3116.ders 16.söz-1.şua-03.ders-o anda hesabsız yerlerde bulunur
Ders metni
16. söz 1. şua Ey nefsi nadan diyorsun ki ehadiyet-i zat-ı ilahiye ile külliyet-i ef'ali ve vahdet-i şahsiyesi ile muinsiz umumiyet-i rububiyeti ve ferdaniyeti ile şeriksiz şümul-ü tasarrufatı ve mekandan mekandan münezzehetiyle her Her yerde hazır bulunması ve nihayetsiz ulviyetiyle her şeye yakın olması ve birliği ile her işi bizzat elinde tutması hakaik-i Kur'aniyedendir. Evet. Hakaik-i Kur'aniye. Yani Kur'an Cenabı Hakk'ı böyle tanıtıyor. Altı tane yani Cenabı Hakk'ın hakikatına dair altı tane azametini gösteren kelime Cenabı Hak'ın zatının azametini ondan sonra gösteren altı tane hakikat. İnşallah bu kelimelerin manalarını anlayarak Cenabı Hak'ı daha iyi tanımaya çalışacağız yani. Önce diyor ki ey nefsi nadan. Yani bu hakikatı bilmiyor. Bir nevi hususunda biraz lakat gibi, biraz cahil gibi nefsi nadan. İlmi ve itiraz ediyor gibi yani. Ama bunlar Kur'an hakikatları, gerçekler. Ondan sonra hem bu hakikatların olduğunu, Cenabı Hak'a ait bu hakikatların varlığını anlamış olacağız. Hem de 16. surede bunun izah ve ispatını anlamış olacağız. İnşallah. Diyorsun ki "Ehadiyet-i zat-ı ilahi ile külliyet-i ef'al." Ehadiyet-i zat-ı ilahi ile külliyet-i ef'al. Ve vahdet-i şahsiyesi ile bu insiz umumiyet-i rububiyeti. Ve ferdaniyetiyle şeriksiz şümulü tasarrufatı. Şimdi Cenabı Hak eee mesela vahdet-i şahsisiyle muhiiz umumiyet rububiyeti şimdi bu kainatın zerrelerden yıldızlara kadar bütün tamamına Cenabı Hak hükmediyor. He bu vahdaniyet demek. Yani güneşe de, dünyaya da her şeye böyle tamamına hiçbir şey istisnasız Her şeye hükmetmesi vahdaniyet oluyor. Ama bu her şeye hükmederken de her bir şeyde has hususi teveccühü var. Mesela çiçeği çiçek olarak yaratıyor, balarısının balarısının olarak yaratıyor. Her insanı ayrı hususiyetle yaratıyor. Her tese de her şeye de ayrı has bir teveccüh var. Bu da ehadiyet. Yani her şeye hükmediyor olması, kudretin her şeye kaplıyor olması vahdaniyet. Ama bunun içerisinde de her şeye has hususi bir tecelliyet olması ehadiyet. Çünkü Cenab-ı Hak öyle bir zat ki Sayısız mahlukatın herbirine ayrı husus has hususu tecelli edebiliyor. Bu büyük azamet ilahiye. Aynı anda da bütün imkanların tamamına da hükmedebiliyor. Vahdaniyet ilahiye. Bunlardan Cenabı Hakk'ı bu şekilde tanımış oluyoruz. Ehadiyet-i zat-ı ilahiye ile külliyet-i ef'al. Mesela bir hücreyi de teveccüh edip hücre olarak yaratıyor. O kalbi hücresi ise kalbi hücresi kalbi de öyle teveccühü kalp olarak yaratıyor. İnsansın insana da böyle insan teveccüh insan olarak yaratıyor. Diğer insanları da ayrı ayrı yaratıyor. Her bir hayvana. Bu nihayetsiz ayrı teveccüh demektir. Bu büyük bir hakikat. Cenab-ı Hak böyle ehadiyete sahip yani. Aynı zamanda da işte ondan başka hükmeden kainata yok. Vahdaniyet-i ilahi olmuş oluyor. Ehadiyet-i zat-ı ilahi ve külliyet-i ef'ali vahdet-i şahsiyesi ile muinsiz um Umumiyeti rububiyeti. Yani bütün kainata hükmederken de muini yardımcısı yok. Ferdaniyetiyle şeriksiz şümule tasarrufatı. Mesela şimdi Cenabı Hak bütün kainata hükmediyor olsa ayrı has husus teveccüh olmasa vahdaniyeti olur, ehadiyeti olmaz. Her şeye ayrı teveccüh edip bütün kainata hükmetmezse ehadiyeti olur, vahdaniyeti olmaz. İkisi de olunca buna ferdaniyet deniyor. Yani Cenabı Hak hem ehaddir, hem vahittir. O zaman da fert ismi oluyor aynı zamanda. Ferdaniyetiyle şeriksiz şumul tasarrufatı. Bütün kainattaki tasarrufatında da yine ortağı yok. Ve mekandan münezzehetiyle her yerde hazır bulunması. Mekandan münezze. Yani yerde, gökte, bütün kainatın hiçbir yerinde Cenab-ı Hak zatıyla mevcut değil. Tecelliyatıyla her yerde tecelli Ediyor. Zatı bu mekan içerisinde değil. Mekandan münezze. Mekandan münezzeyetiyle her yerde hazır bulunması nihayetsiz ulviyetiyle her şeye yakın ol. olması. Cenabı Hak nihayet ulbi ali bir zat. Mahiyet olarak çok ali, yüksek bir zat. Ama aynı zamanda da yani süfli mahlukata kadar da her şeye ondan sonra tecelli edip tasarruf edebiliyor, yakın olabiliyor. Birliğiyle her işi bizzat elinde tutması. Birliğiyle bizzat her işi elinde tutması hakaik-i Kur'aniyedendir. Yani bunlar Kur'an'ın sarih hakikatları, hakaik-i Kur'aniye. Şimdi bu altı kelimeyi böyle külliyattan böyle birer iki kere mihazzlerle eee külliyatın gözüyle bu kelimelere bakacağız. Ey nefsi nadan innahu kane zalumen cehula. İnsan hayvanların aksine olarak hayatı lazım her şeye karşı cahildir. Her şeyi öğrenmeye muhtaçtır. İnsan yaratıldığı zaman yani hiçbir şey bilmiyor. Yani ne dünyayı ne ne ahireti, ne Allah'ı, ne eşyayı, hiçbir şey bilmiyor. Cahil olarak yaratılıyor. Ama sonradan eee hadsiz eşyaya muhtaç olduğu gibi siga-i mübala ile cehuldür. Bir iki senede ancak ayağa kalkar. 10 beş senede ancak menfaat ve zararı fark eder. Demek insan bu aleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Yani doğduğundan itibaren öğrenmeye başlıyor. Onu Ondan sonra önce işte annesini, babasını tanıyor, sonra eşyayı tanıyor, kainatı tanıyor, öğrenmeye devam ediyor. Öğrenmek için gelmiş. İlim ve dua vasıtasıyla artık eşyayı tanıdıktan sonra eşyanın halıkını da öğrenmeye başlıyor. İşte biz de şu anda mesela Kur'an'ın rehberliğinde Cenabı Hakk'ı tanımaya başlıyoruz. İlim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Yani insanın tekemmülü o buluşması, kemale ermesi ne ile oluyor? İlim ve dua ile. Dua Cenabı Hak'tan istemek. Yani önce biz arzumuzu fakrımızı öğreniyoruz. Cenabı Hak'ın azametini, kudretini öğreniyoruz. Ondan sonra öğrendikten sonra da Cenabı Hak'tan ihtiyaçlarımızı istiyoruz. Yalvarıyoruz. İlim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Bu da çok önemli bir hakikat. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Yani bir şeye muvaffak olmak istiyorsan onun ilmini elde edeceksin önce. Şimdi biz de mesela imanın hassiz mertebelerinde yükselmek istiyoruz. O zaman iman ilmini talim etmek istiyoruz, değil mi? Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulum-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marekutullah'tır ve onun üstül esası da İmanı billah'tır. Bütün ulüm hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır. Ve onun üstün esası da imanı billah'tır. Evet. Buradaki nefsin ağdan da soru soruyor ya. O da öğrenmek için. Ondan sonra bayrakları öğrenmek için soruyor. Biz de işte 16. cüzü niye okuyoruz? Cenab-ı Hak'ın azametini daha iyi anlamak için, kavramak için okuyoruz işte. Kâbe Kâinatın heyet-i mecmuasında tezahür eden haşmet-i rububiyet, vahdaniyet-i ilahiyi ispat edip gösterdiği gibi, zihayatların cüziyatlarına mukannen erzaklarını erzaklarını veren nimeti rabbaniye dahi ehadiyet-i ilahiyi ispat edip gösterir. Kâinatın heyet-i mecmuasında tezahür eden haşmet-i rububiyet. Kâinatın tamamında Yani tamamını düşündüğümüz zaman orada ne gözüküyor? Haşmet rububiyet. Yani Cenabı Hak böyle küçük bir alanda, küçük bir mekanda tecelli etmiyor. Bütün kainatın tamamını hükmettiği için orada alan haşmeti gözüküyor. Haşmetin haşmet-i rububiyet vahdaniyet-i ilahi ispat edip gösterdiği gibi. Yani kainatın tamamına baktığımız zaman mesela güneşi kim yaratmıştır? Allah. Ayı kim yaratmıştır? Allah. Galaksiyi, kainatı, her şeyi hep Allah Hep aynı zat. Demek aynı zat bir anda her şeyi hükmediyor. Bu neyi gösteriyor? Vahdet-i ilahiyi ispat edip gösterdiği gibi zi hayatların cüziyatlarına mukannen erzaklarını veren nimeti rabbaniye dahi ehadiyet-i ilahiyi ispat edip gösterir. O kadar kainatı tamamını hükmederken bir çiçeğin veya bir arının veya bir kuşun da rızkını Cenab Hak ne yapıyor? Veriyor. Onun da ihtiyaçlarını karşılıyor. Kanat veriyor, göz veriyor, ayak veriyor vesaire. Orada ehadiyetini ispat etmiş oluyor. Zihayatların cüziyetlerine mukannen erzaklarını veren nimet-i Rabbaniye dahi ehadiyet-i ilahiyi ispat edip gösterilir. Vahidiyet ise bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Mesela bunu Türkçe çevirdiğiniz zaman vahidiyet de Allah'ın birliği demek. Eee ehadiyet de Allah'ın birliği demek. Ferdiyet de Allah'ın birliği demek. Ama mana olarak çok farklı. Vahidiyet ise bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Biz mesela önce Allah'a iman ediyoruz. Sonra Allah'ın birliğine, vahdaniyetine iman ediyoruz. Yani Allah vardır diyoruz. Bu kainatı yaratmıştır. Ondan başka ilah yoktur dediğimiz zaman işte tevhid, vahdaniyet oluyor. Bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. İhadiyet ise her bir şeyde halik-i külli şeyin ekser esması tecelli ediyor demektir. Evet. Ehadiyet ne demek? Her bir şeyde külli şeyin ekser esması tecelli ediyor demektir. Mesela güneşin ziyası bütün zeminin yüzünü ihata ettiği haysiyetiyle vahidiyet misalini gösterir. Mesela şimdi güneşi düşünelim. Bütün dünyaya ışığını gönderiyor. Bütün dünyanın tamamı ışığıyla kaplıyor değil mi? Bütün ışık nereden geliyor? Tek yerden geliyormuş. Tamamına işte bu vahidiyete misal. Cenabı Hak'ın kudreti de bütün kainatı her şeyi kaplıyor böyle. O vahidiyet misalini gösterir. Ve her bir şeffaf cüzdü ve su katrelerinde güneşin ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması ehadiyet misalini gösterir. Bakıyorsun mesela her bir cam parçasında su katrelerinde de güneş ışığıyla ısısıyla yetişmiş dengeli de bulunuyor. Ekstra isimleriyle. O da ehadiyet misalini gösterir. Mesela vahidiyet mi, ehadiyet mi daha büyük desek ehadiyet daha büyük oluyor. Mesela diyelim ki bir sınıfta bir öğrenci 40 kişiye hitap ettiği zaman hepsine hitap etmiş oluyor. Hepsinin eee ağzından çıkan kelime hepsinin kulağına geliyor. Bu vahidiyet. Ama hepsiyle tek tek konuşmuyor. Hepsi aynı anda konuşuyor. Aynı konuşuyor. Tek tek konuşabilse aynı anda bu ehadiyet oluyor. Hepsini ayrı ayrı hitap etse, ayrı ayrı ondan sonra teveccüh etse o ehadiyet oluyor. İnsanda ehadiyet yok. İşte Cenab-ı Hak böyle herkesin duasını ayrı işitiyor, duasını ayrı cevap veriyor. Ehadiyet daha muazzam hakikat. Her bir şefak cüzdü ve su katrelerinde güneşin ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması da ehadiyet misalini gösterir. Ve her bir şeyde hususan zihayatta ve bilhassa her bir insanda o saniyin ekser esması onda tecelli ettiği cihetle ehadiyeti gösterir. Kainatta tasarruf eden haşmet-i rububiyet o koca güneşi şu zemin yüzündeki zihayatlara bir hizmetkar, bir lamba, bir ocak. Evet. Yani buradan da neyi öğrenmiş oluyoruz? Güneş öyle kendiliğinden bize şey yapmıyor. Gene Cenabı Hakk'ın musahhariyetiyle ondan sonra bize hizmet ediyor. Kainatta tasarruf eden haşmet rububiyet. O koca güneşi mesela ülfet ettiğimiz şeyi değil mi? Nasıl kırıyoruz Aleyhisselam yani? Biz orada güneş böyle kendi kendine biz ışık veriyor zannediyoruz değil mi? Öyle değil. Kainatta tasarruf eden haşmet rububiyet, o koca güneşi, şu zemin yüzündeki zi hayat bir hizmetkar, bir lamba, bir ocak. Oradan gelen ışık biraz fazla gelirse gözümüz kör olur, az gelse olmaz. Sıcaklık mesela tam bizim ihtiyacımıza göre, mahrukat ihtiyacına göre geliyor. Demek ki her şeyi bilen, ihtiyaçlarını bilen ona göre ayarlayan biri var. Zi hayatlara bir hizmetkar, bir lamba, bir ocak ve koca küreği zemini onlara bir beşik, bir menzil Bir ticaretgah. Bu yeryüzünde bize ne yapmış Cenab-ı Hak? Bir beşik. Bir menzil. Üzerinde yaşayabileceğimiz, değil mi? Hareket edebileceğimiz bir menzil. Aynı zamanda da ticaret yağ. Ve ateşi her yerde hazır bir hazır bir aşçı ve dost. Yemeklerimizi ne ile pişiriyoruz? Pişiriyoruz Musa. Ateşle pişiriyoruz değil mi? Cenab-ı Hak işte bizi ateşi böyle bir aşçı olarak yemeklerimizi pişirmek için bize musakkar etmiş. Bak Aynı zamanda ateş dost diyor. Ateşin dost olması ne demek? Herkes