NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3103.ders hüve nüktesi-hava bütün zerratıyla onun emirber neferi olur

Sözler · 1:05:29 · 16 Eyl 2026

Ders metni

Bismillahirrahmanirrahim hüve nüktesi Bismihi Sübhanehu ve in min şeyin illa yusebbihu bihamdihi Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühu ebeden daimen. Aziz ve sıddık kardeşlerim kardeşlerim kul huallahu ve la ilahe illa hü deki hüve lafzında yalnız maddi cihette bir seyhat-ı hayali fikriyede hava sahifesinin mütalaasıyla ani bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhidde mesleki imaniyenin hadsiz derece kolay ve vücub derecesinde suhuletli bulunmasını ve şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkilatlı mümteni binler muhal bulunduğunu müşahede ettim. Evet, giriş cümlesi mevzuyu hülasa ediyor. Bir daha okuyalım. Kardeşlerim, la ilahe illahu. Yani Allah'tan başka yani ondan başka ilah yoktur diyor. Ondan başka. Bak la ilahe illahu. Mesela la ilahe illallah olsaydı Allah'tan başka ilah yoktur. La ilahe illahu ondan başka ilah yoktur. Ve kul hüvallahu. Kul hüvallahu. De ki o Allah. De ki hüve lafzında hüve lafzında yalnız maddi cihette bir seyhat-ı hayali-i fikriyede hava sahifesinin mütalaasıyla Ani bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhitte meslek-i imaniyenin hadsiz dereceye kolay ve vücut derecesinde suhuleti bulunmasını ve şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkilatlı mümteni binler muhal bulunduğunu müşahede ettim. Yalnız maddi cihette bir seyahat-ı hayali fikriyede mesela Şimdi biz hüve dedik ya, hüve. Ağzımızdan hüve kelimesi çıktı. Bir parçacık havada şimdi o hüve kelimesi yazılı. Üstat şimdi o hava parçacığına tefekkür ediyor. Maddi cihetten yani maddi olarak o hava zerresine yani o bir parçacık hava zerresine üzerine hüve yazıldı. Maddi cihetten bir seyahat-ı hayali-i fikriyede artık fikri, hayali bir seyahat. Hava sahifesinin müteahhide telasıyla. Yani o hava sayfasında ne oluyor? Onu müşahede ediyor, mütalaa ediyor. Onu mütalaya edince ani bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhidde. Yani oradan nasıl mesela çiçeği veya ne bileyim bir böceği tefekkür ettiğimiz zaman hemen oradan Allah'a ulaşıyoruz ya. Oradaki sanatı, oradaki harika icraatı görüyoruz. Bu ancak Allah'ın fiili olabilir diyoruz. Burada da hava sayfasına bakıp Oradaki kudretin tecelliyatını görünce hemen oradan ne yapıyoruz? Tevhide bir yol gidiyor. Ani bir surette gidiyor bile. Yani çok hemen ulaşıyorsun. Ani bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhitte. Zarif bir nükte-i tevhit. Yani böyle birazcık tefekkür etmek lazım. Biraz işte düşünmek lazım. Mesleki imaniyenin hadsiz derece kolay ve vücut derecesinde ve suhuletli bulunmasını. Mesela meslek-i maniye nedir? Bütün herşeyi Cenabı Hak yaratmıştır. Topraklı zerrelerini de, hava zerrelerini de, onlardaki bütün faaliyetleri, sanatları her an yine Allah icra etmektedir. Bu iman mesleği. İşte bu bu hakikatın ne kadar doğru olduğu hemen anlaşılıyor. Meslek-i maniyenin hadsiz derece kolay ve vücut derecesinde suhuletli bulunmasını Yani bu eee, vücut derecesinde, olmazsa olmaz derecede, ondan sonra olduğunu hükmetmek, suretli bulunmasını ve şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkilatlı mümteni binler muhal bulunduğunu müşahede ettim. İşte bunu tabiat yapıyor, işte hava zerreleri kendi kendine yapıyor falan gibi, ondan sonra hava zeresine vermek, işte tabiata vermek Tesadüfe vermek gibi şeyler müşkilat hadsiz derecede müşkilatlı, mümteni, imkansız, binler muhal. Yani dalaletin içeri içerisinde, dalaletleri vermekte binlerce akıl dışı noktalar ortaya çıkacak. Yani binler muhal bulunduğunu müşahede ettim. Evet. Yani üstadın yani mevzuyu özetlemiş oldu. Yani hava sayfasına bakacağız. Orada Allah'ı görmek, oradaki faaliyetleri Allah'a vermek noktasında hemen bunu başaracağız. Oradaki ondan sonra diğer şeylere, şirklere vermenin ne kadar zor olduğunu hemen göreceğiz. Gayet kısa bir bir işaretle o uzun, o geniş ve uzun nükteyi beyan edeceğim. Aslında bu mesele çok geniş. Çok uzun tefekkürler olmuş üstadın. Mesele ve nüktesi için 40.000 misli müşahadetim var diyor. Ama burada birkaç sayfacık yazılıyor. O da zaten meseleye yetiyor yani maksada ulaşmak için. O geniş ve uzun nükteyi beyan edeceğim. Evet, nasıl ki bir avuç toprak güzel çiçeklere nöbette saksılık eden kabında. Eğer tabiata, esbaba havale edilse lazım gelir ki ya o ya o kalpte küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince manevi makineler, fabrikalar bulunsun. Veyahut o parçacık topraktaki her bir zerre bütün o ayrı ayrı çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle ve hayatlar cihazlarıyla yapmalarını yapmalarını biz Adeta bir ilah gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Yani hava sayfasına tefekkür etmeden önce bizim her zaman yaptığımız toprak sayfasında ki kudretin tecelliyatını veriyor, örnek veriyor. Orada nasıl düşündüysek hangi mantıkla burada da aynı şekilde düşüneceğiz. Mesela orada ne yapmıştık? Nasıl ki bir avuç toprak yüzer çiçeklere Nöbetle saksılık eden kabında. Siz de çiçek var mı abi saksıda? Şu kadarcık bir saksı değil mi? İçerisine bir uç toprak koyuyorsun. Mesela sen biliyorsun ki içerisine menekşe tohumu atsan oradan menekşe çiçeği çıkacak. Ne bileyim karanfil atsan karanfil çıkacak. Yani yüzlerce farklı çiçek tohumları ben sırayla nöbetle atsan hepsi de oradan çıkacağını çıkmış gibi değil mi? İnanırsın. Yani bunu yüzler çiçekleri nöbetle yani sırayla Saksı ile giden kabından. Şimdi hepsini birden atamazsın sonuçta. Ne birden nöbetle atacaksın. Eğer tabiata, esbaba havale edilse yani bunu tabiat yapıyor, sebepler yapıyor dense o zaman ne lazım gelir? Ya o kapta küçük mikyasta yüzer belki çiçekler adedince manevi makineler, fabrikalar bulunsun. Veyahut veyahut o parçacık topraktaki her bir zerre Bütün o ayrı ayrı çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle ve hayat dar cihazatıyla yapmalarını bilsin. Adeta bir ilah gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Mesela şimdi tefekkür ederken yapılan işe bakmak lazım. Ne oluyor orada? Sonra bunu neye dayandırabiliriz? Mesela şimdi biz diyelim ki bir çiçeğin tohumunu attık o saksıya. Menekşe tohumunu attık veya papatya çiçeğinin tohumunu attık diyelim. Toprağın içerisinde birkaç hafta sonra veya birkaç ay sonra üzerinde gayet güzel bir papatya çiçeği