NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3115.ders 16.söz-1.şua-02.ders-Şems, vâhidiyet haysiyetiyle

Sözler · 1:01:08 · 28 Eyl 2026

Ders metni

Euzu billahi men es-şeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. 16. söz. Şimdi 16. söz böyle yüksek hakikatlerden bahsettiği için yani bir mukaddeme anlamında böyle çeşitli yerler okuyoruz külliyattan böyle. Yani bu mevzuları nasıl düşüneceğiz, nasıl bakacağız? Usul ölçü bakımından yani. İnşallah. Bismillahirrahmanirrahim. 16. söz. Cenab Cenabı Hakk'ın zat ve sıfatında misil ve misali yok. Fakat mesel ve temsil ile bir derece şüunatına bakılabilir. Cenabı Hakk'ın zat ve sıfatında misil ve misali yok. Niye Cenabı Hakk'ın misil ve misali yok? Çünkü Allah yaratıcıdır, değil mi? Bütün kainat yaratılmıştır. Yani yaratılmışlar içerisinde neyi gösterirsen göster sonuçta yaratılmış olduğu için yaratıcıya benzemeyecektir yani. Dolayısıyla Cenabı Hakk'ın kainat içerisinde mislini görmek mümkün değil. Cenabı Hakk'ın zat ve sıfatında misil ve misali yok. Fakat mesel ve temsil ile bir derece şuuna altına bakılabilir. Yani zatının benzeri yok kainatta ama icraatına, faaliyetlerine böyle bir derece baktıracak eee misaller olabilir. Fiillerine, işlerine yani. Mesela bir annenin evladını şefkatle beslemesi, Cenab-ı Hak'ın bütün zi hayatı beslemesi gibi yani böyle fiil noktasında bir derece şuur adına bakılabilir. Ama zatı itibariyle bir misli misali yok. Cenab-ı Hak'a malum ve maruf unvanıyla bakacak olursan meçhul ve menkür olur. Cenab-ı Hak'a malum ve maruf unvanıyla bakacak olursan meçhul ve menkul olur. Şimdi iki mesele var. Bir Cenabı Hakk'ın varlığı yani bu kainatı şimdi kainat var mı? Var. Bu kainatın varlığından daha kati bir surette bu kainatta bir bu kainatta bir yaratın olması lazım değil mi? Cenabı Hak'ın varlığı bu kainatın daha kati. Varlığı kati kesin ama onun mahiyeti Cenabı Hak'ın mahiyetini bilemiyoruz. Bak varlığını biliyoruz, var olduğu var olması gerektiğini biliyoruz. Ama onun Mahiyeti nasıldır? Neye benziyor? Onu bilemiyoruz. Eğer o noktada işte kainatın herhangi bir şeye benzetip benzetirsek bu sefer ne olur? Meçhul ve menkür olur. Cenabı Hak'ı bilememiş oluruz. Hatta gerçek hakikatını inkar etmiş oluruz yani. Cenabı Hakk'a malum ve maruf unvanıyla bakacak olursan hani biliniyor diye ondan sonra bakacak olursan meçhul ve menkür olur. Çünkü bu malumiyet, örfi bir ülfet, taklid-i bir semadır. Sonuçta insan yaşadığı sürece gördüğü, bildiği, duyduğu şeylere benzetecektir. O malumiyet öyle olacaktır. O da hakikatı ilam edecek bir ifade de değildir. Hakikati ilam edecek, hakikati talim edecek, gösterecek, öğretecek bir ifade de değildir. Mahazâ, o unvan ile fehme gelen mana, sıfat-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Maza o unvan ile fehme gelen mana, sıfat-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Evet, mesela işin Cenabı Hakk'ın var olduğunu biliyoruz, değil mi? Mesela Kur'an Cenabı Hakk'ın nasıl tarif ediyorsa tarif ettiği kadarıyla hepsini iman ediyoruz. Mesela Cenabı Hakk'ın bir sıfatı nedir? Mesela basar, basir. Cenabı Hakk'ın görmesi. Cenabı Hak her şeyi görüyor. Zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi hepsini beraber bir anda görüyor. Ama bu görme nasıl bir şey? Mesela kendi görmemize benzetirsek bu sefer ne olur? Cenabı Hak'ın o sıfatı mutlaka yani kendi görmemiz gibi böyle Cenabı Hak'ta da bir mesela herhangi bir göz tasavvur etsek veya başka bir şekil kendimize göre bir şey uydursak mesela o zaman o mana sıfat-ı mutlakayı Beraberce alıp zihne ilka edemez. Hiçbir zaman o bizim düşündüğümüz o mana bütün bu kainatı görme hakikatına bir türlü muvafık gelmeyecektir yani. Çünkü atomun içinde görüyor, Cenabı Hak dışında görüyor, bizim içimizde görüyor, dışımızda görüyor. Mesela biz bir şeye bir vecihten bakıyoruz, değil mi? Bize göre o var, onun arkası var, onun arkası var, dışarıdan bakıyoruz falan. Ama Cenabı Hak'ın güvenme sıfatı hiçbir zaman bizim sıfatımız gibi değil. Herhangi bir şekilde bir şey Düşünecek olursak, o zaman o düşündüğümüz şey bu kainattaki lazım olan o gördüğün sıfatını kaldırmayacak, taşımayacak yani. Dolayısıyla inkâra götürecek tahkikatını. Mağaza o ünvan ile fehme gelen mana sıfat-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak zat-ı akdesi mülahaze için bir nevi ünvandır. Mesela Cenabı Hak bütün mahlukatı görüyor. Hep bütün mahlukatın sesini işitiyor. Değil mi? Mesela bunlar böyle bir bir mülahaze için bir nevi ünvandır. Ama Cenabı Hakk'a mevcut-u meçhul ünvanıyla bakılırsa marufiyet şua bir derece tebarüz eder. Mesela Cenabı Hak'a nasıl bakmamız gerektiğini ölçüyü veriyor. Mevcud-u meçhul olarak bakacağız. Ne demek mevcud-u meçhul? Varlığı mevcuttur, katidir. Ama mahiyeti meçhuldür. Mesela şimdi ruhumuzun varlığı katidir mi? Yani şu bedenin içerisinde düşünen, ağlayansızlığın, ne bileyim hisseden bir varlık var. Değil mi? Varlık Dikkat ama mahiyetini biliyor musun? Bilmiyoruz. Mesela akıl var mı yok mu? Değil mi? Sen akıl var diyor. Sen akıl yok diyor mesela ama aklın nasıl bir şey olduğunu biliyor musun? Bak da mahlukat içerisinde bile şu işin varlığını kesin bildiğimiz halde mahiyetini bilemiyoruz. O zaman bu kainatı yaratan yaratıcının da varlığını kesin olarak biliyoruz. Çünkü böyle bir kainat mutlaka bu kainatı yaratan bir sebep iktiza ediyor. Ama bu mahiyetini hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama İşte sıfatlarıyla, işte Kur'an'ın tarif ettiği kadarıyla ona yaklaşacağız. Ve kainatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhita ile bu mevsufun o ünvandan türuhu etmesi ağır gelmez. İşte mevcudu meçhul dersek o zaman şimdi bu kainatı yaratmak için ne