3109.ders 11.şua-giriş-1.mes'esle-meyve risalesi-Tâ ki, iki hayatımıza lâzım şeyler o sermaye ile alınsın
Ders metni
Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. 11. şua Deniz hapsinin bir meyvesi. Zındıka ve küfr-ü mutlaka karşı Risale-i Nur'un bir müdafaanamesidir. Ve bu hapsimizde hakiki müdafaanamemiz dahi budur. Çünkü yalnız buna çalışıyoruz. Bu Risale Denizli hapishanesinin bir meyvesi ve bir hatırası ve iki cuma gününün mahsulüdür. Evet, Denizli hapsinin bir meyvesi diyerek ne demiş oluyor? Denizli hapsinin bir meyvesi, meyve. Yani üstadımız Denizli hapsinde kalıyor değil mi? Hatta iki cuma gününün meyvesi diyor. Yani iki cuma gününde bir kısmı bir cumada, bir kısmı da diğer cumada yazılmış. Yani mesela bir insan bir yere gidiyor diyelim mesela orada bir iş yapıyorsa oranın meyvesi olmuş oluyor. O zaman üstadımız işte deniz hapisini alıyorlar. Orada da bu eser yazılıyor. Yani deniz hapsi bu meyveyi vermiş oluyor. Normalde insan hapse girdiği zaman ne düşünür? Beni buraya getirdiler şöyle oldu böyle oldu der. Üstadım onlar hiç ilgilenmiyor. Gene ondan sonra vazifesine bakıyor yani. Deniz hapisinin bir meyvesi. Yani buradan biz de ders var mı? Bizde sıkıntımız olabilir, dertlerimiz olabilir dünya hayatında ama vazifemizi tefekkür vazifemizi Kur'an hakikatlarıyla meşgul olma vazifemizi aksatmaması gerekiyor gene. Yani en büyük sıkıntı hapistir. Hapiste böyle üstat vazifesine meşgul oluyorsa bizim dünyevi sıkıntılarda haydi haydi eee günlük tefekkürümüzü kitabımızı aksatma aksatmamamız gerekiyor. Yani buradan böyle bir şey anlayabiliriz. Zındıka ve küfrü mutlaka karşı. Risale-i Nur'un bir müdafaanamesidir. Zındıka ve küfrü mutlaka karşı. Risale-i Nur'un bir müdafaanamesidir. Yani üstadımız hapse atarken çeşitli iftiralar, yalanlar, suçlamalar yapılıyor. Üstat da diyor ki: "Ya biz Kur'an hakikatlarıyla meşgulüz. Alın size işte. Bak hapse girdik. Gene hakikatlarla meşgulüz. Bizim yaptığımız iş bu. Yani Yani bizi gerçekten yargılayacaksanız yaptığımız şeyle yargılayın. Al işte bu kitap bakıyorlar ki gerçekten bu kitap güzel hareketlerden bahsediyor. Berat ediyor mesela. Müdafaahaneme yazıp yazmakla meşgul olmuyor. Kitabı veriyor müdafaahaneme olarak yani. Zındıka ve küfrü mutlaka karşı Risale-i Nur'un bir müdafaahaneme olarak yani. Zaten aslında o bahanelerin arkasında yine zındıka var. Mesela dünyadaki bakıyor ki bu zat hayatta olursa böyle eserler yazarsa biz küfrü yayamayız. Bu zatı durdurmamız lazım. Asıl arkada zındıkâ var diyor zaten. Onlar başka bahaneler ortaya koyuyor. Üstat direkt zındıkâya cevap veriyor. Arkasındakilere. Yani zındıkâyı yok ediyor yani. O zamanın şahısları fak şunu biliyor fak ortak olarak İslam'ın yayılmasına hem engel oluyor. Oluyor. Her zaman var. Var. Onun için üstat direkt İslam'ın kendisini anlatarak eee Yani bunlar güneş gibi hakikatlardır. Bunları söndüremezsiniz diyor. Bize de onlara hiçbir şekilde mani olamazsınız diyor. Zındıkâ ve küfrü mutlaka karşı Risale-i Nur'un bir müdafaanamesidir. Ve bu hapsemizde hakiki müdafaanamemiz dahi budur. Çünkü yalnız buna çalışıyoruz. Yalnız buna çalışıyoruz. Yani niye buna çalışıyoruz? Çünkü mesela biraz geriden alacak olursak Yani insanlar niye muhtaç? Saadete muhtaç. Ruhu var değil mi? Ebedi hayat istiyor. Aziz fakir meseleleri var. Mesela 1400 sene önce asrı saadette bak asrı saadet yani Kur'an hakikatlarıyla o asır saadete kavuşmuş değil mi? Yani o zamanda şu anki insanları böyle hayran bırakan hiçbir şey yok. Uçak yok, araba yok, ne bileyim apartmanlar yok, asfalt yol yok. Yok, şu yok, bu yok. Ama insanlar dünyanın bütün zamanların en mesudu. E şimdi bu zamanda da insanların saadete muhtaç dır. O zaman o zamanki Kur'an hakikatleri aynen bu şekilde de ifade edilmesi, anlatılması lazım. Asıl mesele budur. Onun için sadece buna çalışıyoruz diyor. Yani insanların gerçek ihtiyacı budur. Kur'an'ı anlamak, hakikatlarını idrak etmektir. Öyleyse yalnız buna çalışıyoruz. Asıl mesele bu. Bu gösteriyor ki yani ondan sonra Böyle zahiri medeniyet ondan sonra ruha hakiki saadet veremiyor yani. Yalnız buna çalışıyoruz. Ama maddi şeyler lazım mı? Zaten dünyaya Teşvike gerek yok diyor üstat yani. İnsanlar zaten onu yapıyor diyor yani. Ahirete teşvik eden az. Biz onun için o tarafta çalışıyoruz. Bu risale deniz hapishanesinin bir meyvesi ve bir hatırası ve iki cuma gününün mahsulüdür. Demek ki bizim hayatımızda da böyle meyveler olması lazım. Mesela şimdi Muhammed kardeş iki sene mi çalıştın hafızda? Üç sene çalıştın. Bak üç senenin meyvesini aldın şimdi mesela. Mesela. Buna 10 sene, 20 sene sonra işte geriye baktığın zaman işte benim gençliğimin meyvesi diyeceksin. Gençliğimin bana bıraktığı güzel bir meyve, hafızlık diyeceksin mesela. Yani insan böyle geriye baktığı zaman işte şu hakikati şurada anladım. Şu mevzuyu şurada idrak ettim. Şurada şöyle bir eee meziyet kazandım. Burada işte hafız oldum gibi böyle meyveler olması lazım değil mi? Meyveye baktığı zaman. Evet, şimdi okuyalım. Meyve risalesi Bismillahirrahman Rahmanirrahim. Ayetinin ihbarı ve sırrıyla Yusuf Aleyhisselam mahbusların piridir. Ve hapishane bir nevi medrese-i Yusufi olur. Madem Risale-i Nur şakirtleri iki defadır çoklukla bu medreseye giriyorlar. Elbette Risale-i Nur'un hapse temas ve ispat ettiği bir kısım kısım meselelerinin kısacık hülasalarını bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmakla tam terbiye almak lazım geliyor. İşte o hülasalardan beş altı tanesini beyan ediyoruz. Burayı bir daha okuyalım. Ayetinin ihbarı ve sırrıyla Yusuf aleyhisselam mahkusların piridir. Ve hapishane bir nevi medrese Yusufiye olur. Medrese. Medreseye okula gider. Ya mesela Nur talebeleri hapse girdiği zaman oradaki mahpuslar bayram ediyorlarmış. Ondan sonra mesela hiç namaz kılmayan koğuşte artık herkes bütün mahpuslar namaza başlıyormuş. Cemaatle namaz kılıyorlarmış. Bütün hapishane yani. Tabii oradaki mahkumlar yani hapse girmişler yani mesela. Hepsi risale okuyorlar, şey yapıyorlar. Yani bir medrese gibi olmuş. hapishaneler. Yani oradan başlıyor. Nur'un ilk medreseler ve dershaneleri hapishaneler yani. He? Tabii Allah kader onun için gezdiriyor. Beşer zulmediyor diyor. Allah diyor işte bizi istihdam ediyor diyor. Çünkü adam orada mesela dünyası gitmiş. Oraya girmiş. Teselli kaynakları yok olmuş. Tek teselli maneviyat her zaman her yerde olması gereken de Ama diğerleri elinden alınca tam sarılıyor ve müteselli oluyor mesela. Hatta mesela üstat hapishanede diye çıkmak istemiyorlarmış yani vakti geldiği zaman bile yani. Bu derslerden mahrum kalmayalım, şey yapmayalım falan diye. Çıkıyorlarsa geri giriyorlarmış falan böyle. Veya Zübeyr abi mesela üstat hapise diye hapise girmeye giriyor mesela şey yapıyor. Yani böyle medrese-i Yusufiye yani bir ders salonları olmuş yani. Ondan sonra Habîshâne bir nevi medrese-i Yusufi olur. Hatta bir şey hatırı anlatayım. Deniz hapishanesinde böyle Beylerbeyli Süleyman Bey diye böyle çok katil bir bir adam varmış yani böyle. Yani böyle katillikte adam yüzlerce kişiyi katletmiş mesela. Katil adam mesela artık bilinen bir şey. Üstat eee hapse girdiği zaman ondan sonra Üstadımız buna şeyi veriyor. 15 şüayı veriyor. El Hüccetü Zehra'yı. Ondan sonra sonra işte kitabı geri alırken namazına tesir etti mi diyor. Adam artık tahta kurusunu bile öldüremez olmuş yani. Normalde adamları böyle tavuk keser gibi kesen adam hapishanede o nurların etkisiyle tesiriyle öyle bir nurani nurani kesbediyor ki tahta kuruzu geliyor mesela ısıracak onu bile Bir canlı diye öldüremiyor yani o kadar merhamete gelmiş, düzelmiş adam mesela. Sonra eee üstadımıza diyor ki benim adamlarım var işte onlara ders verin, şey yapın filan diye. Benim öğrencilerim gelecek diyor. Onlar verir diyor. Daha sonra tabii bir kafile geliyor. Onlar işte her birine her birine bir tanesini şey yapıyorlar falan. Onlar onlara işte namazı öğretiyor falan. Yani böyle güzel şeyler oluyor. Medrese tam böyle teşekkürlü. Allah demek Peygamber demek. Ama güzel olan tarafı şu. Mesela üstadımızın Mesela hapsedemiyorlar, mahkum edemiyorlar. Mesela hapislerde üstat mesela deniz hapishanesi kalıyor bir iki sene, Eskişehir hapishanesi kalıyor bir iki sene, Afyon hapishanesi kalıyor bir iki ama mahkum hüküm giyerek değil. İşte mahkum etmek tutuklu yargılanıyor. Suç veremiyorlar. Yani üstat beraat ediyor. Biz Allah'ı anlatmışız, Kur'an'ı anlatmışız. Bu nasıl suç olacak diyor. Suçumuz ne? Tabii uzun süre tabii tutuklu oluyor. Yoksa Bir olayı ceza almaya yok. Ve üstadımız bu eserlerin suç teşhir etmediğini, bunları doğrudan dini anlattığını, dini anlatmanın da suç olamayacağını üstat bak bu eserleri telif ediyor. Hayattayken de serbest yetini de mahkemede kazanıyor. Ondan sonra hadi bundan sonra siz devam edin diyor. Bize bırakıp gidiyor yani. Kaç yüz mahkemeye çıkarıldın? Tabii. 2000'e yakın. 2000'e yakın. Kazıya mahkeme tabii öyle oluyor. Ondan sonra ona da Zaman yine ara ara mahkemeler oluyor ama suç teşkil etmiyor. Yani suç hüküm verilmiyor. O çok güzel bir şey. Yani yine adalet tecelli ediyor. Uğraşıyorlar, baskı yapıyorlar hakimlere. "Cezalandırın, suç şey yapın." diye. Adam diyor "Ne yapayım?" diyor yani. Maddeler suç verecek madde yok yani. Allah'ı anlatmak suç olamaz. İşte eee menfaat temin etmeye çalışıyorlar diye. Siyasete kar öyle bir şey öyle de bir şey yok. Hayatları ortada. O zaman O zaman beraat ediyorlar. O tarafı da çok güzel. Değil mi anlaşıyorsun? Yani bu eserler bize gelmiş. Böyle ne yollardan gelmiş, ne meşakkatlerden gelmiş. Yani yazılması zaten ayrı bir hikaye yani böyle. Yani şunları telif etmek zaten ayrı yani bir insanın yapacağı şeyler değil. Rahattayken o kadar şeyi hadi yaz diye yaz. O kadar zahmet. Bir de o zahmetli durumlar. Sana da yazılıyor yani. Ya tabii yazılmasın. En ilmi Risaleler, 30. Lemma, Esma-i Sitte, İsmi Azam Risalesi Eski Çırağ Hıstane'sine yazılıyor. Yani öyle değil mi? El Hüccetü Zehra Afyon'da yazılıyor. Yani en böyle tefekkür Risale'ler hapishanelerde yazılıyor yani. En zor şartlarda. İşte Barla'da mesela sözler yazılıyor. Yolu yok, şeyi yok böyle mahrumiyet içerisinde. Tabii canım. Hatta o bir hakim öyle müdüre bir hakim değil mi? Ee, mesela bir tanesi Nur Talebe soruyor hakimlerden birisi. Bu eserleri incelemek için eve götürüyor. Okuyor okuyor. Ondan sonra ben diyor berat vereceğim diyor yani ondan sonra. Kadın berat veriyor. O kadar baskıya rağmen. Berat vereceğim diyor. Berat da veriyor yani şeyde. Madem Risale-i Nur şakirtleri iki defadır çoklukla bu medreseye giriyorlar. Risale-i Nur'un hapse ve ispat ettiği bir kısım meselelerinin kısacık hülasalarını bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmakla tam terbiye almak lazım geliyor. Bu terbiye için açılan dershanede. Yani hapishanelerin şeyi nedir? Yani