canala kalk ediyor değil mi? Yani burada ne olmuş oluyor? O toprağın zerresi veya oraya su döktüysek suyun zerresi ve havadan aldığı hava zerreleri yani sonuçta atomlar bir şekilde ondan sonra bir araya getirilerek o çiçek yapılmış oluyor. Biraz topraktan, biraz sudan, biraz havadan o çiçek yapılıyor. Şimdi hava zerreleri mesela biz şu binayı nasıl yapıyoruz? Toprağı, taşı, demir, çimento bir araya getiriyoruz. Değil mi? Ev ortaya çıkıyor. Orada da o zerreleri Cenabı Hak bir araya getiriyor. Yani bu çiçek ortaya çıkıyor. Şimdi o o zerrelerin o şekilde bir araya gelmesi zerrelerin kendisinden olabilir mi? Olamaz. Ondan sonra dolayısıyla o zerreleri hükmeden bir kudret var. Onları o nizamı, intizamı tayin eden bir ilim var, hikmet var değil mi? Şimdi burada nasıl eee böyle düşünüyorsak o zerrelere hükmeden kudreti o ya ya o kapta küçük nikasta yüzer belki çiçekler adedince veyahut da makineler, fabrikalar olacak. Mesela şimdi makine şeyi veriyorsun. Eee mesela ipi veriyorsun veya pamuğu veriyorsun. Makineden geçiyor, ip çıkıyor değil mi? Veya İpi veriyorsun, makineden geçiyor, kumaş çıkıyor. Kumaşı veriyorsun, makineden geçiyor, ne oluyor? Yani o ipe yani o ipe, o şekli veren ya birisi olacak ya da makine olacak. Değil mutlaka birisinin şekil vermesi lazım. Eğer ona şekil veren bir insansa onun ilim sahibi, kudret sahibi olması lazım. Değilse makine olması lazım. Orada makine çalışıyor olması lazım. Şimdi toprağın içerisine baktığımız zaman böyle bir makine var mı? O zerreleri tutup getirip böyle yerleştiren makine yok. O zaman ihtimali devre dışı bırakıyorsun. O zaman ya da zerrelerin akıllı ışırılı olması lazım. Nereye gitmeleri gerektiğini bilmesi lazım. Öyle de bir şey olamaz. O zaman zerrelerden veya ondan tabiattan beklemek doğru değil. O zaman niyaz, ilim ve kudret sahibi orada icraatını yapıyor. Ya o kapta küçük mikyasta yüzel belki çiçekler adedince manevi makineler, tabii maddi zaten yok. Manevi olması lazım. Manevi de nasıl olacak? Manevi makineler, fabrikalar bulunsun veyahut o parçacık topraktaki her bir zerre bütün o ayrı ayrı çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle ve hayatlar cihazatıyla yapmalarını bilsin. Adeta bir ilah gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Yani burayı bildiğimizi kabul ediyoruz artık. Şimdi buradan basamak yaparak aynen öyle de emir ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgarın her bir parçası. Aynen öyle de emir ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgarın her bir parçası. Mesela şimdi havada mesela şu an ben konuşuyorum değil mi mesela? Ağzından çıkan kelime hemen yazılıyor bütün odaya. Arkasından öbür kelime yazılıyor. Arkasından öbür kelime yazılıyor. Ben konuştukça kelimeler arka arkaya yazılıyor. Öncesi siliniyor. Değil mi? Çok hızlı bir şekilde kudret çoğaltıyor. Yani sürekli emir tecelli ediyor. Allah'ın iradesi tecelli ediyor. Dolayısıyla yani mesela Cenab-ı Hak'ın dört arşın var demiştik ya. Toprak arşı, su arşı, hava arşı, nur nur arşı. Yani hava arşında emir ve irade daha ön planda böyle nazara çarpıyor. Emir ve iradenin bir arşı. Arş demek azami tecelli tecelli gah demek yani. Çok azami derecede tecelli eden yere arş deniyor. Mesela emir ve irade toprakta da tecelli ediyor. Ama orada hıfz ve himaye, hıfz ve ihya daha fazla tecelli ediyor. Aynen öyle de emir ve iradenin bir arşı olan havanın rüzgarın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafzındaki havada. Bir tırnak ve bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafzındaki havada. Hüve lafzındaki havada. Ne demek Muhammed? Mesela sen hüve desene bakayım bir. Hüve. Ağzına ne kadar hava çıktı? Tırnak kadar bir hava çıktı değil mi? İşte orada da Cenab-ı Hak ne yazdı? Hüve'yi yazdı. Hüve kelimesi orada yazdı. Ve senin ağzından bir tane hüve çıktı. Ama dinleyen kulaklara de değince hüve kelimeleri çoğaltıldı. Herkesin kulağına birer tane ne oldu? Cenab-ı Hak bıraktı yani. Bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafzındaki havada küçücük mikyasta bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuş Merkezleri, santralleri, ahize ve nakileleri bulunsun. Ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin. Küçücük mikyasta bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralları, ahize ve nakileleri bulunsun. Şimdi mesela radyo kabı deniyor ya mesela üstat radyo örneği veriyor. Zamerullah abi ya. Şimdi mesela şurada bir radyo olsa şimdi mesela Hasan Murat abi Hasan abi mesela şurada radyo olsa ve sen mesela bu radyoyu ayarlasan frekanslarını ayarlasan mesela 100 tane ayrı radyo istasyonun fren gazını çarpsam bu buradaki radyodan 100 ayrı istasyon sesini duyarsın. Değil mi? 1.000 tane olsa 1.000 tane duyarsın. Bu radyoyu şöyle bir karış bu tarafa getir. Burada da duyarsın. Bir karış bu tarafa götür. Burada da duyarsın. Havaya kaldır. O zaman ne demektir? Havanın her yerinde Ondan sonra dünyadaki bütün istasyonları duyacak bir kulak olması lazım. Değil mi? Ondan sonra. Veya konuşuyorsan bu bir tesisse, şeyse bu sefer eee konuştuğun zaman da eee Nereye gitsen şey yapsan, oradan da sesi alabilecek. O zaman dünyadaki bütün konuşmaların hem alıcıları hem vericileri olması lazım. Bütün telefonların, telgrafların, radyoların Ve hadsiz ve muhteri konuşmaların merkezleri, santralleri, akize ve nakileleri ahz etmek, nakletmek bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin. Çünkü neticede böyle oluyor. Değil mi? Şu anda milyonlarca insanlar, milyarlarca insanlar birbirleriyle konuşuyorlar. Eğer Cenabı Hak havaya havada bu tecelliyi yapmasaydı, yani kudretiyle bu icraatı yapmasaydı Şu anda insanlar birbirleriyle konuşamazdı. Bu seslerin gitmesi gibi bir şey olamazdı yani. Demek ki, ee, eğer Allah'a verilmezse ondan sonra bu işin gerçekleşmesi için böyle olması lazım. Demin mesela nasıl işte o çiçek, ee, topraktaki zerrelerin işte ondan sonra yükselip çiçek olması için ya Allah'ın kudretine vereceksin ya da orada makineler olacak. Onu o hale getirecek mesela. Burada da kudret Bütün hava sayfasında bir anda her yerde tecelli edecek. Bunu kabul etmezsen bu sefer havanın her zerresi özelliğin olması lazım demen gerekiyor. Veyahut o hüvedeki havanın belki unsuru havanın her bir parçasının her bir zerresi bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telegrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun. Mesela şimdi ben