3113.ders 16.söz-02.ders-umumî şuunata mâlik bir küllî hükmüne geçer
Ders metni
Bir tek zat muhtelif meraya vasıtasıyla külliyet kesbeder. Bir tek zat muhtelif meraya vasıtasıyla külliyet kesbeder. Ne demek şimdi bu? Bir tek zat muhtelif meraya vasıtasıyla meraya aynalar demek. Bir tek zat muhtelif Meraya vasıtasıyla külliyet kespedir. Mesela sen bir tanesin. Bu salonun etrafına 100 ton ayna koysak 100 tane sayı da olur. Değil mi? Yani bir tane 100 tane olur. Veya mesela güneşe karşı aynalar tutsa 100 tane ayna koysak 100 tane güneş olur aynaların içinde. Yani bir tek zat muhterif meraya vasıtasıyla ve telefonu konferans Fransız yapsan, 10 telefona bağlansam, 10 telefonda sesin olur mesela. O da bir aynadır. Değil mi? Adam mesela radyo yayını yapıyor. Binlerce radyoda sesi geliyor mesela. Radyoda bir aynadır. Yani böyle bir tek zat muhtelif meraya vasıtasıyla, muhtelif aynalar vasıtasıyla külliyet kesfeder. Cüzi hakime hakiki iken umumi şuunata malik bir külli hükmüne geçer. Cüzi hakiki iken yani bir tane cüzi bir şahısken yani hakiki iken umumi şuunata malik bir külli hükmüne geçer. Umumi şuunata malik sahip bir külli hükmüne geçer. Mesela şems bir cüzi müşahhas iken eşya-i şeffafe vasıtasıyla öyle bir külli hükmüne geçer ki ruhi zemini timsalleriyle akisleriyle dolduruyor. Mesela şems güneş bir cüzi müşahhas iken yani orada bir tane bir varlık yani sonuçta. Cüzi şaka sığan. Eşya-i şefafe vasıtasıyla. Şeffaf eşyalar. Mesela deniz damlacıkları mesela şeffaf eşyadır. Su kabarcıkları şeffaftır yani. Eşya-i şefafe vasıtasıyla aynaların mesela o cam kısmı şeffaftır. Işığı geçirgen ya. Eşya-i şefafe vasıtasıyla öyle bir külli hükmüne geçer ki Ruy zemini timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor. Ruy zemini timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor. Mesela Ruy zeminde aynalar var diyelim. O aynalar üzerinde veya deniz üzerinde su su zerecikleri var ve kar yağmış, karın zerecikleri var. Timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor. Mesela ya yüzlerce cam kırıntısı var diyelim. Mesela yüzlerce akis, yüzlerce parıltı mesela. Bütün yeryüzünü aynayla kaplasan, yüzlerce, milyonlarca, trilyonlarca ayna kaplasan yeryüzüne, dünyanın şeyine, milyonlar, trilyonlarca güneş akisiyle, cilvesiyle hepsinde bulunur. Hatta katırat ve parlak zerrat adedince cilve leri bulunuyor. Hatta bunu daha düşürürsen çünkü mesela küçük bir damlada da güneş aksedebiliyor. Damlacıklar olarak düşünürsen katarakt ve parlak zerrat adedince cilveleri bulunuyor. Nesi bulunuyor? Cilveleri bulunuyor. Cilve ne? Yani orada işte parıltısı veya ışığı ısısı bulunuyor. Değil mi? İşte burada bulunuyor. Öbür tarafta da bulunuyor. Orada da bulunuyor. Orada da bulunuyor. Yani bir anda sadece bir tanesinde değil. Ne kadar olursa olsun hepsinde bulunuyor. Güneşin hararet ve ziyası ve ziyanın içinde olan yedi renkli elvan-ı seb'ası her birisi mukabilindeki eşyaya muhit am ve şamil oldukları halde Her bir şeffaf şey dahi güneşin timsali ile beraber harareti hem ziyayı hem elvan-ı seb'ayı göz bebeğinde saklıyor. Güneşin harareti ve ziyası. Güneşin harareti ne demek? Oradan bize sıcaklıkta geliyor, değil mi? Mesela şu anda yer bütün sıcaklıklar nereden geliyor? Güneşten geliyor. Işıklar nereden geliyor? Güneş zaten. Güneşin harareti ve ziyası ve ziyarın içinde olan yedi renkli elvanın sebası. Normalde mesela o Beyaz ışık geliyor güneşten. Onun için aslında yedi tane renk var. Mesela şu gökkuşağı kuşağında böyle yedi renk çıkıyor ya. Mesela şu prizma vardı eskiden okullar lisedeyken üçgen böyle cam gibi üçgen bir prizma şeyi. Mesela ışığı veriyorsun. Her ışığın renginin dalga boyu ayrı olduğu için öbür taraftan çıkarken böyle ayrı işaret çıkıyor değil mi? Yedi renk. Aslında o ışığın içerisine yedi renk Cenab-ı Hak derz etmiş. Yani beyaz ışık aslında yedi tane ışık. Hatta mesela bu şeylerin eşyanın renklenmesi de bazı işte şeye göre fizikteki şeye göre mesela diyelim ki sen bir çiçeği sarı görüyorsan o güneşin ışığındaki altı rengi emiyor. Sarıyı yansıtıyor. Sen sarı görüyorsun. Öbür çiçek mesela mavi görünüyorsa Diğer başka altı ışığı emiyor, rengi mavi yansıtıyor. Yani hangi ışığı yansıtıyorsa bazen karışık olunca tonlar ortaya çıkıyor. Yani çiçeklerdeki, böceklerdeki, yeryüzündeki eşyamızın renkleri de yine güneşten geliyor. Yani adet Allah'ın fizik kanunları olarak yani. Mesela biz gece niye her şeyi siyah görüyoruz? Güneş ışığı yok çünkü yani. Acık olmadığı için hiçbir ışık gelmiyor. Dolayısıyla hiçbir şey gelmediği için karanlık görüyoruz. Şeffaf şeylerde hepsi de yedi renkte geldiği için onu beyaz görüyoruz. Neyse yani üstat bunu söylüyor zaten. Üstat hani bir şeye göre diyor. Renklerin tevellüdü bu şekildedir diye izahı var ya. Güneşin harareti ve ziyası ve ziyarın içinde olan yedi renkli elvan sebası her birisi mukabilindeki eşyaya muhit am ve şamil oldukları halde. Her birisi mukabilindeki eşyaya muhit am ve şamil oldukları halde. Her bir şeffaf şey dahi güneşin timsali ile beraber