NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3104.ders 14.söz-zelzele bahsi-Mahkeme-i Kübra-yı Haşre

Sözler · 1:06:28 · 17 Eyl 2026

Ders metni

Bismillahirrahmanirrahim. İza zülzileti erzu zilzalehe ve ahrat erzu esqalehe ve qale insan malehe yevme izin tuhde eshbarha bi en rabke evhalha ila ahir. Şu sure katiyen ifade ediyor ki kürve-i arz hareket ve ve zelzalesinde, vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bu Zekeriya'yı çağırabilir misin? Evet. Zekeriya gelsin. Şu sure katiyen ifade ediyor ki, kürri-i arz hareket ve zelzalesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Şu sure Hatiyen ifade ediyor ki, ayetin ifadesi "Kürri-i arz hareket ve zelzalesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Emir tahtında. Depreniyor. Bazen de titriyor. Manevi ve ehemmiyetli bir canipten şimdiki zelzele münasebetiyle 6-7 cüzi suale karşı yine manevi ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmalen kısacık yazılacak. Manevi ve ehemmiyetli bir canipten şimdiki zelzele münasebetiyle altı yedi suale karşı yine manevi ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmalen kısacık yazılacak. Birinci sual. Bu bir deprem hadisesinin arkasından mı yazılmış? Şimdiki dediğine göre herhalde. Tabii. Tabii. Eee nerede geçti o şimdiki? Şimdiki selzele münasebetiyle dedi ya abi paragraf. Manevi heşûr göt. Tamam, suale tabii. Tamam, şimdiki zelzelemi unut. Tabii o zamanlar mesela işte Kastamonu'da deprem oluyor, Erzincan depremi var. 1939'da Erzincan depremi var. İzmir he 38'de İzmir var. O zaman da şey var ya hangisiyse. Ha şu bir sayfa önce de geçiyor abi. Mesela İzmir zelzalesi münasebeti yazılmış diyor ya şurada da. Aşiye'de. İzmir'de orada 20 derece sıvar. İzmir'de de çocuk için Ne demiştim? Bir zelzele olmuş o zaman işte. 1938 diye biliyorum da. Ondan sonra Yani böyle bir risale yazılmasına ihtar da yazıldı diyor. Manevi ehemmiyetli bir canipten artık. O neyse manevi ehemmiyetli bir canip. Ondan sonra 6-7 tane suale yine iftar yargımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet etsem de izin verilmedi. Yalnız icmalen yazılmış Kısacık yazılacak. Birinci sual, bu büyük zelzelenin maddi musibetinden daha elim, manevi bir musibeti olarak şu zelzelenin devamından gelen korku ve meyusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatını selvederek dehşetli bir azap vermesi nedendir? Mesela deprem oluyor mu? devam ediyor bir de. Yani olup geçmiyor. Artçı deprem diyorlar mesela. O korku devam ediyor. Şu bu büyük zelzalenin maddi musibetinden daha elim manevi bir musibeti olarak. Abi şimdi yani Osmanlı'da yapıyordum mesela ara bir şey dedin ya. Karapınar dedim bak her sefer çarpsa son hafta ya. Bak hanım bir daha deprem oldu dedi. Yoksun. Yavaş şöyle ne dedi Bir akşam niye orada Cenabı Allah'a git? Vallahi. Yattı. Yapmadı bir şey yani. Cenabı Allah'a muhafaza eder. Orada dedi, burada dedi ederdi. Yani kim mi eksi olsa onların kim artı. Açık bir panik havası. O doğru değil. Acaba bir de olacak mı? Öleceğim iş kalacak mı? Ya zaten ölüm Allah'ın emri zaten ya. Onu yapacak bir şey yok. Orada yaralı verse yer, yer gitmiş olur. Tamam yani bir şey Tabii yani tedbir almak lazım. Tabii, o ayrı bir noktada da. Ama yani işte diğer tarafı da bir tanesi öyle demiş. Denizli'ye geldi. O Denizli'nin ilçesi neydi? Meşhur ilçesi Aydın Aydın Nazilli'ye geldik demiş. Aydın Nazilli'ye demiş burası sağlam mı demiş. Artık deprem olmaz mı diyor. Adam kaçmış oraya sağlam şey diye. Orada deprem oluyor. Adam orada ölüyor yani. Yani böyle çok iyi değil yani böyle. Arabanın içinde yatıyor adam. Arabanın içinde yatıyor. Orada yar verirse arabayı sana. Tedbir alabilir. Ona bir şey dememek dememek lazım da ama yani böyle Ve ölümden de böyle çok şiddetli şeyle kaçmak. Yani tedbir alabilirsin ama yani o ölüm ehli iman için necattır, kurtuluştur yani. Hatta bu gün bir tanesi cenaze evinde orada duruyor. O bize bir şart oldu diyor. Her apartmana diyor bir çadır lazım diyor. İçeride. Peki işte yani deprem olursa işte ne bir bayan refakat alması için Böyle. İyi dedim. Çadırı ne ile kuruyorsun dedim. Bahçeye dedi. Bahçem yok dedim. Orada kadar da küstüm mü gezdim dedim. O binanın içinden çıkmış da çadıra mı kalmış iş? Allah'ım ya! Şey dese hani demir kabinler oluyor ya mesela evin. Onu dese neyse hani içine girersin. Çadır. Evet. Evet. Şimdi bu suale tekrar dönersin. Bu büyük zelzenenin maddi musibetinden daha manevi bir musibeti olarak bu zelzelenin devamından gelen korku. Bu zelzelenin zelzelenin devamından gelen korku ve meyusiyet iksir halkın iksir memlekette gece istirahatını sev ederek dehşetli bir azap vermesi nedendir. Gece istirahatını Cenabı Hak alıyor. Arkasından bir azap dehşetli bir azap veriyor. Bunun sebebi ne? Yine manevi cevap. Şöyle denildi ki, Ramazan-ı Şerif'in teravih vaktinde Kemal-i Neş'e ve Sürur ile serhoşcasına gayet heveskerane şarkıları ve bazen kızların sesleriyle radyo ağzıyla bu mübarek Merkez İslamiyet'in her köşesinde cazibe darane işittirilmesi bu korku azabını netice verdi. Yani şu anda deprem olacak bütün şartlar hazır, manevi şartlar hazır yani. Eğer bu tarzda bir radyodan bir sesle buna fetva verdiriyorsa beşer yani o öyle bir günah. Şu andaki şey işte her an rahmet ilahi tecelli ediyor. Ondan sonra, şöyle denildi ki Ramazan-ı Şerif'in teravih vaktinde. Yani aylardan en mübarek ay Ramazan ayı. Ramazan'ın da en mübarek vakitleri teravih vakti oluyor demek ki. Ramazan-ı Şerif'in teravih vaktinde tam böyle ibadetin ondan sonra olması zamanında adam ne yapıyor diyor? Kemali Neşeb ve Sürür ile serhoşçasına gayet hevesli şarkıları Ve bazen kızların sesleriyle radyo ağzıyla bu mübarek merkez İslamiyet'in her köşesinde cazibe derânın eşittirilmesi bu korku azabını netice verdi. Yani manevi sebep Murat bunu söylemiş oldu. Değil