Ensar'la konuşuyorum. Mesela benim ağzımdan çıkan ses ondan sonra çıkıyor. Bak şiddeti mesela şu şiddette değil mi? Mesela ben birazcık bağırsam, bağırak konuşsam bağırak gidiyor. Kısa konuşsam kısa yani dalga boyu şiddetini değiştirmiyor. Aynı aktarıyor mesela. Ondan sonra bu sefer bir mesela A desem onu da gönderiyor. diyor. B desem onu da gönderiyor. Yok ben A'yı taşıyabilirim, B'yi taşıyamam demiyor. Mesela ben B diyorum. Mesela Abdürrahim'e sen de B diyorsun. Bak fark ikimizin ikimizde B dediğimiz halde o farkı da yansıtıyor. Mesela sen şimdi B yazsan ben de B aynı B olur. Ama hava sayfasında benim sesim bak benim sesimin bana ait bir karakter özelliği var. Onu da yansıtıyor. He. Mesela ben B derken ağlayarak be diyorsam, gülerek be diyorsam, kızgın be diyorsam mesela o o haleti ruhiyemi de ekliyor ona. Onu da koruyor. Mesela parmak izi gibi. Yani ve her insanın sesinde böyle kendi o insana ait izler var. Onu taşıyor. Ama eee parmak izinden de öte çünkü parmak izi sabit. Değil mi? O senin eee sesindeki mesela ağlarken Gülerken, işte onların da ayrı ayrı şeylerini alıyor. Şimdi bu ses, benim ağzımdan çıkan ses, senin kulağına giderken Şimdi bak bunu tefekkür edelim şimdi. Mesela bunu Cenabı Hak bunu nasıl yapıyor? Hava yani havadaki atomlar. İşte oksijen atomu, hidrojen atomu, işte azot atomu var mesela. Benim eee önce ben ne yapıyorum? Düşünüyorum. Değil mi? Diyorum ki ensara şunu söyleyeyim. Hoş geldin diyeyim mesela. Bak önce mana zihnimde canlan Sonra hoşgelin kelimesi çıkması lazım. Beynimden benim ses tellerime şey geliyor. Ona göre diyor sonra sese titreşim ver. Sese benim şeyime sese bir enerji veriliyor. Bir titreşim veriliyor ses tellerimde. Ondan sonra mesela benim ağzımdan, dişimden, dudağımdan, dilinden, çeşitli yerlerden mesela böyle sesler geçirttirip o harfler yaratılıyor mesela. Ve ağzıma kadar geliyor şimdi. Konuştuğum anda hava ilk hava zerresi ben bir titreşim veriyorum. Bu titreşim hava zerresi titriyor. Bu titriyor. Ondan sonraki havaya o titreşimi aktarıyor. O öbürünü aktarıyor. Öbürünü aktarıyor. Ve bu saniyede ondan sonra 340 metre hızla gidiyor. Ve titrerken de çok hızlı belki saniyede 200 300 defa titriyormuş yani. Ondan sonra ve bu ses senin kulağına kadar geliyor. Senin kulak zarına çarpıyor titreşim. Oradan, ondan sonra örtsü cengi çekiş denen kemikçiklerle Cenab-ı Hak ne yapıyor? O sesin titreşimi artırıyor. Kulak sıvısı o kulaktaki sıvıyı titreştiriyor. Onlar titreşince içindeki tücükler sallanıyor. O tücüklere göre Cenab-ı Hak o hareketten sinyal şeyleri yaratıyor. O beyne gidiyor. Beyin artık o titreşini o gelen sinyallerden onu tekrar manasına çeviriyor. Onu Arasında bir ses değil. Sadece elektrik sinyali. Onların hangi harfe karşılık geldiğini çözüyor ve bu A demek, bu B demek. Nasıl mesela bilgisayarda 1 0 1 0 var ya. 1 ve 0'dan başka bir şey yok. Ama şöyle olursa 1 0'a bu A demek. Gibi yani. Onu beyin çözer ve sen benim ne dediğimi anlıyorsun. Şimdi bu ağızdan ağza bu beyinden ağza gelen kısmı, kulaktan senin beyine giden kısmını geçiyoruz. Bunlar zaten müthiş bir olay. Sadece bu havada giden kısmını tefekkür edecek olursak. Şimdi bak benim sesimde ne kadar özellik var? Konuş bir kelimede mesela eee yani basit bir titreşim değil bu. Öyle bir titreşim var ki sesim sesimle alakalı bütün kodlar eee bir resim gibi yani bütün özellikleri o titreşime kaydedilmiş. Bir defa bu titreşim dediğimiz şeyi ondan sonra eee atomun nesi var? Bir elektronu var, bir protonu var değil mi? İşte elektron eee lar proton atomlar birbirine değemiyor yani. Son ama uzaktan onun titreşimi ona vermiş oluyor. Şimdi atomdaki elektron atom sonundaki proton, bunlar birbirinin itmesi var, çekmesi var vesaire. Şimdi eee bu atomda böyle itme, çekme gibi bu özellikler atomun kendi özelliği değil. Orada kudret öyle tecelli edince ondan sonra bir kanunla tecelli edince ondan sonra onun o titreşimindeki enerji kudretten geliyor. Onun nasıl titremesi gerektiğinin bilgisi de Allah'ın ilminden geliyor. Dolayısıyla burada bu Allah'ın eee ilminde ve kudretinde demezsen havanın zerresi burada nasıl titremesi gerektiğini ondan sonra bu titremenin ondan sonra taşınması için. Mesela hava zerrelerinin arası biraz daha uzak olsa o ses aktarılmayacak. Sönecek, kalacak. Hava zerreleri biraz daha yakın olsa birbirine abi bu sefer acayip yankılanma olacak. Yani hava zerreleri arası mesafe nasıl olacak? Onun miktarı var, ölçüsü var. O yani o O titreşimin rastgele bir titreşim değil. Bu sefer nasıl titremesi gerektiğinin, ondan sonra o sesin mükemmel gitmesi için nasıl bir hareket sergilemesi gerektiğini bilmesi lazım. Öyle bir ilmi var mı? Yok. İlmi olsa onu yapacak kudreti var mı? Yok. Dolayısıyla orada eee yani titreşimle desek o titreşimin kaynağını kendisi titreyemez öyle yani. Bak mesela şimdi sen akıllısın, şuurlusun değil mi? Ben şimdi Muhammed'e Bir kelime söylesem, basit bir kelime, tek bir kelime yani. Bunu bile mesela şöyle salonda dolansak, ondan sonra tek bir kelimeyi bile ondan sonra benim bu taraftan gelinceye kadar değişir. Mesela ben elma desem, ondan sonra buraya belki dönerken "arnut" diye gelecek belki yani mesela. Yani akıllı şuurlu insanlar bile kendisine söylenen bir şeyi aktaramıyor. Akıl, hava zerresi, akılsız, şuursuz bak sesi hiçbir şey değişmiyor. Aynen böyle. Aynı şekilde hangi dilde konuşuyorsan, nasıl konuşuyorsan hepsi şey yapıyor. Bu kadar mükemmel bir icraat var burada. Altta görüken de basit bir hava zerresi, akışlı, çürüzlü, kuvvetsiz. Ona verilebilir mi? Değil. İşte havanın her bir parçasının her bir zerresi bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun. Bir de şu var. Mesela şimdi ben konuşuyorum. Diyecekler ki "Halkın abinin sesi bu." Şimdi ben tahtaya desem ki "Hadi benim sesimi aktar." Sen benim sesimi aktaramazsın ki. Beni taklit edemezsin ki yani. Değil mi? Ama hava durumu sesi beni taklit ediyor. Ben konuşuyorum, benim sesimi taklit ediyor. Kopyalayıp öbürüne veriyor. Kopyala alıyor, veriyor, alıyor, veriyor. Kim konuşursa bak mesela bu da çok harika bir şey. Değiştirmiyor mesela aynı tek klasik bir sese çevirmiyor. Manevi şahsiyetleri mesela o insan konuştuğu zaman o konuşmasında şahsiyeti de gözüküyor nasıl bir insan olduğu. Konuşmasında mesela adam sahtekar mı, dürüst mü, şu mu, bu mu her şey orada aslında gözüküyor. Onları da muhafaza ediyor yani. Manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin. Mesela