NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3112.ders 26.söz-2.mebhas-6.sı-meyelan-Cüz'-i ihtiyarînin üss-ül esası olan meyelan

Sözler · 56:46 · 25 Eyl 2026

Ders metni

Euzu billahi menşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Kader risalesinden 2. mepas'tan okuyacağız inşallah. İnşallah. Bu 2. mepas'ta birincisi. Elbette kainatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir adil-i hakim. İnsan için medarı-sevak ve ikab olacak mahiyeti meçhul bir cüz-i ihtiyari vermiştir. Yani bugünkü dersin ana konusu cüz-i ihtiyari. Yani insana Cenabı Hak ihtiyar cüz-i bir ihtiyar vermiş, bir irade vermiş. İnsan ondan sonra robot gibi değil ve iradesini kullanarak tercihlerini yapabiliyor. Cenabı Hak böyle bir cüz-i ihtiyari vermiş. Bunun, eee, yani, cüzhikarının bir delili de kainattaki intizam ve mizan lisanı ile şehadet ettiği Cenab-ı Hak'ın adalet ve hikmeti. Yani Cenab-ı Hak adildir, hakimdir, adalet sahibidir, hikmet sahibidir. Adalet sahibi olduğu için zulm etmez. Hikmet sahibi olduğu için de abes etmez. Cenab-ı Hak'ın adil olduğunu kainattaki mizandan, ölçü, kainattaki ölçülerden Hakim olduğunu da kainata derecette intizamdan anlıyoruz. O zaman Cenabı Hak'ın adil ve hakim olması mutlaka insanda bir cüz irade iktiza ediyor. Çünkü medarı sevap ve ikab olacak. Yani mükafatın bir sebebi olması lazım. Hikmet noktasında. İkabın cezanın da yine bir sebebi olması lazım adalet noktasında. Bundan dolayı insanda bir cüz ihtiyari iktiza ediyor. O adil-i hakimin pek çok hikmeti bilmediğimiz gibi, şu cüz-i ihtiyarinin kaderle nasıl tevfik edildiğini bilmediğimiz olmamasına delalet etmez. İkincisi, bizaruri herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder. O ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Birinci delilimiz hikmet ve adaletin iktiza ediyor olması. Burada da bizarur herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder. Yani cüzi iradenin, cüzi ihtiyarının varlığının bir delili de kendi vicdanımız. Bunu herkes kendisinde bir bir ihtiyar hisseder. Mesela biz böyle sürüklenmiyoruz yani. Mesela bir tercih, bir ezan okundu mesela ezan bize teklif getiriyor. "Namaz kıl." diyor mesela. Biz kılalım kılmayalım mı? Kılalım diyoruz mesela. Kılıyoruz. Ne yapıyoruz? İrademizi kullanıyoruz. Veya bir şey alacağız mesela. Alimi almayayım mı? Alayım diyoruz mesela. Yani almayayım diyoruz. Ne yapıyoruz? Biz kendimiz tercih ediyoruz. Biz bunu kendi vicdanımızda hissedebiliyoruz. Yani kendi istek tercihlerimizle, ondan sonra kendi isteğimizle tercih ettiğimizi hissediyoruz. İkinci delil de vicdan oluyor. Biz zaruri herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder. O ihtiyarın vücudunu vicdan bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var. Vücudu bizce bedihe olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul. İşte şu cüzi ihtiyari öyleler sırasına girebilir. Her şey malumatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz onun ademine delalet etmez. En esas okuyacağımız yer altıncısıydı. Biz bir ile ikiydi. Yani cüz-i-iradenin varlığına delil olduğu için onları da çünkü altıncısında insanda cüz-i-iradenin olduğunu ispatlıyor. Yani bizzat ispatını yapıyor. Bu bir ve iki de de dolayısıyla yani böyle ispatını yaptığı için bir ve iki de okumuş olduk. Şimdi asıl mevzumuz altıncısı. Haşiye gayet müdahkik alimlere mahsus bir hakikattır. Evet. Yani bu mevzu alimden de Öte gayet müdahkik bir alim. Yani sadece hakikatleri bilen değil, hakikatların içeriğini, ondan sonra içindeki mekanizmayı, ondan sonra daha inceliklere inebilen alim demek, müdahkik. Gayet müdahkik alimlere mahsus bir hakikattır. Cüz-ü ihtiyarinin üssü esası olan meâlen maturi dice bir emri itibaridir. Abde verilebilir. Düz ihtiyarinin üssül esası olan melan. Matüre deyince bir emri itibaridir. Abde verilebilir. Evet, şimdi burada Yani insan içerisinde bu tercih nasıl meydana geliyor? Oradan bakarak şey yapacak olursak. Mesela şimdi biz irademizizi kullanıyoruz. Bir tane örnek verelim. Ne yapıyoruz mesela? Ezan okundu, namaz kılacağız diyelim. Şimdi önümüzde yani namaz kılalım mı, kılmayalım mı diye mesela bir seçenek var. Değil mi? Mesela seçeceğiz şimdi. Kılmayı seçeceğiz veya kılmamayı seçeceğiz mesela. Bu Seçenekler yaratılmış. Yani hayra karşı ondan sonra insanı Cenabı Hakk'ın fıtratına üç tane kubbe yerleştirmiş. Kuvve-i akliye, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye. Yani kuvve-i şeheviye menfaatleri celp etmek için. Kuvve-i gadabiye'de zararlı olan şeyleri def etmek için bu kuvveden de hisler çıkıyor. Yani insandaki o fıtri duygular, fıtri arzular. Mesela bir yemek gördüm. O yemeği isteme isteği hemen içinde bir yaratılıyor yani. Mesela diyelim ki susuzluğun var. Suyu gördüğün zaman o suya karşı bir iştiyak, bir su içme isteği yaratılıyor. Bu bir insanda bir his yani. Bu yaratılıyor. Mesela suyu gördün. Hemen o suyu içmek için bir his vücudunda yaratılıyor. Bu his yaratılan bir şey. Ama sen bu içmeyi kabul edebilirsin, reddebilirsin. İçinden öyle bir hissiyat, arzu uyan yandı diye onu yapmak zorunda olmuyorsun yani. Aklına geliyor. Mesela bir şey gördün hemen kuvve-i şeheviye almak istiyorsun mesela mesela. Hemen almıyorsun. Orada ne yapıyorsun? Bir düşünüyorsun mesela. Kendine göre ölçüyorsun, tartıyorsun. Hayır mı, şer