harareti hem ziyayı hem elvan-ı seb'ayı göz böğünde saklıyor. Güneşin harareti ve ziyası ve ziyanın içinde olan olan yedi renkli elvanı sebası, her birisi mukabilindeki eşyaya muhit, av ve şamil oldukları halde. Yani güneşten gelince ne kadar karşısında eşya varsa hepsini de güneşin ışığı kaplıyor yani. Sadece belli bir yere değil. Bütün o karşısında ne varsa muhit, av ve şamil oldukları halde nem arttı mı? Biraz takvim yazmış Eee, her bir şeffaf şey dahi güneşin timsaliyle beraber harareti hem ziyayı hem elvan-ı seb'ayı göz bebeğinde saklıyor. Eğer bir şeffaf şey dahi güneşin timsaliyle beraber yani mesela içerisinde güneşi de görecek görüyorsun. Yani güneşin o şeklini de görüyorsun yani. Timsaliyle beraber harareti hem ziyayı hem elvan-ı seb'ayı yani yedi rengi göz bebeğinde saklıyor. Mesela bakıyorsun terbişefaf şeye orada güneşin timsali var. Yani aksi misali var. Eee sonra neyi var? Harareti var. O su olsa kaynayacak belki yani. Mesela zaten genizler buharlaşmıyor mu yazın? Demek hareketi var. Hem ziyası var, parlıyor işte oradan ışık yansıması bak ziyası. Elvan Seba'yı göz bebeğine saplıyor. Yani onda var, öbüründe de var. Öbüründe de var. Aynı anda milyonlarca şeffaf zerrede ısısı, ışığı, gedi rengi bulunuyor cilve aksi. Ve safi kalbini ona bir taht yapıyor. Yani burada bu biraz işi kalbe döndürdü de. Burada bir hikmet olabilir mi? Safi kalbini ona bir taht taht yapıyor. Safi kalbini ona bir taht yapıyor. Taht nedir? Tahta oturursun değil mi? Mesela diğer verirsen he? Yo bu şeffaf zerre yani zerre içerisine giriyor yerleşiyor. O dedi ya demin Yusuf abi göz bebeğinden giriyor diye. Mesela göz bebeğinin mesela güneşe baksan, mesela göz bebeğinde güneşi görüyorsun ya. Yerleşiyor yani. Mesela ayna veya denizdeki o şeffaf katreler var ya sular. Yani içerisine o ta safi kalbi olan bir taht yapıyor. Yani o güneş ne yapıyor? Onun içerisine yerleşiyor. Değil mi? Çevre mesela o aksi misalini görüyorsunuz. Tabii bu aslında Yani şey şeye çeviriyor. Yani manevi olarak düşündüğümüz zaman da biz kalbimiz işte bu hakikatleri anladığımız zaman Cenabı Hak'ın marifetini kazandığımız zaman Cenabı Hak'ın hakikatını idrak ettiğimiz zaman kalbimize yerleşecek. Deniz Tabii. Alt derece. Tabii. Yani burada artık idrak noktasındasın. Ve taht yapma da sen dedin yönetme noktasındasın. Artı Kalbimiz onun yönetimine gelecek. Tahta ona verilmiş çünkü. Mesela tahta kim oturuyorsa o memleketi o yönetir değil mi? Tahta. Sen kalbinin tahtını kim oturtturursa o burada da işte Cenabı Hak'ın marifetini kazandıkça Cenabı Hak'la aramızda ondan sonra bir eee marifet nuru inşaf ettikçe Allah bizim içimize girmiş olur. olacak. Yani Allah içimizde zaten her şey olarak tecellisiyle içimizde de kalp aynasında marifete tecelli edecek, muhabbete tecelli edecek. Güzel olmuş değil mi bu ifade? Safi kalbini ona bir taht yapıyor. Bir manası var. Yani o perdelerden geçip herkes doğrudan doğruya Cenabı Hakk'a bakabilmesi lazım. Değil mi? Mesela mürşiddi, alimdi vesaireydi. Bunlar Cenab-ı Hak'ın maliketine aile olması lazım. Aynı olması gerekiyor. Ama mas şey olursa arada böyle perde olur, kapalı perde olursa o zaman Cenab-ı Hak'ın doğrularına perde çeker. Neyse safi kalbin ona bir taht yapıyor. Demek şems vahidi haysiyetiyle, ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi, ehadiyet cihetiyle her bir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber bir nevi cilve-i zatıyla bulunur. Demek şems vahidiyet haysiyetiyle. Vahidiyet haysiyeti ne demek? Şimdi ehadiyet Her, eee, bir noktada Cenab-ı Hak'ın tecelli etmesi, vahidiyet tamamında tecelli etmesi demek. Yani mesela ehadiyet Allah'ın birliği, vahidiyet de birliği, ferdiyet de birliği. Allah'ın birliği derken Allah her bir, eee, noktada bütün isim ve sıfatlara tecelli ediyor olması ehadiyet, bütün varlığın tamamında kaplayacak şekilde tecelli ediyor olmasına vahidiyet deniyor. Vahidiyet ve ehadiyetin birleşmesine de ferdiyet deniyor. Mesela ferdiyet dediği zaman içerisi ehadiyet ve vahidiyet ismiyle beraber oluyor. Çünkü bak kainatı yaratabilmek için ehadiyet yeterli mi? Şey gerekli mi? Ehadiyet gerekli yeterli mi? Değil vahidiyet de lazım. Mesela kainatı yaratabilmek için vahidiyet gerekli mi? Gerekli yeterli mi? Yeterli gerekli mi? Şey gerekli Gerekli mi, gerekli? Yeterli mi? Değil. Ehadiyet de lazım. Onun için mesela bu kainatın yaratıcısının hem vahit hem ehad olması gerekiyor. Yani hem kainatın tamamına hakim olması gerekiyor. Hem her bir şeyini tek tek yönetiyor olması lazım. Hem vahit hem ehad olması gerekiyor. Fevdan yettiğin zaman ikisini beraber ifade etmiş oluyorsun. Anladın mı Murat? Bir He? Bir çiçeği hap eden bir bahar Tabii. Mesela baharı halk edemeyen, vahidi olmayan, bir şeyi halk edemez. Ehad bulunuyor. Bak bir şey yaratabilmek için ehad olmak gerekiyor. Doğru. Ama bir çiçek baharla beraber geldiği için baharı getirebilmesi vahidiyet oluyor. Değil mi? Mesela bir insan kulağını yaratmak diyelim ki ehadiyet. Bütün tamamını yaratmak vahidiyet. Sen bir