da bir şey gene aktarmak istese siz ne dersiniz? Dur. Ben şu anda başka bir ses aktarıyorum. Sen sıraya gir. Hava saygısı öyle dediğin mi ki? Hava saygısını da belki dizilerde de milyonlarca ses geçiyor. Karışım. Hırsız işleri bela ve bir anda yapabilirsin. Veyahut o hüvedeki havanın belki unsur-u havanın her bir parçasının her bir zerresi. Ya böyle makineler olacak. Bu makineler bu işleri yapacak. Deminki o saksı örnek gibi. Hadi makineyi onu kabul etmedik. Aklımıza yatmadı. O zaman da bunu kabul edeceksin. Havanın her bir unsur havanın her bir parçası Her bir zerresi, her bir parçası, her bir zerre, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar, bütün telefoncular ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun. Sonra hava zerresi ondan sonra mesela ben size konuşuyorum ya mesela benim siz beni taklit bunu yapabilmeniz lazım yani. Benden çıkan sesin aynısını yapabilmeniz lazım. Yani manevi şahsiyetleri, kabiliyetle konuşanlar kadar bazı insanlar var böyle taklit yapabiliyor. Herkesin sesini şeyini nasıl yapıyorsa mesela aynısını konuşabiliyor adam mesela tabii. Herkesin birkaç cümle mesela şalıyor. Ya hani Kaç ama o hava zerresi? Bütün telefoncular ayrı ayrı umum telegrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar mali şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun. Ve onların umum dillerini bilsin. Bir de dillerini bilecek. Adam Türkçe'yi aktarabiliyor. İngilizce konuştuğun zaman Sevgili ben İngilizce bilmiyorum. Türkçe konuş demiyorum. Hava zerresi. İngilizce'de bunu da aktarıyor, Arapça'da bunu aktarıyor, Farsça'da bunu aktarıyor. Hepsi aktarıyor. Bu dilleri bilse, aynı zamanda başka ziyarete de bildirirse neşret. Çünkü bir fiil o vaziyet kısmen görünüyormuş. Ne demek? Çünkü bir fiil o vaziyet kısmen görünüyormuş. Ne demek Emel Faruk'un? Bir fiil ne demek? Bir fiil? Bir fiil. Yezit ne? Bilfiil. Bin diyet var mesela bin diyet. Bilfiil. Bilfiil yani birebir. Yani yapacak yani. Sadece bilmeyecek. Yani bil bilme değil. Onu aynı zamanda yapacak yani. Bil gibi bil yani bil var. Fiil demek yani gerçekleştirecek yani o şey. Bilfiil o vaziyet kısmen görünüyor. Yani bu eee biz konuşuyor yani işte mesela Konuşuyor. Görüyorsun bunu yani. Yaşadığımız bir şey yani. Bir fiil kısmen omuz kısmen görünüyor. Belki binlerce dilin görmüyoruz ama birkaç tanesini Belki konuştuktan sonra ölülecek. Orada demişti ya hani 1000 100 ev çiçekleri ölüme saksı giden kapılar. Belki birkaç tane attın ama diğerlerini de biliyorsun yani aslan olacaksın. Ben şimdi Türkçe konuştuğum zaman aktarıyor, havalı İngilizce konuşuyor, aktarıyor. Arapça konuşuyorsan aktaramayacak diye bir şey yok. Onu da aktaracak yani. Ama olan kısmı kısmen ama görmediğin kısmı da hepsi aslında olabilir. Kabiliyet var ama icraat kısmının hepsi yansımamış. Ama yansılırsa da sorun olmaz yani. Çünkü bil fiil o vaziyet kısmen görünüyor ve havanın bütün eczasında o kabiliyet var. Mesela burada konuşurken mesela burada Amerika'ya gittiğim zaman, Afrika'ya gittiğim zaman orada hava yerleri Sesi laklı etmiyor diye bir şey. Sürü gittiğiniz zaman orada konuşamıyor yani. Konuşuyor mu, ses gitmiyor. Öyle bir şey yok. Havanın bütün ezasının o kabiliyeti. Yani dünyanın neresine gidersen git he hava zerresi Cenabı Hak o kabiliyeti vermiştir. İşte ehli küfrün ve tabiyun ve maddi yunların mesleklerinde değil bir muhal belki Zerreler adedince muhalller, imtinalar ve müşkilatlar aşikâre görünüyor. Burada ne diyor? Mahmut. Bu cümlede ne diyor? Ehli