mi? Almaya değer mi, değmez mi? Bir tâla müzakere ediyorsun kendi âleminde. Ondan sonra evet kararını veriyorsun ya mesela. İşte o karar dediğimiz şey o bize ait. Yani her şeyin yaratıcısı Cenabı Hak. Ruhumuzun, bedenimizin, ruhumuzdaki duygular, arzular, ondan sonra bunların hepsi yaratılıyor. Sadece bize kalan kısım nedir? Seçenekler önümüze geldiği zaman orada kararı biz veriyoruz. Yapayım, yapmayayım. Orası bize ait yani. İşte o bizim yapayım veya yapmayayım kısma meyal deniyor. İşte bu meyal abde verilebilir verilemez mi? Abde verilemeyecek olsa o zaman insanda cüz irade insanda cüz iradeden bahsedilemez yani. İnsana cüz irade var denemez. Abdin kendisinin tercih etmesi lazım. Ab tercih ederse ondan sonra cüz irade var demektir değil mi? Ab tercih etmez ama mesela şimdi benim bir ekmeği gördüm hemen ekmek ile maruz uyandı. O ben onu ben yaratmadım yani. O Cenabı Hak fıtratımın koyduğu bir duygu. O Allah ait. O his uyandıktan sonra ben onu yapayım yapmayayım kısmı bana kalıyor. İşte onun adı meylan. Bizim yani önümüzdeki seçeneklerden bir tanesine meylan etmemiz meylan oluyor. İşte bu meylan kime aittir? Bu abde aittir. İşte burada maturidi de maturidi demiş. Cüz-i ihtiyarinin üstü leshası olan meylan maturidi diyece bir emri itibaridir. Abde verilebilir. Yani bunun mertebesi itibari bir emir bu. Mesela şimdi şu gözlüğün kılıfı nedir? Bir eşyadır bu. Bunu Cenabı Hak yaratıyor. Ondan sonra bu ekmeği gördük. Ekmeği yeme hissi bir hisistir. Onu da Allah yaratıyor. Ama o o hissi kabul edip etmemek bir şey yaratmak değil. Ona itibar ediyorsun. Yani o isteğe itibar ediyorsun. Onu o zaman tercih etmiş oluyorsun. geldi. Ve onunla bağlantı kuruyorsun. Bir bağ oluşuyor. Senin zihninde, ruhunda. Orada bir şey yaratılmıyor yani. İhtimali bir emir. Nispi bir emir olduğu için abde verilebilir demişler. Cüz ihtiyarinin üstün esası olan meylen. Şimdi burası ne demek? Cüz ihtiyari. Mesela insana Cenab-ı Hak cüz ihtiyari vermiştir deniyor. Yani bize Cenab-ı Hak böyle ruhum yaratmış, bedenimizi yaratmış, işte mahlukatı yaratmış, onlara karşı istek ve arzular yaratmış. Sonra bizim bunlardan birini seçebilme özelliği vermiş bize mesela. Bu cüz ihtiyari. Bu özelliğin çalışması için temelde bizim mail mail edebiliyor olmamız lazım. Yani onun temeli o. Eğer bizde mail edebilmemiş şey olmasaydı cüz ihtiyardan da bahsedilmezdi. Dolayısıyla demek ki asıl olan mail ama Ama meyalen tek başına bir varlık olamaz. Mesela şu anda biz namaz kılalım diyoruz. Yani bizim aklımıza namaz nereden geliyor? Allah getiriyor mesela. Mesela şu İliği yap diye mesela şeriat emrediyor. Yani bir şey var olduktan sonra biz onu terbiye edebiliyoruz. Yani alemimizde o tercih seçenekleri yaratılıyor. Ondan sonra biz birini seçebiliyoruz. Yani o seçebilmek o seçenekler olmasa seçme diye bir şey olmaz. Yani onların varlığından sonra tereddüt ediyor. Dolayısıyla yani bizati bir varlığı yok mevlanın. Mesela meyanın bizatihi bir varlık olsaydı ve insan yapıyor olsaydı o zaman seçenekleri olmadan da insan bir seçenek üretip yapabilirdi onu. O seçenekleri önümüze geldikten sonra seçebildiğimiz için o seçmek kısmına meyan deniyor. Onun da vücut mertebesi emri itibari. Emri itibari olduğu için mevcud sayılmadığı için abde verilebiliyor. Yani bu abdin eseridir yani o seçme işi. Fakat eşari ona mevcut nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Bu eşari eee burada eşari o meylana mevcut nazariyle bakmış. Yani mevcutsa abde verilemez. Şirk olur. Varlık olmaması lazım yani. O varlık olduğunu düşündüğü için abde vermemiş. Fakat o meylandaki tasarruf beş ariyice bir emri itibaridir. Eşari de ondan sonra o meylanındaki tasarrufa mesela istedim vazgeçtim tekrar istedin o meylandaki değişikliği ona emri itibari demiş ona abde vermiş Aslında burada ikisi de aynı şeyin yani isimleri farklı koymuşlar mesela fıtrattaki duygulara mesela benim ekmek yemeye su içmeye meyilim var dediğim zaman bu varlıktır yani Maturidi buraya bakmış bu varlıktır İşte Eşari buna bakmış. Varlıktır demiş. Bundan sonra onu seçme kısmı yani meile meyletmek dediğimiz kısım yani Maturidi meile meyletme kısmına meylan demiş yani. Eşari'de baştaki meile meylan diyor. Ondan sonraki kısma tasarruf dediği için. Aslında ikisi de aynı şeyden bahsediyor. Birisi öncekine meylan diyor. Öbürü ondan sonrakine tasarruf diyor. Üstatta diyor ki sonuçta Burada abda ait o son seçenek seçme dediğimiz evet bu olsun diyen insandır. İkisi de yani iktifar ettikleri nokta orada abde bir şey yani o seçmeyi abde veriyorlar. Abde ait olduğunu kabul ettikleri bir orada o seçim var. Üstat bunu birleştiriyor. Öyleyse o mevlan, o tasarruf bir evri nisbidir. O mevlan, o tasarruf bir emri nisbidir. Yani emri nisbi yani nisbi ile ortaya çıkıyor. Mesela şimdi şurada kitap var. Ben varım. Bu kitap kitabı istiyorum mesela. Kitaba mail ediyorum. Yani bu nispetle ortaya çıkıyor. Yoksa ben burada mesela ekstra bir şey yaratılmıyor. Bunu istiyorum sadece. Yani bu önümüzdeki seçeneklerden birisine bağlantı kuruyor. Bu olsun diyor mesela. Emrin nisbi. Ona emrin nisbi deniyor. Yani o abdin seçeneklerden birini seçmesi, bu onun üzerine düşmesi, evet bu olsun deme kısmı emri itibaridir, emri nisbidir. Vücud harisi yoktur. Abde verilebilir. Evet. Yani buraya kadar eee neyi okumuş olduk? İnsandaki o