ateşin başına toplanıp değil mi? Isınıyor yani. Onun etrafında toplanıyor. Onunla muhabbet ediyor işte. Ateşi her yerde hazı bir ahşive dost ve bulutu süzgeç ve murdia. Mesela yağmur bulutları ne yapıyor? Eee bir murdiye neydi? Süt annesi miydi mesela? Bütün mahlukatın ihtiyacı olan suyu değil mi? Böyle eşiriyor, emziriyor. Süzgeç aynı zamanda nedir? Yağmur yağarken havadaki ne kadar toz, toprak, zehirli gaz vesaire varsa hepsini de süzmüş oluyor değil mi? Temizlemiş oluyor. Bulutu süzgeç ve murdia ve Dağları, mahzen ve ambar. Dağları işte çeşitli madenler, ondan sonra oraları Cenabı Hak depolamış. Suları depoluyor. Değil mi? Dağlar öyle içi boş değil. Mesela kayalık olsa onlar işte kırıyorsun, inşaat için taş yapıyorsun, toprak yapıyorsun, kum yapıyorsun. Havayı zi hayatı enfaz ve nüfuza yelpaze. Havayı da ne yapmış? Bize enfaz nefes almamıza vesile oluyor. Nüfusa yelpaze. Aynı zamanda da böyle esintilerle, şeylerle ne yapıyor? Rahatlatıyor ve suyu yeniden hayata girenlere süt emziren dayıya ve hayvanatı ab-ı hayat veren bir şerbet hükmüne getiren rububiyeti-i ilahiye. Demek Cenabı Hak'ın rububiyeti deyince bu manaları düşünebiliriz. Güneş de ondan sonra yeryüzünde eşik olması vesaire. Rubiyet-i ilahiye gayet vazıh bir surette vahdaniyet-i ilahiyeyi gösterir. Yani Cenabı Hakk'ın havaya, suya, toprağa, güneşe, buluta, aya her şeye böyle hükmettiğini hepsini böyle tesir ettiğini gösteren bir hakikat. Vahdaniyet-i ilahi gösterir. Evet ve halık-ı vahidden başka kim güneşi arzulara musahhar bir hizmetkar eder? Güneş çok büyük değil mi? Dünyadan 1.300.000 kat daha büyük koskoca güneşi kim böyle hükmedip de o insanları hizmetkar edebilir? Ancak halık ve vahit olan zat. Evet, halık-ı vahitten başka kim güneşi ağızlılara musahkar bir hizmetkar eder. Yuvvahiladan başka kim hava yerinde tutar? Peyk çok vazifelerle tavsif edip ruhi zeminde çevik çalak bir hizmetkar eder. Ve o vahid yaratandan başka kimin haddine düşmüştür ki ateşi ahçı yapsın ve kibrit başı kadar bir zerrecik ateşe bilmeyeyim. Her batman eşyayı yuttursun ve hakeza. Her bir şey, her bir unsur, her bir ecram-ı ulviye o haşmeti rububiyet noktasında vahidi-i zülcelali gösterir. Evet. Çok güzel değil mi? Marifet marifet-i ilahiyi tarif eden cümleler. Her bir şey, her bir unsur, her bir ecram-ı ulviye o haşmeti rububiyet noktasında vahidi-i zülcelali gösterir. verir. Yani Cenab-ı Hak kudretiyle her yerde hazır nazır olduğu da değil mi? Ortaya çıkmış olduğu yani. İşte celal ve haşmet noktasında vahidiyet göründüğü gibi cemal ve rahmet noktasında dahi nimet ve ihsan ehadiyet-i ilahiyeyi ilan eder. Celal ve haşmet noktasında yani Allah'ın vahdaniyetini anlamak için hani bütün kainate baktığımız için orada celal ve haşmet olarak Celal ve aşmet noktasında vahidiyet göründüğü gibi cemal ve rahmet noktasında dahi cemal ve rahmet noktasında dahi nimet ve ihsan ehadiyet ilahiyi ilan eder. Yani bütün kainata mesela bir komutan düşünelim. Çok büyük bir ondan sonra orduyu yönetirken o arada da böyle ordu içerisinde ondan sonra herkesin hususi ihtiyaçlarına da cevap veriyorsa o da ve rahmet oluyor. Cenabı Hak bu kadar külli tasarruflar, icraatlar içerisinde ne yapıyor? Nimet ve ihsanla herkese has hususi de teveccüh etmiş oluyor. O da ehadiyet-i ilahiye. Cemal ve rahmet noktasında dahi nimet ve ihsan ehadiyet-i ilahiyi ilan eder. Çünkü zihayatta ve bilhassa insanda o derece sanat-ı camia içinde zihayatta ve bilhassa insanda O derece sanat-ı camia içinde. O derece sanat-ı camia. Mesela insana tefekkür ettiğimiz zaman mesela en altta kemikler var değil mi? Mesela şimdi kemikleri düşün. 200 küsur tane kemiğin her biri ayrı ayrı hikmetli şekiller vesaire de birleştirilmiş. Eklem yerlerine değil mi? Daha kaygan şekilde yaratılmış. Bunları çeşitli şeylerle bir bağlamış, kaslarla donatmış, kan damarlarını beçliyor vesaire. Yani İskelet yapısı vesaire ne kadar bir sanatı camia. Son içerisini yüzlerce harika organlarla şeylerle dolduruyor. Dışarıya bakan ayrı göz, kulak vesaire içerisi öyle. Damarlar, sinirler var, bunlar. Ondan sonra her biri kalbe baksan pompa makinesi gibi ama hiç yani 80'li sene boyunca hiç durmuyor. Zaten dursa ölüyorsun yani. Böbrekler sürekli temizliyor, ne bileyim mide sürekli hazmediyor. Sanat-ı camia, yüzlerce sanatının böyle ona toplamış. Sanat-ı camia içinde hadsiz enva nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve aletler var vardır ki. Hadsiz enva nimeti. Sadece mide noktasına baksan yüzlerce rızıkla onları istiyor. Hadsiz enva nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve aletler vardır ki bütün kainatta tecelli eden bütün esmasının cilvesine mazhardır. Adeta bir nokta-i mihrakiye hükmünde bütün esma-i üşnayı birden mahiyetinin aynasıyla gösterir ve onunla ehadiyet ilahiyeyi ilan eder. Nokta-i mihrakiye hükmünde. Nokta-i mihrakiye ne demek? Bu merceklerde mesela odak noktası oluyor ya, ışığı topluyoruz zaten mercek odak noktasını. Gelen ışıkları. Yani kaim ne kadar esnafın ismi tecelli ediyorsa bütün isimleri aynı anda insanlarda hepsi birden tecelli ediyor. İnsan ve zi-hayat nokta-i mihraki olmuş oluyor. Yani bütün isimlerin hemen hemen tamamı insanda tecelli ediyor. Adeta bir nokta-i miraki hükmünde bütün esma-i üsnayı birden mahiyetinin aynasıyla gösterir ve onunla ehadiyet-i ilahiyeyi ilan eder. Cenab-ı Hak ehadiyet-i zatiyesiyle ve mekandan münezziyetiyle beraber Cenab-ı Hak ehadiyet-i zatiyesiyle Yani Cenab-ı Hak'ın zatı bir tane zatı var. Yani zatı tek. Ama ihadiyetiyle her insanda, her bir insanda, her bir hayvanında, her bir çiçekte, her bir göçekte, her bir zerrede, her bir atomda, her bir hücrede haz hususi olarak ona müteveccih onun sanatıyla ondan sonra ona o sanat da o şahsiyeti yaratacak şekilde ehadiyet-i zatiyesiyle teveccüh