ben Türkçe konuşsam Türkçe aktarabilirsin. Japonca konuşsam aktarabilir misin? Bak ama hava zerresi Japonca konuşan Japonca ile aktarıyor. Yok ben Japonca bilmiyorum demiyor. Bilebilir mi? Bilemez. O zaman hava zerresi işi olamaz bu. Bilsin ve aynı zamanda başka zerreleri de bildirsin, neşretsin. Yani Cenabı Hak sesi havada zerreleri hava zerrelerini titrettirerek gönderiyor. Bir titreme. Ya bu titreme Öyle mükemmel bir titreme ki. Yani o sesi alıp alması, titremesi, o şeyi vermesi yani böyle mesela bir kitaba vursan tık diye ses gelir. O tık diye gider. Ama burada Eee, senin sesin, hissiyatların, ondan sonra her yüzlerce üzerinde bilgi var yani o sesin. Onları da koruyacak şekilde, hepsini de alacak şekilde bir titreme o. Bir de şimdi gelecek mesela ben şimdi böyle konuşurken burada ortadaki hava zarfı bendeki sesi alıp sana şey yaparken burada Muhammed'de mesela Murat abi ile konuşuyor olsa buradan giden sesi de aynı anda aktarıyor. Yok ya ben şu an meşgulüm demiyor. İçine o ses de geçiyor. 100 kişi konuştu burada. 100 kişinin sesini de aynı anda alıp veriyor. Biz uğultu gibi duyuyoruz ama onu mesela kaydettiğin zaman bilgisayarda açtığın zaman bütün o 100 tane sesi ayrı ayrı görebiliyorsun. Aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin, neşretsin. Çünkü o vaziyet çünkü bilfiil o vaziyet kısmen görünüyor. Ve havanın bütün ezasında o kabiliyet var. Zaten hava yaratılmış. Mesela şimdi diyelim ki insanları yarattı Allah. Havanın tabiatı desek örnek. Mesela bu hava yaratılırken işte öyle bir hava yaratayım ki bu sesleri nakletsin. Bak zerreleri yakın olsa ses nakletmeyecek. Demin anlattığım gibi. Uzak olsa nakletmeyecek. Ne bileyim atom, elektron o yapı başka olsa gene şey yapmayacak. Yani belki atomun forması altında belki yüzlerce farklı şekil var. Ancak böyle olursa bu ses mükemmel gidecek. E şimdi tesadüfen o şekli almış olabilir mi? Olamaz. Demek yaratılırken bile yani yani şimdi atomun hava zerresi baştan ta o ilk yaratılıştan bu zamana kadarki süreçte atomu hava zerresi yaratılış kısmına kadar zaten Allah yaratmış oluyor. Ama bir de şu var. Allah böyle yaratmış. Ondan sonra hava bu ondan sonra hava artık bu tabiatıyla sesi naklediyor. Yine de yemeyiz. Çünkü havanın kendi gücü yok. Kendi ilmi yok. Gücünü yine Allah veriyor. İlmini de Allah veriyor. Yani bundan sonrası da Allah'ın icraatı. Her an, her saniye. Müthiş bir şey bu yani böyle. Havanın bütün ezasında o kabiliyet var. İşte işte ehli küfrün ve tabiyun ve maddiyunların mesleklerinde değil bir muhal belki zerreler adedince muhaller ve imtinalar vermiş Teşkilatlar aşikare görünüyor. Mesela bu havanın bütün ezasına bu kabiliyet varı mesela şu cep telefonuna benzetiyorum. Mesela şu gözlük var. Bir de bu cep telefonu var değil mi mesela? Cep telefonuyla konuşabiliyorsun. İşte diyorsun ki bak içerisinde bunun sesi alma özelliği var. Aldığı sesi yansıtma özelliği var diyorsun bak. Bunda bir şey yok. E tamam da bu telefon böyle bu hale nasıl geldi? Bunu tasarlayan yapan birisi var değil mi? Sen desen ki hava zehrleri, ondan sonra yapısında var bu ses özet şeyi. Bu telefondan daha mükemmel. Bu telefon bir sesini haklıyor, o milyon sesini haklıyor. O zaman havanın yapısı desen o yapıyı da o şekilde yapan biri var. Tamam bunu sen yaptın ama bu pilsiz çalışmıyor. Değil mi? Hava zerresi pil mi var? Onun enerjisini kim? Onu yine kudret onu o yapıyı çalıştıran. Veya bilgisayar düşün. Mesela bilgisayarın hafızasından ekrana oradaki bilgiler ekrana geliyor. Tamam bilgisayarın iç yapısı, bir sürü transfer devreler, kartları var diyorsun geliyor. İşte ondan nasıl oldu? Yapan biri var. Tamam nasıl çalışıyor? Şey bataryası elektriği var. Değil mi? Yani hava ziresinin de bu şekilde gelen kodlar alıp aktarması var vesaire. Yani tabiatı desek tabiatını da o şekilde yaratan. Çünkü O zerre hava zerresi yaratılmış. Hava zerresi ilk kainatın yaratılışında yoktu ki. Her şeyle beraber hava atomlar da yaratıldı. Ona göre yaratılmış oluyor. O zaman tesadüf değil. Yaratılmasına kadar yine Allah'ın icraatı şu vaziyette de gene onu çalıştıran yine Cenabı Hak. Diye bakarsak işte mesele çok müthiş gözüküyor. O zaman her konuştuğun zaman Allah'a şükredersin. Bak eğer benim sesim işte Ya hava zerresinde Cenabı Hak nakletmeseydi ben şimdi onu derdi anlatamazdım. İnsanlar beni duyamazdı. Konuşamazdık, edemezdik. Değil mi? Büyük bir rahmet çile, hikmet var burada. İşte ehli küfrün ve tabiyün ve maddiyunların mesleklerinde değil bir muhal, belki zerreler adedince muhaller ve imtinalar ve müşkilatlar aşikare görünüyor. Yani bunu Allah'ın kudretine, ilmine vermezsen hava zerresine verdiğin zaman hava zerresi birçok Bunları yapacak ilme, kudrete, hikmete sahip olması lazım. Bu da yüzlerce müşkülât demek. Akıl dışı muhal demek. Eğer sani zülcelale verilse hava bütün zerratıyla Onun emirber neferi olur. Bütün bu işleri Allah yapıyor, sani zülcelal yapıyor dersek o zaman hava bütün zerratıyla onun emirber neferi olur. Bir tek zerrenin muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca hadsiz külli vazifelerine halikının izniyle ve kuvvetiyle ve halik intisap ve istinat ile ve saniin saniinin cilve-i kudretiyle bir anda şimşek süratinde ve hüve telaffuzu ve havanın temevvücü suretinde yapılır. Bir tek zehrenin muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca hadsiz külli vazifelerine hadsiz külli vazifeler. Yani şu anda 8 milyar insan var dünyada. Ondan sonra bu Bunlar konuşuyor, ediyor değil mi? Hava zerresi, ondan sonra hadsiz külli vazifelerini halikinin izniyle ve kuvvetiyle bunu yaratan, yaratıcısının izniyle ve kuvvetiyle halika intisap ve istinat ile saniyenin cilvi kudretiyle bir anda şimşek süratinde ve hüve hüve telaffuzu ve havanın temevvücü suretinde yapılır. Çünkü nihayetsiz bir kudrete bırak kudrete bırakıyorsun işi. O zaman hüve telaffuzu. Yani havaya bir tane hüve yazmak kadar bütün hava sayfasını doldurmak kadar kolay olur. Havanın temevvücü suhuleti hava nasıl dalgalanıyorsa aynı o kolaylıkta bütün bu işler yapılır. Yani kalem-i kudretin hadsiz ve harika ve muntazam yazılarına bir sahife olur. Bak bu teşbihler çok güzel. Mesela sen şimdi kalemi alıyorsun ensar değil mi mesela? Kâğıda yazıyorsun. Değil mi kalemle? Ahmet Mehmet yazıyorsun mesela. Orada mürekkeple yazıyorsun. Allah hava sayfasına bu ses sesleri kelimeleri yazıyor işte. Mesela yani