görevi nedir? Terbiye için. Adam mesela hırsızlık yapıyor, başka bir şey yapıyor. Hapse koyuyorlar da terbiye olsun. Aklı başına gelsin diye. İşte orada koymakla terbiye olmuyor ki adam yani. Daha çok biliniyor mesela. İşte Risale-i Nur eğer hapishanede mahpuslar okuduğu zaman o tam terbiye tam oluyor yani o zaman diyor. Madem terbiye için Hatta üstad öyle söylüyor. Hapishane müdürlerine falan. Ya diyor biz sizin işinizi kolaylaştırıyoruz. Siz terbiye etmek istiyorsunuz diyor. Bu eserleri okuyan 1.000 kat daha çabuk terbiye oluyor diyor. Siz bize şey yapmanız lazım yani. Yanlışlardan nasıl geçiyor? Tabii. insan olmaya Tabii. Şey diyor ya Hutbe-i Şamiye'de kalpte, kafada bir yasakçı bırakması lazım. Mesela adam hırsızlık yapacak. Ona dur diyen bir şey var mı kalbinde, kafasında? Yok. Yok. Ama imanı inşa etse, Allah'ın emrini bilse eee mesela ayet emrediyor, "Allah'ın öyle yapma." diyor diye onu durduracak. Öyle de bir şey yok. Hani o terbiye de almamış. Maneviyattan bir şey gelmiyor. Maddiyata da ondan sonra Hazır menfaati var. Ona hapis korkusu sadece onu durdurabilir diyor. O da yakalanırsam, yakalanmazsam diyor sorun yok. Ondan sonra onu diyor vazgeçiremiyor diyor. Dolayısıyla gerçekten yani bu cümle tam tahakkuk ediyor. Bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmakla tam terbiye almak lazım geliyor. İşte o hüsasalardan 5-6 tanesini beyan ediyorum. Ya şu anda yani Kul hakkından başka bir şey insanı durdurabilir mi? Mesela şu şurada duruyor. Kimse görmeden bunu alabilirsin. Ya Allah görüyor. Ve bu Kul hakkı, başkasının hakkı ve bu sana ahirette sorulacak. Ha da Allah diyor ki "Kul hakkıyla gelmeyin." diyor. Benim hakkımla gelirseniz ben affedebilirim duruma göre. Ama başkasının hakkını ben affedemem diyor yani. Onun affetmesi lazım. Hadi o da etmedi. Bir nerede bulacaksın adamı? O zaman büyük sıkıntı yani. Ama o zaman diyor ben kul hakkına bulaşmayayım yani. Ondan sonra ne oluyor? Seni durduruyor. Çalamazsın, hırsızlık yapamazsın yani. Ahirete gerçekten inanıyorsan Orada bir sorgu olduğunu, sual olduğunu, orada başına bela geleceğini idrak etmişsen o seni durdurur yani. O zaman da ne yaparsın? Suçtan öne alınmış olur, değil mi? O için tam terbiye sadece Allah'a iman, ahirete iman olur. İşte o hilaselerden beş-altı tanesini beyan ediyoruz. Birincisi dördüncü sözde izahı bulunan her gün 24 saat sermaye hayatı hâlikimiz bize ihsan ediyor. Ta ki iki hayatımıza lazım şeyler o sermaye ile alınsın. Evet, bu da çok güzel bir cümle, değil mi? Her gün 24 saat sermaye hayatı halıkımız bize ihsan ediyor. Böyle şerbet gibi cümle. Yani her gün mesela bugün 24 saat yaşadık. Dünden bugüne kadar yani dün bu saatlerde Bu saate kadar düşün mesela. 24 saat yaşadık. Bizi kim yaşattı? Hayatı kim verdi? Değil mi? Bütün ruhumuzu, bedenimizi, rızkımızı, havamızı, suyumuzu veren kim? Cenabı Hak. Bak her gün Allah bize 24 saat veriyor. Hayat sermayesi. Bak burada bu hayatı da sermaye olarak anlatıyor. Orası da ayrı bir tefekkür yer. Hayatı veriyor. Bize ihsan ediyor. Vermek zorunda mı? Değil. Sen yaşattın. Bundan sonra yaşatmıyorum diyebilir. Ama yaşatıyor. 24 saat, 24 saat veriyor. Fakat onu sermaye olarak veriyor. Mesela sermaye ticarette sermaye nedir? Mesela ticaret yapanlar için mesela bak Murat sen biliyorsun şimdi muhasebeci olarak. Sermaye nedir? Eee ser maye. Maye maya demek herhâlde. Ser baş demek. Mayalanacak para yani. Ondan sonra bir şey mesela yoğurdu mayalarsın. Ne olur? Azıcık maya Bir tencere bir kaşık yoğurt, bir tencere yoğurt olur mesela. O maya olmuş oluyor. Onu çoğaltıyor yani. Adamın elinde hiç 0 TL var, ticaret yapamaz. Ama bir 100 lira olsa, 100.000 lira olsa mesela o maya oluyor. Baş maya yani sermaye. Onu artık katlayarak şey yapabilir. Ticaret yapabilir. Ondan bir şeyler alıp bir şeyler satabilir. 100 lira alır, 200'e satar, kar eder, bir daha satar. Artık orada ticaret yapar. İşte hayatta böyle bir sermaye verilmiş. Bir şeyler alman gerekiyor. Eee, sen bu hayatta mesela şimdi Muhammed kardeşi düşünelim. Sana bak sana 3 sene hayat verdi. Tabii sen bu arada çok şey yaptın da bir de hafızlık aldın yani. Bununla hafızlık aldın. Kıymetli bir şey aldın. 3 seneni verdin aldın. Sen bu hafızanı muhafaza edersen bu şekilde ona uygun bir şekilde hayatını yaşamaya Allah seni muvaffak ederse ahirette gittin. Hafızlığı götürdün. Sana ne verecek karşılığında? Cennet verilecek. Ne oldu bak. İşe aldın. Götürdün. Onu daha yüksek bedele Cenabı Hakk'ı sattın yani. Bu satma tabiri geçiyor ayette. Dolayısıyla sermayeyi güzel değerlendirdi. Mesela namaz kılıyorsun beş vakit. Namaz alıyorsun. Mesela derse geldik. Bir saat ders dinliyoruz. Müzakere ediyoruz. Onu satın alıyorsun. Yani hayatınla böyle güzel şeyler yap diye veriyor Allah. Namaz kıl, kitap oku. Değil mi? İnsanların menfaatine çalış, hakuz ol. İlim tahsil et diye veriyor. Sen de bunu alırsın. Sermaye yerine kullanıyorsun. Ama bu sermayeyi batırıp şey yapabilirsin. Adam mesela ticaret malı almaz da gider şeye verir, sefahat verir, eğlencelere verir, bitirir mesela. Bu sefer o para mayalanmaz. Eldeki de gider, iflas eder mesela. Dolayısıyla hayatı bir sermaye olarak görmek lazım. Daha geniş tabirle burada söyleyecek. Yani 60 senelik hayatımızı biz istikametle yaşarsak Allah'ın emrine, rızasına 60 seneyi bayramış oluruz. Bunun karşılığında işte ebedi bir cennet kazanacağız. İnsanın cennetin