ediyor. Mesela bir insan bir anda kaç tane sanata teveccüh edebilir? Bir usta bir masa yapabilir, bir araba yapabilir. Yani önünde bir tane iş var da o. Aynı anda yüzlerce arabaya, yüzlerce başka şeylere, binlerce, milyonlarca işe ayrılır teveccüh edebilir mi? Edelim. Bir veya iki. Zaten ikincisinde olsa zaten öbüründe öbüründen alıp ona veriyor zaten. Bölünme oluyor yani. Cenabı Hakk'ın kudretini tecellisi öyle bölünme, ayrılma, işte tecellisi, inkızam yok. İşte Rabb'imizin büyüklüğü, azameti burada. Ehadiyet-i zatiyesiyle ve mekândan münezzeyetiyle Şimdi mekanda münezzeh ne demek? Mekan biz şimdi insan aklı hep böyle doğduğundan beri mekan, zaman, madde, değil mi? Hacim bunlarla aklımız şey olmuş. Bunun dışında düşünemiyoruz yani. Yani mesela ben bir şey düşündüğüm dediğim zaman üçgen, beşgen, kare, küp, değil mi? Yuvarlak, küre, bir şey öyle düşünüyorsun yani. Bir mekan illa bir mekan olarak düşünüyorsun. Ben buradayım mesela sen oradasın. Bir mekan. Bunlar hep böyle maddenin özellikleri bunlar. Ve yaratılmış olan mahlukatın özellikleri. Cenabı Hak için böyle bir mekan manası yok. Yani insan nasıl insanın gözü belli renkleri görebiliyor X mesela kızın ötesi şeyleri göremiyor ya belli dalganın dışındakileri filan. İnsanın aklı da maddi ve cismani varlıkların dışındaki varlıkları algılayamıyor yani. Kapasitesi o kadar. Ama biz biliyoruz ki yani biz mekanla barışık olanları biliyoruz. Mekânsız olanları anlayamıyoruz. Ama Cenab-ı Hak işte mekanı da yaratan olduğu için, zamanı da yaratan olduğu için kendisi mekândan münezzeh. Cenab-ı Hak ehadiyet-i zatiyesiyle ve mekândan münezzeyetiyle beraber her şey bütün şüunatıyla doğrudan doğruya ilmiyle ihata ve teşhis edilmiş. Her şey bütün şüunat ile, doğrudan doğruya ilmiyle ihata ve teşhis edilmiş. İradesiyle tercih ve tahsis edilmiş, kudretiyle ispat ve icat edilmiştir. Evet. Bunu ezberlemek lazım bu cümleyi. Cenabı Hak ehadiyet-i zatiyesiyle ve mekandan münezzehetiyle ve münezzehetiyle beraber her şey bütün şüanatıyla doğrudan İlmiyle ihata ve teşhis edilmiş. İradesiyle tercih ve tahsis edilmiş. Kudretiyle ispat ve icat edilmiştir. Bütün kainatı bir tek mevcut gibi icat ve tedbir ediyor. Yani Cenabı Hak için bir mahluku yaratmakla bütün kainatı yaratmak aynı. Bütün kainatı bir tek mevcut gibi icat ve tedbir ediyor. Tabii biz maddiyatın dışına çıkamadığımız için yani maddiyatın maddiyatın özellikleri kayıtlıyor. Sana bak maddeden münezzeh, mücerret yani. Gelecek zaten bu ders yani 16. cüz zaten bunların açıklaması. Şu anda biz Cenabı Hak'ı bu şekilde tanıyacağız. Daha sonra hizahlarla bunu aklımıza yaklaştıracak. Şu anda Rabbimiz nasıl bir Rabbimiz var? Onu anlamaya çalışıyoruz sadece. Kur'an nasıl tarif ediyor? Böyle tarif ediyor. Sonra bunun aklımıza yaklaştırılmasını daha sonra yapacağız. Bütün kainatı bir tek mevcut gibi icat ve tedbir ediyor. Bir çiçeği kolaylıkla halk ettiği gibi koca baharı o suhuletle halk eder. Bir çiçeği, bir tane çiçek düşün. Bir çiçeği kolaylıkla halk ettiği gibi koca baharı o suhuletle o kolaylıkla halk eder. Bir şey bir şeye mani olmaz. Biz bir şey yaparken başka bir şeye mani oluyor değil mi? Onu bırakman gerekiyor. Cenabı Hak hadsiz eşyayı, hadsiz şeyi aynı anda yapıyor. Birbirine mani olmuyor. Teveccühünde tecezzi yok. Biz mesela teveccüh derken birisi daha bana da bak dese ikiye bölünüyor. Değil mi? Cenabı Hak'ta böyle bir şey yok. Hadsiz kudret ile her şeyi aynı anda tecelli ediyor. Teveccühüne tecelli yok. Aynı anda her yerde kudret ve ilmi ile tasarruf noktasında bulunuyor. Tasarrufunda tevzi ve inkızam yok. Yani bu manaları anladıkça ve hissettikçe Rabb'imizin büyüklüğünü, azametini de anlayıp artık ona göre ondan sonra ona ibadet etmek, tabi olmak, Rab'b'i tanımak daha da insana böyle zevkli hale geliyor. Nasıl bir Rabb'im varmış benim? Kainat nasıl yaratmış? Onun ben o kuluyum. Vesaire mesela. Kainatın her bir nevine dair bir fen Şimdi burada çok güzel bir nokta olacak. Kainatın her bir nevine dair bir fen teşekkür etmiş veya etmektedir. Mesela fenler var. İşte kimya fennin var. Ne yapıyor? İşte atomların moleküllerin arasındaki ondan sonra Cenabı Hakk'ın faaliyetlerini araştırıyor. Mesela zooloji ne yapıyor? hayvan arasındaki Cenabı Hak'ın sanatları işte astroloji mi? Uzayla ilgili denilen. Ne bileyim ya botaniği var, bilmem nesi var, anatomisi var. Yani her bir fen ne yapıyor? Fiziği, bilmem nesi. Her biri ayrı bir aleme dalmış casus gibi oradaki Cenabı Hak'ın sanatını, oradaki kanunlarını, oradaki icraatlarını keşfedip kitapların haline getiriyor. Değil mi? Ehli eee şey fenne sunuyor. Biz tek başımıza aklımızla mesela ben şimdi şu direkt içerisinde geçen hafta ders misal verdim. Mesela şu şu direğin içerisinde atomların ne olduğunu ben nereden bileceğim mesela? Atomların işte elektronların ne olduğunu nereden bileceğim? Cenabı Hak'ın oradaki tasarruflarını nereden bileceğim? Veya şu uzayda milyarlarca galaksinin olduğunu, her galaksi milyarlar yıldız olduğunu, her bir biri ayrı ayrı ondan sonra atomları yarattığını Cenabı Hakk'ın nereden bilecek mesela? Değil mi? Denizlerde ne var, ne yok, insanın içerisinde kalp nasıl çalışıyor? Yani insan kendi aklıyla çağdaş insan sanatı böyle çok az görebiliyor. Ama fenler ne yapıyor? İnsanlık nanını araştırıyor. Hepsini insanın gözlerinin seriyor. Dolayısıyla fenler sayesinde biz ne yapmış oluyoruz? İşte Cenabı Hak'ın külli tasarrufu altına işte fenlerin keşfedilebildiği kadarıyla eee görüyoruz ve Cenabı Hakk'ın hepsinin faili olarak da inandığımız için oradan böyle büyük bir pencere açılıyor alemlerimize Allah'ın azametine dair. Yani fenler çok büyük hizmet ediyor. Eee Hakikaten yani. Kainatın her bir her bir nevine dair bir fen teşekkül etmiş veya etmektedir. Fen ise kaid-i külliyeden ibarettir. Külli kaideler. Yani