kulağı yaratmakla kulağı yaratabilir misin? Bu kulağa damar, kan gelecek, eküjen gelecek, bilmem ne gelecek. O zaman kalbi de yaratması lazım, ciğeri de yaratması lazım, sinir sistemini de yaratması lazım. Bütün vücudu yaratan oraya kulak tak takabilir. Vahit olacak, ehad olacak. Yani bu çok önemli bir şey. Ama şimdi burada vahidiyetin azeri veriyor. Bütün her şey ışını verdiği için vahidiyet. Biz desek Allah'ın kudreti bütün kainatı kaplamış desek vahidiyet. Ama her bir atom ayrı dönüyor. O zaman ehadiyet de lazım. Vahidiyet haysiyetiyle ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi. Bak güneşte Allah güneşe yaratmış ki vahiydir, ehadiyet var güneşte. Ama tabii böyle kusursuz değil. Ve tam böyle mükemmel değil ama eee ama belli bir derece vahiydir, ehadiyet şeyine sahip. Bak, ışığıyla bütün dünyayı kaplıyor. Vahidiyet ama her bir çiçeğe ayrı bir nurunu da veriyor. Ehadiyet de var. Vahidiyet haysiyetiyle ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi Allah'ın kudreti de bütün âlem-i şehadeti kaplıyor. Sonra yedi kat sevâd-ı kaplıyor. Sonra kürsü kaplıyor, arşı kaplıyor, arşı âzam, cennet. Yani bütün yaratılan âlem sadece bu âlem-i şehadetten ibaret değil. Yaratılan âlem dediği zaman buna cennet de giriyor. Arş'da giriyor, arş-âzım'da giriyor, yedi kat sevâd-ı da giriyor. Gayrullah. Allah'tan başka Her şey mahlukattır yani. Dolayısıyla Allah'ın kudreti burada tecelli ederken şimdi cennete de tecelli ediyor. Şu an cennet var mı? Var. Yaratılmış mı? Yaratılmış. Saraylarımız hazır mı? Hazır. Kim bekliyor? Sadece orada sekenelerini, sakilerini bekliyor. Her şey hazır. Cehennem hazır mı? Hazır. Neyi bekliyor? Yanacakları bekliyor. Yani. Çünkü bunların hepsi yaratılmış olduğu için bunların hepsi kudretin tecelligahıdır yani. Demek şems vahidiyet haysiyetiyle ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi ehadiyet cihetiyle her bir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber bir nevi cilve-i zatıyla bulunur. Her bir şeyde güneş Çok vasıflarıyla beraber. Bir nevi cilve-i zatıyla bulunur. Burada ehadiyet olmuş oldu. Değil mi? Mesela şimdi aynayı aldın Osman abi, güneşe karşı tuttun. Isısıyla güneş burada tecelli ediyor. Bulunuyor mu? Işığıyla bulunuyor mu? Yedi rengiyle bulunuyor mu? Işığına. Mesela o aynı biraz mesela kırmızıya bakarsan kırmızı gözükecek. Bu sonra kırmızı rengini göreceksin mesela. Cilve-i zatı ile görünüyor mu? Görünüyor. E bir ayna aldın. Onda da aynı şekilde görünüyor. Yani ehadiyet cihetiyle her bir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber bir nevi cilve zatıyla bulunur. Madem temsilden temessül bahsine geçtik. Ne demek? Temsilden temessül bahsine geçtik. Şimdi Güneş temsili verdik. Ama güneş temsilini anlatırken baktık ki temessüle inkılap etti. Temessül mislimlenme demek. Yani güneşin küçük bir misli, misali oluştuğu için aynalar da. O güneşin mesela ışığı var, yedirengi var, ısrarı var. Cil zatı var. Aynada aynanın kabiliyetine göre de ısısı, ışığı, yedirengi gibi bak. Güneşin misli olmuş oldu. Ama küçük bir misli. Sonuçta misli Temsilden örnek verirken temessüle geçmiş olduk otomatik ile. Böyle değil mi bu cümle? Temsilden temessül bahsine geçtik. Temessülün çok envahından şu meseleye medar olacak üç nevine işaret ederiz. Temessülün çok envahından şu meseleye medar olacak üç nevine işaret ederiz. Temessülün çok envahi. Demek ki temessül, misillenmenin çok çeşitleri varmış. Şu meseleye medar olacak. Yani konuyla alakalı olan üç nevine. İşaret ederiz. Şimdi ne oldu Murat abi? Temsilden temessüle geçtik. Temessülün çok çeşitleri var. Biz sadece üç çeşidine bakacağız. O da konuyla alakalı olan kısmı. Birincisi kesif maddi şeylerin akisleridir. Kesif maddi şeylerin akisleridir. Kesif maddi. Mesela şu yastık Teslifi ve maddi bir şey. Değil mi? Sen bunu bir aynanın karşısına gezsen, aynaya karşı tutsan yastığı. Aynanın içerisinde bir yastık görür müsün? Görürsün değil mi? Yastığın bir mislini görürsün. O da yastıktır sonuçta ama yastıkla bir alakası yok yani. Ama sonuçta bir misli ama sadece görüntüsü aksıyor. Onun dışında Yastığın camın kalınlığı zaten 1 milim yani. Tabii. Kesif madde olduğu için sadece görünür. Zaten bak yastığın alanı 10 cm, 20 cm. Cam kaç cm? Nasıl olacak zaten içinde? Yani olmaz. Kesif maddi şeylerin akisleridir. O akisler hem gaydır, ayın değil. Gaydır. Yani bu yastık aynadaki yastık Tamamen gayrıdır, başkadır yani. Aynı değil. Aynısı değil. Hem mevaktır, ölüdür. Mesela diyelim ki bu aslan olsaydı mesela. Mesela bu aslan canlıdır ama aynadaki aslan ölüdür. Bu aslan ısırır, o aynadaki aslan ısırır mı? Mesela bu aslanı ekmek su vermeyen lazım. Hayatlar ya. Oksijen vermen lazım. Ona oksijen vermen gerekmiyor mu? Bak. Canlı değil. Ölüdür. Hüviyet-i Suriyesinden başka hiçbir hasiyeye malik değil. Hüviyet-i Suriyesinden başka hiçbir hasiyeye malik değil. Hüviyet-i Suriye Ne demek? Görülüş. Hüviyet mesela eskiden hüviyet cüzdanı derlerdi değil mi? Hüviyet cüzdanı. Üye çüzdanda ne yazar? Ne soyadı ne? Anasının