küfr Ehli küfr ne? Ehli küfr küfr ehli yani inkarcılar. Tabii Allah'ın varlığını kabul etmeyenler haşa. Tabiiyün ne demek? Tabiyata bağlayanlar hepsi. Tabiat kendi kendine yapmış tabii. Tabiyata bağlamak ne demek? Yani inkar edip her şeyi tabiattan Tabiat ne? Doğa ne? Yani böyle ben şunu arıyorum da böyle kelimede kalmıyor. Yani o şeyin kendisine var alıp yani. Tefekkür demek o demek zaten. Yani kelimeden yani mutlaka bir o bir objenin tabiri caizse onun adı o değil mi tabii? O neyin adı yani? Mesela masa dediğim zaman bu masaya hemen şu adı bu. Yani kelimelerle değil de tefekkür kelimelerin ifade ettiği varlık değilse varlıkları görerek düşünmek lazım. Mesela tabii ne de Tabiat. Tabiatı veren yani. Allah'ın salatını tabiat yapıyor diye. Toprak. Mesela tabiat dedikçe toprak mesela. Değil mi? O şey tonu atıyor toprak. Toprak yaptı tabiat. Burada ne mesela burada? Tabii yok. Tabii yok. Tabiatçılar yani o tabii yok. Tabiat Evet. Tabiat her şey. Şimdi mesela bu havadaki bu sesin nakletme işi de tabiat nasıl yapıyor? Tabiat Tabiat yapıyor ne demek yani? Tabiat de her şey geliyor. Bu işi mi yapıyor? Nasıl yapıyor? Şimdi Allah'ın kudreti var. Her şeye hükmediyor, yapıyor. Tabiatın vesi var. İsimsiz kahraman gibi bence. Şey adı var kendi olmayan kahraman gibi. Mesela toprak diyoruz, toprak sebep olarak geçiyor. Ya tabiat böyle menhum bir ilah genetik olmayan bir şey. Mesela şimdi bu havayı bu sese tabiat nakleder diyor dese adam. Yani ne yapıyor tabiat? Tabiat yani. Dediği zaman ne diyecek? Şu tabiat yapıyor de ne yani? Kim bu tabiat? Ne bu tabiat? Ne? Var mı bir şey böyle? Yok. O zaman boş bir laf yapıyor. Yani Allah dememek için uydurulmuş bir kelime yani. Öyle mi? Başarı da olabilir. Mesela bu ağacı tabiat yaptı dese. Yani ne yaptı yani bu ağaç? Yani bu ağacı tabiat yaptı dediğin zaman yani ben ne yapacağım ben? Bir şey anlamıyorum ki. Allah yaptı dediği zaman niyaz-ı kudrete immi olan, ezeli ebedi olan bir zat cenabı. Tamam o ya diyor. Ama tabiat yaptı deyince ben ne anlayacağım? Bir şey anlamıyorum ki. O zaman boş bir laf yani. Mesela bu toprak yaptı desen tamam. Bakalım toprak yapıyor mu yapamaz Tefekkür ederim. Yapamazlar geçerim. Ona tabiat dediğin zaman sen bana bir tabiatın ne olduğunu göster. Ondan sonra ben bunu bir tabiat yakabiliriz yapamaz mı? Kendim karar veririm yani. Bazıları da şeye ekliyorlar belgeseller. Ana ekliyor. Tabiat ana. He. Ya gidelim anamızı bir görelim. Gidelim de anamızı görelim. Bir yani ona bir eşit öğredelim yani. Kimmiş bu? Yani işte tabiatı her şey diyor. bu sefer. Bu her şey bu bu sesi nasıl yapıyor? Yani üstat diyor yani bu küfrü diyor böyle tefekkür et, incelediğin zaman diyor ne kadar saçma sapan bir şey olduğu ortaya çıkar diyor. Ama düşünmezsen, incelemezsen Bazı insanlar mesela yuvarlak konuşuyor. Ya gel konuyu açalım diyor o kaçıyor onun sebebi. Çünkü yalan ortaya çıkacak yani. Üstad diyor "Tabiat dediğin bana bir açıklıktan biz de bir tefekkür edelim yani bu tabiata verilebilecek bir şey mi? Verilebilecek bir şey mi? Yani kendimiz bakalım yani. Tabii sayesinde bunu yapıyor yani işte. Yani böyle bir kelime ortaya atıyorsun ama ne demek istediğini bir anlayalım. Ondan sonra o sanatlı eşyayı, o elmayı, o armud, o tabiat yapabilirim yat anladın mı? Biz kendimiz muhakemet edelim. Öyle değil mi? Mesela bu tabiatçılarını biraz sıkıştırdığın zaman kanuna kaçıyor. Tabiat kanunları diyor bu sefer. Bakıyor da tabiat taş toprak portakal nasıl yapıyor basıyor olmaz diyor. Sıkıştırdı o