sabit hakikatları böyle. Mesela kalp nedir? Benim kalbim senin kalbin onun bütün kalbi aynı çalışıyor. Onu ortaya çıkartıyor. Sen diyorsun ki bak bütün kalpleri Cenabı Hak yaratıyor ve aynı şekilde yaratıyor. Fen ise kaid-i külliyeden ibarettir. Kaidenin külliyeti ise nizamın yüksekliğine ve güzelliğine Delalet eder. Zira nizamı olmayanın külliyeti olamaz. Zihayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanattan hiçbirisi yoktur ki. Zihayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanattan hiçbirisi yoktur ki. Zihayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanattan Nereye bakıyoruz? Harun Kardeş yani zihayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanlara bakıyor. Zaten ruhlu olan hayvan ve insanlar. Onlara bakıyoruz. Cenabı Hak nasıl yaratmış? Cisminde gayet muntazam saatler gibi işleyen ve işlettirilen dahili ve harici azalarıyla. Mesela cisminde. İnsan cisminde ne var? Gayet muntazam saatler gibi işleyen. Mesela saat sürekli tıkır tıkır tıkır tık tık tık tık çalışıyor mesela. Hiç durmuyor. Aynı hızda şey yapıyor. İçimizdeki organlar işte mesela kalbimiz değil mi? Çalışıyor. Hatta şey sabit de değil. İhtiyaca göre hızlanıyor başlıyor. Mesela şah damarımızda tüycükler varmış. Kan oradan geçerken o tücükler sayesinde kan deki oksijen miktarı tespit ediliyor. Azsa beyne haber veriliyor. Nefes almayı hızlandırıyor diye. Çoksa yavaşlıyor diyor mesela. Şahdamarın diğer damarlardan bir farkı var o şekilde. Şahdamarından daha yakın evet yani Cenabı Hak orada. Yoksa mesela kanda oksijen azalır. Bilemezsin ki azaldığını. Bu olur gidersin. Mesela kalbi, ondan sonra beyni, sürekli çalış yani bütün organlar, beyin de sürekli çalışıyor. Her şey yani. Cenabı Hak yaratmış, koymuş, çalıştırıyor. Cisminde gayet muntazam saatler gibi işleyen ve işlettirilen dahili ve harici azalarıyla. Bedeninde gayet ince bir nizam ve gayet hassas bir mizan ve gayet bihim faydaları ile yerleştirilen yerleştirilen alat ve duygularıyla. Bedeninde işte göz, kulak vesaire hepsi ayrı şeyler. Sanatta, vazifede, nizamda, intizamda. Bedeninde gayet ince bir nizam, gayet hassas bir mizan ve gayet mühim faydalarıyla yerleştirilen alat ve duygularıyla ve cesedinde gayet sanatlı bir yapılış. Mesela şu elimizi düşünsek ne kadar büyük sanat var değil mi? Sabahtan akşama kadar kullanıyoruz. Kafamızı da kaşıyoruz, gözümüzü de kaşıyoruz. Ne bileyim yemek de yiyoruz. Ekmek de kesiyoruz. Araba da sürüyoruz. Kapı da açıyoruz. He hepsine bak beş parmak Cenabı Hak yaratmış. Öyle bir tasarlamış ki tasarlamış tabiri doğru olup bilmiyorum ama öyle yaratmış ki bütün ihtiyaçlarını görüyor. Torna diye bundan sıkıyorsun. Penseyi de kullanıyorsun. Bak Torna eee boylarının farklı olmasını taşıyor tabii. Şu parmak zaten olmasa diyorlar. Her şey bitti yani baş parmak. Serçe parmak vesaire. Mesela Vida sıkmak için tornavida, bilmem ne için pense, bak hepsi ayrı ayrı alet. Ama aynı el hepsini kullanıyor. Öyle mükemmel yaratmış ki mesela sanatlı bir yapılış. Hepimizin elini böyle yaratmış. Şimdiki insanları yaratmış. Bundan önceki insanları, bundan sonraki insanları. Ne oluyor? İşte yine Allah'ın böyle bütün kainattaki ondan sonra hakimiyetini görüyoruz. Cesedinde gayet sanatlı bir yapılış, gayet hikmetli bir tefriş. Yerleştir Peki de böyle. Hikmetli bir tefriş. Mesela geçende bazen anlatırım. Bir abi böyle ders anlatıyor. İşte Allah ağızlarımızı hepsini en uygun en en hikmetli yere yerleştirmiş diyor. Çocuk itiraz ediyor ki göz başka yerde de olabilirdi diyorum. Niye burası en mükemmel olsun? Tamam buyur sen söyle o zaman. Göz nerede olsun diyor. Çocuk düşünüyor kafasının üstüne koysa olmaz. Yağmur yağar bir şey olur. Arkaya koysa olmuyor. Ayağının altına koysa olmuyor. Omuz Yok diye yerinde kalsın diye. Gerçekten şöyle tefekkür etsen hepsinin yeri tam böyle isabet, hikmetli bir tefriş. Gayet hikmetli bir tefriş ve gayet dikkatli bir muvazene içinde konulan denge içerisinde. Kolun uzaklığı, burun büyüklüğü vesaire gayet dikkatli bir muvazene içinde konulan cihazat-ı bedeniyesiyle senin vücudu vücuduna ve sıfatlarının tahakkukuna şehadet Evet. Yani bu bile değil mi evrimi çürütmüş oluyor. Değil mi? Bu bile evrimi çürütmüş oluyor. Yak bütün organların yerlerini en sabitli olması demek hikmeti bilinçli insanı tanıyan birisini gösterir. Tesadüfen her şey en güzel yerde olur. Olmaz. Sultan-ı Ezeli fed ve had olduğundan hiçbir ziyeten ihtiyaç yok. Eğer faraza ihtiyaç olsa her şeyin imdadına bütün eşyayı gönderir. Şimdi Cenabı Hak vahit demiştik tamamını hükme diyor. Ehadiyet demiştik her şeye has teveccüh ediyor. Ferdiyette de bir şeyin ihtiyacına bütün her şeyi mesela dedim bir ağacın ihtiyacı nedir? Güneş, hava, su, toprak ona ondan sonra arkasına tahşilat yapabiliyor. Yapabilir ihtiyacı olsa. Çünkü niye? Her şeyi o yaratmış. Her şeye hakim o. İstediğini istediğine yardım ettirir. Fert ve had olduğundan hiçbir cihete ihtiyaç yok. Eğer faraza ihtiyaç olsa Her şeyin imdadına bütün eşyayı gönderir. Ve her bir şeyin arkasına kainat ordusunu tahşit eder ve her bir şey kainat kadar bir kuvvete dayanır. Ve her bir şeye karşı bütün eşya farazı eğer ihtiyacı olsa o kumandan-ı ferdin kuvveti hükmüne geçebilir. O Malik-i Zülcelal'in ne mülkünde, ne rububiyetinde, ne uluhiyetinde şerik ve naziri yoktur. Şimdi mesela Cenabı Hakk'ı düşünürken üç mertebede düşünür değil mi? Daha var da. Ama temelde Allah'ın zatı ondan sonra isim ve sıfatlarıyla tecellisi bir de tecelli ettiği iki mahlukatı. Allah'ın zatında benzeri yok. Onun gibi isim ve ilim ve kudret olup da böyle kainatın tamamında Böyle hükmedecek derecede ondan sonra hükmeden başka bir varlık yok. Hem bütün bu kainat kadar bir mülke sahip başka bir varlık yok. O malik-i zülcelalinin ne mülkünde, ne rububiyetinde, ne uluhiyetinde