kalem-i kudret yazıyor bu sefer. Kalem-i kudretin hadsiz ve harika ve muntazam yazılarına bir sahife olur. Mesela buradan mesela Allah diyorum. Ta ondan sonra Abdürreşid Âmir'in adı bütün hava zerrelerine "Allah Allah Allah!" yazarak gidiyor. Azize doğru gidiyor. Herkese doğru gidiyor. Eğer ben bunu radyodan konuşuyorsam bütün hava, kainatın, dünyanın bütün her tarafına bir anlı her tarafı Allah yazılıyor. Hadsiz ve harika ve muntazam yazılarına bir sahibi olur. Fakat bizim kalemle yazıdan bunun farkı var. Sen mesela kâğıda Allah yazarsın. Orada durur. Burada Allah diyorsun, arkasında Rabb diyorsun, Rahman hepsi böyle arka arkaya sürekli yazılıyor, sürekli orası böyle şey gibi değişiyor. Hadsiz ve harika ve muntazam yazılarına bir sahife olur ve zerreleri o kalemin uçları ve zerrelerin vazifeleri dahi kalem-i kaderin noktaları bulunur. Bir tek zerre nin hareketi derecesinde kolay çalışır. Yani orada bir faaliyet icraat olduğu için Kudreti gösterir. Ondan sonra orada ondan sonra yazılıyor. O yazının bilinmesi lazım. Ondan sonra ilim gerekiyor. Ondan sonra kalem kaderin noktaları bulunur. Bir tek zerre nin hareketi derecesinde kolay çalışır. İşte ben la ilahe illa hu ve kul hüvallahu deki hareket-i fikriye ile seyahatimde. Yani üstat seyahat ederken yani böyle oturduğu yerden fikri gidiyor hava ziresine mütalaa ediyor. O fikri seyahat oluyor. Hareket-i fikriye ile seyahatimde hava alemini temaşa ve o unsurun sahifesini mütalaa ederken hava alemini mütalaa Ya şimdi mesela zemin zemini tefekkür ediyorduk değil mi? İşte ağaçlar yaratıyor Cenab-ı Hak. Hayvanlar yaratıyor. Ağaçlar meyvelerini, çiçeklerini, yapraklarını yaratıyor. İşte hayvanları, sinekleri yaratıyor, kanatlarını yaratıyor. Mesela o sayfayı tefekkür ettiğimiz zaman zemin yüzündeki kudretin o eserlerini müşahade ediyorduk, değil mi mesela? Şimdi hava sayfasını müşahade ediyoruz. Hava sayfasının her zerresinde Cenabı Hak kudretiyle eee o kelimeleri yazıyor. Her an, her yerde. Bir tane zerde de 100 tane kelime üst üste yazıyor. Karışmıyor. Mesela sen şimdi kağıda bir kelime Yazdır. Üstüne bir kelime daha yazsan bir de karışır, değil mi? Hava zerresi ile 100 tane kelime üst üste yazılıyor. Hiçbirine karışmıyor. Hava alemini temaşa ve o unsurun sayfesini mütalaa ederken bu mücmel hakikati tam vazıh ve mufassal aynı yaki müşahede ettim. Ve hüvenin lafzında, havasında böyle parlak bir bürhan, bir lema-i vahidiyet bulunduğu gibi. E şimdi mesela vah vahidiyetin leması nasıl oluyor? Ben şimdi Rahman dedim, Allah dedim. Her yerde aynı kelime yazıldı. O zaman bunu yazanla öbürünü yazan hepsi aynı. O zaman bütün havası zerresi yeryüzü kainat Yani atmosferdeki bütün o kelimeyi Allah kelimesini yazan o zaman o hava zerresine de hakim olan o. Ne oldu? Bütün hava sahifesini kimin elinde? Tek bir zatın elinde. Parlak bir bürhan, bir lema-i vahidiyet bulunduğu gibi manasında ve işaretinde gayet nurani bir cilve-i hadiyet ve çok kuvvetli bir hüccet-i tevhid manasını ve işaretinde gayet nurani bir cilve-i hadiyet ve çok kuvvetli bir hüccet-i tevhid. Şimdi fiziken baktık. Lafzından, manası, havasında bunu gördük. Vahidiyeti. Manasında ve işaretinde. Şimdi mesela ben Allah diyorum, sen Allah diyorsun. Aynı kelime ama eee benim kelimemde benim eee parmak izlerim evet de ses tellerimin oradaki izler nakş ediliyor. Ne oldu? Benim sesim oluyor. Bana öz güzel oluyor yani. Senin sesine hayır o zaman ehadiyet tecelli ediyor. Benim ses tellerimi bilen sesi yaratmış oluyor. Nurani bir cilveye hadiyet Mesela şeyden çıkarken mesela nefesle beraber o ses tellerinden herkesin ses teli o havaya farklı bir titreşim veriyor yani. Benim hava veren titreşimle seninki aynı değil. Oradan işte seslerimizin renkleri kim ait olduğu ortada. Belli oluyor. Ben ağa diyorum, sen ağa diyorsun. Ama aynı değil. Gayet nurani bir cilve-i hadiyet. He? Parmak izi gibi. Ama işte parmak izi sabit gene. Mesela ben o ağayı belki 10 farklı hissiyatla söylesem 10 farklı olacak. Onu da bana ait olmuş olacak. Yani mesela bir tane parmak izi var. Neyse bir tane ama o seslerin belki 100 tane parmak izi var. Yani değiştikçe. Sonuçta parmak izi var. Gayet nurani bir cilve-i ahadiyet ve çok kuvvetli bir hüccet-i tevhid. Ve hüve zamirinin mutlak ve mükemmel işareti. Hangi zata bakıyor işaretine. Bak burası çok antika. Hüve zamirinin mutlak ve müpem işareti. Şimdi hüve dedik ya. O. Şimdi o deyince mutlak. Herkes olabilir o. Mesela o geldi dedim. Herkes olabilir o. Mutlak yani herkes olabilir. Ve müpem. Kim olduğu belli değil o deyince. Ondan sonra hangi zata bakıyor işaretine? Şimdi o deyince mesela o geldi dedim. Herkes merak ediyor diyelim. Kim geldi? Burada da mesela ondan başka ilah yoktur dediğimiz zaman o kim? İşte onun içerisinde kime ait olduğu da var. Hangi zata bakıyor işaretine? Bir karine-i taayyün. Yani onun kime ait olduğunu gösteren bir işaret. Taayyün o hüccette bulunması içindir ki Şimdi mesela bu hüve dediğim zaman bu kelimeyi havanın her tarafında aynı şekilde kopyalayıp her tarafa ondan sonra yapıştıran kim olabilir? Allah olabilir. O zaman hüve deyince o Allah olmuş oluyor. Mesela bu bardağı o yaptı dediğim zaman bunu herkes yapabilir. O zaman bu bir kişiye bakmıyor. Ama sen burada mucize bir sanat olsa o yaptı dediğin zaman bu belli Allah yani. Hem Kur'an-ı Muzîl Beyan hem ehli zikir makam-ı tevhidde bu kutsi kelimeyi çok tekrar ederler diye ilmel yakin ile bildim. Makam-ı tevhidde Cenabı Hakk'ı ondan sonra zikretmek makamında, tevhid makamında o deniyor ve o Allah olduğu belli olduğu için Bu kelime çok tekrar ederler diye ilmel yakin ile bildim. Evet mesela bir nokta beyaz kağıtta 2-3 nokta konulsa karıştığı mesela bir nokta küçük bir nokta kadar bir kağıt olsa ve üzerine mesela mürekkeple bir nokta bastım. Arkasından bir daha bastım. Bir daha bastım. Ne oldu? Bütün noktalar birbirine karıştı gitti değil mi mesela? Bir nokta beyaz kağıtta 2-3 nokta konulsa karıştığı Mesela işte hava zerrelerine, ondan sonra bir ses yüklüyorsun. Benim sesimi. Orada Muhammed konuşuyor, onun sesi. Oradan işte başka bir konuşuyor, onun sesi. Belki 10 kişi, 100 kişi konuşsa 100'ü de oraya yükleniyor. O seslerin birbirine karışmıyor. Mesela şu telefon tellerinde de mesela 1800 taneydi eskiden şimdi kaça çıktı bilmiyorum. 