tercih ederkenki bu önündeki seçeneklerden işte önce kararsız kalıyor işte sonuç olsun mu, olmasın mı derken bir tanesini seçiyor. Mesela biz bunu günlük hayatta belki yüzlerce defa kullanıyoruz. Mesela uyanıyoruz, yüzümü yıkayayım diyoruz mesela. Bu bir melandır. Gidelim ondan sonra bir çay içeyim, bir melandır. İşte namaz kılayım, bak sürekli biz bunu yapıyoruz. Yani insan insanın fiilleri nasıl yaratılıyor? İnsan önce bir şey irade ediyor, istiyor. Sonra Cenabı Hak onu yaratıyor. Değil mi? Mesela ben yürüyeyim diyorum, derse gideyim diyorum. O Meylanı ortaya koyunca Cenab-ı Hak'ta onu harice çıkartıyor. Her zaman yaptığımız şey. Yani bizim ama o meylanın öncesini de Allah yaratıyor. Bizi, ruhumuzu, ondan sonra zihnimizdeki o istekleri, ruhumuzdaki o kuvveleri, duyguları da Allah yaratıyor. Onu seçmesi bize kalıyor. Biz seçtikten sonra tekrar onu harici vücutta yine yaratan Cenab-ı Hak. Burada işte yani insanın eee Hür olduğu, serbest olduğu, ondan sonra izah eden, ispat eden bir mevzu olmuş oluyor. Yani kader mevzusunun içerisinde. Emri itibari ise İlleti-taamime istemez ki, illeti-taamime vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı refetsin. Evet, burası ne demek? Emri itibari ise illeti-taamime istemez ki. İlleti-taamime vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı refetsin. Yani illeti-taamime ne demek? İlleti-taamime bir şeyin yaratılması için yeterli tam sebep. Mesela bir ağaç düşünün. Mesela ağacın varlığı için mesela su sebeptir ama tek başına yeterli midir? Değildir. Hava da lazım. Toprak da lazım. Bütün şartlar lazım. Peki bütün şartları hasıl ettik. Yine ağaç yaratılır mı? Yaratılmaz. Kudret-i ilahirin tecelli etmesi lazım. Bütün o malzemelere ilim ve kudretin tecelli etmesi lazım. İşte ile tamme ne demek? Yani bir şeyin olmasını kaçınılmaz kılan, zorunlu kılan şeye deniyor. İlle tamme. O zaman mesela şu kitabın varlığı, bir ağacın varlığı, bir insanın varlığı eee Cenabı Hak'ın iradesinin, kudretinin taallukuna bağlıdır yani. İlle tamme odur. Ve Cenabı Hak bir şeyi irade ettiği zaman ona o der, oluverir. Yani yaratmada işte önce istiyorum, sonra yaratıyorum diye bir şey yok. Yaratmak ister, yaratır Cenabı Allah. Mesela. Yani irade ile kudret aynı anda tecelli ediyor. Arada zaman olmuyor yani. Şimdi burada da o o meyelanın mesela şimdi meyelanın vücut mertebesinin emri itibari olduğunu ispatlıyor. Eğer meyelanın varlığı şu kitap gibi bir varlık olsaydı o zaman onun varlığı için kudreti ilahinin tecelli etmesi gerekirdi. Kudreti ilahinin tecelli ettiği an da o şey ben olurdum. Ama olmuyor. Biz istiyoruz. Ondan sonra Cenabı Hak yarat istediği zaman yaratıyor. Yani biz bir şey istediğimiz anda yaratılmıyor. Oradaki zaman kısmı demek ki o meydanı yaratan Cenabı Hak değil. Ya Cenabı Hak yaratmış olsaydı onu biz istediğimiz zaman orada gelirdi. Ondan sonra ve biz ondan geri dönemezdik. Ama biz istiyoruz. Sonra Cenabı Hakk'ın onu yaratıyor. Dolayısıyla demek ki o mevlan bizim eserimiz oluyor. Yani mevcudattan olmadığı ortaya çıkıyor. Yani mevcudattan olmuş olsaydı kudretin yaratıyor olması lazımdı. Kudret yarattığı anda da ihtiyar yani tekrar vazgeçebilme olmaması gerekiyordu. Mesela biz bir şeye karar veriyoruz. Mesela şunu dövelim diyorsun mesela. Biraz sonra diyorsun ya şimdi bu Bu kulaklıktan girer, vazgeçiyorsun mesela. Şeriat diyor ki, "Yapma." diyor mesela. Yani karar verdiğin anda hemen olmuyor. Şeriat onu yapma dediği anda tekrar vazgeçebiliyorsun. İşte vazgeçebiliyor olmamız o mevlanın kudret-i ilahiyle olmadığını bizim bize ait olduğunu, itibar emir olduğunun izahı ve ispatı olmuş oluyor. Emri itibariyse illet-i taamme istemez ki illet-i taamme amme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı refetsin. Peki o şey nasıl meydana geliyor o zaman? Yani bizim işte o seçeneklerden bir tanesini evet bunu yapayım veya yapmayayım deme tercihimiz nasıl meydana geliyor? O emri itibarın emri itibarın itibarının illeti bir rüçayyet derecesinde bir vaziyet alsa. O emri itibari sübut bulabilir. Mesela bir şey alacak oluyoruz değil mi? Mesela telefon alacak oluyorsun. Mesela onu mu alayım, bunu mu alayım diyorsun. Veya mesela kitap olacaksın. İşte okuyayım mı, okumayayım mı? Yani böyle dengede kaldığımız zaman bir tanesini seçmemiz lazım. İşte o bir tanesine bir ağırlık veriyoruz, değil mi? Şu olsun dediğimiz anda işte o onu seçen cücûradedir. Mesela kılayım, namaz kılayım, kitap okuyayım, mesela o tercih yapan cücûrade. O cücûrade düşünüyor. Yapayım, yapmayayım, yapayım, yapmayayım. Yapayım dediği anda ne oluyor? Yapayım kısmı ağır basıyor. Bir uçuşun oluyor yani. Ağır bastığı için onu isteme isteme kısmı ağır bastığı için o şeyi tercih etmiş oluyorsun. Demek ki o meylanın ortaya çıkması, gerçekleşmesi için Sebep iradedir. İradenin orada iki seçenekten bir tanesinin rüçhan olması. Daha onu daha çok istiyor olması. O şey meydana gelir diyor. diyor. Belki o emri itibarının itibarının illeti bir rüçaniyet derecesinde bir vaziyet alsa o emri itibari sübut bulabilir. Öyleyse o o anda onu terk edebilir. Mesela karar verdin. Tamam mesela bunu alacağım diyorsun. Sonra diyorsun ya bu pahalı ondan sonra almayayım diyorsun. Vazgeçebiliyorsun mesela. Yani karar verdikten sonra tekrar vazgeçebiliyorsun. Veya işte Diyelim ki bir kötülük yapacaksın. Ondan