lazım? Mesela Allah tabii. Nihayetsiz bir kudret lazım. Şimdi Mehmet arıyor. Doktor. Herhalde kapıyı açamadı. Mesela bütün bu kainatı yaratmak için ne lazım? Nihayetsiz bir kudret lazım. O zaman Allah nasıldır? Böyle nihayetsiz bir kudret sahibidir. Yarattığı her şeyi görmesi lazım. En küçüğünden en büyüğüne kadar tamamını. O zaman nihayetsiz basarı da vardır. Yani bunun gibi mesela o kainatı yaratması yaratılması için gerekli olan o sıfat-ı mutlaka-i muhit-e mevcudu meçhul dediğimiz zaman o zaman onu yükleyebiliyoruz. Ama şöyledir dediğimiz zaman mahiyet. O zaman yükleyemiyoruz. Şöyle de dediğimiz zaman o bilip de görüp de söylediğimiz bir şey değil ki. Zaten yani. Kainatta tecelli eden işte böyle olursa her tefekkürümüz, her böyle masnuattaki gördüğümüz bir tecelli Cenabı Hakk'ın azametine bizi bir adım daha yaklaştıracak sürekli. Sürekli her demek ki Allah bizim düşündüğümüzden, düşünemediğimizden de büyük. Öyle bir zat ki yani. Sonra böyle sürekli onun sıfatlarıyla isimleriyle böyle ona yaklaşmış olacağız. Kainatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhitâ ile bu mevsufun o ünvandan tülu etmesi ağır gelmez. Cenabı Hakk'ın azametine mikyas mecmu asarıdır. Cenabı Hakk'ın azametine mikyas mecmu asarıdır. Mesela Cenabı Hakk'ın Bakın, kayrayın değil mi? Mesela Allah'ın büyüklüğünü düşün dediğim zaman nasıl düşüneceksin? Düşünemezsin ki, değil mi? Ama eee nasıl düşünmemiz lazım? Cenabı Hak'ın azametine mikyas, ölçü ancak mecmu asarıdır. Yani bütün yarattıklarını düşündüğümüz zaman işte Allah bütün bu kainatı yaratan zattır. Mecmu asarı. Eserlerin tamamı. Bak bütün bu dünyayı yaratıyor. Dünyadaki insanlar da yaratıyor, hayvanları da yaratıyor, denize ait balıkları da yaratıyor, Güneş sistemini yaratıyor, bizim galakside yaratıyor, bütün bu galakside de yaratıyor, alem-i şahit de yaratıyor, yedi kat semayı da yaratıyor, kürsüyü da, arşı da, arşı azamı da, cenneti de, onları yaratırken burayı da yaratıyor. Böyle düşündüğün zaman bütün hepsini yaratandan kuşu tam bir kudret böyle düşünün. O zaman o azameti hamlemeye başlıyorsun yani. Yoksa kainata bakmadan Allah'ın büyüklüğünü düşünmek insanı yani düşünemez. Bütün Allah büyüktür, bütün bu kainatın yaratıcısı atmaktan da büyüktür. Yani böyle Cenab-ı Hak'ın azametine mikyaz ancak mecmu asarıdır. Nasıl bir kitabın her bir harfi kendi nefsini bir harf kadar gösterip ve kendi vücuduna tek bir suretle delalet ediyor ve kendi kâtibini 10 kelimeyle tarif eder ve çok cihetlerle gösterir. Bak burası çok güzel bir cümle oldu. Nasıl bir kitabın her bir harfi Kendi kendi nefsini bir harf kadar gösterip mesela şimdi kaydı bir A harfi düşünelim. O A harfini tanımla dediğimiz zaman ne dersin? İşte üç tane çizgi. Bir sağdan solundan çapraz bir de şöyle çapraz bir de ortadan değil mi? Bakıyorsun siyah boyayla yazılmış. Bilmem ne kalında uçla yazılmış. Bitti değil mi? Ama bunu yazan kâğıdımi tanımladı tarif et dediğimiz zaman. O zaman diyorsun bunu yazan işte bu A harfini biliyor, yazmasını biliyor, kalemi biliyor, mürekkebi biliyor. Ondan sonra yazabilmesi için demek ki el olması lazım, kolu olması lazım. Onu düşüne bir aklı olması lazım, değil mi? Kağıdı biliyor, bilmem ne. Yani böyle bir sürü şey çıkartırsın oradan. Yani bir harften eee harf için bir birkaç şey çıkartırken onu harfi yazan kâtip için binlerce mana çıkartabilirsin, yüzlerce. Kainata baktığımız zaman da yani kainat da kendisini gösteriyor ama yaratıcısını daha fazla gösteriyor. Bak, kainatın varlığı yaratıcısının varlığını gösterir. Kainat Hayatın yokluğu, yaratıcısının yokluğunu gösterir mi? Göstermez. Usta vardır, eser yapmamıştır. Gene usta vardır. Onun için ustanın varlığı daha katidir yani. Ustanın varlığı katidir. Eser ustaya bağlıdır. Bütün bu kainat madem varsa, o zaman bunu var edecek mutlaka bize hakiki bir sebep lazım. Varlığı kesindir. Ama işte mesela bu kainatı yaratmış, yaratıcı var. O zaman bunu yaratmak için Nihayetsiz kudretli olması lazım. Yaratıkların görünmezliği nihayetsiz basarı olması lazım. Nizam intizam var. İlim olması lazım. Her şey böyle maksat gayesi var. Hikmetli olması lazım. Her şey tertemiz kuddüs yani yüzlerce ismiyle beraber sıfatıyla beraber kainat tarif eder Cenabı Hakk'ı. Nasıl bir kitabın her bir harfi kendi nefsini bir harf kadar gösterip ve kendi vücuduna tek bir suretle delalet ediyor ve kendi katibini 10 kelimeyle tarif eder. ve çok cihetlerle gösterir. Mesela benim kâtibimin hüsnü hattı var. Kâtibimin hüsnü hattı var. Kalemi kırmızıdır. Şöyledir, böyledir der. Aynen öyle de şu kitab-ı kebir alemin her bir harfi kendine cirmi kadar delalet eder ve kendi sureti kadar gösterir. Fakat nakkaş ezelinin esmasını bir kaside Ne kadar tarif eder? Ve keyfiyetleri adedince işaret parmaklarıyla o esmayı gösterir. Mesemmasına şehadet eder. Nakkaş ezeliyetinin esmasını bir kaside kadar tarif eder. Keyfiyetleri adedince işaret parmaklarıyla o esmayı gösterir. Mesemmasına şehadet eder. İşte bütün külliyatı bu cümlenin Açıklaması olarak düşünebilir miyiz? Değil mi? Nasıl hangi esmayı nasıl gösteriyor? Bütün risalelerdeki dersler bunun örnekleri. Demek hem kendini hem bütün kainatı inkar eden sapsatıcı gibi bir ahmak yine sani-i zülcelalin inkarına gitmemek gerektir. Beşerin zihni ve fikri Cenab-ı Hakk'ın azametine bir mikyaz, kemalatına bir mizan safının muhakemesine bir vasıta bulmak müsaatinde değildir. Ancak cemi masnuatından ve mecmua hasarından ve bütün efalinden tahassül ve tecelli eden bir vecihle bakılabilir. Beşerin zihni ve fikri Cenabı Hakk'ın azametine bir mikyaz. Biz zaten hani Osman ağabey biz kainatın büyüklüğünü bile idrak edemiyoruz ki. Değil mi? Yaratıcı bu kainattan daha büyük. Yaratıcıyı nasıl