mi? İkinci sual: Niçin gavurların memleketlerinde bu semavi tokat başlarına gelmiyor? Bu bir işare Müslümanlara iniyor. Öyle değilse o şey yapma yani. Çin'deki He. kolay İşte hepsine bakıyor abi bu. Çin'deki olayı bakıyor, şu uçak kazalarına bakıyor. Yani musibet olarak bakarsak hepsine bakıyor yani. Orada yapılan Müslümanlara gönülden dolayı niye öyle Tabii. He onlar da var. Zaten vaziyet Hazife, yani Cenabı Hak'ın kim ismi muktezasınca diyor. Her bir mevcuda yüksek vazifeler yüklüyor yani. Vazifesiz bir şey yok. Yani bu Allah'ın hakimi ismi. Mesela Güneş'e bakıyorsun, vazifesi var. Aya bakıyorsun, vazifesi var. Havanın vazifesi var. Suyun vazifesi var. Yani Oradaki zulme zikretmeye dua ediyor. Tabii. Dua ediliyor. Yani o bir virüs mesela. O o da bir vazifesi var yani. Bir vazife için yaratılıyor. Depremin de bir vazifesi var. Yani vazifesiz, vazifesi olmayan boş iş Allah yaratmıyor yani. Ondan sonra o musibetten kurtulmanın şeyi de Cenab Hakkın emir dairesine girmek oluyor. Yani onun manevi şeyi. Çünkü mesela bu kainatı Cenabı Hak yaratmış. Biz de bu kainat içerisinde Cenabı Hak'ın misafiriyiz. Elbette bu her şeyin sahibi Cenabı Hak olduğu için Allah'ın koyduğu kurallara göre hareket etmek zorundayız yani. Abi de şu Kur'an'ı dinlemiyor ki ne kadar pislik şey varsa çıkıyor yani. O zaman ne yok ne yok İşte diyor ya abi yani haş eee müteâfin etmiş maddelerden hoşlanan haşarat-ı mızra müslü diyor. Yani fıtrat fıtrıyı yani fıtratlar arasında insan kendine benzeyenler arasında cezbe vardır yani. Şimdi adam mesela fıtratı ruhu bozulmuşsa o bozuk şeylerden hoşlanıyor. Mesela fıtratı aliyse, ruhu aliyse Adam ali şeylerden hoşlanıyor. Yani onlar demek ki dinsizlikten dolayı ne bileyim böyle artık o kadar tefessüh etmişler ki ruhen adam artık onlara onlar hoş gözüküyor. Daha önce hastalıkta aynı o şehirdeler abi. Zühret etmiş iyiler. Mesela çöplüklerde mesela bazı hayvanlar cirit atıyor. Normalde kaçıp kaçması lazım değil mi? Orada uzaklaşması lazım. Daha da içine giriyor pisliğin mesela. Demek ondan hoşlanmıyor kokudan. Demek onun mahiyeti ona uygun ki ondan hoşlanıyor. Yani onlar birbirine uygun oluyor. E şimdi biz yani yarasa bilmem ne yani görsek mi demiş kullanırız mesela. Adam onu yediğine göre demek ki adam da ona uygun yani. İç yapısı mahiyeti uygun oluyor. Orada gidiyor. Cenabı Hak da yani şimdi o zaman elbette Cenabı Hak bir şekilde ikaz etme, bir şekilde onu uyarma ondan sonra tarzında bazı fiiller icap ediyor yani. Ama Kur'an'ın hükmü altına girerse Cenabı Hak'ın rızası dairesine girmiş oluyor. O zaman o ikaz manasına ihtiyaç olmadığı için uyarmaya da ihtiyaç olmuyor. Musibetlerden de insan bu şekilde kurtulmuş oluyor yani. İman bereketiyle kurtulacak diyor ya. Çıkamıyorlar. Onlar da hapis, bir nevi hapis gibi oldular. Şey oldular tabii. Elbette yani her şeyin sahibi Cenabı Hak. Yani biz bu azami derecede Cenabı Hak'ın rızasına uygun yaşamak karşısında ondan sonra şey yapacağız. Tedbir, manevi tedbir o yani. Maddi tedbir de var abi. Manevi tedbir esas bu kainat sahibinin rızası dairesindeki emirlerinde o uyumak manevi tedbir oluyor. Maddi tedbir de gerekeni yapacağız tabii. Maddi tedbir de var yani. İnşallah. O lemalar verir misin? Onu çünkü okuyayım da. Yani oradan aklıma geldi. Ya bunları verirsin abi. Yok şurada. 20 ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ayıp ve zenbi azim biçare insan 20 ve cismi küçük insan küçük hacim kaplıyor küçük yuvarlık yani 50 kilo 60 kilo neyse küçük yuvarlık ama cürmü ve zulmü büyük günahları zulmü büyük oluyor yani böyle Küçük adam küçük günah işler. Küçük adamın zulmü ile küçük olur diye bir şey yok. Yani küçük olan şey büyük günah işleyebilir. Büyük tahribat yapabilir. Değil mi? Mesela basit bir makinenin içerisine bir taş düşse bütün makineyi durdurabilir. Yani küçüktür ama sistemi bozabilir yani. İnsan veya işte gemide bir tane çivi delik derse gemiyi batırabilir. Yani küçüktür Tahribatla büyük zulüm zararı olabilir. E cilmi ve cismi küçük, cürrü ve zulmü büyük, ayıp ve zenbi azim biçare insan. Ayıp ve zenbi azim biçare insan. Mesela bir insan büyük bir zata misafir olsa, memleketin padişahına ne bileyim sultanına misafir olsa onun ikram Onların insanlara vasaları olsa, onun misafiri iken mesela ondan ikramlarına karşı teşekkür etmeyi unutsa veyahut onun huzurunda yanlış yapsa mesela insan ne kadar utanır? değil mi mesela? Ayıp ettikler, ondan sonra. Bu kadar iyiliğe karşı bunu yapmak yani hiç olmadı der mesela. Ondan sonra, eee yani Cenabı Hak'a karşı da insan işte onun berrak şeffaf, gayet temiz ruhiyetine karşı insan hep hata yapıyoruz yani. Hep ayıp ediyoruz yani tabiri caizse. Caizse. Tam şüphe demiyoruz, tam itaat edemiyoruz. Ayıp bize ve azim biçare insan kainatın hiddetinden, mahlukatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen. Mesela şimdi kainatın hiddeti, mahlukatın nefreti, mevcudatın öfkesi, öfke dediğimiz şey, nefret, hiddet dediğimiz şey tezahür olarak nedir? Mesela insan öfkelendiği zaman kırar, dağıtır, değil mi? Mesela ortalığı perişan öfkelendiği zaman saldırgan olur yani. İnsan üzerine şey yapar. Bakıyoruz mahlukat böyle saldırıyor yani mesela. Yer yutuyor, ne bileyim fırtına, şarkı yani böyle bir öfke manası var. Tabii bunlar maddenin ama aklı Cenabı Hak'ı gösteriyor tabii bu. Yani esas öfke oradan geliyor ama bu Eee, etrafımızdaki şeylerde tezahür ediyor yani bu mana. İşte bu öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi Kur'an-ı Hakim'in daire-i kutsiyesine girmektir. Zerreden kurtulmak istersen nevin afattan, musibetten. Çare neymiş? Kurtulmanın çaresi Kur'an-ı Hakim'in daire-i kutsiyesine girmektir. Çünkü Allah Yaratmış, göndermiş, nasıl yaşayacağımızı da Kur'an'da emretmiş. Yani bu şeriat hakkında ne düşüneceğiz? Nasıl bir fikre sahip olacağız? Sonra nasıl