zaman tabiat kanunu diyor. Kanunlar var diyor mesela. Kanunlar yapıyor. Tabiat kanunları diyor mesela. O sefer tabiat kanunlarını tefekkür ederim diyor çünkü. Yani tabiat kanun ne demek? Kanun ne demek? Kanun nedir? Yani bir işey sürekli aynı şekilde olmasından dolayı Aynı olması, aynı olması, aynı olmasından dolayı o sabitlik şeyine tespit ediliyor. Kanun deniyor ona mesela. Yani bir şeyin Sürekli aynı olması. Ya bir şeyin sürekli aynı olması eee bizim sonuçtur yani. Mesela diyelim ki ben eee kırmızı ışıkta geliyorum, duruyorum. Kırmızı ışıkta geliyorum, duruyorum. Kırmızı ışıkta duruyorum, geliyorum. Adam da bunu benim adamı da bunu sürekli gözlüyor. 5-10 şeyden sonra diyor ki ben onun gözlenmedi. Sürekli böyle oluyor diyor. Bu diyor kırmızı ışıkta durur araba var diyor. Kanun diyor ya. Peki bu araba niye duruyor diyorsun? Ondan sonra kırmızı arabalar durur zaten. Onun için duruyor. Yani arabanın frenine basılınca duruyor araba yani. Yani o kanunu bilen ve uygulayan olursa araba durur. Yoksa kanun mu durduruyor arabayı? O kanunu buluyor. Kanun diye diye diye kafasında kanunu ilanlaştırıyor. Kanun durduruyor diyor. Ya kanun dediğin şey arabayı nasıl durduracağım? Şimdi ilginç bir şey var ekonomide. Adam bir bazı kanunlar bulmuş. Adam Smith'in açıklayamıyor görünmezler diyor. Görünmezler. Şimdi onun için literatür Adam Smith'in görünmezler kuralları. Yani bir yaratıcıyı atfeden miyim? Çıkamıyor işin içinden. Tabii. Görünmezler. İşte akılla şey yapıyor ama işte bazı içindeki hastalık şey de dediler ya benim Bilinçli tasarımıdırlar en son. Evrenle ilgili diyor. Bilinçli tasarım tasarımsa tasarlayamıyor. Tabii. Mesela biz o çöze okurken son sırada branşlara ayrılıyor böyle. Havacılık oluyorsun işte elektronik oluyorsun işte ondan sonra elektronik mühendislik oluyorsun telekomünikasyon oluyorsun 15 tane bölüm ayrılıyor böyle. Bu telekomünikasyon bu haberleşme ile alakalı bölümü seçtiğin zaman orada üç tane 5 ders oluyor. İkisi orta aynı her bölüm brush'ta. 3 tanesi artık bu brush'a göre oluyor. Arkadaşlardan bazıları o bölümü seçti. Abi şu koda kalındığında o telekomünikasyon dersinin kitabı şu koda kalındığında işte hava havadaki bu dalgaların formüllerin bilmem nelerin kanunlar geldi. O kitabı Adam dese ki, "Bak, havadaki kanunları bulduk. Sesin nasıl gittiğini, hangi kanuna göre gittiğini tespit ettik." dese mesela. O kanunlar yapıyor mesela. Kardeşim, orada yani kanunları sen tespit etmişsin. O kanunlara bilen, itaat eden ve o kanunlara göre o hareket eden zerre mi? O zaman zerre de müthiş bir ilim olması lazım. Baksana daha o türü sol tarafa gel gelmişsin. Daha zerrelerin bildiğini daha bilmiyorsun. O zaman zerre senden daha akıllı, daha biliniçli. Ya böyle diyeceksin. Ya da bu zerreleri hükmeden Allah bu hava sayfası ben rastgele hareket etmiyor. Beni kanunlar vaz etmiş. Onun üzerine celali icraat yapıyor diyeceksin. Yani oradaki düzeni düzene veriyor bu sefer. Burada böyle böyle bir düzen var diyor. Onun için böyle oluyor diyor. Anladın düzen kendi kendine oluşmaz ki. düzeni birisi yerleştirir o duygular. Mesela diyor iş yerine gidiyorsun. Burada niye böyle? Buranın düzeni böyle diyor. Düzen böyle olduğu için böyle oluyor diyor. Artık yani işin en son kısmı en son görünen kısım düzen. Ama oraya kadar yani o düzeni kuran, yerleştiren, uygulayan biri var yani. Sen düzenleyemezsin ki. O saçma sapan bir şey olur. Yani kanunlar da işin hafif en son noktasında kanun tespit ediyor. Kanun yok diyor diyor. Ya senin