şerik ve naziri yoktur. Müin ve vezire muhtaç değil. Her şeyin anahtarı onun elindedir. Her şeye kadir-i mutlaktır. Şimdi mesela böyle okuyoruz ya biz. Bu şekilde Cenabı Hak'ı tanıyoruz. Mesela şöyle sorsak böyle bir kainat nasıl bir yaratıcıyla yaratılabilir? Bu kainatı yaratan yaratıcı nasıl olmalıdır? Nasıl olursa kainatın yaratıcısı bu kainatı yaratabilir. Çünkü kainat nedir? Elde tutulan, gözle görülen bir varlıktır. Kati. O zaman bunu yapan, yaratan da kati olması lazım. O zaman bu kainat yaratıcısını tarif eder mi? Nasıl bir yaratıcı ister? Tarif ediyor. Hem bize Kur'an böyle gösteriyor, Allah'ı tanıtıyor. Kainatta böyle bir yaratıcı istiyor zaten. Yani buna böyle ezbere değil. Rüsanur bunu izahın ispatında yapıyor. Mesela diyelim ki elinde bir anatomi kitabı aldın. Eğer fizik kitabı aldın. Bu kitabı yazan biri var mı? Var. Bu kitabı kim yazmış olabilir? Yani Cahil birisi yazmış olabilir mi? İçerisindeki bütün bilgileri bilen birisi yazmış olması lazım. En azından bunu bilirsin. İnsanı da kim yaratmıştır? İnsandaki bütün detayları, bütün sanatları bilen birisi yaratmıştır. Ne oluyor? Nihayetsiz ilim sahibi olduğunu yarattığı şeye taarruf ediyor. Yaratabilmek için bütün iradesinde her şeyin hakim olması lazım. Kainat içerisinde yaratmış kainat hakim olması lazım. Aynı zamanda bir sürü şey yapıyor yan yana. Hepsine bir anda hükmedip bilir olması lazım. Yani kainat yaratıcısını tarif etmiş oluyor. Ama ne oluyor? Tabii biz maddiyatla kayıtlı olduğumuz için Cenabı Hakk'ın maddiyatın kayıtlarından eee ve bak bakmayacağız. Gelecek zaten bunun izahları da. Sani zülcelal cisim ve cismani olmadığı için zaman ve mekan onu kaydı altına alamaz. Cisim ve cismani olanlar zaman ve mekanla kayıtlıdır. Cisim ve cismani olmayanlar zaman ve mekanla kayıtlı değildir. Peki biz cisim ve cismani olmayanı düşünebilir miyiz? Düşünemeyiz. Bütün bildiklerimiz cisim ve cismani. Bir de Sadece böyle ışık, nurani şeyler bundan birazcık kurtuluyor. Tabii. Zaten cismi cismani mekanı idda yaratan Cenabı Hak. Sani işte bu hakikatlar böyle biraz büyük hakikatlar. İnsan aklında dar olduğu için hani biraz böyle emek vermek gerekiyor. Azer azar yavaş yavaş anlıyor insan. Ama azıcık bile anlasa o büyük bir mertebe insan için. Yani bunların üzerinde durmak lazım böyle. Çünkü Cenabı Hak Hakkı talep ediyor. Bizim amacımız zaten dünyadaki maksadımız Allah'ı tanımak için gelmedik mi? Değil mi? 16. sözde bu noktada büyük bir söz yani. Bu aykatları ifade ediyor. İnşallah böyle okuyabilirsek bir perde oradan öğreneceğiz. Sani zülcelal cisim ve cismani olmadığı için zaman ve mekan onu kaydı altına alamaz. Kevni mekan onun şuhuduna ve huzuruna müdahale edemez. Vesait ve icra vasıtalar veya diğer kütleler onun fiiline perde çekemez. Teveccühünde tecelli ve iktisam olmaz. Teveccühünde Teveccühünde tecelli yani böyle cüzler ayrılma, inkısam bölünme olmaz. Bir şey bir şey mani olmaz. Hadsız ef'ali bir fiil gibi yapar. Ne demek harun? Hadsiz ef'ali Hadsiz fiilleri bir fiil gibi yapar. Yani Cenabı Hak mesela şu anda güneşi gönderiyor, ayrı bir fiil, yağmur yağdırıyor, ayrı fiil, değil mi? Kuşlar uçuruyor, ayrı fiil, insanları yürütüyor, ayrı fiil. Sayısız fiiller yaratıyor Cenabı Allah. Her hücre içerisinde hadsiz faaliyet var. Tamamını bir fiil gibi yapıyordu. Hadsiz fiil ef'ali bir fiil gibi yapar. Onun içindir ki bir çekirdekte koca bir ağacı manen derecelendiği gibi bir alemi bir tek ferde derecelendirebilir. Bütün alem bir tek ferd gibi dest-i kudretinde çevrilir. Böyle bir Rabbimiz var yani. Bütün alemi bir tek fert gibi dersi kudretine çeviren. Ve lillahil mesül ala. Bu külliyatta çok geçiyor değil mi? Aleyhüsselam ve lillahil mesül ala. Ayet-i Kerime aynı zamanda Allah misallerden üstündür. Bütün büyük yüksek misaller Allah içindir. Ve lillahil mesül ala. Yani verilen misaller Cenabı Hakk'ı bir parça tanıtmak için. Misallerden üstündür. Yani en anca Cenabı Hakk'ın en güzel misallerle tanıtabilirsin. Onlar bile onlardan da üstündür. Mesela misal veriyoruz ya güneşi, şunu, bunu. O misallerden üstündür. Sadece o bir baktırmak için. Ve şu kainat sani zülcelalinin nur olan bütün sıfatıyla, nurani olan bütün esmasıyla, teveccühü ehadiyet sırrıyla öyle bir tecellisi var ki hiçbir yerde olmadığı halde her yerde hazır ve nazırdır. Mesela şimdi biz bu odadayız. Cenabı Hak bizi görüyor mu şu anda? Değil mi? Burayı görüyor. Buradaki fiilleri yaratıyor mu? Işığı da yaratıyor, benim sesimi de yaratıyor, birbirimizi görmemizle yaratıyor, hepimizi tek tek yaratıyor. Her yerde kul ve ilmiyle hazır ve nazırdır ve tecelli etmekte. Müthiş bir şey bu. İnsan sırf bunu anlasa yeter ya. Değil mi? He? Sor. Allah büyük görüyor ki bu aşık olmuş. O zaman sağ ve solda melekler var mı? Yazacak. Onlara gerek var mı? Yani normal gerek yok da. Ama şimdi böyle her insan bu derece düşünülmeyebiliyor. Şimdi bütün insanların tamamını nazar almak lazım. Biz mesela Allah bizi görüyor diye kendimizi toparlıyoruz. Adam mesela bunu bu mertebe Melekler var. Yazıyor eder. Yani herkese böyle her seviyede Cenabı Hak şey yapıyor. Bir de o ayrı bir şey tabii. Amellerin yazılması meselesi var. Yani Allah görüyor da ama onlara yazdırıyor. Yani yazılma meselesi var. Yani iyi bir şey yaptığın zaman sağdaki melek yazıyor. Yok kötü şey yaptığın soldaki melek yazıyor. Yani her şey kaydoluyor. Bir şey kaydoluyorsa hani bir deftere yazarsın sonra hiç çöp atmazsın değil mi? Onun bir gün lazım olacak diye kaydoluyor. Ne dersin? Üçüncü şahsımızı alıyor. Tabii. Yani mesela bakkal yazıyor mesela işte 2 kilo peynir aldı 3 kilo zeytin niye yazıyor? Ay sonra hesap soracak yani değil mi mesela? Yani bütün amellerimiz yazılıyor. Ahkimi Kübra'da hesap soracak Cenabı Hak. Yoksa yaz yaz çöp atılır hikmetli olmaz. Zapt ediliyorsa bir