adı ne? Babasının adı ne? Nerede doğmuş? Kaç tarihinde doğmuş? Dini ne? Ya bu insanın kaç tane özelliğini ifade ediyor bu? Kuyu, suyu, akareketleri, cibilliyeti falan yazmıyor ya. He uyruğu yazıyor teziye ettiği. Yani sen orada mesela adı soyadı adamı tanıyabilir misin? Nasıl bir adam olduğunu? Aslında yani bunlar sadece Buna hüviyet deniyor. Yani o kişiyi böyle asgariden kim olduğunu, ne olduğunu böyle belirlemek için. Yoksa bir insana sen tarif edemiyorsun. Yüzlerce, binlerce adamın huyu suyu var yani mesela. Yani hüviyet demek böyle temel dış en zahir özellik demek değil mi? Hüviyet. Hüviyet-i Suriyesinden başka. Yani o aslanın mesela boyu kaç bacağı var, bilmem ne var mesela görüntü resmi. Hüviyet-i Suriyesinden başka hiçbir hassiyete malik değil. Hasan'ın kalbi var. Onun kalbi var mı? Yok mesela. Yani sadece huviyet-i Suriye. Ne demek huviyet-i Suriye? Suriye yani zahir, görüntü özelliğinden başka hiçbir hassiyete malik değilsin. Mesela sen aynalar mahzenine girsen Aynalar mahzenine girsen ne demek? Mesela bu duvarın salonun etrafını böyle insanın eni kaç? 50 cm boyunda 2 m yüksekliğinde böyle yan yana kaç ayna alır burası? 100 ayna alır mı? Mesela 100 tane ayna döşesek şöyle. Mesela sen aynalar mahzenine girsen bir sait binler sait olur. Hangi aynaya baksan kendini görürsün değil mi? Fakat Hayat yalnız sensin. Ötekiler ölüdürler. Bak nefes alıp veren sensin. Canlı sensin. Ötekiler nedir? Ölüdürler. Hayat hastaları onlarda yoktur. Yani bu ölü canlı buna niye değiniyor? Yani o kadar nazara veriyor. Yani iş yapabilme özelliği noktasında mesela daha birinci Öğrenim yani 1. sınıf daha iş yapabilme şeyi yok. Sadece görüntüsü gözüküyor. Yani diğerleri de biraz o tasarruf işi işin içine girecek yani. Bence ondan. Çünkü bizim Cenabı Hak'ın mesela binler yerlerde bulunup binler işi yapabilmesi noktasından bakacağız ya oraya. Oradan baktırıyor yani. İkincisi Osman abi şekerledin yeter. Maddi nura Akisleridir. İkinci ikinci şey maddi nuraninin akisleridir. Maddi nurani. Ne demek? Maddi nurani. Mesela ışık maddi mi? Evet. Nurani mi? Işık maddi nuranidir. Yani yarı nurani yarı maddi. Işık tam nurani değildir. Mesela şu ışık. Ruh nurani midir? Ruh nuranidir. Bak mesela bu ışın içimize giremiyor. Ama ruh içimize dolaşıyor bak. Mesela madde ışığın şeyine engel oluyor. Ama mesela diyelim ki ruhun nuraniyetine karşı madde engel olmuyor. Mesela o içimizde değil mi? Bak içimiz eee et, kemik dolu. Ne oluyor mesela? Madde ruha engel olmuyor. Oluyor mu? Olmuyor. Niye? O çünkü madde değil. Yani madde madde engeli olur. Mesela bu kanada madde. Benim elimde madde. Bak madde madde engelişine engel oluyor. Değil mi? Mesela şu cam madde mi? Madde. Benim parmağım madde. Geçirebiliyor musun öbür tarafa? Geçire. O ışığı tuttuğun zaman Işık geçiyor. Öbür taraftan çıkıyor değil mi ışık? Benim parmağım geçmiyor. Ama ışık şuna vursan bunu geçemiyor. Demek ki ışıkın nuraniyeti yarım nurani yani. Bazı yerlerden geçebiliyor, bazı yerlerden geçmiyor. Ama melekler mesela buradan da geçiyor. Oradan da geçiyor. Cinler, minderler mesela yerin altında geziyorlar mesela. Yani onun madde engelli olmuyor. Yani nuranilik arttıkça madde kayır koyamıyor. Bir de Birincisi kesiftir. Birincisi kesif. Kesiftir. Pardon. Maddi Bu eee nurani ama ışık gibi nurani. Ama o da ondan hafi almayacaksın yani. O da bayağı bir eee özel şey oluyor. Maddi nurani'nin akisleridir. Şu akis ayn değil fakat gayır da değil. Mesela mum yaktım. Mumun alev kısmı. Aynaya karşı tuttum. Mumun alttaki mum kısmını demiyorum yani. Alev kısmını mesela aynadaki görüntüsüne baktığın zaman Bu alev mi? Işık saçıyor mu abi bu? Saçıyor. Aynadaki alev görüntüsüne ışık saçıyor mu? Saçıyor. Saçıyor bak. Sıfata benziyor. Ama bu bunun mahiyeti ile onun mahiyeti aynı mı? Değil. Demek ki bazı özellikleri yani eksel asiyetlerine tamamına değil de bazı özelliklerine kapsayan geçişe oluyor yani. Tabii. Mesela giriyor oradan da geliyor, oradan da geliyor. Mesela bu şekilde oradaki veriyor. Şu akiz ay ayın değil bak ayın değil. Yani bunun bunun üzerindeki alev ile aynı değil. Gayrı da değil. Tamamen de alakasız değil. Mahiyeti tutmuyor. Değil mi? Mesela o mesela şöyle elinle falan oynayabiliyorsun. Değil mi? Mahiyeti var yani bir havada bir acım kaplıyor en azından. Ama aynadaki acım kaplamıyor. Bir şey etmiyor. Bak mahiyeti tutmuyor. Fakat o nuraninin ekser hasiyetlerine maliktir. Aynı şeyi söylüyorum. Tam değil ama. Ekser. Fizikle aynı işte söylüyor ya. Tabii. Yani yakın doğrultuda yani. Işık saçma noktasında aynı olabilir. Mesela hararet noktasında da belki olabilir. Hararet de olur mu? Hararet? Hararet olmayabilir. Yok hararet ya hararet olmaz çünkü hararet olursa enerji enerji meselesi sıkıntıya girer. O zaman doğru abi. Tabii. Ekser dedik herhâlde ışın sistemi doğru ama diğer Çok hararet olsa o zaman sen bir mumla bir ev ısıtman lazım yani. O da olmaz yani. Allah'ın enerji kanunu Tabii ışıkta şey yok. Gerçi ışıkta da enerji var ama. Işık yani şeyi yok. Maddi bir