kanun dediğin şey Allah'ın kudretinin, icraatının takip etti adet ilahisi. Ve kanun dediğin şey mi? Sonuçtur. Yani bir şeyin başı değildir ki eğer başı olması için kanun diye bir varlığın olması lazım. O varlığın o işi hükmetmesi lazım. Kanun diye bir varlık var mı? Yok. Oradaki zerrelerin nizam ve intizamla hareket etmesinden sonra onların üzerine görünen bir hakikat. Onlar üzerine göre bir hakikatı o zerreleri de hariç onları hükmeden bir şey olarak takvim ettiğin zaman o zaman ilmi olan bir varlığa hariçte bir varlık demiş olursun. O zaman saçma salak bir şey olur. Zaten üstadım mesela sayesinde kanunları yere indirirken onlar diyor vücudu ilmisi var diyor. Vücudu haricisi yok. Vücudu haricisi yok. Vücudu haricisi yok. Hariçte bir varlık değil. Ama bu olay gerçekleşen olayları olay gerçek yani. O zaman onu yapanın da gerçek olması lazım. Gerçek değil ki diyor. O kafana düştü bir şey. Sen o kafada düşünür, düşünür, düşünür. Onda böyle var bir şey gibi hayal ediyorsun diyor. Yani mübarek olarak tasavvur ediyorsun. Onlar canının kafanda bir varlığın. Dışarıda bir varlığın olmadığını anladığında da ondan vazgeçiyorsun zaten. İşte ehli küfrün ve tabiyün ve maddi ünlerin Mesela maddi ün ne demek? Madde ya tamam. İşte madde, atom 11 diyor zaten. Maddi ünlerin mesleklerinde değil bir muhabbet Belki zerreler adedince muhaller ve imtinalar ve müşkilatlar aşikare görünüyor. Ne demek? Burası yani ehli küfrün ve tabiyün ve batıyünlerin mesleklerinde değil bir muhal. Bu ne? Değil bir muhal. İmkansız. İk sadece sadece bir tane değil. Belki zerreler adedince bu haller. İmtidalar. İmtida de? İmtida çekim. İmtida ilkasız. İmkasız. Mesela ben şimdi şuraya bir tane eee mesela tepeşir koyarsam kalkıp ondan sonra bir yazı yazabilir mi? Onun mahiyetinde ölüm özelliği var mı? Yok. Ancak onu biri tutar yazarsa yazar. Yani atomların da böyle kendi başına bir şey yapacak özelliği yok yani. Ancak onu bir birisi yaparsa yapar yani. O kendisinden mektup imkansız bir şey yani imtina. İmtinalar ve müşkilatlar. O ne? Müşkilatlar yazıyor. O aşikâre görülüyor. Açık. Mesela şimdi bu teyze ben desen ya şuraya Hakan yazıyorsan o diyecek ki ben dımdıyamıyorum ki. Sen bana bir kuvvet ver. Bir dımdıyayım önce. Bir de ondan sonra seni duyacak kulak ver. Seni anlayacak akıl ver. Bir de yazı yazmak ol Ya harf harf de. Bunlar bende yok ki ben bunu yapamam der yani. Şimdi tebeşirle ziya nazlı ne kalp? Onun da toz toz tozu da şimdi tebeşirle akıl yok. Onun toz toz tozu en küçük parçası ile akıl olur mu? O aynı şey yani. Bu tebeşir yapamaz ama onun zerdeş yapar değil mi? Göremez yani. Onun için müşkil eder aşikâr görünüyor. Eğer Salih-i Zülcelal'e verilse. Bu ne demek? Salih-i Zülcelal'e verilse. Her şey sanatlı ya Allah'ım. Allah'a el isterim. Yani bütün bu havadaki bütün bu seslerin nakli vesaire bütün bu işler celal sahibi, azametli kudret sahibi, sanatkar sahip, sanat sahibi vehanet sahibi zata verilse hava bütün zerratıyla onun emir ber neferi olur. Ne demek istiyor? Hava bütün zerratıyla o. Zerrelerin hersi. Hava bütün zerratıyla. Zerratıyla ne? He? Şey ne zerreler? He havanın en küçük zerrelerine kadar onun emirber neferi olur. Onun emrine asker gibi olur. Allah emreder. Allah'ın emri bernefer yani Allah'ın emrini dinleyen, yapan bir asker gibi hemen emri gerçekleştirir. Bir tek zerrenin muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca, hadsiz, külli vazifelerini halıkının izniyle ve kuvvetiyle ve halika intisat ve istinat ile ve saniyenin