muhasebe içindir. Zaten düşüp de baktığımızda yani gördüğü için de Deme yazacak olduğu için. O nasıl deri diye düşünüyorsun. O deri Allah'a İşte iç içe perdeler var. İç içe perdeler var. Yani mesela ağaç normalde ağaca gerek var mı? Elmayı Allah direkt havadan bize gönderebilir. Orada da ayrı bir esma tecelli ediyor. Ağacı yaratmasıyla. Orada ayrı bir sanatını gösteriyor. Mesela melekleri yaratması da bize başka hakikatlara vesile oluyor. Yani böyle sırf ihtiyaçtan değil de başka esmaların tecellisi için gerekiyor. Yani böyle vazifesi tabii. Vazifesi var. Yani ihtiyaç ayrı bir. Alay şeyidir. Değil. Ağaçtan el var yani. Tabii. Ağaca gerek kalmadan da değil. Ama orada Cenabı Hak sanatını gösteriyor, hikmetini gösteriyor. Sen onu çalıştırıyor orada onu emek harcatırıyor. Yani iç içe bir sürü meseleler var. Sadece isteş meselesi değil. Evet. Gene o soruyla alakalı ileride bir ders yaparız. Melekten niye yaratmış Cenabı Hak diye. Öyle bir tecellisi var ki hiçbir yerde olmadığı halde her yerde hazır ve nazırdır. Teveccühün de inkısamı olmaz. Teveccühün de inkısamı olmaz. Aynı anda her yerde külfetsiz, müzahamesiz, her iş Yapar. Evet. Yani böyle Allah hakikatını, Allah inancını kafamızı açıyor değil mi abi böyle? Rabbimiz böyle daha da böyle perdeleri kaldırıyor. Aynı anda her yerde külfetsiz, müzahametsiz her işi yapar. İttisali Mesela şimdi bir de böyle şeyler var. Allah işte kainat içerisinde bir yerde düşünüyor. Birisi vardı eskiden derse geliyordu. Bir defa geldi. Allah diyor işte bilmem ne yıldızın arkasında falan olabilir falan diyor mesela. Yani Allah bu kainatın bütün yaratılmışların içinde olamaz yani. Bu Allah'ın mahiyetine zıt. Kendi mümayyetine zıt. Bak, ittisali veya ittihadı veya hululü yani içine girmeyi iddia eden marifeti ilahiyeden hiçbir şey istiş istişmam etmemiştir. Yani marifeti ilahiyeden hiçbir şey koklamamıştır, tatmamıştır. Yani Allah'ı böyle kainatla beraber düşünmek, içinde yapışıp veya bir falan düşünmek, bütün bu kainat tamamıyla Allah'ın yarattığı bir mülktür. Bunu Cenabı Hakk'ın içinde olamaz. Bunun dışını da biz düşünemiyoruz. Ama işte bu kainatın içerisinde değil zatıyla. Zatıyla kainatın hiçbir yerinde değil ama kudretiyle, ilmiyle her şeyi yaratmıştır ve idare ediyor. İtisali veya ittihadı veya hulülü iddia eden Hulul demek içine girmek anlamında. Mesela ruh bedenini hulül etmiş mesela. Hulul deniyor buna. Ama kainatın hiçbir yerinde Cenabı Hak zatıyla mevcut değil. Olamaz da zaten. Çünkü kainat maddiyattır, cismaniyettir. Cenabı Hak ise vacip vücuttur. Maarifet ilahiyeden hiçbir şey istişmal etmemiştir. Evet, mümkün. Vacip ile nasıl ittisal veya ittihat edecek? Kella. Evet, mümkünün ne kıymeti vardır? Ta ki vacip onda hulul ede haşa. Ne am mülkünde mümkün ne am mümkünde füzat-ı ilahiyeden bir feyz tecelli eder. Ancak Cenabı Hak yaratılmış mahlukatta feyziyle tecelli eder. Her şeyin batını, içi, zahirinden daha latif, daha şeffaftır. Hani içine girdiğin zaman daha latif, daha şeffaftır. Bu ise saniin o şeyden hariç ve bayit olmamasına delalet eder. O zaman içerisinde ilm-i kudret ile tecellî ediliyor olması lazım. O şeyin veya insanın sair eşya ile nizam ve muvazenesinin sani tarafından temin edildiği için niyetle de saniin o şeyde dahil olmamasını iktizar eder. Dışını da görmesi lazım. Öyleyse bir masnunun zatına bakılırsa saniin ilim ve hikmeti görünür. Gayrısıyla birlikte bakılırsa saniin fevkal kül yani her şeyin üzerinde bir sen ve basara görmeye ve işitmeye malik olduğu görünür. Bu hakikatten anlaşıldı ki sani alem yani alemin sanatkarı alem dahil olmadığı gibi alemden hariç de değildir. İlim ve kudretiyle her şeyin içinde olduğu gibi her şeyin fevkindedir. Yani ilim ve kudretin her şeyin içini de yaratıyor, dışını da yaratıyor, her şeyi yaratıyor. Bir şeyi gördüğü gibi bütün eşyayı da beraber görür. Fatır-ı Hakim'in kainattan sonsuz bir uzaklığı olduğu gibi sonsuz Unsuz bir kurbiyeti yakınlığı da vardır. Evet, ilim ve kudretiyle batıların en batılı da bulunduğu gibi. Mesela şimdi şu direk gözüme çarpıyor. Ne diyor mesela? Atom var diyor. Atomun içine gir, elektron, proton, nötron. Protonun içine gir. İşte bir sürü yüzlerce alt parçacık. Onun da altına in. Kuantum parçacıkları diyor. Bilmem ne diyorlar. Daha mesela altına iniyorsun. Gidiyor yani böyle. Bak, oraları da Cenabı Hak yaratıyor, düzenliyor, nizama sokuyor. Oraları da tasarruf ediyor. Yani batınen batınen de giriyor. Ve insan işte hücresini çekip DNA'sını, onu da işte atomunu, atomu. Batıların en batılında bulunduğu gibi fevklerin de en fevkinde bulunuyor. Diğer tarafı da işte bütün uzaya kadar, galaksilere kadar da hükmediyor. Hiçbir şey de dahil olmadığı gibi hiçbir şeyden de hariç değildir. Evet, asar rahmetine mazhar olan satı arzda yani yeryüzünde mamulatı kudrete bak ki kudretin mamulleri yani yarattıklarına bak ki bir parça bu sıra vakıf olasın. Mesela biri arzda diğeri semada biri şarkta diğeri kalpten iki şeyi bir anda yaratan saniyen o yaratılan o yaratılan şeylerin arasındaki uzaklık kadar uzaklığı lazımdır. Şartaki ne yaratıyor? Mesela şartaki papatya çiçeğini yaratıyor. Ta bilmem öbür tarafta dünyanın öbür tarafı bir yine hipopotam yetişene yaratıyor. Bak orada da bulunması lazım. Kudretiyle orada da bulunması gerek. Aynı zamanda Güneş yaratıyor. Orada da olması lazım. Bilmem nerede, bilmem ne yıldızını yaratıyor. Orada da olması lazım. Ve keza her şeyin kayyum olduğu cihetle her şeyin nefsinden daha ziyade bir kurbiyeti de vardır. Bir de mesela kainat var da haşa Allah sonradan gelmiş kainatı yönetiyor değil. Kainatı da yoktan var etmiş. Kayyum yani. Önce yoktan var ediyor. Ondan sonra yönetiyor. Dolayısıyla her şeyi var ettiği için her şeyin varlığı ona bağlı olduğu için her şeye her şeyden daha yakın olmuş oluyor. Her şeye