sonra karar veriyorsun. Biraz sonra diyorsun ki bu işte ahirette mesuliyeti var. Vazgeçiyorsun. Mesela şerdir. Kur'an men ediyor diyorsun. Vazgeçiyorsun. Yani orada yani sürekli ne yapabilirsin? Rüçhanet değişebilir. Ondan sonra nasıl değişebilir? O anda sen zaten mütalaa ediyorsun mesela. Eee Allah'ın emirleri ondan sonra ahiret ağır basıyorsa onu seçiyorsun. Ama dünya ağır basıyorsa öbürünü seçiyorsun mesela. Onları da mütalaa ediyorsun. Ondan sonra orada irade serbest ama. Mütalaladan mesela mütalaya edersin. Bu üstün çıkar ama yine öbürünü seçebilirsin yani. İrade hiçbir şey bağlamıyor. Evet eğer abd halık-ı ef'ali bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı o vakit ihtiyarı ref olurdu. Evet, bu da güzel bir cümle. Evet, eğer abd halık-ı ef'ali bulunsaydı, yani abd fiillerinin halıkı olsaydı, mesela ben şimdi yürümek istiyorum, kalkıp yürüyorum, değil mi mesela? Yürümek isteyen kısmı bana ait, beni kaldırıp yürütmek Cenabı Hak'a ait. Yani ben istedikten sonra o isteği yaratan yine ben olsaydım, yani isteyen de ben, yaratan da ben olsaydım haşa, ne ol olurdu. İstediğim anda o şey hemen meydana gelirdi. O zaman vazgeçemezdim mesela. Şimdi tevhid hakikatına göre, akidesine göre şey nedir? İnsan fiilleri. Mesela mutezile batıl mezhep ne diyor? Kul fiilin halikidir diyor. Yani isteyene kul, yapan ne kul diyor. Cebrine diyor. Yok isteyen o meyalan cebir altındadır. Allah onu öyle istetiyor diyor. mesela. Ondan sonra ve Allah yaptırıyor diyor. Ehli sünnet imamları ne diyor? İsteme kısmı insana ait. Mesela namaz kılayım mı, kılmayayım mı? Mesela bunu mütalea etmek, karar vermek insana ait. Ondan sonra onun verdiği kararı icra etmek Cenabı Hakk'a ait. İstikametli ise bu. Doğru olan bu. Eğer böyle olmasaydı yani yaratma kısmında insana ait olsa ne olurdu? İnsan istediği anda o şey vücuda gelirdi. Tekrar hani böyle vazgeçme kısmı olmazdı. Eğer evet eğer ad halık-ı ef'ali bulunsaydı ve icad-ı iktidarı olsaydı o vakit ihtiyarı ref olurdu. Ortadan kalkardı. Çünkü ilmi usul ve hikmette melem yecib lem yucet. Kaidesince mukarrerdir ki bir şey vacip olmazsa vücuda gelmez. İlmi usul ve hikmette kaidesince mukarrerdir ki yani takarrur etmiş, sabitlemiş, artık gerçek haline gelmiş. Bir şey vacip olmazsa vücuda gelmez. Yani illedi-i tamme bulunacak sonra vücuda gelebilir. İlledi-i tamme ise malulu yani o illet denen eseri bil zarure ve bil vücub iktiza ediyor. diyor. O vakit ihtiyar kalmaz. Bir şey vacip olmazsa vücuda gelmez. Yani bir şeyin vücuda gelmesinin ne zaman vacip olur? Cenabı Hak'ın ondan sonra ol demesiyle değil mi? Kudretin tecellisiyle o şey artık olmak zorunda yani. Yani bir şeyin varlığının vacip olması ona kudretin taallük etmesiyle olur. Kudret taallük ettiği anda artık onun vacip olması, var olması vacip olur. Kaçınılmaz da yani. Kudret taallük ettiği anda o artık olacak yani mesela. Çünkü kudretin taallük etmesi yeter bir sebep. Yani illet-i tamime bulunacak sonra vücuda gelebilir. İlet-i tamime ise malulu bil bil zarure ve bil vücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz. Şimdi geriye sardığımız zaman ihtiyar var mı? Mı? Mesela bir şey yapmak istedikten sonra tekrar vazgeçebiliyor mu? Mesela şunu çok seviyorsun. Alayım diyorsun mesela. Kara aldım sonra diyorsun pahalı oldu aklına geliyor. Vazgeçiyorsun mesela. Ya bu kadar, tamam çok güzel ama pahalı diyorsun. Almayayım diyorsun. Orada oylanıyor, taksitle vereyim diyor. Alayım diyorsun. Ne oluyor? Mesela sürekli karar değiştirebiliyorsun mesela. Yani eğer biz yaratıcı olsaydık haşha, karar verdiğimiz anda o iş olurdu. Karar verdiğimiz anda olmadığına göre biz yaratıcı değiliz. O zaman eee mevlan da yaratılmış bir şey değil. Melan da yaratılmış bir şey olmayınca abduna sahip olabiliyor. Yani bu altıncı vecihte bütün mesele insan irade sahibidir. Tercih sahibidir. Bunun ispatı yapılıyor. Şimdi bunun devamı var. Eğer desen yani yukarıda müdahkik alimlere mahsus diyor ya. Yani bu mesele çok ince bir mesele. Hani böyle bir defa okumakla, bir defa bakmakla hemen bütün detaylar görülmüyor. Ama böyle tekrarlıyorum. diyerek ara ara yani bu meselenin İngilizlere nüfuz edebiliriz. Değil mi? Mesela ama çok önemli bir konu. Yani bu niye önemli? Çünkü biz artık biz Allah bize tercih yapma şahsiyeti vermiş. Bizi yaratmış. Ruhumuzu yaratmış, bedenimizi yaratmış, akıl vermiş, kalp vermiş, bir sürü cihazat vermiş. Ruhumuzun yaşayabilmesi için bir sürü duygular, hisler, arzular koymuş. Ondan sonra bunların nasıl kullanmamız Gerektiğini, doğru olan şeklindeki emir emretmiş. "Haydi kulum." demiş. Artık eee yani şeriatın, Kur'an'ın emrettiği şekilde yaşamakla me Kellepsin demiş mesela. O zaman biz bak Cenabı Hak bize şahsiyet vermiş, irade vermiş yani mesela. Biz uyandık mesela. Kalkayım dediği zaman kalkıyorsun. Yatayım dediği zaman yatıyorsun. Ezan okunuyor. Kalkayım dediği zaman kalkıyorsun. Bak sen her şeyi sana bağlamış yani. Senin tersi de bana bağlamış. O zaman eğer biz bu terhislerimizi yaparken çok dikkatli olmamız gerekiyor o zaman. Biz sıradan alelade bir insan değiliz. Değil mi? Yani tercih yaparken mutlaka o seçeneklerden Allah'ın rızası hangisindeyse onu bulup değil mi? O noktada onu tercih etmeye irademizi o şekilde kullanmamız lazım yani. Eğer desen tercih bila mürecih muhaldir. Halbuki o