1800 tane ses aynı anda gidiyor. Karışmıyor mesela. Hava zerrelerinde de mesela böyle bunu elektromanyetik seslere çevirdiğin zaman milyonlarca artık oluyor karışmıyor. Bir nokta beyaz kâğıtla iki-üç nokta konusa karıştığı ve bir adam muhtelif çok vazifeleri Beraber yapmasıyla şaşıracağım. Ben şimdi mesela ensana desem ki ders çalış. Bir de yemek ye. Bir de spor yap. Diyecek hangisini yapayım abi yani? Birkaç bir tane vazife anca yapabilir. Hava zerresi sesi naklederken başka diğer vazifeleri de yapıyor. Başka şeyler de naklediyor. Senin içine girip çıkıyor. Tam sesini naklederken sen havayı yutuyorsun, tekrar çıkartıyorsun. O gene vazifesine devam ediyor. Rüzgâr esiyor, yağmur Yağıyor. O ara mesela ağaçlara, bitkilere giriyor. Tevkif vazifesini görüyor. Oradan geri geliyor. Filan yani bir sürü vazifeleri yapmasıyla karışmıyor, şaşırıyor. Bir adam muhtelif çok vazifeleri beraber yapmasıyla şaşıracağı ve bir küçük ci hayatı çok yükler yüklenmesiyle altında ezildiği Evet. Ve bir lisan ve bir kulak aynı anda müteaddit kelimelerin Beraber çıkması ve girmesi intizamını bozup karışacağı halde. Mesela bu da çok antika. Mesela şimdi herkes konuşsak şimdi biz mesela bir kişiye 10 kişi birden konuşsa sen ne diyorsun? Durun sırayla konuşun diyorsun değil mi mesela? Ve 10 kişiyle aynı anda konuşamazsın zaten. Yani bir senden bir tane kelime çıkacak, bir tane girecek. Şimdi hava zerresi ne? 100 tane ses giriyor, 100 tane çıkıyor. Yani 100 ayrı titrişim eee dalgası üzerinden geçebiliyor, birbirine karışmıyor. Ve bunu karıştırmadan nasıl başarıyor? Bunu nereden bilecek mesela? Şöyle titrersem, böyle titrersem karışmaz diyecek bir aklı var mı? Bir lisan ve bir kulak aynı anda müteaddit kelimelerin beraber çık girmesi çıkması ve girmesi iltizamını bozup karışacağı halde. Ayn-el-yaken gördüm ki hüvenin anahtarı ve pusulasıyla Hüvenin anahtarı ve pusulasıyla fikren seyahat ettiğim hava unsurunda her bir parçası hatta her bir zerresi içine muhtelif biler, noktalar, harfler, kelimeler konulduğu ve konulabileceği halde. Mesela perşembe günü şöyle bir şey konuşmuştuk değil mi abi? Mesela şimdi burada diyelim 100 kişi var. 100 kişi ile konuşuyor. Ve sen burada mesela bunun bir ses kayıt cihazını kaydettik. diyelim. Biz belki o üst sesi karışmış gibi hepsi birden kulağımıza gelince belki biz beynimize karışmış olarak gelebilir. Ama sen bunu bir kayıt cihazına kaydettiğin zaman onu bilgisayarda açtığın zaman o 100 tane sesi ayrı ayrı açabiliyorsun. Aslında karışmıyor yani. Bize karışıyor gibi geliyor ama yine karışmıyor. Her bir parçası hatta mesela şöyle de bir şey var. Diyelim ki ortandasın. Bir anne var, bir çocuğu var. Bir sürü ses var. Annenin kulağı çocuğu odaklı, o çocuğun sesine odaklıysa o kadar gürültünün içerisinde bile o çocuğun sesini özel duyabiliyor. Bak, o kulak ona sadece o ses şey yaparsa, açılırsa demek ki karışmıyor işte. Muhtelif birler, noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde karışmadığını ve intizamını bozmadığını Evet. Mesela Diyelim ki, konuşuyorum ya abi. Benden çıktı hava zerrelerinden o titreşim kopyalanarak gidiyor. Şöyle güzel titriyor şimdi benim sesimi aldı ya. Hadi benim sesim için öyle titredi. Şimdi o bu taraftan da başka bir ses geldi. Onu da aktarma, onu da o alacak, ona göre de titreyecek. Başka yerden geldi ona göre bütün tür titreşimleri üzerine alacak, tek bir titreme olacak sonuçta yani. Ve tekrar bunları ayırt edecek filan. Yapabilir mi abi böyle bir şey? Yani aklı şuurlu olsa bile mesela yapamaz. İşte onu ne yapıyor? Kudret yapıyor işte. Karışmadığını ve intizamını bozmadığını hem ayrı ayrı pek çok vazifeler yaptığı halde hiç şaşırmadan yapıldığını ve parçaya ve zerreye pek çok ağır yükler yüklendiği halde hiç zaaf göstermeyerek geri kalmayarak intizam ile taşıdığını hem binler ayrı ayrı kelime ayrı Aynı tarzda, manada, o küçücük kulak küçücük kulak ve lisanlara kemal-i intizamla gelip çıkıp. Sonuçta mesela ses nasıl gidiyordu? Cenabı Hak mesela Biz zerre, mesela ben konuştum. Bu hava zerresi bu sesi aldı. Bak alabiliyor. Kendisinden sonraki zerreye aktarabilmesi lazım. Yani o sesi duyacak sonra öbürünü aktaracak. Yani kulak olacak, ağız olacak gibi. Tabii kulak deyince hani illa bu kulak olması şart değil. Yani alabiliyor olması lazım, verebiliyor olması lazım mesela. Küçücük kulak ve lisanlara kemal-i intizamla gelip çıkıp hiç karışmayarak, bozulmayarak O küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisanlardan çıktığı ve o her zerre ve her parçacık bu acil vazifeleri görmekle beraber kemali serbestliyetle Mesela bir insan önemli bir iş yapıyorsa ne yapar? Herkes uzak dursun, bana kimse karışmasın, dokunmasın. Vazifeme konsantre olmam lazım dedi değil mi? Hava zerreciği oraya gidiyor, buraya gidiyor. Ondan sonra Sonra hiç umurunda değil sanki yani mesela. Kemal-i serbestliyetle, cezbe derade hal diliyle ve mezkûr hakikatin şehadeti ve lisanıyla kul hüvallahu ve la ilahe illahu deyip gezer. Yani bu hakikatleri tefekkür ettiğin zaman lisan haliyle bunu söyleyip geziyor. Kul hüvallahu ehad diyerek geziyor. Yani o manayı ifade ediyor. La ilahe illahu deyip gezer ve fırtına Ve şimşek ve bek ve gök gürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde. Mesela sen oturmuşsun, hassas bir iş yapıyorsun mesela. Biri gelse sana bir tane toslasa her şey birbirine girer değil mi mesela? Kimsenin dokunmaması lazım. Yani hava zeresi o işleri yaparken şimşek çakıyor, fırtınalar kopuyor ama vazife aksanmıyor. Fırtınaların ve şimşek ve bek ve gök gürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde İntizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor, şaşırmıyor ve bir iş diğer bir işe mani olmuyor. Ben aynı yekin müşahade ettim. Yani burada bu manaları böyle daha kolay anlamak için abi yani at bizim bir defa şeyi yani kudret meselesini çözmemiz gerekiyor. Yani mesela modern fizikte mesela klasik fizikte modern fizikte Mesela 1900'lere kadar Newton fiziğinde filan ondan sonra işte atomlar bir demir bilyedir deniyordu. Bir şey deniyordu. Daha sonra işte proton artı yük vardı. Elektron eksi yük vardı. Onlar birbirini çekerdi. Eksiler eksileri iterdi. Artılar artı iterdi. Zıt oruza çekerdi. Sanki o itme çekmeyi elektronla protonun kendisine veriliyor. O zaman zaten itel çeker gibi oluyor. Ama hakikat da nedir? Onlardaki o itme çekme kuvvetimizi ne yapacağız? alacağız. Onlarda öyle bir kuvvet yok. Onları ittiren de çektiren de Cenabı Hak'ın kudretidir dediğin zaman o zaman hava zaten en mühim şeyi elinden