idrak edelim? Yani varlığın bak şimdi burada Allah bilinmez kelimesini de bunu ikiye açmak gerekiyor. Var olduğu kesin bilinir. Bak var olduğu bilinir. Ama mahiyetini bilemeyiz. Yani bunu ayırmak lazım. Bazıları işte Allah'ı bilemeyiz. Öyle diyorsan yanlış oluyor. Allah'ın var olduğu kesinlikle bilinir. Çünkü böyle muhteşem, muazzam bir eser mutlaka bunu yapan Yine harika bir ustayı gerektirir yani. Varlığı kesinleştirir ama mahiyetini bilemeyiz. Neden bilemeyiz? Çünkü biz dediğimiz gibi demin mesela kainat içerisinde bir şeye benzeteceğiz, kendimize benzeteceğiz. O da hiçbir zaman doğru bir kıyas olmayacağı için mahiyetine yaklaşamayacağız. Bazı şeylerle bir derece örnekler verecek zaten. Bir derece yaklaşılabilir sadece. Mesela şimdi güneşten misal veriyor, işte ruhtan misal veriyor ya mesela. Sonuçta onlar da Mahlukat yani. Yine Cenabı Hak'a benzemiyor ama bir derece böyle baktırmak için misal olacak yine. Eşerin zihni ve fikri Cenabı Hak'ın azametine bir mikyaz, kemalatına bir mizan. Biz Allah'ın kudreti nihayetsiz kemalde diyoruz, değil mi? Ya biz Allah'ın kudreti ne kadar kemalle düşünürsek düşünelim, o düşündüğümüz mertebe yine bu kainatı yaratmaya yetmeyecektir. Demek ki bizim düşündüğümüzden daha kamil demek diyeceğiz. Değil mi? Kemalatına bir mizan, evsafının muhakemesine bir vasıta bulmak müsatinde değildir. Ancak cemi masnuatından Cemi masnuatından. Yani yarattığı bütün sanatların tamamından, mecmua asarından ve bütün efalinden tahassül ve tecelli eden bir vecihle bakılabilir. Yani şu dekesel misal mesela şu direğin içerisindeki bir atomun içindeki elektronu da Cenabı Hakk'ın kudretiyle dönüyor. Değil mi? Güneş sistemindeki yıldızları da galasileri de Cenabı Hak döndürüyor. Aynı kudret yani. Nasıl bir şey Şimdi. Kudreti nasıl düşüneceksin yani? Şunun şu direkleri yani direğin 1 cm küpündeki atomun sayısı yıldızların sayısından fazla. Nasıl bir kudret? Ama hepsini de hiç birbirine hiç bir aksatmadan yapıyor, yaratıyor, döndürüyor. Mecmua asarından ve bütün efalinden tahassül ve tecelli eden bir vecihle bakılabilir. Evet, zerre mirat olur fakat mikyaz olamaz. Zerre mirat olur. Mesela küçücük bir ayna güneşe karşı tuttuğu tuttuğumuz zaman o güneşin ışığının olduğunu, güneşte bir varlığın olduğunu, ısısının ışını olduğunu gösterir. Ama güneş azametiyle gösterir mi? Göstermez. Sadece bir bir ayna küçük bir ayna olur. Ama güneşin azametini mikyazı olmaz. Yani kâinat değil, herhangi bir varlık Allah'ın var olduğunu, isihat sıfatlarını gösterir ama onun büyüklüğünü, azametini tamamıyla yansıtamaz, değil mi? Nihayetsizliğine haber verir ama yine de tam göstermez. Evet, zehir ve mirat olur. Fakat mikyas olamaz. Bu meselelerden tebarüz ettiği vecihle hatta şer'ef şöyle gitsek olur mu? Bütün bu yaratılanların tamamını düşünsek yani yedi kat semavat Arş, kürs, arş, arş, arsam, arş, azam, cennet, ne kadar yaratılmış varlıkları düşünüp tamamını düşünsek yine Allah'ın kudreti bu kadardır diyebilir der miyiz? Allah bundan 10 tane daha yaratır. 100 tane daha yaratır. Yine o Allah'ın kudretine yine bir şey değildir. Nihayetsiz bir kudret var çünkü yani. Bu meselelerden tebarüz ettiği vecihle Cenab-ı Hakk'ın mümkünata kıyas edilmesi ve mümkünatın onun şu Atına mikyas yapılması en büyük cehalet ve hamakattır. Çünkü aralarındaki fark yerden göğe kadardır. Evet vacibi mümküne kıyas etmekten pek garip ve gülünç şeyler çıkar. Evet çok güzel ya bu ölçüler. Değil mi? Vacibi mümküne kıyas etmekten pek garip ve gülünç şeyler çıkar. Biz kimden bahsediyoruz? Bütün bu kainatı yaratan zattan bahsediyoruz. Değil mi? Bütün bu sonsuz büyüklükteki bu kainatı yaratan zattan bahsediyoruz. Böyle bir zat şu dünyada herhangi bir şeye benzeyecek. Olabilir mi böyle bir saçmalık yani? Olamaz. Pek garip ve gülünç şeyler çıkar. Mesela ehli tabiat o aldatıcı kıyas ile tesir hakiki esbaba ehli itizal halkı ef'ali abde mecusi ile Her şerri ikinci bir halka isnat etmeye mecbur olmuşlardır. Mesela adam kendine siyas ediyor. Ne diyor mesela? Ben diyor işte muşamaş makinesini yapıyorum, planlıyorum, programlıyorum. Ondan sonra çalıştırıyorum, bırakıyorum diyor. O çalışmaya devam ediyordu. Allah da diyor kainatı diyor işte böyle yaratmıştır, programlamıştır, basmıştır düğmesine. Ondan sonra bırakmıştır diyor. Ne oluyor? Kendine kıyaslıyor. Bu batıl bir kıyas. Yani niye batıl bir kıyas. Çünkü sen bıraktığın zaman onu Allah'ın kudreti o anlık makineyi Allah çalıştırıyor. Allah'ın kudretine bırakmış oluyorsun değil mi? Boşluğa bırakmıyorsun yani. Artık o Allah'ın kanunları, kudreti tecelli ediyor. Allah kainatı bıraktığı zaman kime bırakacak? Değil mi? Batıl bir kıyasa giriyor kendine benzettiği zaman. Veya işte ben çok büyüğüm, ufak işlerle uğraşmaz yani büyük insanlar. Cenabı Hak da büyük büyük şeyleri yapar, küçük işleri de insanlara bırakmış. Yine mesela batılı kıyas. Yani güneşin büyük şeyleri aydınlatmasıyla beraber küçük şeyleri aydınlatması da azametine delildir. Azametin iktizasındandır. Zaten şu var ki, biz mesela iman tarifinde ne diyor? Kur'an-ı Azimüşşan'ın tarif ettiği şekilde diyor. Değil mi? Bir defa yani insan insana bırakmamış Allah kendi tarifi. Kur'an'ı tarif etmiş. Onları esas alarak onların ışığı altında yürümek lazım. Mesela ehli tabiat o aldatıcı kıyas ile tesir hakiki esbaba, ehli itizari halkı efâli abde Mecusiler içerili ikinci bir halika isyan etmeye mecbur olmuşlardır. Güya zulmün rica Cenabı Hak azamet-i kibriya ve tenezzühü dolayısıyla bu gibi hasis ve çirkin şeylere tenezzül etmez. Şimdi gelse bir vali veya cumhurbaşkanına mesela sokakları süpürse değil mi? Olmaz dersin yani bu çöpçünün işi falan mesela. Onun gibi işte Allah da işte böyle Bazı pis