emri itibari dediğimiz kesbi insani bazen yapmak ve bazen yapmamak eğer mucip bir mürecih bulunmazsa tercih bila mürecih lazım gelir. Şimdi biz burada insanın yani iradesinin böyle tercih yaparken serbest bırakıldığını, bir cebir altında olmadığını ispat ediyor demiştik ya. Şimdi adam tamam melana abde verirdik. Allah karışmıyor. Tamam. Yani istediğini yap diyor. Sonuçlarına katlanacaksın. Tamam meyalanı biz kullanıyoruz. Burada diyor ki şimdi tamam insan meyalanı kullanıyor ama tercih yapıyor. Niye bunu tercih ediyor? Niye bunu tercih etmiyor? O tercih yaparken onu tercih ettirecek bir sebep olması lazım. Mesela bu daha kıymetli, daha değerli, daha güzel olduğu için bunu tercih ediyor. O zaman bu hür değil demeye getiriyor yani. yani. Yani eşyanın vasıfları iradeye yani iradeye tesir ediyor. Ondan sonra o zaman insan iradesini kullanmıyor ki. Mesela bu daha güzel, daha kıymetli. O zaman bunu tercih ediyor. O zaman bunu tercih ettiren şey bunun kıymetli, güzel olması. O zaman insan yine iradesini kullanmış olmuyor diyeyim. Kendi şeyine göre. Yani o tercih yaparken tercih ettirici bir sebep lazım. Yani o seçeneklerin içerisinde adam bunu niye tercih ediyor? Ondan sonra işte bak bu şu özellik özelliğinden dolayı bunu tercih ediyor olması lazım. Özelliğinden dolayı tercih ediyorsa o zaman tercih eden, ettiren özellik olmuş oluyor. Odamız o zaman robot gibi, programlanmış gibi şey oluyor diyor. Burada tercih bila mürecih muhaldir. Yani tercih bila mürecih muhaldir cümlesi yanlış. Fakat burada yani bir şey eee yani onun üstün olması lazım seçme seçmesi için diyor. Üstünse de diyor mecbur onu seçecek. O zaman bir iradeden bahsedemeyiz gibisine getiriyor. Burada da üstat diyor ki bak tercihle terekkül farklı şeyler. Bir şeyin bir şeyden üstün olması için bir mürecih lazım, bir özellik lazım. Ama kişinin kişinin onu seçmesi için bir mürecihe gerek yok. Mesela koydun mesela önüne. İki tane eşit bardak koydun. Bardakçı özelliği veriliyor. Aynı şeyler. Ondan sonra insan istediğini seçebilir. Veya biri büyük bardak, biri küçük bardak. Normalde insan büyük olduğu için onu seçmesi lazım, değil mi? Adam küçüğü seçebilir. Biri iyidir, biri kötüdür. Kötüyü seçebilir. Yani böyle seçtiği şeyin özelliği ondan sonra insanın iradesinin üzerine bir hakimiyet kurmuyor. İnsan zorlayabilir ama söz yine iradedir. İrade kendisindedir yani. Eğer desen tercih bilam reçehim muhaldir. Halbuki o emri itibari dediğimiz kesb-i insani. Emri itibari dediğimiz kesb-i insani. Bak bu cümlede. Yani kesb insana aittir. Yani bir şeyi istemek insana aittir. Onu yaratmak Cenabı Hak'a aittir. Yani insan böyle iradesiz, cebir altında bir varlık değildir. Kesp sahibidir. Yani kesp ediniz şey onun önüne getirilmiş o seçeneklerden namaz kılmak, kılmamak gibi o seçeneklerden birini seçmek. O ona kesp deniyor. Bu olsun diyorsun ya mesela bu Bu olsun. Namaz kılalım. Yok kitap okuyalım. Yok şunu yapalım dediğimiz anda o yapalım kısmına kespleniyor. Bu insana ait. Ve bu emr itibari. İtibari bir varlık. Yani o seçenekler ortaya çıktıktan sonra sen onu seçiyorsun. Senin seçimin seçiminle ortaya çıkan bir şey. Mesela şu kitap ben seçsem de seçmesem de burada duruyor. Bana bağlı bir varlık değil yani. Değil mi? Onu bu varlık olmuyor. Bu harici vücut giydirilmiş, yaratılmış bir eşya. Bizim âlemimizdeki duygular da yaratılmış birer varlık. Ama o duyguları seçme bir mesela birisine seçme kısmı o varlık var olduktan sonra biz onu seçiyoruz. Onun varlığına bağlı. İtibari varlık. Yani bizzat bir vücuda olan varlık değil. Çok böyle itibari deniyor ona. İşte o bazen yapmakla bazen yapmamak, eğer mucip bir mürecih bulunmazsa tercih bila mürecih lazım gelir. Bazen yapıyorsun, bazen yapmıyorsun. İşte burada bir sebep olmazsa tercih ettirici bir sebep. Yani mürecih ne demek? Tercih ettirici bir sebep, bir özellik. O seçeneklerde, eee, önündeki seçeneklerde bulunan onu seçmenize sebep olan özellik demek. Bu diyor ki öyle bir özellik olmuyor seçemezsin diyor. Eğer seçemediğin yani tercih yapamazsın diyor. İlla bir sebep olması gerekiyor diyor. Bakın yani şeylerde bir şey bir şeyden üstündür dersen mesela bu bundan üstündür. Mesela namaz kılmak kılmamaktan üstündür dediğin zaman o üstün olduğunu açıklaman gerekiyor. Niye üstündür? Bir sebep ortaya koyman lazım. Yani o hükmünün izahını yapman lazım. Evet, bu Allah'ın emridir. İşte şöyledir, böyledir. Mesela bir sebep göstermen gerekiyor, değil mi? Üstündür demen için. Ama ben bunu seçiyorum dediğin zaman bir sebep göstermene gerek yok. Bence bu daha üstün. Ben bunu üstün görüyorum. Bence bu daha üstün dediğin zaman sebep göstermene gerek yok yani. İki kişi arasında çok ince bir fark var. Yani terecü seçenekler arasında ee karşılaştırma yapıyorsun. Senin daha seçiminle alakalı bir şey değil. Bu tercihte sen birini seçiyorsun. Tercih için bir müreciye gerek yok. Aynı da olsa insan kötüyü de seçebilir, iyi de seçebilir. Mesela diyelim ki sigara içmek, içmemek. Gerçekte nedir? Sigara içmemek daha üstündür değil mi mesela? Tercih olarak baktığın zaman ama adam içme içmeyi tercih edebilir. Yani tercihte bir sebep gösterilmesine gerek yok. Ben bunu seçiyorum diyebilir. Açıklama yapmasına gerek yok yani. Çünkü irade onu seçmek için yeterlidir. Halbuki o emr itibari dediğimiz kesb-i insani bazen yapmak