bir amelimiz olacak? Kur'an'da var. Yani Kur'an'a gir demek Kur'an'daki o iman hakikatlarında veyahut da ibadet esaslarında sahip ol demek yani. O zaman kurtulursun diyor. Yani kurtulmanın şaresi Kur'an-ı Hakim'in daire-i kutsiyesine girmek demektir. Ve Kur'an'ın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesselam'ın sünnet-i seniyyesine ittibadır. Gir ve tabi olun. Evet. Yani esas şey bu. Şimdi bu birinci sualde madem bu günahlardan ondan sonra eee bu azabı Cenabı Hak verdi. Hemen akla şu şey sorusu geliyor. Bu gavurlar daha fazla günahkar. Niye onlar da o zaman olmuyor? İkinci sual. Yani bu sualler birbirini takip eden sualler. İkinci sual. Niçin georların memleketlerinde bu semavi tokat başlarına gelmiyor? Bu bir çare Müslümanlara geliyor. Yani onlar daha fazla günahkar, daha fazla asi. Eğer bu günahtan ve asilikten oluyorsa onlarda daha fazla olması lazım. Halbuki Müslümanlara geliyor. El cevap. Büyük hatalar ve cinayetler tehhir ile büyük merkezlerde de ve küçük cinayetler tacil ile küçük merkezler merkezlerde verildiği gibi. Büyük hatalar ve cinayetler tehir ile büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler tacil ile küçük merkezlerde verildiği gibi. Mesela bir köyde bir kasabada kavga olsa oranın mahkemesi onu hallediyor. O cinayet olsa daha büyük bir şey olsa vilayetlerde ne bileyim başka taşınıyor. Daha büyük yargıta itikat ediyor. Mesela daha büyük mercilere gidiyor. Ondan sonra Mühim bir hikmete binaen ehli küfrün cinayetlerinin kısm-ı azamı mahkeme-i kübra-i haşire tehir edilerek ehli imanın hataları kısmen bu dünyada cezası verilir. Adam kafir olmuş mesela. Şimdi küfrün cezasını bu dünyada sığmaz ki. Küfrün cezası ebedi cehennem Önemlidir. O zaman bu bu dünyada onun cezası yok yani. O zaman onun cezası ahirette kalacak. O yüzden kafirlere burada bir şey olmuyor. Ama Müslüman'ın hataları yani imanı var ama günahları olduğu için ondan sonra onlar bu dünyada musibetlerle, şeylerle Cenabı Hak temizliyor. Dünyada veriyor. Biz de şefkat var oluyor. Şefkat oluyor. İşte musibet geldiği zaman insan estağfurullah dese, kusurunu bilse, istiğfar etse, tövbe etse o Eferat oluyor, temizleniyor. Ayırt ede kalmıyor yani. Eğer bir suçun cezası bir defa insanın onun cezasını görmüşse Bir de aynı suçtan ceza verilir mi? Verilmez. Dünyada da işte insan günahın cezasını çekerse o zaman ahirette temsil kurtulmuş oluyor. Ehli imanın hataları kısmen bu dünyada cezası verilir. Üçüncü sual bazı eşyasın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumi şekle girmesinin sebebi nedir? Tabii herkes böyle Öyle değil. Bazı kişilerin hatası var. Ama musibet geldiği zaman da herkes birden geliyor. Mesela bir memlekette günahkarlar var. Musibet gelse da günahkarların evi yıkılmıyor yani. Herkesin evi yıkılıyor. Yani umumi, umumi geliyor. Halbuki madem günahtan dolayı onlara gelmesi lazım. Niye böyle umumi şekle girmiş? 3. sual bazı eşhasın, bazı şahısların hatasından gelen bu musibet bir derece memleket de umumi şekle girmesinin sebebi nedir? El cevap: Umumi musibet ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle ekser nasın o zalim eşyasın harekatına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i ammeye sebebiyet verir. Bak güzel bir nokta bu. Burası. Umumi musibet ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle. Eksiriyetin hatası var. Peki nedir ekseriyetin hatası? Ekser nasın, ekseriyetin insanların o zalim eşhasın, şahısların hareketine fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla. Adam mesela fiilen katılıyor ama veya fiilen katılmıyorsa da iltizam ediyor. Yani iyi yapıyorlar, doğru yapıyorlar. Taraftar oluyor mesela iltizamen veya iltihaken. Mesela oy verdiğimiz insanlar, eski insanlar. Ne derece soruyor bunlar? Ona biz oy verirken işte o zaman tedbirimizi o zaman alıyoruz. Mesela üstadımızın emir de aleyhindeki açık, seçik, net ifadesi var. "Azamüsherr gelmemek için ehvenüsherr ihtiyar ezemdir." diyor. Bizim mantığımız o. Yani mesela şu Amerika'da bizim bir akraba var. Biz üniversiteyi kazanmış. İşte sorularım falan var dedi. Onu sordu yani. Mesela böyle ondan sonra şöyle oluyor böyle oluyor ondan sonra bazı şeyler oluyor falan işte. Kardeşim yani biz herhangi bir parti Parti'nin üyesi değiliz. Herhangi bir partinin sözcüsü, avukatı değiliz. Yani biz Nur Talip'iyiz. Yani bizim vazifemiz ayrı. Ama biz oy verirken şimdi iki parti var. Yani birinci parti var, iki var. Bir de Hz. Ömer yok yani 3. seçenek. Kusursuz bir parti yok yani. İki parti var. Eee bir de 3. partide yani Hz. Ömer gibi bir zat var. Kusursuz. Biz onu seçmiyoruz da gidip başka partiyi seçiyor değiliz ki. Bunu seçersen bu gelecek, bunu seçmezsen bu gelecek yani. Sen bunun bunda gördüğün kusurların 10 katı, 100 katı burada var yani. Şimdi bu gelmesin o zaman. O zaman bu gelir. Sen kendin inkar etmiş olursun. E biz yani bunu kusurlarla beraber kabul ettiğimiz için değil. Bu gelmesin diye biz buna veriyoruz. Tabii. Bu gelmesin diye buna veriyoruz. Yani daha büyük şer gelmesin diye buna veriyoruz. Çocuk tamam ağabey dedi. Önce saldırıyordu böyle. Sonra sakinleşti. Dedi daha konuşabilirsin misal dedi. Ya sonradan şey oldu çocuk anladı yani maşallah. Normalde çoğu insan anlamaz yani böyle şey yapar. Yani böyle ama kabullenerek benimseyerek verirse o zaman mesul olur insan. O işte doğrudur güzeldi ölçü koymuş yani. 5 dakika az verirsin yapıyorsun bitiyorsun. Onu verirken de bu iyidir kusursuzdur her yaptığının arkasındayım diye verirsen o zaman mesul oluyorsun. Yani, Rabb'imiz tabii. Ama bu daha kötüsü gelmesin diye. Çünkü zaten siyasette üstat da söylüyor münazarat. Yani %100 kusursuz bir parti olmaz diyor yani. Çünkü bu partinin elemanları bu milletten toplanıyor. Yani elbette bu milletin tamamı kusursuz değil ki. Yani geldiği yerde insanlar