ne olduğunu birazcık düşünse zaten gerisine gerek yok bir şey demeye. Sermaye hayatımızı halıkımız bize ihsan ediyor. Ta ki iki hayatımıza lazım şeyler o sermaye ile alınsın. İki hayatımıza dediği ne? Evet, hem dünyevi ihtiyaçlarımız bu bedenin ihtiyaçları var. Yiyeceksin, içeceksin değil mi? Mesela buna bakacaksın. Bir de ruhuna ihtiyacı var. Hem dünya hayatını hem ahiret hayatını lazım şeyler için yeterli. İkisi için de kullanın diyor. Biz kısacık hayat-ı dünyeviyeye 23 saati sarf edip beş farz namaza kafi gelen bir saati pek çok uzun olan hayat-ı uhreviyemize sarf etmezsek biz kısacık hayat-ı dünyeviyeye kısacık ne demek? Bunu Harun'a soralım. Kısacık. Kısacık kısa demek değil. Kısadan Daha kısa yani. Kısacık. Dünya hayatının en kısacık. Doğru mu yoksa üstat burada bizi mi kandırıyor? Dünya hayatı kısa mı, uzun mu abi? Kısa Kısa mı, kısacık mı? Yani nedir? 60 yıllık önünde belki altı cümle ile Tabii. Öyle yani. Mesela sen şimdi kaç yaşındasın? 20 yaşındasın. 20 20 yaşına kadar nasıl geldiğini hatırlıyor musun? Ne senanın? Çabuk geçti değil mi? 20 sene yani. Bir 20 daha, bir 20 daha bitti işte yani. Hani öyle eee bak geçen sene geçen seneydi. Sen bak 3 sene önce başladın, bitti işte. Yani zaman öyle çok değil. 60 sene çok değil yani. Çok geliyor da bize. Çok değil. Hatta mesela öyle bir kıssa var ya. İşte Nuh Aleyhisselam'ın ümmeti mi? 1.000 sene mi yaşıyordu onlar? Öyle. Onlar mesela 150 yaşında söyleniyorlarmış. Ondan sonra mesela ev yapmaya falan işte 100 yaşına falan başlıyorlarmış yani. İşte bir zaman gelecek insanlar işte 60-70 sene yaşayacak falan. Herhalde onlar falan ev falan yapmaz herhalde. Böyle çadırda madırda yaşarlar. Yani o kadar kısa bir süre için gerek yok falan diyorlarmış. Öyle anlatılıyor mesela. Yani 1.000 sene yaşamıyorsun yani. 2.000 sene yaşamıyorsun. 60-70 sene yani o da Bu o da kısaca Ahiretteki sonsuz Tabii yani. Tabii yani. Daha hiçbir şey değil. Hiçbir şey değil. Hiçbir şey değil. Sonsuzun yanında zaten onun hükmü matematik olarak sıfırdır yani. Kısacık ama bu kısacık hayat öyle bir şey ki o sonsuz hayatı belirliyor. Sonsuz hayatın cennetini geçecek, cehennemi geçecek. O bu 60 seneye bakılarak karar veriliyor yani. Nasıl İkisinin de anahtarı bu. Tabii 60 sene. Sen bu 60 yıllık hayatınla kim olduğunu, ne olduğunu, nereye layık olduğunu ortaya koymak için yeterli. Elmas mısın, kömür müsün? He bak iman etmişsin, namaz kılıyorsun. Kur'an hakikatlarına, hükmüne tabi oluyorsun. He bu cennete layık olmuş oluyorsun mesela. Ama hiçbir kıymet karlı mesela sen şimdi Nasıl? Laboratuvar da açıyor. Hikmetli şey var. Mesela şimdi kömürü veya pisliği sen nereye koyarsın abi? Bodruma koyarsın veyahut da dışarı çöp atarsın mesela. Ama bir elmas olsa, pırlanta olsa nereye koyarsın? Evin en güzel yerine koyarsın yani. Yani aslında Allah insanı cehenneme atmıyor. İnsan kendi yerini tayin ediyor dünyada. Allah'ım diyor ben diyor oraya layıkım diyor. Münasebet üst hakem diyor. Kömür yapısındayız sobayı Yat ya. Yani ben kömür oldum. Bence yanmaya layığım yani. Ben yani ben ancak yanarım. Başka bir işe yaramam diyor yani. Zaten hani ameline güvenmek ucuptur. İşte ben namaz kıldım mu işte hakuz oldum mu ben cennete gidiyorum. Öyle bir şey yok. Allah'ım ben sana layık olmaya çalıştım. Sen de kabul eyle. Rahmetinle muamele eyle diyeceksin. Abdiyetin şeyini de abdiyetin neyini diyelim? Ahlakını da şeyini de bozmamak lazım. Değil mi şeyin? Biz kısacık hayatı uhreviyemize şey hayatı dünyeviyemize 23 saati sarf edip beş farz namaza kafi gelen bir saati. Bak burada da mesela eee namazı böyle çok uzun bütün vaktimizi alıyormuş gibi şeytan bizi öyle kandırıyor değil mi? Yani namaz kılarsan her hep namaz kılacaksın hiçbir şeye vakit kalmayacakmış gibi. Halbuki ne diyor? Bak beş farz namaza kafi gelen bir saattir. Mesela matematik sen mühendis adamsın mesela. Bir rekat bir dakika olsa yani bir dakikada en güzel namaz bir dakikada olur yani her rekat. Yani normalde 30 saat 15 saniyede oluyor da mesela tadir elkene uyarak ondan sonra böyle kılarsan bir dakika diyelim. 40 rekat 40 rekat 40 dakika. Her biri içinde abdest almış. Abdest aldım 4'er dakikadan işte. Aaa biz Saat işte yani. Abdestini tutuyorsan bir saat bile değil yani. He yani bu kadar yani bak. 24 saatten bir saati ahireti kazanmaya yetiyor. Tabii o namaz zararlarında da yine Allah'ın emirlerine uygun şekilde yaşayacaksın tabii. Ondan sonra zaten namaz kılan insanın çoğu günahlardan, kötülüklerden namaz insanı korur zaten. Sabah namaza kalkmışsın, Allah'ı hatırlıyorsun. Öğlen Allah'ın huzuruna çıkıyorsun. İkindi Allah'ın huzuruna çıkıyorsun. Akşam çıkıyorsun, yasa çıkıyorsun. Teheccüd kılıyorsan çıkıyorsun. Bu insan kötülük yapabilir mi artık yani günde beş defa Allah'ı hatırlıyorsa yani? Tamam. Yapamaz yani. Beş farz namaza kafi gelen bir saati Pek çok uzun olan hayat uhreviyemize sarf etmezsek, pek çok uzun olan hayat uhreviye. Ya pek çok uzun olan yani bunu sonsuz diyebiliriz değil mi? Mesela cennete girdiğin zaman cennette bir süre var mı? Tamam yeter bitti süreniz artık çıkın diye bir şey var mı? Sonsuza dek artık cennet veriliyor yani. Tabii tabii yani Verilen nimetleri canavar geri almıyor. Çünkü verilen nimet geri almak elemdir. Şimdi geri aldığı anında o cennet cennet olmaz zaten. Yani cenneti cennet yapan devamlılığıdır. Belli bir süre olsa sonra hemen acı olacağı için o acı inkılap eder. Cennetin anlamı kalmaz. Dolayısıyla yani cennetin cennet olması yine sonsuzluğunda saklı. Pek çok uzun olan hayat-ı uhreviyemize sahip etmezsek ne kadar hilaf-ı akıl bir hata. Hilaf-ı akıl bir hata. Yani bu akılla akla ters düşer yani. Bu aklın muktezası değildir. Ve o hatanın cezası olarak hem kalbi hem ruhi sıkıntıları çekmek. O hatanın cezası olarak hem kalbi hem ruhi sıkıntıları çekmek. Mesela sözlerde namaz bahsini o son paragrafında bir cümle vardı. 