almış oldun. Bir de mesela üniversitelerde o ses dalgalarını dört tane okuyorsun anlamıyorsun yani mesela. Hava zereleri bunu biliyor. O titreşimleri meydana getiriyor ve yapıyor olacak. O ilmi hikmeti biliyor olacak. Akuf ve şuur yok. Onu da alıyorsun. Cins bu bir şey kaldı. Bu kadar harika işleri nasıl yapacak? Yapamaz o zaman. Fakat işin antika tarafı Mesela bu kuantum fiziği çıkıyor. Ne bileyim bu fizik ilerledikçe artık mesela elektronla protonun da böyle bir çekme itme kuvveti diye bir kuvvet olmadığını ondan sonra öyle bir şey yanlış olduğunu söylüyorlar. Ve diyorlar ki böyle bir alan vardır. Elektromanyetik alanlar, elektrik alanları böyle mutlak her yeri kaplamış alanlar vardır. O alanların içerisinde bunlar böyle oralarda enerjilerin toplanması şeklinde tezahür ediyorlar. O dalga alanlardan kaynaklanıyor. Bunların hareketi deniyor. Alan nedir diyorsun? Alan enerjidir diyorlar. Enerji de zati olamaz. Yani enerji bir şeyin enerjisi olur. Yani mesela suyun enerjisi, havanın yani bir cisim olur, onun enerjisi olur. O zaman bu enerji diyorlar bir kaynak gerektiriyor. Kaynak olması lazım diyorlar ama kaynağı bulamadık diyorlar. Bu enerjinin kaynağı nedir? O zaman bizim şey yani Kur'an'ın hakikatlerine gelmiş oluyorlar. Biz ne diyoruz? Kaynak kudrettir. Kudretin tecelligahı bütün alanlardır. O alanlarda kudret iş yapar. Bak yani kademe kademe böyle eşyanın mahiyetini anlaya anlaya Kur'an'ın dediği noktaya geldiler şimdi. Dolayısıyla yani böyle hakikat nedir? Kudretin her yerde diyoruz ya biz işte. Adamlar da her yere geldi yani. Şu anda bunda ittifak etmiş durumdalar. Her yerde kudretin tecellisi var. Ondan sonra ve kudret her yere hakim. Ama belli noktalarda icraatını gösteriyor. Biz onlar da orada o proton elektronu kendi zat Haklarında herhangi bir kuvvet olduğu fikri bırakıldı. Onlar da o alanın bir neticesidir diyorlar. Yani kudretin bir tecelli ettiği cilve olmuş oluyor. Yani üstadın Kur'an'ın yıllardır söylediği hakikatlere şu anda gelinmiş oldu. Dolayısıyla bütün ne oluyorsa toprakta, havada, suda, her yerde, nur aleminde tamamı kudretin tecelligahında göstermiş olduğu icraatlar olmuş oluyor. Ben aynen lakin müşahade et. Demek ya her bir zerre ve her bir parça havada Yok ben bunu kabul etmiyorum dersen taber sahasında olduğu gibi o zaman şunları şunları kabul etmek zorundasın. Yani her bir parça havada nihayetsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilmi iradesi hikmet olacak. Yani şimdi bu sesleri nakletmezsem insanlar birbirleriyle konuşamayacaklar, anlaşamayacaklar. Medeniyet olmayacak, eğitim olmayacak, iletişim olmayacak. Her şey bitecek. O zaman ben bu işi yapayım, bu insanlara bir maslahatlı, hayırlı bir iş yapayım diye bunu hikmet sahibi olması lazım. Değiştirmeden yapayım ki her neyse ortaya çıksın hikmet. Nihayetsiz bir ilmi iradesi şöyle titresem, böyle titresem işte atomlar arasındaki mesafeyi şöyle ayarlarsam, titrek kim bu şekilde korursam işte ondan sonra bu ses güzel gider falan. Bunları düşünebilmesi lazım. İlmi iradesi bunları titreyebilmesi için kuvveti olması lazım. Ben şimdi bunu titrez desem titreyacak mı? Yani niyazın kuvveti, kudreti ve bütün zerratı hâkimi mutlak bir hastalığı bulunmak lazımdır ki bu işlere medar olabilsin. Peki bu olabilir mi? Bu ise zerreler adedince muhal ve batıldır. Nasıl biz toprağın zerrelerinde bir ilim, bir hikmet kabul edemiyorsak o zerenin hareketini Allah'ın ilmine, kudretine veriyorsak işte hava zerrelerine de aynı şekilde bakacağız. Onda ilim itmek kudreti yok. Onda ne gözüküyorsa Cenab-ı Hak'ın kudretinin, ilminin oradaki tecellisidir. Hiçbir şeytan dahi bunu hatıra getiremez. Sonra şeytan bile mesela bir yerinden tutacak bir yer olması lazım değil mi? Bu kadar saçma bir şeyi şeytan bile söylemekten kaçınır. Öyleyse bu sayfi havanın sayfi havanın bak sayfa tabiri çok güzel. Sayfa yazı yazılır, değil mi abi? Hava sayfasına kelimeler yazılıyor. Toprak sayfasına nebatat, hayvanat yazılıyor. Yani bu yazı orada kudretin kelimeleri. Bu sahifi havanın Hakkal yakin, aynel yakin, ilmel yakin derecesinde bedahetle Bak üç tahkik imanın üç mertebesi vardı değil mi abi? İlmel yakin, anel yakin, hakka yakin. Bu üçünü de burada görüyorsun. Hakka yakin, ayne yakin, ilmel yakin derecesinde bedahetle Zatı Zülcelalin hadsiz gayri mütenahi hadsiz gayri mütenahi ilmi. Hepimizin seslerini bilmesi lazım. Ses kodlarını bilmesi lazım. Parmak izlerini bilmesi lazım. Gayri mütenahi ilmi ve hikmetle çalıştırdığı kalem-i kudret ve kaderin mütebeddil sahifesini. Mesela mütebeddil sahifesini özellikle niye dikkat çekiyor ağabey? Mesela şimdi zemin sayfasını yazmış Cenabı Hak, değil mi mesela? Dağlarla, nehirlerle, ağaçlarla sabit yani. Sadece bazı çok vakit her sene değişiyor. Ama hava sayfasında sürekli değişiyor böyle. Mesela okul tahtası gibi düşün mesela. Okul tahtasına yazı yazdın ya abi. Kalıyor değil mi? Bir saat, iki saat. Hava sayfasında öyle değil. Yazarken değişiyor. An, böyle sürekli o kelimeler siliniyor, yenisi. Yani hava sayfası sürekli böyle üzerindeki şeyler yazıları sürekli değişiyor. Kudret her an yazıyor. Mütebeddiler sahifesinde ve bir levh-i mahfuzun âlem-i tegayyürde ve mütebeddil şunatında bir levh-i mahf ispat namında yazar bozar tahtası hükmündedir. Evet. Nasıl levh-i mahfuzda ezel eee bütün zamanların her şeyi mahfuz ya orada yazılmış. Levh-i mahfuz ispat da belli bir zaman dilimindekiler orada gözüküyor. Hava sayfası da böyle sürekli yazıldığı için Lev-i Mahfuz'daki o yazıların mesela Lev-i Mahfuz'u büyük kitap düşün abi mesela. Hepsi orada sabit ama sayfa her bir sayfasına aktardığım bir şey düşün bir ekran. O sürekli değişiyor ya. Yani hava sayfası da o Lev-i Mahfuz'daki yazıların böyle anlık her sayfasını tek tek gösterip siliniyor gibi. Mütebeddil şüunatında bir Lev-i Mahfuz Namında yazar bozar tahtası hükmünde nedir? İşte hava unsurunun yalnız nakli asfalt vazifesinde yani sesleri nakletmek vazifesinde mezkur cilvi vahdaniyeti ve mezkur Şükür acayip gösterdiği gibi. Yani buraya kadar sadece seslere naklini tefekkür ettik. Gibi dalaletin hadsiz muhaliyetini izhar ettiği gibi unsur-ı havainin sair ehemmiyetli vazifelerinden biridir. Yani havada sadece sesler naklediliyor. Elektrik, cazibe, dafiya, ziya gibi sair letaifin naklinde. Mesela soba yanıyor. Isıyı naklediyor mesela. Değil mi? Isıyı da naklediyor. Veya işte Yani pişirdiğinizde kokuyu