şeyleri ondan sonra Allah'a yakıştıramıyor mesela. Sen şimdi bağırsakları pis diyorsun ama sen bağırsağın olmasa yaşayamazsın. Oradaki çirkinlik mülk vesilesine ait. Melikütiyette o da şeffaf, güzel. Demek akılları vehimlerine esir olanlar bu gibi günün şeyleri doğururlar. İştar müminlerden de vesvese cihetiyle bu vehme maruz kalan olanlar vardır. Dikkat etmek lazımdır. Yani Risale-i böyle kafirlere, ateistlere okunacak bir kitap değil. Yani onlara da okunur da. En evvel bizim bize hitap ediyor, değil mi? Bu nesneleri bizim doğru anlamamızı sağlayacak. Evet, Abdülhamit abi hoş geldin ya. Nasılsın? Allah razı olsun. İftar müminlerden de vesvese cihetiyle bu vehme maruz kalanlar vardır. Dikkat etmek lazımdır. Yani bu mezunları okurken hep başkalarına değil de yani biz kendimize tatbik ederek okumak lazım. İnsan bir şeyin ahvalini muhakeme ettiği zaman Bu da çok güzel. İnsan bir şeyin ahvalini muhakeme ettiği zaman o şeyin rabıtalarını, esbabını, esaslarını evvela kendi nefsinde sonra ebna-i cinsinde sonra etrafındaki mümkünatta taharet İnsan bir şeyin ahbarını muhakem ettiği zaman o şeyin rabıtalarını, esbabını, esaslarını evvela kendi nefsinde sonra ebna-i cinsinde yani bütün insanlık aleminde sonra etraftaki mümkünatta taharri eder. Mesela Cenabı Hak işte bütün her şeyi görüyor dediği zaman hemen kendisi bakar ya ben şimdi 3 kişi 10 kişi görüyorum mesela. Hadi daha şey olsun, büyük bir adam olsun 100 kişiyi görsün. Yani çeşitli cihazlar, makineler olsa işte 1.000 kişiyi görsün filan. Hemen böyle etrafındakilerle kıyas edecek. Tabii o hiçbirisi de Cenabı Hakk'ı karşılamayacak yani. Hatta hiçbir surette mümkünata müşabeheti olmayan Cenabı Hakk'ı düşünecek olursa kuvve-i vahimesiyle bir insanın mekaisini, esasatını, ahvalini mikyas yaparak Cenabı Hakk'ı düşünmeye başlar. Halbuki Cenabı Hakk'a bu gibi mikyaslar ile bakılamaz. Allah insanı yaratmış. Cüzi ölçücüler koymuş, değil mi? Yani bu insan hiçbir zaman Cenabı Hakk'a mikyas olarak bakılamaz. Zira sıfatı inhisar altında değildir. Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali gaflet zamanında letaif ile havasın hükümlerini İltibas ile birbirine benzetir, tefrik edemez. Bu da çok güzel bir ölçüm. Yani İslam Nur gerçekten yani böyle mesela duyuyoruz değil mi? Alimler tartışıyorlar filan. Yani şunları bilmiyorlar yani. Şunları bilseler tartışılacak bir konu yok yani. Üstat böyle anayasasının ana maddelerini belirlemiş tefekkür meselesinde yani. Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali gaflet zamanında letaif ile havasın hükümdar iltibas ile birbirine benzetir, tefrik edemez. Mesela şimdi göz havastır değil mi mesela? Akıl latifedir diyelim. Aklın vazifesi ayrı, gözün vazifesi ayrı. Değil mi? Elin vazifesi ayrı. Benim mesela elim nereye kadar gidiyor? 1 metre gidiyor diyelim. Gözüm nereye kadar gidiyor? Bağlara kadar gidiyor mesela. Aklım daha bilmem nereye kadar gidiyor mesela. Hayalim daha da öteye gidiyor. Yani ben şimdi gözümle gördüğüm şeyi elimle tutamam. Yani gözümle ulaşabildiğim şeye elimle ulaşamam. Aklımla ulaşabildiğim şeye de gözüm ulaşamam. Bunların hepsinin yeri ayrıdır. Kulak mesela sesleri duyarsın kulağınla. Tadı dilinle alırsın. Değil mi? Hakikatleri aklınla idrak edersin yani. Gözünle de madde âlemini görürsün. Adam ne diyor? İşte ben gözümle görmedim inanma. Yani kardeşim gözünle görmediğin, aklınla bildiğin bir sürü şey var. Sadece gözün gördüklerinden mi ibaret kainat mesela? Ne yapıyor böyle eee Ne aklıyor diyor? İşte iktibas ediyor gaflet zamanında. Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali gaflet zamanında netaif ile havasın hükümlerini iktibas ile birbirine benzetir, tefrik edemez. Hani şu dağın arkasında mesela duman çıkıyor. Değil mi? Sen ateşi görüyor musun? Görmüyorsun. Dumanı görüyorsun. Ama ne diyorsun? Duman çıktığına göre demek ki orada bir Yangın var yani. Bir şey yanıyor mesela. Ve o dumanı çıkartacak bir şey var. Bak onu görmesen bile aklın ona ulaşabiliyorsun. Gözünle görmek istiyorsan oraya kadar gitmen lazım mesela. Yani sebep-sonuç ilişkilerinden çeşitli şekillerde aslına ulaşabileceğin şeyler var. Mesela el ile gözü birbirine benzetip hizmetlerini ve vazifelerini tefrik edemeyen bir mecnun yüksekte gözüyle gördüğü bir şeyi almak için elini uzatıyor. El, gözün komşusu olduğu münasebetle onun yaptığı işi el de yapabilir zanneder. İnsanın sanatıyla halıkın sanatı arasındaki fark. Mesela bu masayı insan yapmıştır. Bunu yapan bir marangoz vardır. Değil mi? Mesela insanın sanatıyla bu kainatı da Allah yaratmıştır. Yani kainat vardır. Kainatın yaratıcısı Allah'tır. Masanın yapıcısı insan. Kainatın yarısı Allah. Şimdi arasında fark ne? İnsanın sanatıyla halıkın sanatı arasındaki fark insan kendi sanatının arkasında görünebilir. Neden? Çünkü insanın sanatı basittir. Bir iki adımda hemen insana ulaşırsın. Değil mi? Mesela dersin ki bu masa dersin işte demek ki bu masayı kesmiş, pişmiş. Şöyle yapmış, böyle yapmış. Hemen ustasına ulaşırsın. Ama Kıyın masnuun arasında 70.000 perde vardır. Kainatla Cenabı Hakk'ın arasında 70.000 perde var. O perdeleri açtıktan geçtikten sonra Cenabı Hakk'ı görebiliyorsun. Bak varlığını demiyorum. Varlığını bir anda ulaşıyorsun. Sebep sonuç ilişkisinde var diyorsun ama Cenabı Hakk'ı anlama noktasında 70.000 perde vardır. Fakat halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nuraniler kalır. Halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse, yani bütün kainatı, her şeyi böyle bir anda düşüneceksin. Siyah perdeler ortadan kalkar, nuraniler kalır. Evet, siyah perdeler bir de nurani perdeler diye üstad perdeleri ikiye ayırdı. Kayra'ya soralım değil mi? Siyah perdeleri ne? Işıklı yani