kusurlu. Onlar da oluşturuyor. O zaman elbette burada zerraatı diyor günahkarlardan müteşekkil bir Bir şey diyor. Mükemmel olmaz diyor. Güzlü olmaz yani. Ebe kusur olacak. O zaman bilelim kusur ölçüsüne bakacağız yani. Birisine %20 var, öbürüne %80 var. %20'den kaç ay derken %80'e düşersen, o da ahmaklık olur yani. Dedim bak şu anda dedim yani bütün İslami cemaatler, şeyler çok rahat yani. Hepimizin kafası rahat şu anda. Hiç kimse aman şöyle mi olacak, böyle mi olacak bir şey düşünmüyorsun yani. Adam bunu sağlıyor dedim yani. Bize bize bakan tarafı bu. Ehli İman kafası rahat. Hani herhangi bir şeye karışmadıysa şeysi yoksa en rahat olduğu zamanda şu anda. Yani bu Bunları da görmek lazım dedim yani. Bunları da görmezsek nasıl yani? Ama iman umumi bir hakikat olduğu için yani nur talebesi yerini muhafaza edecek yani. Herhangi bir kalitenin mensubu gibi gözükmeyecek. Ondan sonra. Çünkü biz sadece bu Risale-i Nur hep bütün insanlara hitap ediyor. Eşine karşı ateist de var, ne bileyim envahş fikirli insan olabilir. Onlar da bu bu nura muhtaç. Adam seni diyor filan partide görse, o da adam da o partiye düşmansa o zaman elindeki kitabı da okumaz. Onun için yani Nur Sadık Bey herhangi bir siyasi bir şey olarak ortaya çıkmaz yani. Buradaki benim anladığım abi bir de böyle hani toplumda günahlar işleniyor. Ondan sonra yani bunları insan taraftar olmayacak, iltizam etmeyecek, kabullenmeyecek yani böyle. Kabul değil yani biz tarafsız tabii taraftar olduğu anda o da onu bir ve işlemiş gibi oluyor. O zaman günah umuleştiği için musibet de onun umumi geliyor diyor. Umumi musibet ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle ekser nasın o zalim eşyasın harekatına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder. Musibet-i ammeye sebebiyet verir. 4. sual Madem bu zelzele musibeti, hataların neticesi ve kefaretü zünubdur. Madem bu zelzele musibeti, hataların neticesi ve kefaretü zünubdur. Bu zelzele musibeti neymiş? Hataların neticesi. Yani birtakım hatalar işleniyor. Ona binaen veriliyor hataların neticesi. Sonra da kefaret Günahlara kefarettir. Yani müminin ayağına diken bassın kefaret deniyor madem. Bu da bir o zaman kefaret günahlara kefarettir. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Adaletullah nasıl müsaade eder? Madem günahların neticesi geliyor hatalar o zaman hatasızlar masumlar da var. içinde yanması nedendir? Adaletullah, Allah'ın adaleti nasıl müsaade eder? Çocuklar da ölüyor. Mesela deprem olduğu zaman izliyor. Daha günahsız mesela. Eee istihat kadınlar var mesela günahsız. Onlar da bazen hani şey oluyor. Yani madem onların günahı yokken onlara niye geliyor? Yine manevi canibten el cevap. Bu mesele sırr-ı kadere taalluk ettiği için Risale-i Kadere havale Yalnız burada bu kadar denildi. Ve fitneten la tusibenne lezzine zalemu minküm hasah yani bir bela, bir musibetten çekiniz ki geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar. Bir bela bir musibetten çekiniz ki geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar. Şu ayetin sırrı şudur ki bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır. Ve dar-ı teklif ve mücahededir. Yani niye böyle mazlumlara zalimlere mazlum kalmıyor, mazlumlar dayanıyor. Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır. Dünya neymiş? Meydan-ı tecrübe. ve imtihandır, imtihan meydanı. Ve dar-ı teklif ve mücahededir. Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif iktiza ederler ki hakikatlar perdeli kalıp ta müsabaka ve mücahede ile Ebubekir'ler alailliğine çıksınlar ve bu cehiller esveli safiliğine girsinler. Mesela okullarda imtihan oluyor ya mesela. Adam şimdi mesela imtihan soru soru kâğıdını veriyor. Mesela soru çok basit olsa Çok basit o soru mesela sorular. Adın ne? Soyadın ne? Ne bileyim hava nasıl şimdi falan ya çok basit yani. Bu hiçbir gayret göstermeden yapılacak sorular olsa bu imtihan olur mu? Yani o adam çalışmışım, çalışmamışım mı? Yani imtihan şeyi taşır mı? Taşımaz. Veya soruları sordun, cevap yanında imtihan olur mu? Olmaz. Yani sorular böyle çok zor da olmayacak ama çok da basit olmayacak. Ha çalışan kız geçebilecek Çalışmayan kalacak. Yani çalışana çalışmayanı iradesini gayreti gösterenler geçecek, göstermeyenler kalacak şekilde olması lazım. Şimdi deprem oluyor memlekette. Kafirlerin evleri yıkılıyor. Günahkarların evleri yıkılıyor. Herkes diğerlerinin evleri kalıyor. Şimdi bu çok soruların cevapları verilmiş gibi olur. Değil mi? Yani bu kainatı yaratan biri var mı? İnsanları gözetleyen biri var mı? Yok mu? Sorusuna kolay bir cevap olur yani. Bunu çalışana, çalışmayanlara cevaplar bunu. O için çok da yani böyle ayırıcı olmaz yani. Birazcık perdeli olması lazım ki biraz çalış, birazcık istiş şey yapanlar, gayret gösterenler şey yapabilsin. Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif iktiza ederler ki hakikatlar perdeli kalıp ta müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler ala-i illisine çıksınlar. Ebu Cehiller esbel-i safiliğine girsinler. Yani bir müsabaka bir mücahede olacak. Müsabaka ve mücahede. Ebubekirler ala-i illisine çıksınlar. Ebu Cehiller esbel-i safiliğine girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar Ebu Cehiller aynen Ebubekirler gibidir. teslim olup mücahede ile manevi taraf ki kapısı kapanacak. Ve sırrı teklif bozulacak. Mücahede ile manevi taraf ki kapısı kapanacaktı. Sırrı teklif bozulacaktı. Şimdi mücahede taraf ki sebebiyet veriyor. Mesela soruları var. Soruları cevaplaman lazım. Oturuyorsun ne yapıyorsun? Birkaç gün çalışıyorsun. taraf ediyorsun. Ondan sonra geçiyorsun. Konuyu öğrenmiş oluyorsun yani mevzuyu öğrenmiş oluyorsun. Yani eşin öyle bir imtihanı olmasa o zaman manevi terakki de olmaz. Mücahede ile manevi terakki kapısı kapanacaktı ve sırrı teklif bozulacaktı. Madem mazlum zalim ile beraber