4. sözün sonunda. Onu okuyayım da bak. Orayla alakası var biraz. Bak halbuki halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Namazda mesela namaz kılıyoruz. Mesela namazdan önceki ve namazdan sonraki farkı biliyoruzdur. Mesela namazdan sonra böyle insanı bir saadet kaplar mesela. Fark edersin değil mi? Namazdan sonra böyle dersin ya ne oldu falan. Bir huzur geldi filan değil mi? Bir rahatlama. İşte o namazın manaları senin ruhunu rahatlatıyor yani. Orada Allah'ı düşünmen, Allah'ın rahmetini düşünmen ruha gıda gibi geliyor. Yani gıda dedim gıda oluyor. Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye ömrünü ahirete mal edebilir. Fani ömrünü bir cehte ipka eder. Yani namaz kılmayınca bu sefer kalbi, ruhi sıkıntıları çekmek o sıkıntılar yüzünden ahlakını bozmak meyusane hayatını geçirmek sebebiyle değil terbiye almak belki terbiyenin aksine gitmek ile ne derece hasret ederiz, kıyas edilsin. Mesela mektubatta yine bu sıkıntı ile ilgili bir cümle var. Mesela şu hakikat şekerdekleri var ya şeyde. Mesela burada diyor ki, mesela sıkıntı sefahatin muallimidir diye bir cümle geçecek de şurada. Sıkıntı sefahatin muallimidir. Yes, dalalet-i fikrin, zulmet-i kalp ruh sıkıntısının menbaıdır. Şimdi günahlar sıkıntıdan kaynaklanır diyor. Yani sıkıntıdaki insan günaha meyil eder yani. Ruhu sıkılıyorsa rahatlamak için günaha meyil eder. Peki ruh ne zaman sıkılır? Zulmeti kalp ruh sıkıntısının memnudur. Yani kalbi karanlıkta kalmışsa yani karanlık derken işte iman hakikatları, iman nurlarıyla, Allah'ın nuruyla, marifetiyle kalbi nurlanmamış, aydınlanmamışsa kalp kara çıkmışsa yani kalp sürekli böyle nurlanması gerekiyor. Cenabı Hak'ın rahmetini, kudretini düşünerek kalbin nurlanması gerekiyor. Kalp rahatlayacak yani. Kalp rahatlamazsa ruh bu sefer de sıkıntıya düşerse de günahlara götürüyor. Şimdi namaz kalbi rahatlatıyordu. Şimdi namaz kılmayınca bu sefer kalp karanlıkta kalıyor. Bu sefer sıkıntı basıyor. Sıkıntı basınca da tekrar o sıkıntıyı şey yapmak için hala o sıkıntılar O sıkıntılar yüzünden ahlakını bozmak. Yani insanları ahlakını bozmak nasıl oluyor? Önce şeyle alakasını kes kesiyorsun. Maneviyat hatla. Maneviyatla alakasını kesince maneviyatsız kalıyor. Yani imansız, iman haksız kalıyor. Bu sonra sıkıntıya düşüyor. Sıkıntı da düşününce sıkıntıdan kurtulmak için en kısa yol günahlar. Sefaat. Oraya kayıyor. Demek ki çözüm nedir? Kalbin hiç sıkıntıya düşmemesi lazım. Onun için de nedir? İnsan sürekli marifetullah ilmiyle meşgul olacak ki kalbi sürekli böyle canlı, nurlu, ruhlu olsun. O zaman sıkılmaz. Sıkılmayınca da zaten kötü yollara düşmez yani. Bak üstat burada hapishanenin şeyini de açıklıyor yani. Buraya bu insanlar niye geldi? Nasıl çıkacak? Yani sen onu şey yapmazsan çıkarsa adam geri geliyor bu sefer yani. Çünkü Mescid-i Sâdık'ın devam ediyor çünkü adam başka bir çözüm bilmiyor ki mesela. Dolayısıyla yani bu kalbi ve ruhi rahatlaması lazım. Değil mi? O da işte anca İslamîyetle yani iman aykırılarıyla. O hatanın cezası olarak hem kalbi hem ruhi sıkıntıları çekmek ve o sıkıntılar yüzünden ahlakını bozmak ve müsane hayatını geçirmek sebebiyle değil terbiye almak, belki terbiyenin aksine gitmekle ne derece hasret ederiz kıyas edilsin. Mesela otokontrol için şöyle desek olur mu? Mesela sen yemek yemen gerektiğini veya uzun zamandır yemek yemediğini Mesela karnın acıkması anlayabilir misin? Mesela mesela açlık hissetmesen, susuzluk hissetmesen belki 24 saat geçecek, belki su içmeyeceksin. Değil mi? Çünkü sen böyle not tutmuyorsun ki işte böyle saatte bir böyle içtim içmedim diye susuyorsun. Yani senin bedenin sana söylüyor yani. Bak susadın diyor su iç. Acıkıyor karnın kazınıyor mesela böyle yemek yemeye başlıyorsun. He acıktın o zaman. Bak ne oluyor? Seni uyarıyor. İşte sıkıntılar da aslında seni uyarıyor. Bak ruhunu aç bıraktın. Eee namaz kılmadın, tefekkür yapmadın, işte Kur'an okumadın, işte maneviyatını beslemedin. Bak aç bıraktın. Sıkıntı da onun alameti oluyor. O zaman sıkıntıya insan düştüğü anda ha demek ki ben kitap okumadım. Tefekkür yapmadım diyeceksin. Hemen kitabını okuyacaksın. Tefekkür yap o sıkıntı git geçecek. Ya onu öyle anlamak lazım. Sakın da geldi. Ne yapacağım? He bak bunun sebebi ruhunu aç bıraktın. Ondan geldi. O zaman ruhunu bir doyur bakalım. Doyurduğun zaman sıkıntı gider. Yani onun sebebi çünkü o yani. Evet. Ahlakını bozmak ve meyus hâl hayatını geçirmek sebebiyle değil terbiye almak. Belki terbiyenin aksine gitmekle ne derece hasret ederiz, kıyas edilsin. Eğer bir saati beş farz namaza sarf etsek, eğer bir saati beş farz namaza sarf etsek, o halde hapis ve musibet müddetinin her bir saati bazen bir gün ibadet ve fani bir saati baki saatler hükmüne geçebilmesi. Mesela bir saat hapistesin, bir saat namaz kıldın diyor mesela. O bir saat namazın sana Bir saat ne yazılıyor? Bir gün. Bazen bir gün fani bir saati baki saatler hükmüne