ve bazen yapmamak eğer mucip bir mürecih bulunmazsa tercih bilahare mürecih lazım gelir. Bu soruyu soran kişinin kendi mantığı. Şu ise usul-ü kelamiyenin en mühim bir esasını hedmeder. Yani o kelam ilminde bir kaide var. Yani bir şey varsa hükmün onun açıklaması olması lazım yani. Bu bundan üstündür diyorsan onun sebebini göstermen lazım. Kelam ilminde yani sebep eee gerekçe diye bir şey var. İzahı edilmesi gerekiyor yani. Ondan dolayı eee sen eğer diyor tercih için bir müracaat gerekmiyor dersen o zaman niye seçti bunu? Ondan sonra bir sebep olması lazım diyecek bunu niye seçti diye. Üstat da diyor ki: "El cevab terecüd bila mürecib halidir." Haşyet terecüd ayrıdır, tercih ayrıdır. çok fark var. Yani tercih ve terecüd eee o senin dediğin kaide terecüd için geçerlidir. Mesela şimdi senin âleminde namaz kılmak ve kılmamak seçeneği var diyelim. Değil mi? Bu seçenekler arasında karşılaştırma yaparsan ona kendi zatları arasında yaparsan ona terecüd deniyor. Bu mu üstün, bu mu üstün? Bu daha üstündür diyorsan açıklaman lazım. Şundan dolayı diye. Bir sebep gerekiyor. üstündür, üstündür demen için. Ama ben bunu üstün buluyorum. Ondan sonra ben bunu seçiyorum dediğin zaman bir sebep göstermene gerek yok. İrade yeterlidir ona diyor yani. Burada bu kişi yani böyle bir konuyu niye açıyor? Mevzu buraya niye giriyor? Çünkü burada iradenin, seçimin doğrudan doğru insana ne ait olduğunu. Yani izah ve ispat makamı bu. Birincisinde Eğer meyalen mevcudattan bir varlık olsaydı insan sahibi olamazdı. Ona o zaman seçen insan olmazdı. Ondan sonra tamam seçen insan orada bir derece tamam seçen insan dedik. Sonra diyor ki insanın seçmesi için bir sebep lazım diyor. Sebep lazımsa yine o zaman insan hür bir seçim yapmamış oluyor. O zaman yine olmuyor. Yani insana tam bir burada değil burada da insan hür yani bir yani o baskı ne kadar olursa olsun, o seçeneklerden bir tanesi mesela ne kadar güçlü olursa olsun insan öbürünü seçebilir. Mesela diyelim ki birisini öldürmek için mesela çok kuvvetli bir içine şey meydana geldi, öfke mesela. Çok güçlü bir şey. Ama o anda Kur'an diyor ki bu yasak. Allah'ın yasak etmiş onu. Ne oluyor? Seni hemen durduruyor mesela. Yani İradeyi zorlayabilir ama iradeyi yani baskı yapabilir ama irade yine söz son sözü irade söyler yani. Zaten memurun orası. Terecü ayrıdır, tercih ayrıdır. Çok fark var. Yani müreccissiz, sebepsiz rüçaniyet muhaldir. Ya bu bundan üstündür diyorsa buna sebep göstermen lazım. Doğru diyor. Sebep göstermeden üstündür diyemezsin. Ama bizim mevzumuz onların üstüne ol olması değil. Biz hangisine üstündür diyoruz? O kısım için sebebe gerek yok. Yoksa tercih bila mürecih caizdir ve vakidir. Yani bir sebep göstermeden, bir izahat yapmadan tercih olur mu? Olur. Gerçekleşebilir mi? Gerçekleşebilir. Mesela bir de şu var. Yani mesela insan eee, o şeyi her zaman aynı şekilde tercih etmiyor. Mesela diyelim ki bugün tercih ettiğini yarın tercih etmeyebiliyor mesela. Değil mi mesela? Eğer o tercih ettiği kısım gerçekten onun öyle olması tercih ettiren bir şey olsaydı yarına tercih etmesi lazımdı. Veya bütün insanlar onu tercih etmesi lazımdı. O kişiye göre hangisi üstün? Önemli olan o. Eğer sen aleminde Allah'ın rızası esassa, ahiret esassa o zaman senin tercihlerinde sana göre üstün olan manevi kısmıdır eşya onun mesela. Ama maneviyatın haberi olmayan bir şey için o eşyanın görünen kısmıdır. Onun için üstün olan. Ondan sonra dolayısıyla o seçenekler eee sen maneviyatının kuvvetliyse öbürünü seçiyorsun. Değilse öbürünü seçiyorsun. Yani o şeyler sana göre oluyor. Senin iradenin eee hangisi üstün dediğine dediğine bağlı. Gerçekteki onların üstünlüğüne bağlı değil. Dolayısıyla biz burada irademizi mesela böyle ruhumuzu terbiye ederek hep böyle Cenabı Hakk'ın üstünde dini tercih etme tercih etme noktasında ne yapmamız gerekiyor? Ondan sonra irademizi, imanımızı kuvvetlendirmemiz gerekiyor yani. Evet. Yoksa tercih bila mürecih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır. Onun şehni böyle bir işi görmektir. Evet yani onu tercih yapan şey İradedir. Seçenekler önümüze gelmiştir. O seçeneklerden bir tanesi seçilecektir. Onu seçen bize Cenabı Hak'ın vermiş olduğu irade sıfatıyla biz onu seçiyoruz. Bak mesela bize göz vermiş. Biz gözle görüyoruz. Kulak vermiş işitiyoruz değil mi? Akıl vermiş akılla düşünüyoruz. Yani akıl cihazıyla Cenabı Hak bizim düşünmemizi sağlıyor. Bize düşünmeyi nasip ediyor mesela. Yani irade sıfatını vermiş Onunla da böyle tercih edebilmeyi nasip etmiş. Ama orada insan o iradesini kullanarak tercihini yapıyor. Tercihini yaptıktan sonra da onun şeyine Sonuçlarına, sorumluluk insana kalmış oluyor. Yani bütün mesela sorumlu kim? İnsanın fiillerinden sorumlu kim? Mesela burada eee mesela şu son zamanlarda ateist ateistlerin böyle kötülük problemi diye bir eee şey atıyorlar böyle. İşte bu kadar savaşlar var, bu kadar ölümler var, bu kadar zulümler var. Ondan sonra Cenabı Hak bunlara eee yani bu kadar Allah'ın rahmetiyle nasıl bağdaşıyor gibi. Mesela kesbi şer şerdir, halkı şer şer değildir. Yani şer insanın tercihindendir. O tercih de insana aittir yani. Yani bu kadar savaşların olmasının sebebi insan Allah değil, insanın kesbidir yani. Allah savaşma dediği halde kötülük yapma dediği ile insan onu tercih ediyor. Dolayısıyla yani orada