musibete düşmek hikmet-i ilahice lazım geliyor. Tamam kabul ettik diyor. Acaba o biçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir? Yukarıda şeye var mıydı ya? Şuraya şeye atlamışız. Haşriye hem Rus gibi olanlar mensuh ve tarif edilmiş bir dini terk etmekle hak ve ebedi ve kabili nesi olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullah'a dokunmadığından zemin şimdilik onları bırakıp bunlara hiddet ediyor. Ve bu var. Rus gibi olanlar mensuh ve tarif edilmiş bir dini terk etmekte hak ve ebedi ve kabiliyetsiz olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullah'a dokunmadığından zemin şimdilik onları bırakıp bunlara hiddet ediyor. Evet, acaba o biçare mazlumların rahmet ve adaletlerin hisseleri nedir? Tamam ki bu hikmete binaen artık mazlumlara günahsızlara da nusibet geldi. Onlara bir rahmet bir adalet olmayacaktı yani. Onların suçu yok çünkü. Diğerlerinin suçu vardı da tamam. O suçsuz oldu. O zaman ona bir hususi üzere ondan sonra İbn Sümer'e maruz kaldı. Orada adalet nasıl tecelli edecek? Bu suale karşı cevaben denildi ki bu musibetteki gazap ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü o masumların fani malları onların hakkında sadaka olup baki bir mal ikmimi geçtiği gibi. Neymiş? O masumların fani malları. Mesela ev varmış, yıkılmış mesela. O masumların fani malları veya evin içerisinde bir sürü eşyası varmış, harap olmuş. Onların hakkında sadaka olup sanki onları böyle hayra vermiş gibi, sadaka yapmış gibi o manada olacak ve eee baki bir mal hükmüne geçecek. Öyle oradan sevabı onları ahirette Cenab-ı Hak baki Olarak onu geri verecek. Baki bir mal hükmüne geçtiği gibi fani hayatları dahi bir baki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak Er mahlûmsa, günahsızsa o musibette, depremde, şehide, vefat etmişse onların fani hayatları dahi bir baki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak nispeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azaptan büyük ve daimi bir kazancı kazandıran bu zelzele onlar hakkında aynı gazap içinde Bir rahmettir. 3. sual adil ve rahim kadir ve hakim neden hususi hatalara hususi ceza vermeyip koca bir unsuru musallat eder? Bu hal cemal-i rahmetine ve şumul-i kudretine nasıl muvafık düşer? Bu sual ne? 3. sual adil ve had rahim Kadir ve hakim neden hususi hatalara hususi ceza vermeyip koca bir unsuru musallat eder? Bu hal cemal-i rahmetine ve şumul-i kudretine nasıl muvakkıp düşer? Der cevap: Kadir-i Zülcelal her bir unsura çok vazifeler vermiş. Ve her bir vazifede çok neticeler veriliyor. Kadir-i Zülcelal her bir unsura çok vazifeler vermiş. Ve her bir vazifede çok neticeler verdi diyor. Allah boş bir mahluk yaratmamış. Boş bir mevcud atıyor. Her mevcudun bir binler vazifesi var. Bir unsurun bir tek vazifesinde bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da sair güzel neticeler bu neticeyi de güzel hükmüne getiririz. Eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için için insana karşı hiddete gelmiş unsur o vazifeden menedilse o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak şer olması haysiyetiyle o hayırlar adedince şerler yapılır. Ta bir tek şer gelmesin gibi gayet çirkin ve hilaf-ı hikmet hilaf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzeh lezzettirler. Madem bir kısım hatalar unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümüllü isyandır. Ve çok mahlukatın hukukuna bir tahkirli tecavüz. Mesela şimdi burada depremde zelzele var ya. Mesela zemin mesela yaratılmış bu zeminde yaşama Hayat idame Cenabı Hak nasip etmiş mesela. Yani bu zeminin vazifesi nedir? İnsanların üzerine ibadet etsinler diye bir mekan oluyor yani. Bir mekan yani burada ibadet edilsin, yeryüzünde ibadet edilsin, Hakk'a iman edilsin diye. Zemin zeminin vazifesi bu. Hizmet ediyor bize, bizi taşıyor yani. Bizim üzerinde yaşamamız için bir vazife olmuş. E şimdi insan vazifesini yapmadığı zaman Zemin diyor ki: "Ben, yani ben, ben size hizmet ediyorum. Sırtımda taşıyorum sizi. Siz ibadet edin diye. Siz vazifenizi yapmıyorsunuz. O zaman ben de yapmayacağım diyor yani. O zaman ben de yapmayacağım yani. Ben de o zaman size rahat vermeyeceğim yani. O zaman sallayacağım, sizin şeyinizi bozacağım diye mesela. O vazifesi biz onun için yapılmış. Onun için o vazifeyi ona verilmiş. O zaman Cenabı Hak diyor ki: "O zaman bu hizmet yapmayacak o zaman diyor yani. Veya işte güneş, ay neyse yani her şeyin bir vazifesi var. O vazifesine muvafık hareket edilmediği için o da kızıyor, öfkeleniyor, hizmetini terk ediyor. Bir nevi o da zehirli netice veriyor. Madem bir kısım hatalar unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümullü isyandır. Ve çok mahlukatın hukuna bir tahkirli tecavüzdür. Çok mahlukatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Hukuk. Yani burada mahlukatın hukuku var. Yani vazife var. Mesela bir vazife mesela birisi vazife yapıyor mesela. Değil mi? Mesela bir öğretmen diyelim. Sınıfta ders anlatıyor, vazife yapıyor. Yani çocukların oraya hakkı geçiyor. Değil mi? Çocukların ne yapması lazım? O öğretmenin ortaya koyduğu bir hak var, bir menfaat sağlıyor. Ona karşı o menfaati eee mukabele etmesi lazım. Dersi dinlemesi lazım mesela. Dersi dinlemesi haşarlık yapsa, gürültü yapsa, patırtı yapsa öğretmen ortaya koyduğu o emek o şekilde diyor hakkı geçiyor yani. Değil mi? Hak Şimdi mevcudat hizmet ediyor bize. Eee biz o mevcudatın hizmetine mukabele etmediğimiz zaman mevcudatın bize hakkı geçiyor yani. Ben sana hizmet ettim. O kadar menfaat sağladım diyor. Yani bunun karşılığını sen bana vermen lazım. Vermezsen onun hukuku geçiyor. Cenabı Hak da o onun o zaman hizmet etmeyeceğim artık diyor. Madem mukabele etmiyorsun diyor. Hatta ettiğim hizmette geri alacağım diyor. O zaman da evine dönüyor yani. Madem bir kısım hatalar unsurları ve arzı gidete getirecek derecede bir şumullü isyandır ve çok mahlukatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinayetin fevkalade çirkinliğini göstermek için koca bir unsura külli vazifesi içinde onları terbiye et diye emir verilmesi aynı hikmettir ve adalettir ve mazlumlara aynı rahmettir. 