varlık değil ışık. Maheti tutmuyor. Fakat o nur halinin eksi asiyetlerine maliktir. Onun gibi hay sayılıyor. Onun gibi hay sayılıyor. El kadar sayılıyor. Mesela diyelim ki bu sinir söndürdü şeyi. Bundan ışık yaymaya yaymadığı zaman o da ışık yaymayacak mesela. Ölmüş oluyor. Işık yayıyor ya hayatlar sayılıyor. Ama onun alakasını kessen yok oluyor. O ışı da gidiyor, kendi de gidiyor. Onun gibi hay sayılıyor. Mesela Şems dünyaya girdi. Her bir aynede aksini gösterdi. Şems dünyaya girdi. Her bir aynede aksini gösterdi. O ayislerin her birinde güneşin hastalığı hükmünde olan ziya ve ziyadedeki elvan-ı ser'a bulunuyor. Elvan-ı Seba'yı mesela karpuzu yerdin ya Osman abi. O kırmızı mesela yine ışıktan yani. Dışındaki yeşil de ışıktan elvan-ı Sebak. Ama can hafta o milyon ton yapıyor o da milyon milyar ton yapıyor ya. O da ayrı bir şey. O kisilerin her birinde güneşin hastalığı hükmünde olan ziya ve ziyâdaki elvan-ı sevâa bulunuyor. Akislerin her birinde güneşin hassalar hükmünde olan ziya ve ziyâdaki elvan-ı sebeb bulunuyor. Mesela şimdi aynayı tuttun ya Osman abi şimdi. Aynada güneşin aksi misalini gördün ya. Yani güneşin o yuvarlak şeyini gördün. Oradan ışık saçıyor mu? Saçıyor. Isı veriyor mu? Veriyor. Yedirek de veriyor mu? Veriyor. Gökteki güneş de ışık veriyor mu? Isı veriyor mu? Yedirek veriyor mu? Veriyor. Bak her bir ayna küçük bir güneş hükmüne geçti. Ayna ne kadar şeffaf, temiz olursa güneş o kadar parlak kalıyor. Güneşin hastalığı hükmünde olan ziya ziyadaki elvan-ı seba bulunuyor. Müthiş örnekler ya. O güzel. Eğer farazat Şimdi burası işin şey kısmı artık. Eğer faraza güneş zişür olsaydı güneş zişuur olsaydı ne demek? Bak faraza diyor. Güneşin şuuru var mı? Yok olsaydı yani güneş böyle bizim gibi böyle ne yaptığının farkında olsaydı yani. Mesela ben bir güneşim. Allah bana güneş olarak yaratmış. İşte bunlar benim ışığım, ısığım bilmem ne. dünyaya ondan sonra gönderiyorum ışıklarımı falan. Oradaki işte insanları, şunları, bunları böyle bu şekilde. Yani böyle düşünecek şuur varlığın olsaydı güneş. Olamaz mıydı? İstese olur. Çünkü şuur Allah yaratmış yani. Güneş de şuur yaratabilirdi. Güneş zihni şuur olsaydı harareti aynı kudreti ziyası aynı ilmi elvan-ı seb'ası sıfat-ı sebası olsa idi. Harareti aynı kudreti. Ne demek? Murat, harareti aynı kudreti. Siyasi aynı ilmi. Elvan-ı sebası sıfat-ı sebası olsaydı. Harareti aynı kudreti. Şimdi harareti gönderiyor ya. Orada bu harareti Geliyor. O kudret olsaydı, kudret sıfatı olsaydı. Sonuçta yani harret de yine bir bir kuvvete benziyor değil mi? Yani mesela tesir noktasında mesela suyu kaynatıyor. Ne bileyim adam başına mesela kafa başı açı gel bakayım güneşin altında kafan kaynıyor yani mesela. Bir derece uzak olsaydı tabii olsa yakın olsaydı. O şey onu da söyleyeyim de fizik olarak yani bu şeyler güneşin dünyanın eğikliği ile alakalı Evet. Mesela şimdi güneş burada dünya burada ya Mesela dünya böyle düz olmuş olsaydı, mesela ışık 90° gelecekti. Pişirecekti mesela. Ondan sonra mesela şu üst taraf ve alt tarafa tehet geçecekti hicabında. Ama şöyle eğik olunca eğik olunca ne oluyor? 6 ay gündüz 6 ay gece oluyor değil mi? Mesela arka tarafı alt dünyanın altının arka tarafı gece oluyor. Mesun oluyor. Ve eee Mesela orada buzul var mesela. Niye buzul var mesela? Ekvator'da buzul buzul yok. Güneşin ışığı oralar dik gelmiyor. Dik gelmediği için ısı az geliyor oralar. Allah'ın izniyle. Yani o sıcaklık, soğukluk, güneşin dünya ile arası uzaklık, yakınlık değil de dünyanın dünyaya gelen güneş ışınlarının dik gelmesi ile veya eğik gelmesi ile alakalı. Ekvator'a dik geliyor. Akpeder sıcak. Mesela niye öğlen çok sıcak oluyor? Güneş tam tepede oluyor. Direkt uçuşup dik geliyor. Mesela sabah ve akşam yandan geldiği için serin oluyor mesela akşam sabah. Yani biraz onunla alakalı hani önemli değil de malumat olarak böyle yani. Şimdi harreti aynı kudreti ziyası aynı ilmi elvan-ı sebası, sıfat-ı sebası olsaydı Parlet kudretle eşleştirdi. Ziyayı ilimle eşleştirdi. Elvan-ı sevası sıfat-ı sevası olsaydı. Yedi sıfat var ya Allah'ın yedi sıfatı. O yedi renk yerine o yedi sıfatı verseydi. O vakit o tek ve ikta bir güneş her bir aine bir anda her bir ainede bulunur. Her birisine kendine bir arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Evet, burası önemli bir nokta işte. O zaman mesela güneş ne yapacak? Her bir yerde yani kudretli ilmiyle de iş yapabilecek. Bilinçli bir şekilde yapabilecek yani o tarafa doğru şey oldu. Değil mi? Her bir şeyde ilmiyle kudretiyle iş yapabilecek duruma gelmiş oluyor. Birbirine mani olmazdı. Her birimizde ailemiz vasıtasıyla görüşebilirdi. Biz ondan uzak iken o bize bizden daha yakın olurdu. Birbirimize mani olmazdı. Nasıl ısısı sılaşıyla her bir aynada bulunuyorken kuvveti ile kudreti ilmiyle de bulunacaktı. İbne mani olmazdı. Her birimiz de ailemiz vasıtasıyla görüşebilirdi. Konuşmak şeyi var ya. Mesela kelam sıfatı hani yedi renk yedi sıfatı olsa mesela kelam sıfatlı olacaktı. Her bir görüşecekti. Mesela şimdi Cenabı Hak mesela her bir kalbimiz bir telefon ya. Mesela Cenabı Hak'a dua ederken Allah bizle konuşuyor. Mesela ilham ediyor, şey yapıyor mesela. Bak 7 milyar insan var dünyada. 