arkasını gösteriyor. Siyah perde göstermiyor. Güzel maşallah. Onun kibriyasına perdesiz girmek istenirse onun huzuru kibriyasına perdesiz girmek istenirse Ne demek ona tabii? Onun huzuru kibriyasına perdesiz girmek istedinse, yani Allah'ı böyle azametiyle göreyim, anlayayım diyorsan yani böyle Allah'ın azametini böyle yaklaşayım diyorsan ne yapacaksın? Zulmani ve nurani yani maddi ve ekvani ve ismai ve sıfati 70.000'le hicaptan geçmek bak zulmani ve nurani maddi ve ekvani esmai ve sıfati. Şimdi maddi ve ekvani olanlar herhalde zulmani perdeler. Değil mi burası? Esma-i ve sıfatı olanlar da nurani perdeler. Mesela bu kainat, madde, bunlar zulmani perde. Ondan sonra da Cenabı Hak'ın isim ve sıfatları başlıyor. Onlar da nurani perde. Zulmani perdelerden yani Cenabı Hak mahlukata benzemiyor diyerek o şekilde sana bir mahlukata benzetmiyorsun yani. O tersinden böyle bir önünü açıyor. Sonra bu kâinatın yaratılması için ne gerekiyor? Hangi isimler, sıfatlar, nasıl isim ve sıfatlar gerekiyor diyerekten de o nuranî perdelere geçiyorsun. Sulmani ve nurani yani maddi ve ekvani ve esmai ve sıfati 70.000 ricaptan geçmek, her ismin binler hususi ve külli derecatı tecellisinden çıkmak. Gayet yüksek tabakatı sıfatında müdür edip ta ismi azamına masdar olan arş azamına uruc etmek. Bir de arş-ı azam var. Tabii onunla inşallah öyle Zaman göreceğiz değil mi? Arş-ı Azam. Yani bütün bu yedi kat semavattan hepsinden de büyük. Cenabı Hak'ın bir tecelligahı Arş-ı Azam. Arş Arş-ı Azam. Orada Cenabı Hak'ın bütün azameti teyeli oluyormuş. Oraya kadar çıkmak ismi azamına, mazhar olan Arş-ı Azam'ına uruc etmek. Eğer cezbe lütuf olmazsa binler seneler çalışmak ve sürük etmek lazım gelir. Mesela sen ona Halık ismiyle yanaşmak ister dersen. Çünkü Cenabı Hak'ın binler ismi var. Şimdi her ismini anlayıp mesela bir ismini anlamazsan yine eksik olur. Ama en kolayı Halık ismi. Cenabı Hak'ın Halık ismiyle Allah'a yanaşmak istersek senin Halıkın hususiyetiyle. Yani Allah beni yaratmış. Yüzlerce harika cihazlarla donatmış mesela. Kendine bakıyorsun. Halık ismini görüyorsun. Sonra bütün insanların Halıkı cihetiyle Sonra da bütün insanları düşünüyorsun dünyadaki. Kaç tane insan var gayra dünyada? Dünyanın nüfusunu biliyor musun? Kaç? 8 milyar insan var deniliyor işte aşağı yukarı bak. 8 milyar insanın da halikı Cenabı Hak. İşte İskenderun, Hatay, Türkiye böyle hani dünyanın tamamını düşünürsen bütün insanları bir önceki yaşamış insanları, bundan sonra yaşayacak insanları, bütün insanların halikı cihetiyle Sonra bütün zihayatların halik unvanıyla. Bir daire daha genişletiyoruz. Allah sadece insanları mı yaratmış? Ağaçları da yaratmış, bütün ağaçlar. Hayvanları yaratmış, kuşları yaratmış, balıkları yaratmış. Değil mi? Yani bütün onların da halik olarak bak ne oldu? Daha geniş bir daire oldu. Bütün zihayatların halik unvanıyla sonra bütün mevcudatın bak dünyayı da yaratmış, ayıda yaratmış, güneşi de, güneş sistemi yeri de, göğü de, her şeyi yaratmış. Bütün mevcudatın halık ismiyle, bütün mevcudatın halık ismiyle münasebetdarlık lazım gelir. Yoksa zilde kalırsın. Yalnız cüzi bir cilveyi bulursun. Eğer böyle yapmazsan zilde kalırsın. Yani gölgede mi kalırsın demek istiyor. Yani küçük bir dairede kalırsın. Yalnız cüzi bir cilveyi bulursun. Mesela Mesela şeyde bizim Allah'ın azametini anlamaya ihtiyacımız var değil mi? İşaret Cüzz'deki o cümlede ne diyordu? Eee sani'in azamet yani ubudiyetin tespiti için miydi? Nasıldı o? Emirler imtisal nehirlerden içtinap etmek için sani'in azametini zihinlerde tespit ve idamesi lazımdır diyor. Yani bir insan ne zaman namaz kılmaya başlar? Ne zaman böyle kendine şekil düzen vermeye başlar? Allah'ın azameti itiraz ettiği zaman. Allah'ın büyüklüğünü hissettiği anda hemen der tamam. Böyle büyük bir zatın artık ona tabi olmam lazım der. Yani onun için bu mevzular yani bizi aynı zamanda hem Allah'ı tanımamıza vesile olacak hem de daha böyle ciddi yaşamamıza vesile olacak inşallah. Ey kardeş bil ki Cenabı Vacibül Vücut nasıl ki kendi zatında ve mahiyetinde mümkinata hiçbir surette benzemez. Evet. Yani bunlar çok güzel cümleler. Yani böyle zihnimizi açıyor. Sen böyle Cenabı Hak'ı hemen kendi halini bir kalıba koymayacaksın. Hep böyle ne düşünürsen Allah bundan da büyük, bundan da büyük diye düşüneceksin yani. Neden? Çünkü senin zihnini hiçbir zaman Cenabı Hakk'ı ihata edemeyecek yani. Kendi zatında mı mahiyetinde mümkünata hiçbir surette benzemez. Öyle de efalinde Yine onlara benzememektedir. İnsanın fiili nedir? Ev yapıyor mesela. Taşları topluyor, üst üste koyuyor. Ne bileyim araba yapıyor, bir şey yapıyor. Allah'ın yarattığı yaratmasına benziyor mu? Alakası yok yani mesela. Ama yani fiil nedir? Ucundan anlamamıza vesile oluyor. Ama Allah'ın fiili bizim fiillerimiz kıyas kabul etmez. Öyle de efâline dahi yine onlara benzememektedir. Mesela şu lambaları bile düşünsen, bu da Allah'ın fiili. Bak ben konuşuyorum, her kelimem yaratılıyor. Hepinizi görüyorum, görme yaratıyor. Duyuyorum, duyma yaratıyor. Aynı zamanda bak bütün yüzlerce organımız çalışıyor. Değil mi? Bu binayı ayakta tutuyor, dünyayı ayakta tutuyor. Yani Allah'ın yaptıklarını, yarattıklarını saysan zaten bitiremezsin ya. Biz saymayı bitiremiyoruz. Cenabı Hak bunları hepsini bir anda anında gerçekleştiriyor. Mesela hadsiz hadsi mesela hadsi şuhudi ile sabit olan Cenab-ı vacib-ül vücudun kudretine nispeten uzak ile yakın az ile de çok, küçük ile büyük, ferd ile dev, yüz ile kül arasında fark yoktur. Mesela şimdi farklı bir bakışaçısı bir örnek vereyim mi? Bak yanlış anlaşılmaması şartıyla yani. Mesela şöyle bir kâğıtlı resim düşünelim. Bir kâğıtlı resim. Resimde insanlar var. Yani şey var mesela. Yani