6. sual zelzele küre arzın içinde inkılabat-ı madeniyenin neticesi olduğunu ehli gaflet işa edip adeta tesadüfi ve tabii ve maksatsız bir hadise nazarıyla bakarlar. Zelzele küre arzın içinde inkılabat-ı madeniyenin neticesi olduğunu ehli gaflet irşad edip şimdi mesela küre arz eee şey olarak baktığımız zaman jeoloji olarak baktığımız zaman değil mi? Ortası mayi. Zaten söylüyor zaten sıvı yani. değil. Sadece mesela elmanın kabuğu gibi diyorlar ağabey. Mesela elmayı biliyoruz ya mesela. Elmayı şöyle ikiye keselim. Dışın ince gibi bir kabuk var. Biraz et kısmı ya. Dünyada böyle kestiğimiz zaman eee sert olan kısım o kabuk kadar. Altı su yani, sıvı yani. Dünyanın tamamı bir taş gibi değil. Yani belli bir kilometre aşağı indikten sonra sıvı, mayi. O da tabii derecesi işte Ta merkezine kadar indiğin zaman 200.000 dereceye kadar ulaşıyor değil mi hadisin tabiriyle 200.000 derece. E tabii orada büyük müthiş faaliyetler, şeyler oluyor. Mesela ne oluyor? İşte Tabii bunlar hep Allah'ın kudretiyle celaliyle oluyor. Orada o küre üzerindeki kabuğu hareket ettiriyor bu sefer. Çatlaklar meydana geliyor. Onlar da hareket oluyor yani bir şekilde. Yine hepsi yani zerresine kadar her şey kudret-i ilahiyle. Bunda şeyimiz yok. Ama yine bir Allah'ın bir kanunu Yani ediyor da. Kanun başı başı yere etmiyor. Nasıl bu tabiatçılar her şeyi bir kanuna, tabiata vererek Allah'a unutturuyorsa bu deprem olayında da işte yok fay kırıldı, fay çakladı, fay şey alıyor. Yani oraya kadar varıyor, orada kalıyor. Oradan devam edip Allah'a bulması lazım. Yani sebeplere kadar geliyor, takılıyor orada. O sebebi oraya koyan, sebebi işleten neticeye göre O sebebi tesiz etmiş, tanzim etmiş. Bizzat orada müsterül esma'a ulaşması lazım. Ondan sonra oradaki Cenabı Hak'ın kanunlarını görüp hemen kanunları verip orada boğuluyor. Zelzele küre arzın içinde inkılab-ı madeniyenin neticesi olduğunu ehli gaflet irşad edip adeta tesadüfi ve tabii ve maksatsız bir hadise nazar bakarlar. Onu da öyle demelerinin de bir amacı var yani. İşte bu ikazdır, bu ikrardır, bu bir şeydir dese insanlar belki hidayete gelecek. Değerlerini toparlayacak. Bir şey olacak. Öyle olmasın diye bu hadisenin manevi esbabını ve neticelerini görmüyorlar. Görmüyorlar ta ki intibaha gelsinler. Bunların istinat ettiği maddenin bir hakikat var mıdır? Bu hadisenin manevi esbabını ve neticelerini görmüyorlar ta ki intibaha gelsinler. İntibaha gelmek yani uyanmak demektir intibah. Yani insanlar bu dünyada uyanması ne demek? Kim olduğunu, ne olduğunu burada kimin misafiri olduğunu, vazifesi ne olduğunu nereden gelip nereye gittiğini bütün ayetleri idrak edelim. Şuuruna var. Uyanma dediğimiz o. E şimdi bu hayseden işte bu manaları insanı gören, bilen, ondan sonra her hareketini ondan sonra yazan kaydeden bir zat var. Ona göre de muamele edecek desen herkes toparlanır yani eksiler. Zaten deprem zamanında camiler doluyor, değil mi? Şu anda dolu camiler mesela. Tekrar unuttukça azalıyor mesela. O ada pazarı depreminde falan yer bulunmuyor. Camiler pul gibi oluyor. İtibar geliyor. Gene var yani iman şeyi değil. Bunların istinat ettiği maddenin bir aykatı var mıdır? Eğer cevap balabetten başka Hiçbir hakikati yoktur. Yani burada onların bakış açısına baktığımız için söyleyeyim. Yoksa mesela madde, kanun yani onlar meesir noktasında Cenabı Hakk'ın haricinde yani kendi başına bir şey var mı da manasında bir soru sorulursa dalaletten başka hiçbir hakikati yoktur denir. Değil mi? Ama onları Cenabı Hakk'ın kanunuyla, Cenabı Hakk'ın izniyle, emriyle olan hadiseler diye bakarsak o zaman O zaman dalalet olmaz. Yani dalalet manasıyla bakarsan o zaman maddeye dalaletten başka hiçbir hakikatı yoktur. Çünkü her sene 50 milyondan ziyade münakkaş, muntazam gömlekleri giyen ve değiştiren küre-i arzın üstünde binler envahın bir tek nevi olan mesela sinek tayfesinden, hadsiz efradından bir tek ferdin yüzel azasından bir tek uzvu olan kanadının kast ve irade ve meşiyet ve hikmet İlvesine mazhariyeti ve ona layık et kalmaması ve başı boş bırakmaması gösteriyor ki değil ya değil hadsizliği şunun beşiği ganası ve merci ve hamisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef'ali ve ahvali belki hiçbir şeyi cüzi olsun, külli olsun, irade ve ihtiyar ve kast ilahi haricinde olmaz. Uzun bir cümle oldu ama çok güzel bir noktayı nazardan baktığım şey oldu. Bir daha okuyalım. Her sene 50 milyondan ziyade münakkaş muntazam gömlekleri giyen her sene 50 milyondan ziyade münakkaş muntazam gömlekleri giyen ve değiştiren küreği arzın üstünde. Eee sen mi 50 milyon yoksa şimdiye kadar 50 milyon mu? Her sene bir defa 50 milyon sene mi oluyor? Öyle mi? Ne olarak düşüneceğiz? Ne olarak her birine bir elbise mi düşüneceğiz? Yoksa her sene bir elbise 50 milyon defa mı düşünceksin? Yani. Yok prizlı diyor. Bak her sene 50 milyondan ziyade münakkaş, muntazam gömlekleri giyen ve Değiştiren küreye arzın üstünde. Yılda 50 milyon fazla varlık değişiyor. Öyle mi anlıyorsun? Öyle anlarım. Yoksa her sene değişiyor. 50 milyon seneden beri her sene değişiyor. 