bütün kötülüklerin kaynağı insanın o tercihinden başlıyor. Buradaki şimdiki okuyacağımız şey buna da cevap olacak. Eğer de eğer desen madem katli halk eden haktır. Niçin bana katil denilir? Madem katli yani ölümü yaratan Cenabı Hak'tır. Niçin bana katil denilir? Hani ben istemiştim. Mesela bu adamı öldürmeyi tercih ettim. Onu ateş ettim, vurdum. demirle kafasına vurdun mesela. O adam öldü. Bunu bu ölüm fiilini Allah yaratıyor diyor. Sorumlu Allah olması lazım diyor. Yani sorumluluğu yani yaratan kısmına vermeye çalışıyor. Halbuki sorumluluk o kesp sahibinde olması gerekiyor. Buradan da sorumluluktan bu sefer yine kaçacak. Tamam ben tercihi ben yaptım. Doğru. Ona da bir şey demiyor. Ama bu tercihimden sonra ortaya kötülükler çıkıyor. Kısa o sonuçlardan ben mesul değilim getirmeye çalışıyor yine. Burada da üstat çok güzel bir cevap veriyor. El cevap çünkü ilmi sarf kaidesince ismi fail bir emri nisbi olan mastardan müştaktır. Yoksa bir emri sabit olan hazıl bil mastardan inşikak etmez. İlmi sarf kaidesince yani bu kadar mühim bir konuyu bir ilmi sarf kaidesiyle cevap ver. Dil bilgisi kuralıyla cevap veriyor. İşte dil bilgisi kuralıyla cevap vermesinin altındaki sır nedir? Yani insanlık aleminde, insanların mantığında, dönüşüm sisteminde ne varsa bu dile yansıyor yani. Yani dil bilgisi dil bilgisi kuralları rastgele çıkmıyor. İnsanlık aleminin de işte suçlu kimdir, fail kimdir, o mantık neyse yani muhakeme mantığı o dile yansıyor yani. Dille de bu şekilde. İsmi fail yani yapan bir emri nisbi olan masdardan müştaktır. Yoksa bir emri sabit olan hazıl bir masdardan inşikak etmez. Mesela diyelim ki bir arabayla bir adamın üstünden geçtin. Ee, adam öldü. İşte arabayı ezen kim? Araba. Araba mı ezdi deniyor mesela. Araba öldürdü deniyor mu? Adamı öldürdü deniyor mesela. Yani iş yapan orada araba. Adamı parçalayan ezen araba. Değil mi? Bizzat yani. Ama kim öldürür? Adam öldürür deniyor. Yani o fiilin başı kime aitse, çıkış sebebi kimse fail odur. Ondan sonra Burada diyelim bir adam öldü. Tüfek attın veya gittin demir adamın kafasına vurdun. Adam öldü. Kim öldürdü? Mesela şu Şimdi sen aldın eline demiri, sokağa gittin, birisinin kafasını vurdun, adam öldü. Kim öldürdü? Hemen hukuka hukuka çıktığın zaman Allah öldürdü mü deniyor? Sen öldürdün deniyor. Yani sonuçta aslında Allah öldürdü. O demiri yaratan, oradaki ölüm kanunlarını yaratan, adamın işte kafasının parçalanma fiilini yaratan Cenabı Hak. Ama hiçbir zaman Cenabı Hak öldürdü denmiyor. Sen öldürdün deniyor. Çünkü Cenabı Hak onurunu kanunlar, kaideleri atmış. Demir sert. Bir şeye vurduğun zaman onu parçalar. Bu kanun. Yani bunu Allah sen de bunu biliyorsun. Ondan sonra eee sen şimdi mesela karpuza vuruyorsun, karpuzu parçalayıp adama vuruyorsun, adama bir şey olmuyor. Olur mu? Kanun Allah yaratmış, onu devam ettiriyor. O kanunu kullanan sensin. Dolayısıyla sana göre o yerini tayin ediyor. Sebep sen olduğun için o fiilin fiilin sahibi sen oluyorsun diyor. İlmi sarf kaidesince ismi fail bir emri nisbi olan masdardan müştaktır. Yoksa bir emri sabit olan hasıl bir masdardan inşikak etmez. Yani o ölmüş adam çıkmaz. Masdar kesbimizdir. Katil unvanını da, katil unvanını da biz alırız. Evet. Hasıl bil masdar hakkın mahlukudur. Mesuliyeti işmam eden bir şey hasıl bil mastardan miştak kılınmaz. Evet. Yani bir fiil eee başından sonuna kadar bütün olarak bakılır. Başta sebebi kimdir? O fiile o şekli veren, o iradeyi kim koymuştur ortaya? Mesela adam onu öldürmeyi planlıyor, değil mi mesela? Ona göre hareket ediyor. Onun baştaki niyeti, hepsi aslında tamamını sirayet ediyor. Ondan sonra yani mesela birisi bıçakla adamın karnını deşiyor, doktor deşiyor mesela. Öbürü öldürmek için deşiyor, birisi ameliyat etmek için deşiyor. Bak aynı fiil. Canan ikisini de yaratıyor yani. Birisi adam hayat kurtarıyor, biri hayat öldürüyor. Bu kimi bir cani katil oluyor, biri de doktor oluyor mesela. Baştaki niyet neyse o kespteki ona göre ondan sonra o fiil ne sahibi oluyor ve ona göre isim veriliyor. Ondan sonra ise Cenabı Hak'ın kanunu, Cenabı Hak Hilkat kanunlarını yaratmış. Onu yaratıyor. Yani orada Allah yani kanun Bunları işletiyor sadece. Mesela diyelim ki sen bir elinde makine var. Makine çalışıyor. Onun bir şeyi yok orada. Yani Cenabı Hak'ın umumi kanunu, kanunu, kaidesi. İradesi yok. Özel bir irade yok genel anlamda. Mesela burada şöyle akla soru gelebiliyor. Mesela birisi birisine para veriyor işte bunu öldür diye mesela azmettiriyor mesela. Tamam bu istiyor o da öldürülüyor. O da suçlu. Öldüren de suçlu oluyor. Ama orada adamın iradesi var vazgeçebilir. O suç ortak olmuyorum diyebilir yani mesela. O da irade kullanıyor. O da yani azmettiren de icraattı da. Fakat burada Cenabı Hak umumi kanunlar koymuş ve hayır için koymuş. Hayır için yaratmış. O kanunu değiştirmiyor. Çünkü değiştirirse bu sefer kainatta hayat olmaz. Düzen olmaz yani. Mesela her fiil. Ondan sonra eee mesela diyelim ki bıçak var. Ekmek keserken kesiyor ama adamı keseceksin kesmiyor. Olmaz yani o demire verdiği özellik neyse Allah onu yaratıyor. Sana da diyor ki bunu hayırda kullan. Dolayısıyla yani oradaki mesuliyet o iradeyi kim ortaya koymuşsa ona ait olmuş oluyor. Şu son kısmı da hızlıca okuyalım. Bitirelim dersimizi. Yedincisi irade-i cüzri-i insaniye ve Cüzi ihtiyariyesi