8 milyar insan var mesela. Yani herkes aynı anda dua etse Cenabı Hak hepsini de konuşabilir. Yani. Mesela güneş nasıl mesela milyarlarca ayna ile konuşabiliyorsa Cenabı Hak da demek ki o zaman aynı anda kalplerle konuşar. Her birimiz de ailemiz vasıtasıyla konuş görüşebilirdi. Ama mesela maddiyat noktasında böyle bir şey mümkün değil. Mesela ben seninle konuşurken seninle konuşamam yani. Sen beklemen lazım filan. Ama güneş olunca bekleme olmuyor işte. Herkes aynı anda konuşuyor. Nurani olduğu için. Cenabı Hak da işte bütün ümmetini bütün insanlar Bir anda görüyor, bir anda doğadan işitiyor ve cevap veriyor. Biz ondan uzakken o bize bizden daha yakın olurdu. Mesela o cam parçası mesela güneşi görmeye gitse 1 milyon sene yürümesi lazım ki bulabilsin yani. Ama güneş onun yanına da bulunabiliyor. Mesela şu anda Cenabı Hak bizim yanımızda hazır nazır. Ama biz onun yanına Gitmek için nerelerden geçmemiz lazım. Bırakayım mı yoksa devam edeyim mi biraz daha? Olan oldu zaten diyorsun. Üçüncüsü esas konumun şeyi burası. Nurani ruhların aksidir. Nurani ruhların aksidir. Bak şimdi kesif maddi kesif maddi nurani bu da nurani ruhların aksidir. Şu akiz hem haydır hem ayn dır. Hem haydır Mesela Celalü Aleyhisselam'ın Bir yerde aksettiği zaman aynısı aksediyor hem de canlı şekilde aksediyor. Hem haydır hem aynıdır. Fakat aynaların kabiliyeti nispetinde tezahür ettiğinde o ruhun mahiyeti nefsül emriyesini tamamen tutmuyor. Sadece aynanın kabiliyeti kadar oluyor. Mesela havada aksederse ayrı esir maddesini aksederse ayrı misalin aynalarını aksederse ayrı. Aynaların kabiliyeti nispetinde tezahür ettiğinden o ruhun mahiyeti nefsül emriyesini tamamen tutmuyor. O ruhun mahiyeti nefsül emriyesi. Mesela Cebrail Aleyhisselam'ın ve Azrail Aleyhisselam'ın veya Muhammed Aleyhissalatu Vesselam'ın mahiyeti mahiyeti nefsül emriyesi var. Yani kendi bizzat, kendi mahiyeti var. Ama aks eden kısımlarda Aynı aynısı olmayabiliyor. Aynanın kabiliyetine göre bazen zayıf olabiliyor ama yine de aks ediyor yani. Mesela Hazreti Cebrail Cebrail Aleyhisselam Dıhye suretinde huzur-u nebevide bulunduğu bir anda bunu biliyor musunuz olayın? İman, İslam, ihsan soruyor ya biz. O soruyor bir sahabe geliyor. Dıh ismi sahabe geliyor. Mescid-i Nebevi'de Meclis-i Nebevi'de işte soru soruyor. İman nedir, İslam nedir, İhsan nedir? Peygamberimiz cevap veriyor. Gittikten sonra bu kimdir diyor? Yok diyor. Bu Dhiye suretine girmiş. Hazreti Cebrail Aleyhisselam'dır diyor. Size ders verdirmek için diyor onun suretine girdi. Bak Cebrail Aleyhisselam Dhiye suretine giriyor. Bak Cebrail Eser'miş de mesela. Canlı, aktif Hazreti Cebrail Aleyhisselam Dıhye suretinde huzur nebevide bulunduğu bir anda huzur-u ilahide haşmetli kanatlarıyla arş-ı âzamın önünde secdeye gider. O anda orada bulunurken aynı anda da huzur-u ilahide arş-ı âzamın önünde haşmetli kanatlarıyla secdeye girer. Tabii. Evdal denen bir isim evliya da bir anda muhtelif yerlerde bulunuyormuş diyor. O da aynı bu isim. Bu sorunun kurucusu da atomlarda bunu keşfediyor. Atomlar hava zerresi ayna oluyor. Atomlar ikizi oluşuyor orada. Evet, ikiz atomlar diyelim. Daha arada yani yıllar yıldızlar arası mesafe olduğu halde bile öyle şeyler var. Fizik de yani böyle iyice enteresanlaşmaya başladı yani. Keşif normal şeyin. Çünkü mesela esir maddesi aynı oluyor diyor ya. Demek esir aynı madde sert bir var zaten yani. Hem o anda bak sadece iki değil bak. Hem o anda hesapsız yerlerde bulunur. Evamir-i ilahiyi tebliğ ederdi. İki yer değil. Has hesapsız yerlerde bulunur. Evamir-i ilahiyi tebliğ ederdi. Ne yaparlar? Tabii. Bak ne oldu? Hani biz şimdi Cenabı Hak'ı anlamaya çalışıyoruz ya. Misal arıyoruz ya mesela. Ya hiçbir zaman Cebrail Aleyhisselam Cenabı Hak'ın misali olamaz. Ama uzaktan baktırmaya bir numune olabilir. Yoksa Cenabı Hak Cebrail Aleyhisselam gibi olmaz. Çünkü o onu yaratan Cenabı Hak yani. Ama aklımıza yanaştırmak için güzel bir misal oluyor. Bir iş bir işe mani olmazdı. Mesela huzur-u ilahide bulunurken huzur-u nebevide bulunabiliyor. Mani olmuyor. Huzur-u nebevide bulunurken, huzur-u ilahide bulunurken pek çok yerlerde de bulunabiliyor. Bir birine mani olmazdı. İşte şu sırdandır ki mahiyet-i nur ve hüviyet-i nurani olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam. Dünyada bütün ümmetinin salavatlarını birden işitir ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Bak en son örneği de kimden verdi? Bak Cebrail Aleyhisselam'a misal verdi. Sonra direkt peygamberimize geçti değil mi? Bak mahiyet-i nur, hürriyet-i nurani olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam. İşte bunu okurken işte siz peygamberi ilahlaştın Ulan kardeşim. Yani neyi ilaçtırıyor? Allah böyle yaratmış yani işte. Yani bunu biz mi ilahi yani? Senin kendi ruhunun haberin yok. Senin ruhun Nurani. Sen de milatsın yani. Kalsın, şair cül