50 milyon defa değişiyor mu anlacağız? Her sene 50 milyondan ziyade münakkaş muntazam gömlekleri giyen ve değiştiren küreye ağzın üstünde binler envalın bir tek nevi olan. Ona enval dersin ona binler enval dediği için herhâlde bu 50 milyon defa geçmişten bu zamana kadar mesela bir bahar gömleğini giydiriyor. Kışın çıkartıyor. Ertesi gün bir daha giydiriyor. Çıkartıyor bir daha giydiriyor. Bu şekilde 50 milyon seneden beri ürarız bahar 50 milyon da bahar yaratıyor. Her baharda da binler ne? Çinekli, böcekli, ağaçlı, çiçekli yapraktı. O elbisenin de içerisinde binler nakış var. Yine akışını nazar veriyor. Mesela sinek tayfesinden hassiz efradından bir tek ferdin 50 milyon elbise onun binler envahından sinek tayfesi onun binler efradından bir tanesinin yüzel azasından sineye geldik şimdi. Yüzel azasından bir tek uzvu olan kanadının sineğin de kanadına bakıyoruz. Kanadının kast ve irade ve meşiyet ve ve hikmet cülvesinin masâriyeti. Elbisenin kanadını takmak nedir? Kast vardır. Uçacak çünkü. İrade vardır, meşiyet vardır. Orada Allah'ın iradesi, hikmeti vardır. Cülvesi namaz sariyeti. Ve ona lakait kalmaması. Bak, küre ağzın üzerindeki elbisenin inler çökeğinden, inler tanesinden bir tanesinin. Onu da kendisini inler ağzından Bir az aslım. Layikat kalmıyor. Onu kanatsız bırakmıyor. Layikat kalmaması ve başı boş bırakmaması gösteriyor ki değil hadsiz zişuurun beşiği. Bir hadsiz zişurun beşiği. Bir tek sinek değil. Hadsiz zişurun beşiği, anası, merciği, hamisi olan koca küre ağız. Onlar oradan doğuyor. Mesela bütün ağaçlar, şeyler o küre ağızdan analık yapıyor. Hamisi yani gidip ayda yaşasa yaşayamaz. Mesela ona himayet ediyor. Hamisi oluyor, beşiği oluyor. Koca küre ağzın ehemmiyetli ef'al ve akvali. Orada bir zelzele bitti. deprem denen bir hadisenin belki hiçbir şeyi güzi olsun, küli olsun irade ve ihtiyar ve kast-ı ilahi haricinde olamaz. Değil mi bak? Yani bir ev düşünelim mesela. Bu evin her tarafı kast-ı iradeyle yapılmış, yapılıyor, kaç defa yapılıyor filan. E burada mühim bir hadise cereyan edecek. Ona layikat olur mu? Evet, onun izni olmadan olur Olur mu? Yani küre arzının üzerindeki o elbiseyi giydiren o içerisinde hayatı veren her şeyi var. Bu zerre de onun haricinde onun iradesinin haricinde olacak. Olabilir mi? Olmaz. İrade ve ihtiyar ve kastı ilahi haricinde olmaz. Bir de o azizele oradaki kullarının bazısının ölümüne bazısının şeyine sebep et veriyorsa en mühimlerine temas ediyorsa onun izni olmadan mümkün değil yani. Onun iradesi olmadan olmadan, onun ihtiyarı olmadan. Fakat Kadir-i-Mutlak hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Bu Cenab-ı Hak'ın bir icrahat düsturu. Kadir-i-Mutlak hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zahir esbabı. Mesela şimdi elmayı Allah sebepsiz olarak mesela havada yaratamaz mı? Hiçbir sebep olmadan yaratamaz. Yani. Yaratabilir. Şu an mesela biz ısınıyoruz. Ne ile ısınıyoruz? Zayi sebebimiz ne? Güneş. Güneş olmadan Allah dünyayı sıcak tutamaz mı yani? Peki yani. Değil mi? Güneş olmadan dünyayı yine belli bir ısıda tutabilir. Ama bakıyoruz güneşi yaratıyor. Oradan ısıtıyor bizi. Yani mutlaka bir sebep araya koyuyor yani. Sebepsiz yapmıyor. Biz ne yapıyoruz? Sebebi basit Bu sebeptir. Bu kadar basit. Sadece şuursuz bir camit bir şey. Burada hassas bir ayar var. O zaman onunla olamaz diyoruz. Değil mi? O zaman onu hükmeden bir zat var diyoruz. Mesela Eser'i başı Eser'in arkasında Cenabı Hakk'ı buluyoruz. Yani makine garını yapıyor. Sebep memurları memur memur rabbani her şey memur. Memurunu halk ediyor. Memura yaptırıyor. Onun gibi. Yani deprem bölgesi deprem oluyor. Anladım ben sorunu. Şimdi mesela Ee, ağaç. Diyorsun ki, toprağı dekersen meyve veriyor. Ne biliyim, çöle diksem bir şey olmuyor. Bak, yani sebep olarak işte toprak yani. Toprak olmadan olmuyor diyorsun, değil mi mesela? Ama biz ne yapıyoruz? Ee, orada Allah'ı nasıl buluyoruz? Toprak diyoruz, çamur diyoruz. Bu ağaç harika bir ee, sanat-ı ilahi diyoruz. Bunun eseri olamaz diyoruz, değil mi? Oradan Allah'ı buluyor. Bu da aynı şekilde yani. Bununla ilgili bir şey söyleyeyim. Bu Bu bu sorunu sorarak işte. Yani ablama şu şu geldi. İnternette özellikle bak. Dünyada meydana gelen en şiddetli deprem o şeye göre dokundu. Eğer bu faydalanan olay eğer başı boş olsa eğer onların dediği gibi tamamen şey olsa yani girmiş şiddetin de deprem olmaması için niye bulmak niye ol? Yani evet diyelim ki fayda mekanizma oldu. Ama o beni bir ölçüyle nasıl bir güneşin ışığı mesela arttı 57 ile 180 arasında. Odurduğu mesafe o kadar şey arasında niye bu arada kalıyor? Ya bu depremler de şu anda dün tarihte meydana gelen en büyük dokunduğu ondan sonraki dokuzuncu nokta. Bir 15 şiddetinde yapıyor ama olsa taş üstünde taş kalmıyor. Yani ofay bile olsa ofay bir emir altında hareket ediyor. Yani hat varsa du şeyin de var değil mi? Şeyin de var onu evrilip dinlerken de var. Yani bu eee Üstadın verdiği şey çok güzel işte. Yani küre arzın her tarafında hikmet, irade, tecelli ediyor da sineğin kanadına kadar orada Allah onu başı boş bırakmıyor da küre fayda Kendisi mi hareket edecek diyor yani. En büyük. demiş yandan korkmaz havadan korkarlar. Yalnız bir şey demiştim ya. Bize serrede şuuru kabul ettiremedi dedi. Bu ayet kabul ettirdi. Yani bir kere bu fayın çökmesi. Yani orada yer çekimi diyor. Fay çökmesi için ağrım yer çekimi olması da. Biz orada yer çekimi amir ediyoruz. Yani fay Tabii. O yer çekimine bağlı düşer, kırılır. Yer çekimi kabul Ediyoruz. O ne bileyim o kaynayan o mesela ısıyı, harareti, onun tabiatına veriyorsak gitti zaten. Yani orada bir esliimiz var ki bu olayı değerlendirelim. Yani maddenin maddenin kendine ait hiçbir özelliği yoktur. Tabiatın hiçbir şey onu anladıktan sonra zaten gerisi çok kolay. Üstat burada tabii tabii esas havale etmiyor işi. Eee herkesin görebileceği misal veriyor. Yani dünyanın üzerinde bu kadar ağaçlar var, hayvanlar var, kuşlar var, hayat var. İrade ilahi burada tecelli ediyor. E burada topraktan, şeyden çıkıyor. Yani bu kadar kudret-i ilahi'nin tecelli ettiği bir yerde yaprağına kadar, sineğine kadar, böceğe kadar her şey de kudret-i ilahi'nin hikmeti tazim ederken onun hemen beslendiği toprak kendi kendine hareket edecek diyor. Yani her yere hakim ama bunların kaynağına hakim