cilve-i kudretiyle bir anda şimşek süratinde ve hüve telaffuzu ve havanın temevvücü suretinde Yapılır. Nasıl olur mektubum? Açıkta bakalım bu cümleyi. Cümleyi açık kalmak ne demek? Açık deyince ne anlıyorum? Ne bahsediliyor burada? Risal'ın cümleleri başka kitaplardaki cümleler gibi değil. Her cümlede hüküm cümlesidir Risal'ın. Yani bir iddia her cümle bir İşi iddia eder ve ispat eder. Açıkla demek o cümledeki o hükmü yani iddiayı ifade etmek ve nasıl ispatlanıyorsa ispatını yapabilmek demek. Yani açıklama dediğin o. Yani düz bir hikaye anlatmıyor yani. Bak burada iddia ettiği şey ne? Yani Allah'a verilirse bir tek zerre nin muntazam bir tek vazifesi kadar. Kolayca hadsiz külli vazife Halıkının izniyle ve kuvvetiyle, halık-ı iltisap ve istimat ile, saninin cilve-i kudretiyle bir anda şimşek süratinde Havanın telücü suretiyle yapılır. Yani burada cümlede birinci öncelikle söylenen şey Allah'a verildiği zaman havanın bir zerresiyle havanın tamamı kadar yani bir havayı daki bir zerrenin Allah'ın evrini yapması ne kadar kolaysa havanın tamamı da aynı kolaylıkla bu işi olur diyor. Bak burada çok acayip bir şey var. Yani Allah'ın mesela bütün hava sahasına emir verip hepsini emirini yapar. O ayrı bir şey. Bir zerre kadar kolay olur ayrı bir şey yani. Mesela şimdi bir komutan mesela bir defeli arş der yürütür. Tamam? Bir orduyu da arş yürütür. Orduyu da arş yürütür. Burada demek istediği bir ordu yürütürken bir bir askeri yürütmesi kadar kolay yürütür. Burada bunu iddia ediyor. Yani öncelikle bu. Sonra detayları geliyor bak. Bir tek zerre murteza bir tek vazifesi kadar. Veya da işi daha basitleştirelim. Mesela konuşuyoruz ya. Yani bu işi yapması Allah'ın dünyadaki milyarlarca insanın konuşmasını yapması da bir iki insanın konuşmasını sağlaması kadar kolaydır. E bu sefer iş çoğalıyor ama kolaylık aynı. Bu da akıl zorlanmıyor. İş arttı mı? Peş akla da artar. Burada bu artmaz diyor. Allah için bir tanesini yapmakla yani iki insan arasındaki görüşmeyi sağlamakla binlerce insanın görüş sağlamakla Allah için fark etmez istiyor. Bir tanesi ne kadar kolay yapıyorsa o kadar kolay yapıyor. Demek ki bir tanesini yaptığı sıfırı çarparsan sıfır çıkar. Yani sıfır Bir tane sıfır da sıfırdır. Bir de sıfır da sıfırdır. Yani bir tanesini yapması Allah'a hiç zor değil ki. Zorluk şeyi sıfır ki milyonu da milyonu da sıfır oluyor. Bir tanesi mesela 0.1 1 1 1 sıfır kadar zor olsa Allah'a ayşe katladığı zaman o da katlanır. O sıfırı katladığı zaman o da sıfırdır. Yani Allah'a hiç zor değil yani. Hiç zor değil ki bir tanesi. Bir de o tanesi hiç zor değil. Yani başka açıklamalar da var da. Bir tanesi bu yani. Şey zorluyor ha. Yani risaleler okurken işte böyle her cümledeki hüküm cümlesini yakalayıp da onu anlamaya çalıştığı zaman kafa zorlanıyor. Ama böyle masal okuduğum gibi okursan kolay yani. Bir tek zerenin muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca Siz külli vazifelerini halikinin izniyle ve kuvvetiyle halika iltisap ve istinadiyle saninin cilve-i kudreti ile bir anda şimşek süratinde ve hüre telaffuzu ve havanın temevvücü suretinde yapılır. Yani kalem-i kudretin hadsiz ve harika ve muntazam yazılarına bir sahife olur. Bak yani kalem-i kudretin hadsiz ve hani ka ve muttezam yazılarına. Bu da bir yazı yani. Havaya yazıyor. Yazılarına bir sayfa olur. Kim sahip olur? Hava sayfası. Ve zerreleri o kadebin uçları ve zerrelerin vazifeleri dahi kalem-i kaderin noktaları bulunur. Bir tek zerre nin hareketi derecesinde kolay çalışır.