geçebilmesi. Hatta bir gün belki günler olarak yazılabiliyor. Çünkü ibadetin kıymetini meşakkat arttırıyor. Bir ibadet mesela abdest alıyorsun diyelim normal suyla sevabı 10'sa soğuk suyla alırsan mecbur kaldığın halde Ondan sonra mesela biz askerdeyken su yok. Mesela dışarıdan alınca suya dokunamıyorsun. Her tarafı mosmor oluyor. Diyorsun ben muhabbet alacağım yani. Donarsam donayım diyorsun mesela. Alıyorsun. O sevabı 10'a olur mu şimdi? Ucuz oluyor, 1.000 oluyor. Meşakkat arttığı için yani. İşin hapishanede de meşakkat var. Dolayısıyla meşakkatli ibadetler daha karlı aslında. Mesela kitap okuyacaksın. Canın sıkkın okuyamıyorsun. Okusan daha çok sevabı yani çünkü orada bir de onu aşıyorsun yani. Yani o bir zorluğa katlanıyorsun, daha fazla güç harcıyorsun. Mesela bu nöbetlerde de öyle, askeriyede mesela. Nöbet nöbet yeri mesela şeyse, tehlikeliyse, soğuk varsa, kar varsa, düşman hattındaysa o nöbet daha çok sevaplı oluyor değil mi mesela? Bunları biliyoruz yani onun gibi. O halde mesela gençken ibadet yapılan ibadetler daha sevaplı. Adam 60 yaşında namaz kılıyor. Bunu daha çok sevaplı. 15 yaşında namaz kılıyor. Bunu daha çok sevaplı. Hangisi daha çok sevaplı mı anladın? 15 sekiz daha sevaplı. Niye? 60'lık adam başka seçeneği kalmamış ki zaten. zaten. Başka yere gidemez bu adam. Camiye gidecek yani. Ama genç her yere gidebilir. Ama bu yollar bana kapalı. Bu yol bana açık. Orada bir şey koyuyor ortaya, bir tercih koyuyor, bir gayret koyuyor. Allah onun sevabı atar da onun daha fazla oluyor yani. Böyle harun bak gençliğinizin kıymetini bilin yani. Sevaplar katlanarak yazılıyor. Eğer bir saati beş farz namaza sarf etsek o halde hapis Pis ve musibet müddetinin bir bir saati bazen bir gün ibadet fani bir saati baki saatler hükmüne geçebilmesi. Fani bir saati baki saatler hükmüne geçebilmesi. Yani ifadelerin hepsi böyle çok kıymetli. Fani bir saati. Mesela şimdi bir saat yaşayacaksın. Mesela boş bir şekilde geçirdin o bir saati. Ne oldu? Yok ettin mesela. O saat saat yok oldu. Gitti, bitti, değil mi mesela? Ama oturdun, hafızlık için çalıştın. Oturdun, Kur'an okudun, okudun Kur'an hakikatleri, risale-i okudun. O bir saati nurlu bir şekilde geçirdin. O bir saat yok olsa bile öbür tarafta o bir saatin karşılığında çok uzun saatler senin defterine yazılıyor. Tabii biliyor musun? Yani o karşılığı onu sen nurlandırdın, ebedileştirdin o saati yani. Ne kadar güzel bir şey bu yani dehal. Pane bir saat-i baki saatler hükmüne geçebilmesi ve kalbi ve ruhi meyusiyet ve sıkıntıların kalbi ve ruhi meyusiyet ve sıkıntıların kısmen zeval bulması. Evet. Şu anda insanların en büyük problemi bu, değil mi? Daralıyorum, sıkılıyorum, bunalıyorum, rahatlayamıyorum. İşte dışarı çıkıyorum, rahatlamıyorum, içeri giriyorum, rahatlayamıyorum, uyuyamıyorum, uyanamıyorum. Niye? Ya sen senin içerisinde bir ruh cevherin var. En kıymettar bir şeyin Allah sana emanet vermiş. Ya sen bununla irilenmiyorsun yani. Değil mi? Ya şöyle çiçek var. Gerçi bu su istemiyor da. Yani mesela bir çiçek bile bakım istiyor değil mi mesela? Bakmazsan kanatları düşüyor, yaprakları düşüyor. Yani bir çiçek Allah'ın çiçeği. Bir kedi yani ya sen ruhun hepsinden daha kompleks, daha büyük, daha iri bir şey. ya. Sen bununla ilgileneceksin ya. Namaz kıldıracaksın ona, oruç tutturacaksın, onu günahlardan koruyacaksın, eee ameli salihle onu nurlandıracaksın, işte tefekkür ettireceksin, onu besleyeceksin. O zaman o sıkılmaz. Hatta en sana saadete vesile olur. Ama insanlar şu anda ruhunun güzeliyle uğraşmıyor. Değil mi? Onu hadi ruhu var mı yok mu ondan bir haberi yok yani adamların yani. Dolayısıyla o ruh başıboş kalıyor, bakımsız kalıyor. Bu sefer hastalanıyor. Sıkıntıya düşüyorum. Hatta adam diyor o kadar sıkıntıdayım ki diyor artık bu dünyanın yaşandığını da bir anlamı kalmadı diyor. İntihara kadar gidebiliyor. Hatta o sıkıntıyı bastırmak için bak güzel bir noktaya geldi. Uyuşturucu bak uyuşturucu lapları çok duyuyoruz değil mi? Uyuşturucu kelimesi uyuşturucu adın ne bak? Uyuşturucu adın da memnuniyet yok. Uyuşturucu ne demek? Uyutuyor seni yani bak. Uyuşturuyor yani. Yani. Yani sen böyle hani böyle basıyor iniyor, oraya sızıp kalıyor adam mesela. Uyuşuyor yani. Niye? Artık o şey acıyı durduramıyor. Ruhundaki acıyı durduramıyor. Çare uyuşayım diyor yani. Hayatla alakamı kesilsin. En azından acı duymayayım diyor. Uyuşturucu. E şimdi yani bu uyuşturucu eee ya giden yol yani uyuşturucuya niye gidiyor? yolu yani. Sen bu kadar aziz bir varlıksın. Bu kadar yani Allah seni taş yaratmamış, toprak yaratmamış, ot yaratmamış, hayvan yaratmamış, insan olarak yaratmış, çok yüksek bir mahiyet, çok yüksek bir fıt şey vermiş, değil mi? Sen buna göre yaşaman gerekiyor. Sen bunu yani uyuşturmak demek, bu ruhu iptal etmek demek. İşte o sıkıntı işte önce günü Günahlara, küçük günahlara, büyük günahlara, içkiye, alkole, kumara en son uyuşturucuna küçülüyor artık. Esrar mı? Mesela oradan gidiyor. En son işte Amerika'dan ne çıkıyor? Metafilm mi diyorlar? Bir şey. Onu vurduğun anda bir defa yetiyor mu zaten? Ondan sonra öbür tarafa gidiyorsun. Niye? Çünkü o acı acıdan kurtulamıyor yani. O derecesine göre eee kurtuluyor ama o da arttığı için Kurtulamayınca o oğlu mecbur kalıyor yani. Ondan sonra da peki çözüm nedir? Hani ilk başta uyuşturucu şöyle tarif ediliyor. Demek heves heves heva eğlence Sefâretten memzuç olan şaşa-i