o resimdeki insanlar mesela bir yerden bir yere ancak gidebilir değil mi? Mesela onu Gittikçe işte yaklaşıyor, bilmem ne yapıyor. Ama sen kağıdın dışındasan hepsini aynı an hepsini aynı mesapeedesin. Değil mi? Orası iki boyut. Sen üç boyutlu olduğun için eee hepsini aynı mesapeedesin. Hepsini aynı anda görüyorsun. Onun hep gezmesi gerekiyor görmesi için mesela. O şimdi resimdeki adam hiçbir zaman beni anlayabilir mi? Resim içerisindeyken iki boyutlu olan bir insan beni anlayabilir mi? Anlayamaz çünkü o Onun ölçüleri, standartları başka. Ben dışındayım ve üç boyutlu olduğum için hepsini aynı mesafedeyim. Her yere aynı anda müdahale edebilirim. Mesela bizim yaratıldığımız bu alem bizim boyutlarımızda yani Cenabı Hak'ın alemi arasında kiminle ne fark var yani mesela. Ki bu alemi böyle kolay bir şekilde yaratıyor. Onun için yani biz mutlaka yani bizim dışımızda başka bir alem olarak düşünmemiz lazım sürekli. Bu basit bir örnek. Yani götürmesin de hani böyle hep böyle o resimlik adam dışarıya düşünemediği gibi yani biz hiçbir zaman bu aleminin dışını düşünemiyoruz. Ama en azından biliyoruz ki bunun dışında ayrı bir ucubiyet aleminde Cenabı Hak Cenabı Vacib-ül Vücud'un kudretine nispeten uzak ile yakın, az ile çok, küçük ile büyük, fert ile nev, düz ile kül arasında fark yoktur. Hem Mümkünün hilafını olarak onun işinde külfet, muhalecet, zorluk ve mübaşeret olmaz. İşte bu sırdan dolayıdır ki Cenabı Hakk'ın künhü ef'alini fehm etmekte akıl mütehayyir kalarak Cenabı Hakk'ın fiilini fiil olmadığını zannetmiş. Artık böyle insanın bir şeyi açtıkça onun kapasiteyi ondan sonra göremez oluyor insan yani. Değil mi? İşte bu sıradan dolayıdır ki Cenabı Hakk'ın künyü efalini fehm etmekte. Künyü efali ne demek? Yani fiillerin tamamı. Yani kainattaki fiillerin tamamını fehm etmek. Biz anlayabilir miyiz abi? Anlayamayız. Akıl mütehayyir kalarak Cenabı Hakk'ın fiilini fiil olmadığını zannetmiş. Halbuki tam tersi madem böyle harika fiil var o zaman bu fiilin fali de o kadar harika olması lazım demesi lazım. Evet, hakikate mutlaka mukayyet enzar ile ihata edilmez. Mesela bizim gözümüz bir görme alanı var değil mi? O alanın içerisine girdiği zaman o şeyi biz algılayabiliyoruz. Ama görme alanımızın çok büyük olurda görme alanımıza girmezse biz onu algılayamıyoruz yani. Mesela şu halıyı görebiliyorum. Ama daha büyük görme alanının dışında olsa onu fark anlayamayacağım bu sefer. Onun için hakikat mutlaka mukayyet kayıtlı nazarlarıyla ihata edilmez. Kur'an gibi bir nazar-ı külli lazım ki ihata etsin. Kur'an-ı Muzil beyan hakikatleri durub-ı emsal ile beyan ediyor. Burada önemli bir noktaya geliyoruz. Madem Cenab-ı Hak'ı ihata etmek anlam hakikaten vakıf olmak imkansız. O zaman işte Kur'an ne yapıyor? Cenabı Hak'ı tarif ederken Kur'an-ı Muzülbeyan hakikatleri duru ve emsal ile beyan ediyor. Duru ve emsal yani böyle insanlık âlinde bilinen sabitleşmiş örnekler, misallerle. Çünkü daire-i uluhiyete ait hakik-i mücerrede daire-i mümkinatta ancak misaller ile tebessül ve tavazzuh eder. Daire-i Uluhiyete ait hakaik-i mücerrede daire-i mümkünatta ancak misaller ile temessül ve tavazzu eder. Mümkün ve miskin olan İnsan da daire-i imkanda misallere bakarak fevkinde bulunan daire-i vücubun şüunatına ahvalini düşünür. Nasın ehseri cumhuru avamdır. Osman abi bu nokta yani külliyatta çok yani önemli bir kilit açıyor yani düğüm açıyor. Yani böyle Kur'an'daki ayetlere bakarken, hadislerdeki ayetlere bakarken bu çok önemli bir ölçü işte. Nasın ekseri cumhur-u avamdır. Nazar-ı şaride ekal eksere tabidir. Nazar-ı şaride yani şeriatın sahibinin nazarında ekal eksere tabidir. Ne demek? Ekal eksere tabidir. Ekal azınlık, ekser çoğunluk. Mesela insan %80'i avamdır. %80'i havastır. Şimdi havas okumuş taife diyelim mesela. Şimdi havasa hitap etsen %22'lik %20'lik kesime hitap etsen %80 mahrum kalacak. Ama %80'e hitap etsen eee %20 havas da ondan anlayacak. Hepsine hitap etmiş olacak. Hikmet nedir o zaman? Avama hitap etmektir. Yani yere geldiği hani avama onun anlamı önemlidir. Sana avama deyince zaten havasla anlıyor. Zira avama avama müveccih müveccih olan hitabı havas fehim ve istifade ediyorlar. Bilakis olursa olamaz. İşte cumhur-u avam ise İşte burada güzel bir soru soracağım sana Kayra. Biz havas mıyız, avam mıyız? Seni nerede görüyorsun? Havasız yani. Yani ben kendimi avam olarak görüyorum. Sen davamı olarak görsen daha iyi olur. Çünkü yani bu meselelerde avamız gerçekten. Bak Cenabı Hak'a düşünmeye başlasak yine hep böyle imkınattan düşünmeye çalışıyoruz. İşte avamız yani. O ölçü bile anlamamışız daha yani mesela. Avamız. İşte cumhur-u avam ise mehluf ve mütehayyelatından tecerrit edip hakaik-i mücerrede ve makulat-ı sırfeyi temaşa edemezler. Biz Allah'ın kudretini, Allah'ın ilmini, hikmetini tam idrak edebiliyoruz mu? Mahiyetini. Nerede? Değil mi? Meğer mütehayyelatlarını dürbün gibi tefsit etseler. Yani mütehayyelatları dürbün gibi kullanılırsa o zaman bir derece bakılabilir. Fakat mütehayyelatın yani hayallerin suretlerine hasr ve vakfı nazar etmek cismiyet ve cihet gibi muhar şeyleri istizam eder. Evet. Şimdi Cenab-ı Hak için cismiyet ve cihet düşünülebilir mi? Düşünülmez. Çünkü cismiyet maddiyet yani maddi alem. Cihet yön demek. Şimdi Cenab-ı Hak kainata nereden bakıyor? Mesela biz mesela bir açıyla bakıyoruz. Allah'ta şu taraftan bakıyor diyebilir misin? Cihet diye bir şey var mı Allah için? Bakıyorsun mahlukatın için İçinde mükemmel yaratıyor, dışında mükemmel yaratıyor. İçinden dışına mı bakıyor, dışından içine mi bakıyor? Öyle bir şey yok yani Allah için bir yönü yok. Cenabı Hak için böyle şey Allah işte bir şurada duruyor da oradan kainatı yaratıyor diye bir şey yok. Yani