değil. Her şeyi kendi irade ediyor. Kaynağını tesadüfe bırakmış. Olabilir mi? çok güzel bir cevap yani. Ha orada niye Japonya'da oluyor, şey oluyor? Zaten ilerideki şey de gelecek. Kader-i ilahi de hikmet-i Rabbani de yani mesela bir bina yapılırken Mesela ben İskenderun'a geldim. Dershane kiralayacağız. Doğru dürüst bina yok. Adam yaparken düşünmüş hep böyle. Biraz yapmış, biraz düşünmüş. Biraz yapmış, biraz düşünmüş. Nizam-i intizam yok mesela. Moza adam daha inşallah vurmadan binanın başından sonuna kadar planı, projesi çizilir. Çatısına kadar. Ondan sonra bina yapılır. Yani kainatta yaratılmadan evvel daha kudret tecelli etmeden kader ilahi de her şey kim gelecek, nerede yaşayacak, ne olacak, nereden deprem olacak, ne şey olacak? Her şey iradeyle belli. Ona göre de Cenab-ı Hak alt altı da hazırlamış yani. Bombaları yerleştirmiş. Ne zaman nerede deprem olacaksa esbabını ta o zamandan planlamış. Zamanı geldiği zaman ateşlendiriyor. Ya işte hiçbir şey belli değil de. İşte insanlar günaha girdi. Şimdi orada bir deprem yapıyor. Öyle değil. Ona ilmezeliği de biliniyor zaten. Kim günahkar olacak, kim cehennemlik olacak, kim her şey belli zaten yani. Şey değil. O herhangi bir icraat yapmaz değil mi, Cemal Edip? Bir vukuat işlemez değil mi? İşlerse şu arkada da alabiliriz. Geçen bir kardeş işledi de. Tamam, iyi. Yani orayı yıkayamıyoruz da şu arkadakini en azından yıkama şeyimiz var. Tamam. Geçen yukarıda oldu. Süngeri aldı gitti kardeş. Yani sünger gitti. İyi maşallah. Ya. Şimdi rahat rahat uyuyunca rahatlayacağız. Değişebilir. Fakat kadir-i-mutlak hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarruf hatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit bazen de bir madene harekete emrederek ateşlendiriyor. Zaten yeraltı müsait zaten. Mesela şu anda eee adamlar ne diyor? Şimdi deprem haritası çıkarıyorlar. Türkiye'nin deprem haritası. Bu şimdiye kadar ki depremlerden bunu çıkartıyorlar. Bir yerde daha deprem olduğu zaman orada ekleniyor deprem haritasına. Yani o harita sürekli ilerliyor. Yani insan Allah irade ettiği zaman orayı hareketlendiriyor. Hareketlendirince orası da deprem haritasına giriyor. Orada da artık bundan sonra deprem olabilir deniyor. Mesela yani şu anda işte deprem olacak diyorlar ama şu saatte şu dakikada olacak diyebiliyorlar mı? İstanbul'da deprem bekleniyor diyor. Söyle tarihini saatini yok. 10 sene içerisinde olabilir. Olmazsa 20 sene içinde olabilir. Madem bildiysem kanunu tam saatini söyle. He. Olabilir her yerde olabilir. Olmadı olmadı diyor yani ondan sonra. Çünkü altta kaynayan bir kazan var. Bu nereden patlayacak? Nereden çıkacak? Hakim değilsin ki hiçbir şeye. Orada irade-i ilahi tecelli edecek. Nereyi kırarsa orada deprem tabii bizim yok. Zelzele-i irade Ettiği vakit. Yani her an her yerde deprem olma ihtimali var. Yok mu? Elmanın kabuğu ne kadar ki elmaya göre ince ise şuraya ağzının da kabuğu kısmı O kadar rüzgârıza göre o kadar incecik bir yer yani. Aaa iç kaynıyor düdüklü tencere gibi. Her an her yerinde kırılabilir. Her an her yerinde deprem yaratabilir Cenabı Hak. Zelzele irade ettiği vakit bazen de bir madeni harekete emredip ateşlendiriyor. Haydi madeni inkılab dahi olsa yani burası esbabını bulun diyelim. Madde inkılab dahi olsa yine emir ve hikmet ilahi ile olur. Yine orada çünkü o madeni yaratan, o madene o özelliği veren yine Cenab-ı Hak. Hikmet-i ilahiyle olur, başka olamaz. Mesela bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip bir şara maktulün büsbütün hukukunu zayi etmek ne derece bela et ve divaneliktir. Tüfek misali yani Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Cinayet işliyor, vuruyor. Bir de geliyor diyor ki: "Bak." diyor işte oradan diyor ondan sonra barut ateş aldı, basınç oluştu, mermiyi ittirdi. O mermi de gitti adamı öldürdü diyor. Yani bu ben seni açıklıyormuşum de diyor yani. "Hadi seni açıklıyorum." diyor. Ya tamam diyor bunu kim öldürdü? O adamın hakkını kimden alacağız? Değil mi? Yani o tetiğe kim bastı yani? Bir adam bir tüfek Birisine vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasrı nazar edip biçare maktulün o katledilmiş ölmüş kişinin büsbütün hukukunu zayi etmek. Tamam deprem oldu, fay kırıldı, çatladı, bilmem ne dedim. Bir sürü insan öldü. Ne olacak şimdi mesela? Buradan hakları, hukukları, onların şeyleri ne olacak yani mesela? Değil mi? Onları ne ile açıklayacaksın? Onlara cevap yok. Hukukunu zayi etmek ne derece belahet ve divaniliktir? Aynen öyle de Kadir-i Zülcelal'in musahhar bir memuru. Kadir-i Zülcelal'in musahhar bir memuru. Memur. Bu da çok geçiyor değil mi külliyatta memur tabiri. Memurin-i ilahiyederler diyor. Memur. Memur ne yapar? Mesela memur bir vazife yapar değil mi? Mesela devlet memurları vardır. Mesela her birinin bir sağlık memuru vardır. Ne bileyim emniyet memuru vardır. Hepsi nedir? Padişahın memurudur yani. Vazifeler vardır. Padişah o vazifeyi direkt kendisi yapabilir. Ama memurlar vazetmiş. Memurlar perdesi arkasında yine bizzat yapıyor diyor. Mesela 22. sözdeki o kısım var da şurada. Diyor ki Sultan Ezeli'nin memurları saltanat-ı rububiyetin icraatçıları değiller. Yani Bizim memurlar da Allah'ın memurları arasında kifat. Sultan Ezeli'nin memurları, saltanat-ı rububiyetin icraatçıları değil deriz. O memur eee yani mutlaka her bir iş için Allah bir memur halk etmiş yani. Öyle diyelim. Kadiri Zülcelali musakkar bir memuru der ki, "Bir gemisi, bir tayaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı ehli gaflet ve tuyanı uyandırmak için ateşlendir diye olan emri Rabbani'yi unutmak ve tabiata sapmak hamakatın en eşine girmiştir. Evet, bu alkun ifadenin tetiği mesela bir de 7. sual var. Onu da çaydan sonra inşallah okuruz. Allah sıhâsına park.

3104.ders 14.söz-zelzele bahsi-Mahkeme-i Kübra-yı Haşre — Nur Risale Dersleri