medeni. Yani şaşa-i medeni genelde herkes uyuşturuyor. Ama dalalet karanlığı arttıkça normal bu medeniyet de yetmiyor artık. Daha ileri safhalara geçiyor. Bu dalaletten gelen şu müthiş sıkıntıya bir yalancı merhem bak yalancı merhem uyuşunca iyileşmiyorsun yani. Mesela burada yara var. Sana acı veriyor. Yarıya dokunana acı veriyor. Adam buraya bu uyuşturucu sürüyor. Dokunuyorsun, acımıyor. Peki tedavi oldu mu? Burada yara duruyor gene yani. Yalancı mehrem o. Yani o yarayı tedaviden mehrem değil. Sadece acısını hissettirmiyor. Yani uyuşturucular insanı tedavi etmiyor. Yalancı merhem, uyutucu, zehirbaz. Dolayısıyla yani biz böyle istikamet dairesiyle yaşarsak ruhumuzu beslersek hiç böyle bir Uyuşturucunun azına da, çoğuna da hiçbirine ihtiyacımız olmaz. Değil mi? Esas şeyi buradan yani öğrenmiş oluyoruz. Nereden geldiğini. Kalbi ve ruhi meyusiyet ve sıkıntıların kısmen zeval bulması. Yani namaza başlayınca kısmen zeval buluyor büyük bir kısmı. Tabii sadece namaz kılmak yeterli değil. O namazı hakikatıyla kılman lazım. Hakikatıyla kılmak için de o yani Kur'an'ı, İslamiyeti tam öğrenmen gerekiyor. O zaman tam zeval bulur. Hapse sebebiyet veren hatalara kefaretten affettirmesi. Hapse sebebiyet veren hatalara kefaretten affettirmesi. Bu ne demek? Yani insan eee bir sıkıntı çektiği zaman mesela ayağına bir taş değdi, kafasına bir taş düştü, başına bir bela geldi, bir şey geldi. Eğer sabrederse, şükrederse, isyan etmezse o günahları siliniyor. Yani kefaret oluyor demek o. Mesela Yola girer. Ayağını çarptın, ayağını acıdı mesela. Sabret. Estağfurullah diye senin bir günahı silinsin. Yani kefaret dediği bu. Yani hapse girmişsen, sıkıntı çekmişsin. Eğer eee sabredersen, şükredersen o sıkıntı senin günahlarının bir kısmını silmeye sebep oluyor. Dolayısıyla yani boşa gitmiyor. Yani müminin çektiği sıkıntı acı boşa gitmiyor mesela. Geldi biri sana bir şey söyledi, canını ısıttı mesela. Sen sabret. Bak o sıkıntı bile senin Şeyini temizlemeye sebep oluyor. Güzel bir şey değil mi? Eğer temizlenmezse onun ahirette şeyi var zaten yani. Cezası var. Oradan kurtuluyorsun. Mesela şimdi adam günah işledi. Buraya yazılı değil mi mesela? Bunun şeyi mutlaka ödeyeceksin. Eğer tövbe eder, istifade edersen, Allah'a affederse ayrı. Ama tövbe etmedin ve Allah affetmedi onun karşılığını çekeceksin. Dünyada mı çekmek istersin, ahirette mi? Tercih yap yani. Dünyada Yine hafif çekersin yani. Onun için yani dünyada çekmek ahirette çekmeyi kurtardığı için yine orada eee buradaki mahbuslar orada da yine avantajlı. Kalbi ve ruhi mevsuyet ve sıkıntıların kısmen zeval bulması, hapsi sebebiyet veren hatalara kefaretten affettirmesi, hapsin hikmeti olan terbiyeyi alması, ne derece karlı bir imtihan, bir ders ve musibet arkadaşlarıyla teselli darane bir hoş sohbet olduğu düşünün. 4. sözde denildiği gibi 1.000 lira ikramiye kazancı için 1.000 adam iştirak etmiş bir piyango kumarına 24 lirasından 5-10 lirayı veren ve 24'ten birisini ebedi bir mücevherat hazinesinin biletine vermeyen halbuki dünyevi piyangoda o 1.000 lirayı kazanmak ihtimali 1.000'den birdir çünkü 1.000 hissedar daha var. Bak, Risale-i Nur'un en güzel tarafı ne, Murat abi? Böyle işi matematik olarak hesabı ortaya koyuyor yani. Kaçacak bir yer bırakmıyor. Bak, ne diyor? ₺1.000 ikramiye kazancı için ₺1.000 iştira 1.000 adam iştirak etmiş bir piyango kumarına. ₺24'sından ₺5-10'yı veren buraya kadar eee bir özetleyelim. Şimdi bir piyango kumarı var. Bizim piyango ile işimiz yok. da hani düşünelim. Bir piyango kumarı var, piyango. Orada biletler satılıyor. Tamam mı? Bileti 1.000 tane bilet var. Bir kişiye çıkacak. ₺1.000 çıkacak. 1.000 kişi var yani. 1.000 kişiden bir kişiye çıkacak yani. Sen alırsan sen o 1.000 kişiden bir kişi olacaksın. İhtimal kaç? 1.000'de bir. Ondan sonra kaç lira çıkacak? 1.000 lira. Çıksa olur, çıkmasa olur mesela. Ama ₺1.000 geri. Bir de biletin fiyatı eee mesela cebinde ₺25 lira varsa, ₺24 varsa ₺5-10 lira. Yani paranın hepsi ₺3'te bir, ₺4'te birini alabiliyorsun. Yani paranın azı kısmıyla da alabiliyorsun. Böyle pahalı da bir pijama kumarı değil. Şimdi akıllı insan ne yapıyor bu zamanda? Alıyor değil mi? 5-10 lira hı? 4.000 kere şeyin için diyor yani bak böyle şey kazanıyor mekanizma kazanıyor. Salıp sen akıllısın girmiyorsun da ama şu anda insanlar genel itibariyle alıyorlar. Şimdi biz üstat genele konuşuyor yani şu anda böyle bir şey var mı? Şu Toto, loto, ben tam bilmiyorum da. Bay adam bırak 5-10 lira ben şimdi parasını hepsini koyuyor belki. Hatta şeyler var değil mi? Böyle 1.000 katı falan da oynayabiliyorsun. Açık hesap yapıyorsun mesela. Yani adam eee kazanma ihtimali eee ondan sonra düşük olsa yani giriyor yani bu. Ve ben bunu akıllıyım diyor giriyor. Şimdi aynı adama soralım. Kardeşim bak burada başka bir piyano kumarası var tabiri caizse. Bak Bak burada 1.000 lira değil de 1 milyon çıkacak. Ve çıkma ihtimali 1.001 değil. 1.000 lira 999. Yani burada bir kişiye çıkacak. Burada da bir kişiye çıkmayacak. 999 kişiye çıkacak. Bir de burada 24'ten 5.10 lirayı vermiyorsun da buradan 24'ten 1.000 lira veriyorsun. Çok az bir şeyle katılabiliyorsun. Birinciye katılan bir adamın hiç düşünmeden ikinciye katılması gerekmiyor mu? Bak üç sebepten dolayı 1 lira 1 milyon. 