naklediyor. Veya burada dediği işte elektrik naklediyor. Cazibe dafiya mesela mıknatıs koyuyorsun mesela ittiriyor mesela bir bedeni itme kuvvetini naklediyor, çekmeyi naklediyor. Gerçi mesela şimdi bu hava zerresi sesleri naklediyor. Mesela bu itme çekme kuvvetlerini mesela hava zerresi naklediyor. Onun bir altında esir zerreleri naklediyor diyebiliriz. Veya bir ara fiziçiler öyle demiş. Ama şimdi alan demiş. deniyor. Alandan nakle yani o kuvvet alanları dan naklediliyor olsa bile onlar da yaratılmıştır. Bizim amacımız hava zerresi değil ki. Kudreti göstermek. Yani hava zerresi naklediliyorsa onu kudret naklediyor. Esir zerresi naklediliyorsa yine kudret naklediyor. Yok alanlarda naklediliyorsa yine kudret naklediyor. Sonuçta bizim için kimin yapmadığı değil, kimin yaptığı önemli. Elektrik, cazibe, dafiya, ziya gibi sair letaifin naklinde de. Bunların da naklinde. Şaşırmadan muntazaman savat naklindeki yani seslerin naklindeki vazifeyi gördüğü aynı zamanda bu vazifeler dahi gördüğü aynı zamanında bütün nebatat ve hayvanata teneffüs, tefkih gibi hayata lüzumu bulunan levazımatı mesela hava olmasa, rüzgâr olmasa biz meyve yiyemeyiz. Niye? Çünkü o meyve tozlaşma dediğimiz şey yine hava zerreleriyle tefkih yani o çiçeklerdeki döllenme dediğimiz şey teneffüs hava zerresi olma bir nefes de alamayız. Teneffüs ve terkih gibi hayata lüzumu bulan levazımatı, kemali, intizamı ile yetiştiriyor. Emir ve irade-i ilahinin bir arşı olduğunu kat'i bir suretle ispat ediyor. Emir ve irade-i ilahinin bir arşı olduğunu. Yani biz emir ve irade-i ilahiyi en parlak, en şaşaalı, en göz kamaştıran şekilde nerede görebiliriz? Hava sayfasında. Emir ve irade-i-ilahiyenin bir arşı olduğunu kat'i bir suretle ispat ediyor ve serseri tesadüf. Zaten yani tesadüf demek saçma olur. Ortada müthiş bir intizamlı bir faaliyet var. Zaten otomatik devre dışı. Kör kuvvet. Ya bütün kuvvetlerin kaynağı Cenabı Hakk'ın kudreti zaten. Sadece bir kuvvet desen eee o titreşim kuvvet desen o titreşimi nasıl titreyecek? Onu nasıl ayarlayacak? Mesela fazla titrese sesi bozulacak. Ağız titrese şey yapacak. O titreşim aktarması için mesafeleri koruması lazım. Yani kör kuvvet tek başına olmaz. İlim, hikmet de lazım. Maddede hani diyelim ki zaten şuuru veremezsin. Kuvveti de veremezsin. Tamam madde akılsız dedin ama kuvveti verdin diyelim. O artı eksilere inandın, verdin diyelim. O da yeterli değil. Ama artı eksilere yine kudret olduğu için orada da kör kuvvet diye de bir şey yok aslında. Kör kuvvet Sığırdan tabiat, tabiatı denen şey oradaki kudretin tecelliyatına göre tabiat ortaya çıkıyor. Dolayısıyla tabiat denen şey oradaki kanunların işlemesiyle tabiat ortaya çıkıyor. Kanun işlettiren kudrettir. O zaman tabiatın kaynağı kudrettir. Ama yani sen tabiat olarak baksan da sağırdır. Bu kadar hizmetleri işitip İstekleri içip yapamaz. Sağır tabiat ve karışık hedefsiz esbab ve aciz, camil, cahil maddeler bu sayfi hava havaiyenin kitabetine ve vazifelerine karışması hiçbir cihetle ihtimal ve imkânı bulunmadığı. Mesela üniversitelerde abi elektrik elektronik mühendisliği bölümünde son sınıfta elektromanyetik dalgalar dersi vardır. Mesela bölümler branşlar olduğu zaman Kimisi mesela power'cı olur, kimisi elektrikçi, kimisi elektromanyetikçi olur mesela bu seslerle alakalı. Mesela ben o bölümde okutulan elektromanyetik dalgalar kitabına bakmıştım. Şöyleydi kitabın kalınlığı. Yani havadaki titreşimi anlatıyor. Şu kadar kalınlığında. Adam bunu okuyacak da mühendis olacak o yaşa kadar. Bak sadece o öğrenecek. Onlar icra etmeyecek yani. Bak hava zerresi onu yapıyor. Demek ki o tüm o bilgileri Biliyor ve hayata geçiriyor. Ondan sonra sesini akl ediyor. O kadar aklı, ilmi var kendi yapıyor diyebilir miyiz? O zaman orada bu Sayfi-i Havai'nin kitabet ve vazifelerine karışması, hiçbir cihetle ihtimal ve imkanı bulunmadığını, aynı yakin derecesinde ispat ettiğini, kat'i kanaat getirdim. Kat'i kanaat getirdim. Yani gerçekten böyle tefekkür ettiğin zaman sen de bu kanaati getiriyorsun. Ve her bir zerre ve her parça lisan-ı hal ile, bak lisan-ı hal ile kul hüvallahu ve la ilahe illa hü deki hüve hü dediklerini bildim. Ve bu hüvenin anahtarı ile Havanın maddi cihetindeki bu acayip gördüğüm gibi. Anahtar deyince aklıma geldi. Mesela şimdi bir tane kilit var. Anahtar var. Soğuyorsun şak diye açılıyor değil mi? Açılıyor tabii canım. Onun dişleriyle bunun içine şöyle uyumuş zaten. Açar elbette. Buna ne var yani? E tamam da kardeşim. Yani bu böyle ondan sonra nasıl meydana geldi? O kilidin içerisindeki o mekanizma o kilidin anahtarın diş leri böyle yapıldı da ayarlandı mı ondan sonra açıyor. Gerçi hava ziresinin yapısı bilmem nesi böyle sesler girer çıkar kilit gibi açar tamam da. Bu basit bir kilit iki üç üç dişli kilit değil ki milyonlar dişi var. Milyonlarca özellik giriyor çıkıyor vesaire. Yani sen basit bir kilidin basit bir telefonun tabiatı o tabiat nasıl meydana geldi? O zaman o eee hava zireleri o fıtrata göre o vazifeyi görecek şekilde yaratıldı. Yani o fıtratını var de Sen bile o fıtrata göre yaratılmış olması icap ediyor. Öyle bir fıtratın kendi kendine meydana gelmesi mümkün değil. Kaldı ki o fıtratı biz görüyoruz. Ama onun kaynağı o fıtratın değil. Kudretin o şekilde tecelli etmesinden kaynaklı bir fıtrat var. Onun kendi nafs özelliği olarak tabiatını veremeyiz gene. Anlatabilir mi tam konuyu? Yani tabiatı desen yine Allah demek zorundasın. Ama biz tabiatı deyip yine Allah demek bize yine tahmin etmiyor. Çünkü Allah öyle yaratmış. Ondan sonra öyle oluyor demek kayyumiyet hakikatına zarar veriyor. Allah hani böyle kainat saat gibi Allah kurmuş. Ondan sonra Kur'an anlamı ondan sonra ona göre çalışıyor gibi oluyor. Her an kudretin tecellisini göremiyorsun bu sefer. O zaman diyeceksin ki o tabiatı yaratıyor. Tabiat dediğin şey de kudretin ve kanunların tecellisiyle ortaya çıkan bir şey olduğu için o tabiat kendi kendine çalışamaz. Yine arkasına Kudreti var. Yine her an kudretin işbaşında olması var. Ve bu hüve anahtarı ile havanın maddi cihetindeki bu acayibi gördüğüm gibi hava unsuru da bir hüve olarak alemi misal ve alemi manaya bir anahtar oldu. Buradan da işte alemi sal alemi anahtar onu da başka bir zaman okuruz. Mütebakisi şimdilik yazdırılmadı. Umuma binler selam kardeşine dilerim. Sen Allah senden El-Fatiha.

3103.ders hüve nüktesi-hava bütün zerratıyla onun emirber neferi olur — Nur Risale Dersleri