böyle bir bir mekan yok. Hep bunlar maddi alem, maddi ile için geçerli olan şeyler. Cismiyet ve cihet gibi muhal şeyleri istisham eder lakin nazar o suretlerden geçerek hakikî görüyor. Mesela, bak bu ayet-i kerime hakkında yani üstadın yani şu ifadeler çok böyle yol gösterici böyle taşı gediğine oturtturmuş üstat yani. Bu çok tartışılıyor mesela bu ayet-i kerime. Ehli ilim arasında. Ama şu izah hepsini aslında bilseler tartışmaya tartışacak bir şey yok. Mesela kainattaki tasarruf-i ilahiyi sultanın serili saltanatında olan tasarrufunun suretinde temaşa edebilirler. Kâinattaki tasarruf-u ilahiyi sultanın serir-i saltanatında, yani tahtına, koltuğuna oturmuş, oradan tasarrufunun suretinde temaşa edebilirler. İnnallah alel arş isteva gibi. İnnallah muhakkak Allah arşın arşa istiva etmiştir. Arşa istiva etmiştir değil mi? İşte mesela işte el nasıl mesela bir sultan tahtına oturuyor, bütün kâinatı oradan memleketini oradan yönetiyor ya. Allah da arşa oturmuş arşa, oradan bütün kâinatı yönetiyormuş gibi. Mesela bu ayeti bu şekilde çevriliyor. İstifa oturma şeklinde. Bunu işte bu ayetin içinden çıkmak için farklı farklı yorumlar getirmişler. Bak üstat ne diyor? İşte hissiyat cumhur şu merkezde olduklarından elbette irşat ve belâgat iktiza eder ki onların hissiyatı riayet ve ihtiram edilsin ve efkarları dahi bir derece mümaşaat ve ihtiram devam edeceksin. Mesela avam nasıl düşünür? Avam mesela bir padişahı nasıl düşünür? İşte ondan sonra tahtına oturmuş oradan bütün memleketi yönetiyor. Şimdi avam desen ki işte arş Cenabı Hak istifa etti oradan bütün kainatı yönetiyor. Tamam diyecek avam işte. Tamam ne güzel işte Allah da o kainatı yönetiyor. Yani demeyecek o zaman Allah'a mekan istidat itiraz etmiş olduğunuz Allah'a işte şu öyle şey laflarına gelmeyecek yani. Tamam anladım ben diyecek. Allah bu kainatı yönetiyor. Ama havas diyecek ki o zaman oraya oturduysa ondan önce neredeydi? Orada oraya nereden geldi? Orası önceden var mıydı? Yok muydu? Orası Allah o kadar mı? Filan ne oluyor mesela? Bir sürü muhaşirler çıkıyor. O zaman bu ifadeler avama bir derece anlasın diye ayet avamın zihinlerine tenezzül etmiş oluyor. Ama bunlar olduğu gibi hakikat anladığı zaman yanlış oluyor. Değil mi? Çok güzel üstat yani. İşte riayet ve ihtiram ukul-i beşere karşı olan tenezzülat-ı ilahiye ile tesmi olunur. Evet, o tenezzülat tenisi-i ezhan içindir. Yani zihinlerin mevzuya böyle yaklaşması. İşte bunun içindir ki hakaik-i mücerredeye temaşa etmek için hissiyat ve hayal-i alut cumhurun nazarlarını okşayan suveri-i müteşabiheden birer dürbün vaaz edilmiştir. Yüksek hakikatin onların ülfet ettikleri ifadelerle anlatılması lazımdır. Fakat Kur'an'ın böyle ifadelerinin hakikat olduğuna itikat etmemelidirler ki cismiyet ve cihetiyet gibi muhal şeylere sahip olmasınlar. Ne diyor burada Murat abi? Kur'an'ın böyle ifadelerinin, işte "Yedullah ve eydeyhim." Allah'ın eli bütün ellerden üstündür gibi yani bu ifadeler hakikat olduğuna itikat etmemelidirler ki, yani havasla cismiyet ve cihetiyet gibi muhal şeylere sahip olmasınlar. Anlatmaya kalksan işte Cenab-ı Hak'ın âlemi farklı, şöyle, böyle, adam anlamayacak yani mesela. Ancak o gibi ifadelere hakika geç İçmek için bir vesile nazarıyla bakılmalıdır. Kitab-ı Hakim'den maksudu ehem ekseriyeti teşkil eden cumhurun irşadıydı. Kitab-ı Hakim'den maksudu ehem ekseriyeti teşkil eden cumhurun irşadıydı. Mesela çocuklara sorsak Allah nerede kaydı? Bak gökte diyor. Sorun var mı? Yok işte. Yani halbuki gök dediğin neresi? Mesela gök dediğin nere mesela? Bak yani takiyet ettiğin zaman Allah'a bir mekan iddihat etmiş oluyorsun. Yani kainat içerisinde gök. Yani ha işte bunun mesela "Ağabey tamam Allah gökte." diyor. "Tamam sorun yok." mesela olmuş oluyor. Ama bunu böyle kabul ettiğin zaman Allah bir mekan, bir yön, bir cihe tasavvur etmiş oluyorsun. E bu kainatın Hiçbir yerinde değil Allah. Çünkü kâinat o yaratmış. Ondan sonra Dolayısıyla gök tabiri aslında doğru değil. Ama sen tabii yüksek anlamında söylüyorsan doğru. Mekan anlamında söylüyorsan yanlış. Ama İşte mekan dediğimiz anda bitiyor zaten. Çünkü mekan madde için geçerli bir sıfat. Mekan denen şey madde için geçerli olan bir varlık. Resim örneği başlıyor. Resim örneği çok başlıyor. Evet. Yani böyle kademe kademe Cenabı Hak öyle kendine yaklaştıracak yani. Eğer biz bir şey dersek orada kalacağız. O da hiçbir zaman Cenabı Hak'ı tarif etmeyecek. Yani bunları bu 16. sözün başına girerken okuyoruz ki hani o mevzuları tefekkür ederken bunları ölçు olsun diye. Daha yani bunun arkası var yani bunu inşallah. Kitab-ı Hakim'den maksudu ehem ekseriyeti teşkil eden cumhurun irşadıydı. Yani %80-90'lık kesimin irşadıydı. Çünkü havas, avabın mesleğinden istifade edebilirler. Fakat avam ise havasa hitap olunan kelamı hakkıyla fehmedemezler. Halbuki cumhur ise ekseri avam ve avam ise melifat ve mütehayelâtından tecerrüt edip hakikat-ı maza ve mücerred-ı sırfeyi çıplak olarak göremezler. Ve telifat ve müteheyyulatından tecerrüd edip hakikat-ı mahza ve mücerredat-ı sırfeyi çıplak olarak göremezler. Fakat görmekleri temin edecek yalnız zihinlerinin tenisi için mevruf olan zi ve libas ile mücerredat arz-ı endam etmektir. Ta mücerredatı suveri hayali arkasında temaşa etmekle görüp tanısın. Öyleyse hakikat-ı mahza mevluflar giyecektir. Daha sureti hasrı nazar etmemek gerektir. Bu sıraya binaen esalib Arap'ta ukul-ü beşere olan tenezzülat-ı ilahiye tabir olunan mürad-ı efham ve mümaşaat-ı ezham Kur'an-ı muzul beyanda cereyan etti. Esalib-i Arap'ta ne demek? Esalib-i Arap Arap üslubu. Esalib üslup. şere olan tenezzülat-ı ilahiye. Tabir olunan mürad-ı efham ve mümaşa-ı ezham. Mesela çocuklarla konuşulduğu zaman