5-10 lira yerine 1 lira. Çıkma ihtimali de neyse çıkma ihtimali çıkmama ihtimali yok gibi yani. Bir kişiye çıkmayacak, 999'a çıkacak. Yani herkesin ona şey olması lazım. Bak ne oldu? Mesele nasıl yani herkesin namaz kılması lazım diyor üstad. Yani akıllı insanın kılması lazım. Çünkü sen günde 24 saatten bir saatini namaza verirsen sana Yani ne çıkacak yani? Ve 1000'de 999 ihtimalle yani çıkmama ihtimali çok az. O da kulluğun adabını korumak için. Çıkacak da yani hani kesin çıkacak demediği kesin çıkacak dememen için o %1 şeyi var. Bak şu mantığa göre herkesin namaz kılması lazım ya. Günde bir saat namaz kılacaksın. Karşılığında %100 ihtimal diyelim artık. Biz çünkü Allah'ın rahmeti, merhametine kat işin içine. Bunu kılmamak Ne kadar büyük bir yanlışlık olur. Hadi kumarı boş ver şimdi olayı farklı yöne geçirelim. Sen şimdi eee mesela okuyorsun değil mi? Adana'da üniversitede okuyacaksın. Mühendis olacaksın. Mühendis olacaksın kaç yaşında mühendis olacaksın? 23 yaşında mühendis oldun. Askeriyeye gittin geldin 25. Hadi 25 yaşında para kazanmaya başlayacaksın diyelim. Allah ömür versin. Kaç sene 100 sene diyelim hadi. 100 sene yaşadığın düşünelim. Bak. 75 sene dünyada işte normal bir hayat yani. Süper maaş alamayacaksın. Bir evin olacak, araba olacak. İhtiyaçlarını karşılayacaksın. 75 sene rahat edeyim diye 25 sene gözden çıkarıyorsun. Değil mi? Bak 4/1'i 25 sene, 100 senenin 4/1'i veriyorsun. Bir de 25 seneden sonra paralar gelmeyecek yani. Yine günde 8 saat 10 saat çalışacaksın gene. Devam edeceksin. Hayatının geri kalanını da yine yarısını çalışacaksın. Onu bu tarafa kat gene. Yani hayatın yarısından fazlasını veriyorsun. Kalan yarısında mutlu olayım diye. Bak yapıyorum bunu. Sadece kendi herkes yapıyor bunu. Bunu yapan insan buraya getirirken 24 saatten bir saatini verip sonsuz hayatı kazanmak varken bunu verme vermemek diye bir şey olabilir mi mesela? Akıl akıllı bir insanın yani. Hemen vermesi lazım. Veya günde 8 saat çalışıyorsun. Ay sonunda işte bilmem ne maaşı alayım diye. Bir saat namaz o maaşla da anca bir ev alabiliyorsun diyelim. Bak günde bir saat 8 saatini veriyorsun bir ev alıyorsun. Bir saatini veriyorsun cennette sonsuz saraylar alacaksın. Bak yaktığın işle kıyaslıyor üstat. Hayali şeylere gitmiyor yerine. Bak sen yaptığın yaptığın şeye göre düşün diyor, tercihlerine göre. Ne kadar ikna ediyor değil mi? Şu dersi alan biraz da kafası çalışan bir adam hemen namaza başlar ya. başlaması gerekir. Ve 24, 24'ten birisini ebedi bir mücevherat hazinesinin biletine vermeyen, halbuki dünyevi piyangoda o 1.000 lirayı kazanmak ihtimali 1.000'den birdir. Çünkü 1.000 hissedar daha var. Ve uhrevi mukadderat-ı beşer piyango sunda hüsn-i hatimeye mazhar ehli iman için hüsnü hüsn-i hatimeye mazhar. Yani vefat ederken de imanla vefat etmişse Ehli iman için kazanç ihtimali mesela bu da önemli bir nokta. Onu da söyleyelim. Mesela bir insan hayatı boyunca iman etti, namaz kıldı. Yeterli mi? Bir de vefat ederken imanla vefat etmesi lazım. İşte onun için de üstadımız diyor ki o sekeratta diyor şeytanın vesvesesiyle anca akla şüpheler verir. Bu nevi tahkiki iman yani kalbe, ruha sirayet etmiş iman zevalden mahfuz kalıyor. Şeytanın eli o yerlere ulaşamıyor. Yani imanımızı taklitten tahkike, tahkikin de ilme lekin, ayne lekin, hakkı lekin mertebelerine çık çıkartabilirsek şeytan bize o anda dokunamıyor. Dolayısıyla Hüsn-i Hatime'ye mazhar olarak vefat ediyoruz. Bak o şartta üstat müjde veriyor. Yani hakiki nur talebeleri imanla kabre girecekler. İzahı da böyle. İzahı da üstadın duası. Ehli iman için Hüsn-i Hatime'ye mazhar ehli iman için kazanç ihtimal kazanç ihtimali 1.000'den 999 olduğuna 124.000 enbiyanın, ona dair ihbarını keşf ile tasdik eden, evliyadan ve asfiyadan hadd-i hesaba gelmez sadık muhbirler haber verdikleri halde, bak evliyalar, asfiyalar, peygamberler, mucizeler, kerametler, keşifler, ilmi tahkikatlarla ortaya konmuş bir dava bu yani. Evvelki evvelki piyangoya koşmak, ikincisinden kaçmak, ne derece maslahata muhalif düşer, mukayese edilsin. Bu meselede hapis Müdürleri ve seryardiyanları ve belki memleketin idari müdebbirleri ve asayiş muhafızları Risale-i Nur'un bu dersinden memnun olmaları gerektir. Çünkü bin mütedeyyin ve cehennem hapsini her vakit taahhüt eden adamların bin mütedeyyim ve cehennem hapsini her vakit taahhüt eden adamların idare ve inzibatı. Bir tarafta ne var bunu tabii? 1.000 tane mütedeyyin Dindar. Sonra cehennem cehennem habsini her vakit hatırlıyor. Yani bir suç işleyeceği zaman bir harama, bir günaha hemen cehennem aklına geliyor mesela. Şimdi böyle bin adamı idare etmek mi daha kolay? Yoksa o namazsız ve itikatsız yalnız dünyevi hapsi düşünen, haram helal bilmeyen ve kısmen sevsereliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu çok tecrübelerle görür. Mesela biz Ankara'dayken Cahit mesela Teravih namazı falan giderdik Kocatepe'ye mesela. Belki kaç bin kişi toplanıyor? Bilmiyorum oranın hacmi. Bayağı büyük bir cami yani. 3.000 diyelim, 5.000 diyelim mesela. O kadar insan toplanıyor, namaz kılıyor, dağılıyor, ne gürültü, ne patırtı, ne şey. Ama bir yerde bir 10 serseri toplansa 100 tane polis geliyor değil mi etrafında ya? Bak. Bak dindar, mütedeyyin, Allah korkusu olan insanları idare etmek de kolay. Biz diyor, "Buna çalışıyoruz. Bizim derslerimizden memnun olmanız gerekiyor." diyor. Hatta sizin de teşvik etmeniz, yapmanız gerekiyor yani bunu. İnşallah Cenabı Hak muvaffak eylesin. İstifademizi nasip eylesin. Allah sağ etsin El Fatiha.