çenden zayıftır. Bir emri itibaridir. İradi cüziye-i insaniye ve cüzi ihtiyariyesi çenden zayıftır. Bir emri itibaridir. Burası iyice netleşti değil mi? Yani bizim elimizde bize ait olan şey nedir? Allah bizi yaratmış, zihnimizi yaratmış, içimizde duyguları, arzuları yaratmış. Bunları düşünebilmemiz mütalaa edebilme, hayrını şerrini tartabilme gibi her türlü özelliği vermiş, ilim sahibi de olabiliyorsun. Ama en son kalkıp evet bunu istiyorum veya istemiyorum, bu olsun veya bu olmasın kısmı bize ait. Bunu biz sürekli de yaşadığımız bir şey yani. Mesela bir şey alacaksın. Mesela seni istemeden elin gidip hemen onu alıyor musun? Almıyorsun, düşünüyorsun mesela. Alayım dediğin zaman alıyorsun mesela. Kararı sen veriyorsun. mesela. İşte o çok zayıf bir varlık. Ona emri itibari deniyor. Bu cümle mertebesi bildiğimiz varlıklar cinsinden değil. İtibari varlık, ismi varlık olduğu için insana verilebilir. Buna şirk olacak bir durum yok. Fakat itibaridir, çok zayıftır. Fakat Cenabı Hak ve Hakim-i Mutlak o zayıf cüzi iradeyi irade-i külliyesinin taallukuna bir şart-ı adi yapmıştır. Yani Cenabı Hak Külli iradesini için o bize ki o cüz iradeyi şartı adi yapmış. Ne demek? Yani manen der. Ey abdin, ihtiyarınla hangi yolu istersen seni o yolda götürürüm. Öyleyse mesuliyet sana aittir. Mesela sen çocuğu omuzuna aldın. Gel hemen söyleyeceğim. Çocuğunu aldın omuzuna. Çocuk elini şöyle gösterse daha tamam diyorsun götürüyorsun mesela. İndir diyor indiriyorsun. Yani çocuğun isteği hatta mesela Sana su vereyim mi? Şöyle yapıyor, mesela azıcık bir şey gösteriyor, sen yapıyorsun mesela. Yani onun o hareketi ne sen bakıyorsun? Onu esas alıyor mesela. Cenabı Hak da bizim fiillerimizi yaratacağı zaman bizim o biz hangisine karar kılmışsak, hangisini istemişsek Cenabı Hak onu yaratıyor. Yani manen der: "Ey abdim, ihtiyarınla hangi yol istersen seni o yolda götürürüm, götürürüm. Öyleyse mesuliyet sana aittir. Teşbih de hata olmasın. Sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp nereyi istersen seni oraya götüreceğim desen o çocuk yüksek bir dağı istedi. götürdün yahut düştü. Çocuk düştü, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette sen istedin diyerek hitap edip üstünde tokat vuracaksın. İşte Cenabı Hak ahkimül hakimin nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı adi yapıp irade-i külliyesi ona nazar eder. O zaman biz ne yapacağız? Elhazal ey insan, senin elinde gayet zayıf fakat seyyâhatlı ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-i ihtiyari namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki silsile-i hasenatın bir meyvesi olan cennet-i el-yetisin. Ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye el-uzansın. Evet, o iradenin bir eline duayı ver ki silsile-i hasenatın bir meyvesi olan cennet el yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyye el uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki burun eli seyyâttan kısalsın ve o şecere-i mel'unenin bir meyvesi olan zakkum-u cehenneme yetişmesin. Demek dua ve tevekkül melan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi istiğfar ve tövbe dahi melan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar. Mesela şöyle Öyle desek şimdi mesela tercih anında mesela namaz kılmak kılmamak mesela şimdi cüzi ra'de tercih edecek. Normalde bunlar eşittir. Ama hayır olan el kısa oluyor. Şer olana daha kolay oluyor mesela. Değil mi mesela? Yani kılma kılmayı tercih etmek daha zor oluyor. Kılmamayı Peki biz ama biz yani kılmak zor bile olsa insan kılacağım derse kılabiliyor. Onun zorluğu, kolaylığı iradeyi bağlamıyor. Ama bir baskı oluşturuyor. İşte o baskıyı azaltmak için ne yapmak lazım? O namaza karşı meyilimizi arttırmak lazım. Yani o o seçeneğin bizim ailemizdeki kıymetini, değerini, ona olan iştiyakımızı arttırmamız lazım. O ne ile oluyor? Dua ile oluyor. Dua derken yani fiili dua. Kalbi dua. Çalışmak, rızkını okumak, tefekkür etmek, maneviyatı anlamaya çalışmak mesela bir duadır. Maneviyatı anladıkça, Cenabı Hak'ı tanıdıkça, onun rızasının kıymetini idrak ettikçe hayrı olan meyillerimiz kuvvetleniyor. Şerre ve günahları olan meyilimizi zayıflatmanın da şeyi istirfa ve tövbedir. Burada söylüyor mesela onun yanlış olduğunu, eee, eksik olduğunu, noksan olduğunu, hatalı olduğunu, işte Cenabı Hak'ın rızasına bize Cenabı Hak'ın rızasına zarar verir, bize zarar verir gibi yani o istiğfar ve tövbe ile de o şerre olan meller azaltılabilir, kırılabilir, kesilebilir. O zaman insanın iradesini daha eee kolay bir şekilde hep sağ tarafta kullanabilir yani. Onun da formülünü burada söylüyor. Demek dua ve tevekkül meydan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi istiğfar ve tövbe dahi meydan-ı şerri keser tecavüzatını kırar. Evet, burada bitirelim. Yani böyle bir bir defa okumuş olduk. Ondan sonra böyle akla gelen sualler varsa bu ders esnasında veya sonra bana mesaj atarsanız WhatsApp'tan ileriki derslerde o noktalarda yani çok detay var. Bu kadar detaya giremiyoruz kısa bir sürede. Ama böyle aklınıza gelen sualler varsa bana WhatsApp'tan yazın. Önümüzdeki derslerde onların üzerine de duralım inşallah. Evet, haftaya çarşambaya görüşürüz inşallah. Allah rızası için El Fatiha.

3112.ders 26.söz-2.mebhas-6.sı-meyelan-Cüz'-i ihtiyarînin üss-ül esası olan meyelan — Nur Risale Dersleri