çocukça bir eee üslup tercih ediliyor değil mi? Mesela çocuk desen adam gibi konuşsa anlamayacak çocuk. Çatpat konuşuyorsan o zaman anlıyor. Yani onun anlama kapasitesine, şeyine göre konuşuyorsa çocuk anlıyor mesela. İşte yani bir Kur'an'da Yani ağamın seviyesine göre ifade ediyor. Ağam anlayabiliyor, anlayabilsin diye. Ama yani böyle Cenabı Hakk'ı tam böyle hakikati ile anlasa anlayamayacağım belki. Ancak böyle misallerle, örneklerle anlatınca anlamış oluyor. Ama o misaller örnekler gibidir desen Allah'ı bu sefer de inkar etmiş oluyorsun. Onlar bir bakmak için bir dürbün. Mesela şimdi ben bu masayı eee görmesen, görmeden yapabilir miyim? Görmem lazım değil mi? Veya bir mesela bir ameliyat beyin ameliyatı yapan bir operatör gözlerini kapatsa yapabilir mi? Ameliyatını. Göz açık olacak ki değil mi? Nereyi keseceğini, nereyi biçeceğini görsün, dikeceğini görsün. Mesela bak görme sıfatı gerekiyor. Yani böyle ince işleri görme lazım. O zaman mesela bu kainatı yaratan zatın bütün bu mahlukatı görmesi lazım. İçini, dışını, en bir noktasından tamamını, her yerinden her yerini, değil mi? Kalbinden bütün diğer organlar. Yani böyle görme sıfatı müthiş olması lazım. Ama bu bunun keyfiyeti nasıldı? Bilmiyoruz. Ama görme dediğimiz bir hakikat var. Ben kendi görmem ben mesela şu masayı görmem nedir? Ben ışıkla görüyorum değil mi? Işık mesela cisme çarpıyor oradan bana geliyor görüyorum. Şimdi Allah'ta ışıkla mı görüyor haşa mesela? Tövbe estağfurullah. Yani ışık yaratan Cenabı Hak zaten yani. Yani ışık yarattık da ondan sonra bize gösteriyor. Yani kendisinin yani Allah'ın görmesiyle bizim görmemiz aynı olabilir mi? Değil. Ama görme hakikat hakikat olarak görme tabiri ediyoruz. Onun görmesi sınırsız, mutlak bir hakikat. Bu sıra binaen değil. Ama görmediğin neden avam kendi görmesi gibi düşünüyorsa işte ben görüyorum, Allah her şeyi görüyor. Tamam. O senin seviyende bir izah. Ama Allah hiçbir zaman senin düşündüğün gibi görmüyor yani. Değil mi? Senin düşündüğün gibi yapmıyor. O tamamen farklı yani. Azametiyle tamamen farklı. Ama biz bir derece yani yine anlamak için bazı ölçülerle bakıyoruz. Neyse bu sıra binaen dir. Esali bi Arap'ta ukul-i beşere olan tenezzülat-ı ilahiye tabir olur Müraat-ı ef'am, yani anlayışlara müraat etmek. Mümaşata es'an, zihinlere böyle uygun şekilde şey yapmak. Kur'an-ı Muzil beyanında cereyan etti. El cümle festeve al-arşi. Mesela bu ayeti çok tartışıyor alimler. Arşı yarattı, arşı istiva etti. İşte oturdu mu, oturmadı mı? İstiva, kimi diyor? Oturdu, yok oturdu demek değil. İşte istiva başka bir şey. O bu yani uzatmışlar, uzatmışlar. Yani ne yapalım? Çünkü bu ölçüyü bilmiyorlar. Bunlar avama göre ifade edilmiş. Yani o ayet Direkt manasına göre düşün. İstifa etti, oturdu. Oturduysa diyor işte o zaman önce o zaman mekanı mı kayıtlı? Mekanı var o zaman. Hani mekanda münezzehti. Yok oturdu değil başka bir şey. Onun anlamı başka bir şey. Yani böyle işin üstünden çıkamıyorlar. Bak abi iftar ediyende de oku dediği veya kağıdı mı oku dediği en o zaman efendim? Kainatı oku. Tabii. Yani kelimeyi işte eee bir avama bakan tarafı o kadar var. Bir de hakikat noktasındaki şeyi var. Şimdi ağlama göre anlayınca muhal şeyler ortaya çıkıyor. İşin içinden çıkamıyorlar. Üstat ne diyor? Tamam kardeşim bu ifadeler doğrudur, böyledir. Mesela bir sahabeye Allah nerede diyor? Gökte diyor. Tamam diyor mesela. İşte bak diyorlar işte gökte demiş Allah'ın peygamberi kabul etmiş falan. Kardeşim o insanın seviyesini tamam. Yani sen muhatabına göre şeyin yerine göre yani bir ondan mı bakacaksın meseleye yani? Ama burada nedir? Tamam bu ayet böyledir. Ama bu avam için ifade edilmiştir. Bunu sadece bir derece düşünebilmek için ifade edilmiştir. Yani bir muhakkik bir âlim olarak meseleyi bu şekilde bitiriyor. Allah'ın eli bütün ellerden üstündür. Şimdi Allah'ın eli mi var? Ama yani bunu teşbihi hakikat olarak anlarsan muhal oluyor. Havas buradan başka bir şey anlayacak. Cenabı Hak'ın hakikatı olarak bir şey anlayacak. Allah'ım da istediği gibi anlasın. Eğer aleminde bir karışıklık meydan vermiyorsa. Adeta harekat-ı selatiyede harekat-ı selatiyede yani namazın hareketlerinde Allahu Ekber diyoruz ya en başta. Sonra Allahu Ekber Allahu Ekber şeye kadar değil mi kaç tane Allahu Ekber diyoruz. Her Allahu Ekber'de ne oluyor? Harekat-ı selatiyede tekrarla "Allahu Ekber, Allahu Ekber." demekle katı meratibe Yani Allah büyüktür. Sonra bundan da büyüktür. Bundan da büyüktür. Hep hep böyle daha büyüktür, daha büyüktür, daha büyüktür. Katı meratibe terakkiyat-ı maneviyeye ve cüziyattan devai-i külliyeye çıkmasına bir işarettir. Ve marifetimiz haricindeki çama Marifetimiz haricindeki -kibrıyasının ünvanıdır. Marifetimiz haricindeki -kibrıyasının mücmel bir ünvanıdır. Allahu Ekber ne demek? Marifetimiz haricindeki yani hepimiz Allah'ı tanıyoruz, biliyoruz değil mi? Bir marifetimiz var. Ama ne diyoruz? Allah büyüktür. Yani bu bizim bildiğimizden, düşündüğümüzden büyüktür. Yani Allahu Ekber ne demek? Marifetimiz haricindeki. İşte Allah'ı bir yere kadar tanıyoruz. Ondan sonrasını bilmiyoruz. Ama tabii okudukça, tefekkür ettikçe Cenab-ı Hak kademe kademe açıyor, değil mi? Pencereleri açıyor. Kendini açıyor yavaş yavaş. İşte bildiğimiz yere kadar biliyoruz. Allahu Ekber diyoruz. Bilemediğimiz kısma da yine Allahu Ekber diyoruz. Marifetimiz haricindeki kemalat-ı kibriyasının mücmel bir ünvanıdır. İnşallah o katı melatip, terakkiyat-ı maneviye inşallah devam eder. Ama tabii yani Allah hakim olduğu için yani ne kadar emek verirsen o kadar verecektir yani. İnşallah Cenabı Hak bizi bu yolda çalıştırsın.

3115.ders 16.söz-1.şua-02.ders-Şems, vâhidiyet haysiyetiyle — Nur Risale Dersleri