insanlar yani. O da bizim gibi insandı diyor. Kardeşim, bizim gibi insandı kısmı doğru. Bize örnek olması için. Bizim gibi beşer suretini yaratmıştır. Bize örnek olsun diye. Ama mahiyeti farklı. Bak mahiyeti nur, hüviyeti nuraniye. Tabii bunların ne olduğunu iyice anlamak lazım yani. Mahiyet-i nur, hüviyet-i nuraniye olan mesela miras saatinde de geçiyor değil mi mesela? Miras saatinde geçiyor. O uruşta diyor latif cismi ruhuna arkadaş olmuş mu diyor? Yani oralarda bu vahit meselesini çıkart olabiliriz. Senin bir adımda zaten o şey Tabii. Yok mesela Miraçta çok hızlı gidiyor ya. Normalde mesela madde hızlı gidemez, yanar yani. İşte cismi de nurani olduğu için peygamberimizin ruha arkadaşlık yapıyor diyor. Yani şeyde bırak Mescid-i Aksa'da beden bırak. Bedeniyle, ruhuyla, cismiyle, gözüyle, kulağıyla her şey ile ona göre film hesaba göre ben demin ki kemikler gibi yalnız bir tüken olması lazım o hızda. Tabii tabii. Bunların üzerinde durmak lazım tabii şimdi bu kadar geçiştirmeyelim. Yani mahiyeti nur ne demek? Onu sen araştır tamam mı? Araştırabilir misin? Yani külliyattan. Külliyattan mahiyet. Neyse ödev vermeyeyim ödev vereyim. Ya ne dersin abi ya? Müeyyit nur Onu da sen araştır. Merak ettim biraz. O bir anı araştır derken yani araştırmak istiyorsan araştır yani öyle ödev vermeyeyim de. He? Günahtan İşte mahiyet diyor bak. Mahiyeti nur. Mesela şunun mahiyeti nur mu? Değil. Bunun mahiyeti nur mu? Değil. Bunun mahiyeti nur mu? Değil. Peygamberimizin mahiyeti nur. Ya ruhu zaten nur da. Cismi de nur yani. Nüvet özellikleri. Üstad Hazret. Yani belli başta zahiri iman. Fiziki özellikleri işte. Ama yani mesela işte üstadın talebeleri biz diyor mesela biliyoruz üstad Evde tek giyiyor. Ama sanki 40-50 yetişi toplantı yapıyormuş gibi sesler geliyor diyor mesela. Yani bütün asırların mebusları, şeyleri toplanıp istişare yapıyorlar mesela. Zaten söylüyor zaten hani. Tarih şahitleri vesaire mesela onlardan bahsediyor. Hoca eleştiriyor. Herkesin yaptığı şeyde sahnede yani kim kim hangi zamanda süreçten nerelerde bu şu şey yapıyor? İtiraf ediyor yani zaman da diyor. Kolay mı abi bu zamanı tek başına çık sen? Ondan sonra karşında ondan sonra bir sürü şeyler basmışlar kesmişler ondan sonra 28 sene soğukta, açta, bildiğin hastalıkta, iğneyle, zehirle vazgeçmeyin o her insanın kârı değil. 1931-32 yıllarında üstadı şeye gidiyorlar kazaya gidiyorlar abi. Onların bir risane verip boş da olucu bir yazı Kefere geliyor yani bir Kefere 3 dakika daha konuşuyor yere yürüdü de. Sper kovaltı izliyor onun konuya girme işinde. Şeyde dersten sonra Şu sıddan alır ki mahiyet-i nur ve hüviyet-i nurani olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam mesela Peygamberimiz arkasından geleni görüyormuş mesela. Veya mesela gölgesi yok. Mesela berabersin senin gölgen var ama Peygamberimizin gölgesi yok. Mesela yanına kim gelirse gelsin Peygamberimiz daha uzun gözüküyor. Tabii. Uzun birisi gelirse Peygamberimiz ondan uzun gözüküyor. Kısa gezse yine uzun gözüküyor. Yani öyle şeyler var ya peygamberimizle alakalı. Yani nuraniyet işte nuraniyetin bir takım izahları yani bu. Öyle. Mahiyet-i Nur ve hüviyet-i Nurani olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam dünyada bütün ümmetinin salavatlarını birden işitir. Dünyada bütün ümmetinin salavatlarını birden işitir. Ne demek? Mesela ben salavat getiriyorum. Sen salavat getiriyorsun. Bütün meseleleri getiriyor. Hepsini aynı anda işitiyor. Dünyada bütün ümmet salavatlarına birden eşitir. Ve kıyamette bütün Asfiya ile bir anda görüşür. Mesela kıyamette veya kıyametten sonraki Haşir meydanında mı diyelim artık? Kıyamette bütün Asfiya ile bir anda görüşür. Bir insan normalde birkaç kişi ile görüşebilir. Yani bütün Asfiya milyonlar demek yani. Şu an için de Hem Müslüman çok da asfiya yani ilim sahibi demek. Yani böyle nur talebi yani böyle iman takiki akıl yoluyla yani asfi zaten bir evliya var, bir asfiya var. Kalbi nurlananlara evliya deniyor. Aklı nurlananlara asfiya deniyor. Hem kalbi hem aklı nurlananlara da nur talebesi deniyor. Nur talebesi hem asfiya'dır hem evliya'dır. Nur talebesi. Kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Bir ve de mani Olmaz. Hatta evliyadan ziyade nuraniyet kesmeden ve ebdal denilen bir kısmı. Ebdal kelimesini bile bozmuşlar değil mi? Ziyade nurani evliyadan bak evliya var. Evliyalar var şimdi Osman abi. İçerisinde ziyade nuraniyet kesmeden. Evliyanın içerisinde Ziyade nuraniyet kesmeden. Onların artık üstatları veya ne bileyim önde çıkanları yani ziyade nuraniyet kesmeden, ziyade nuraniyet kesmeden ve ebdal denilen bir kısmı. Bir anda birçok yerlerde müşahade ediliyormuş. Mesela Somuncu Baba'yı anlatıyorum değil mi? Anlattım mesela geçerim. Mesela Bursa'da mı ne bir evde camide mesela işte birisi diyor ki ben işte ekmek var Bu verdi. Kapıda şuradan çıktım. Bana da şu kapıdan çıktım. Bana da oradan önerdi. Öbür de ben de şu kapıdan çıktım. Bütün kapılarda durmuş ekmek vermiş çıkanlara mesela. Ve bir anda 4-5 yerde