kendisinden daha yakın olmuş oluyor çünkü kayyumu gibi. Lamba gibi düşünelim. Mesela lambayı aynaya tuttun ya mesela. Aynanın çevresinde lamba var. Aynanın içine o lambayı ayna mı daha yakın? Dışarıdaki lambayı mı daha yakın? Dışarıdaki lamba daha yakın. O söndürdüğün anda o aynı anda sönüyor. Şimdi direkt onun varlığı ona bağlı olduğu için o daha yakın olmuş oluyor. Keza her şey Şeyin kayyum olduğu cihetle de her şeyin nefsinden daha ziyade bir kurbiyeti de vardır. Bu sır daire-i vücut tecerrüt ve ıtlak hasaisindendir. Yani bu hakikatler nedir diyor? Daire-i vücut yani iki tane alem var. Yaratıcı olan Allah'ın alemi vacip alemi bir de yaratılmışların alemi mümkün alemi. Bu özellikler vacip alemin özelliklerindendir. Daire-i vücut tecerrüt ıtlak hasaisindendir. ve fail-i aslinin mahiyetiyle zilli olan münfail arasındaki ki mübayineti lazimesidir. Mesela şems timsallerine kayyum olduğu için fevkalhad onlara bir kurbiyeti vardır. Aynedeki zıl ve gölge ile semada bulunan asıl arasındaki mesafe kadar da udiyeti vardır. Odadaki elektrik elektrik misallerinin en uzağına en yakındır. Tabii ben böyle ben cümleleri cümleleri aldığım için mesnevide geçiyor. Mesela oda düşünelim diyor Harun mesela. Dört duvarı da camdan olsun diyor. Camdan. Ortasında odanın ortasında lamba asılı bizim eski bildiğimiz ampüllerden. Gece de mesela ampul açtığın zaman dışarılarda ampul görürsün değil mi? Eski evlerde falan mesela böyle dışarıda ampul görürük. Camı açtığın zaman perdeyi açtığın zaman dışarıda ampülü görürsün. Dışarıda ampul var mı? Yok. Ama orada görüyorsun mesela. Şimdi karşılıklı yansıttığı için arkada bir sürü ampüller görüyorsun diyelim. İç içe yansıma. Odadaki elektrik yani odanın ortasındaki lamba elektrik misallerinin yani aynalarda akseden arka arkaya en uzağına, en son akseden diyelim 10 defa aksetmiş veya 100 defa en 100'üncüsüne en yakın olan yine bulanmadır. Niye ki onu var eden bu yani. Odadaki elektrik elektrik misallerinin en uzağına en yakındır. Çünkü o misal misallerin kayyumu odur. Onu var eden o olduğu için o söndü yanda o da yok oluyor. Kevven ve vücut sahasında durup ahval-i aleme dikkat eden adam hadsi bir sürakle anlar ki tesir ve failiyet latif, nurani, mücerret olan şeylerin şeyini olduğu gibi infial, kabiliyet, teessür de maddi, kesif, cismani şeyleri en hassasıdır. Çok önemli bir mesneviden bir ilim. Ken ve vücut sahasında durup Mesela biz şimdi şöyle kenara çekilip bakıyoruz âlem-i âlem-i ahvaline. Ahval âlem-i dikkat eden adam hadsi bir suretle anlar ki tesir ve failiyet eee kim kime tesir ediyor? Güneş denize vuruyor. Denizi buharlaştırıyor mesela, aydınlatıyor. Değil mi? Yani mesela neler etki neler etki altında kalıyor? Tesir ve failiyet latif nurani mücerret olan şeylerin şeyini olduğu gibi. Bak elektrik mesela latif nurani bir şey bağlıyorsun motora makineyi onu çevirmeye başlıyor mesela. Elektrik diyorsun ama çeviriyor. Yani latif olan nuran olan şeyler hakim oluyor diğer şeyler. Veya mesela ruh mesela bedene hakim oluyor. tesir ve failiyet, latif, nurani, mücerret olan şeylerin şeyhini olduğu gibi. İnfial, yani fiile mazhar olma, kabiliyet, teessür de maddi, kesif, cismani şeylerin hassasıdır. O zaman demek ki böyle yani cismani ve maddi şeyler bir şey yapma özelliği yok. Latif ve nurani şeyler onlarda hükmediyor. Mesela şimdi yer çekimi kuvveti diyoruz. Eğer yer çekimi diye bir kuvvet var müstakil hani İki şekilde düşünelim. Yerçekimi diye bir müstakil bir kuvvet olsa, Allah'ın kudretinden ayrı değil de bu ayrı düşünsek bak her şeyi bırakıyorsun düşüyor, değil mi mesela diyelim? O yerçekimi kuvveti nedir? Latif Nurani bir şey bak. Her şeyi aşağı doğru çekiyor. Bak latif olan bir şey. Kaldı bu müstakil bir kuvvet değil. Allah'ın kudretinin bir tecellisi. Dolayısıyla bak Allah'ın tecellisi böyleyse, kudretin bir cilvesi böyleyse kudretin kendisi nasıl her şeye bir anda hükmedebilir? Her şeye hükmedebilir değil mi mesela? Bak latif nurani şey olarak baktığımız zaman. Tesir ve failiyet latif, nurani, mücerret olan şeylerin şehni olduğu gibi infial kabiliyet teessür de maddi ve kesif cismani şeylerin hassasıdır. Evet misal olarak semadaki nur ile yerdeki şu kocaman dağa bak. O nur semada iken ziyasıyla yerde iş görür, faaliyettedir. O da ise azametiyle beraber faaliyetsiz yerinde duruyor. Ne bir tesiri var ve ne de bir fiili var. Ve keza eşyar arasında vuku'a gelen fiillerden anlaşılıyor ki hangi bir şey latif nurani ise sebep ve fail olmaya kesbi liyakat eder. Kesafeti nispetinde de infial ve müsebbebiyet mertebesine yaklaşıyor. Bundan anlaşılıyor ki esbab-ı zahiriyenin halıkıyla müsebbebatın mucidi ancak ve ancak nur-ül envar sani-i ezel iyidir. Yani şimdi latif nurani şeyler diğeri ile hükmediyor ya. Sonuçta elektrik diyoruz. İşte madde hükmediyor diyoruz mesela. İşte çekiyor diyoruz, itiyor diyoruz. Şimdi bu nurani olduğu için bu derece oluyor. Orada nuraniyet hakikatinden bunu görüyoruz. O zaman eee aslında bu elektriği de yaratan Cenabı Hak bundan anlaşılıyor ki esbab-ı zahiriyenin yani bu latif nurani şeyleri de yaratan nasip yapan halikıyle müsebebatın mucidi ancak ve ancak nurül envar saniyezelidir. Demek ki nuraniler maddi şeyler hükmediyorsa bir derece hükmediyorsa yine şey o zaman nuraniyedeki bakatı gördük ya. O zaman demek ki bütün kainata her şeyi hükmeden nurül envardır. Yani nurları da yaratan bütün o nurları da yaratan nurani kudrete sahip olan Cenab-ı Hak'tır. Bundan anlaşılır. Şimdi bu yani 16. söze böyle giriş yapıyoruz şu anda yani böyle. Tam mesela 16. sözün meselesi nedir? Bir tek zat bir anda nasıl her yerde olabiliyor, her şeyi yapabiliyor. O hakikatı yapabildiğine öyle olduğunu anladık. Bundan sonraki gelen derslerde de işte bunun izahları gelecek inşallah. Cenabı Hak istifade etmek nasip etsin.