bulunmuş. Ekmek vermiş. Herkes "Somuncu babadan aldım." diyor. Yani bir anda birçok yerlerde müşahade ediliyormuş. Ve üstadın işte hapishanedeyken Akça Camisi'nde olması gibi böyle artık bir sürü örnekler yani. Aynı zat ayrı ayrı çok işleri görüyormuş. Aynı zat ayrı ayrı çok işleri görüyormuş. Bunlar tabii artık üstat bunları söylüyor. Hani biz bunları belki müşahade etmedik ama artık bunları yani biz bilmesek bile bütün mazi bunlardan haberdardır yani. Aynı zat ayrı ayrı çok işleri görüyormuş. Evet nasıl cismani Cam ve su gibi şeyler aynı olur. Bak burası çok çok önemli. Cismaniyata yani cisim cam ve su gibi şeyler aynı olur. Mesela suya bakıyorsun kendini görüyorsun değil mi? Mesela su aynı oluyor. Veya ayna cam mesela o da aynı oluyor. Bak cismani şeylere cam ve sulbü şeylere aynı olur. Öyle de ruhaniyata dahi ruhaniyata dahi hava ve esir ve âlem-i misâl-in bazı mevcudatı, hava, esir, âlem-i misâl-in bazı mevcudatı, âine hükmünde ve berh ve hayal süratinde bir vazite-i seyri seyahat suretine geçerler. Mesela Azrail Aleyhisselam mesela bir yandan işte bu lakab z ediyor. Bir saniye sonra bir de o dünyanın başka yerinde. Doğru işte o aynalar oradaki esir maddesi hava ayna veya ne bileyim Aleyhisselam. O anda oraya bir anda aksediyor. Evet. Bir anda Taht-ı Belkıs Taht-ı Belkıs'la beraber Yemen'den Şam'a getiriyor değil mi? O ruhaniler hayal süratiyle o meraya-i nazifede o menazir-i latifede gezerler. Müthiş ya. O ruhaniler hayal süratiyle Ya mesela şimdi bu buraya misal olur mu bilmem. Mesela şu cep telefonu dalgaları Televizyon dalgaları, uydu şeyleri de mesela havada gezmiyor bu. Değil mi mesela? Buradan oraya Amerika'ya gidiyor, Amerika'dan bilmem nereye gidiyor, karşı görüşürken filan mesela. O hava sayfasını da aksederek gidiyor. Değil mi? Burada aynı aynı. O ruhaniler hayal suretiyle mesela benim görüntüm gidiyor. Onun görüntüsü geliyor kardeşimin mesela. Ne bileyim yani benzerleri var. Müşahade ediyoruz yani. O mera-i nazifede, o menazil-i latifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler. Şimdi burada örnek verdi. Cebrail Aleyhisselam, Peygamber Efendimiz Ebdal denen bir kısım evliya üç mü? Başka? Üç tane misal verdi. Değil mi? Başka verdi mi? Tamam, şu üç tane. Şimdi artık yani bu misallerden şeye geçeceğiz. Mevzuya geçeceğiz. Madem güneş gibi aciz ve müstakkar mahluklar, e ruhani gibi madde ile mukayyet ne nurani masnular? Nuraniyet sırrıyla yani nuraniyet sırrı var. Nuran oldukları için yani. Bir yerdeyken pek çok yerlerde bulunabilirler. Mukayyet bir cüzi iken güneşin yeri belli, yurdu belli. Mukayyet bir cüzi iken mutlak bir küllü hükmünü alırlar. Bir anda cüzi bir ihtiyar ile birçok işleri yapabilirler. İşte Dhihya suresinde soru soruyor. Secdeye gidiyor. Evamir-i İlahi tebliğ ediyor. Bak farklı farklı işleri aynı anda yapabiliyor. Acaba maddeden mücerret ve mualla. Bak Allah maddeden mücerret ve mualla. Tahdid-i kayıt ve zulmeti kesafetten münezzeh ve müberra. Tabii maddeden mücerret olunca nurani olmuş oluyor. Nuran olunca da önünde hiçbir kayıt olmuyor. Tahdid-i kayıt ve zulmeti kesafetten münezzeh ve müberra. Şu umum envar barısı çok önemli. Şu umum envar ve bütün nuraniyat İşte bu ışıklar, elektrikli, ne bileyim evde işte Cebrail Aleyhisselam peygamberimiz yani ne varsa yani Allah'ın nurani olarak yarattığı varlıklar yani. Şu umum envar ve bütün nuraniyat o envar-ı onun envar-ı kutsi esmasının bir kesif zılali. Burası işte Burası şeyin koptuğu yer. Onun envar Envar-ı Kutsi esmasının bir kesif zılali. Yani onlar nereden geliyor? Envar-ı Kutsi esmasından geliyor. Esmasının Kutsi esmasının nurlarının kesif bir gölgesi. Zıral gölge demek. Kesif yani gölge. Mesela bir aynadaki güneş ne kadar güneşli olabilir? Güneş de işte Cenabı Hakk'ın Nur isminin yanında öyle basit bir şey yani. Nasıl? Sönük gölge evet. Kesif karanlık demek. Onun envar-ı kutsi esmasının bir kesif zılali umum vücut ve bütün hayat ve alim-i ervah ruhlar alemi. Bütün o ruhlar. Alim-i ervah alim-i misal niyeymiş? Şeffaf Haf bir ayna-i cemali. Yani cemalinin yarı şeffaf aynası. Sıfat-ı muhita, şunat-ı külliye olan bir zat-ı akdisin, irade-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilmi muhitle tecelli sıfatı ve cilve ifali içindeki teveccüh ehadiyetinden. Hangi şey saklanabilir? Hangi iş ağır gelebilir? Hangi şey gizlenebilir. Hangi fert uzak kalabilir? Hangi şahsiyet, külliyet kesbetmeden ona yanaşabilir? Evet, nasıl güneş kayıtsız nuru maddesiz aksi vasıtasıyla sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu halde sen mukayede olduğun için ondan gayet uzaksın. Ona yanaşmak için çok kayıtlardan tecerrit etmek çok meratib-i külliyeden geçmek Lazım gelir. Adeta manen yer kadar büyüyüp, kamer kadar yükselip, sonra doğrudan doğruya güneşin mertebe-i asliyesine bir derece yanaşabilir. ve perdesiz görüşebilirsin. Öyle de Cemil-i Zülcemal ve Cemil-i Zülkemal sana gayet yakındır. Sen ondan gayet uzaksın. Kalbin kuvveti, aklın ulviyeti varsa temsildeki noktaları hakikate tatbike çalış.