3118.ders 16.söz-1.şua-05.ders-Acaba, maddeden mücerred ve muallâ
Ders metni
16. söz. İrin şuânın devamını okuyoruz. Bu 5. ders. Bismillahirrahmanirrahim. Bir tek zat muhtelif meraya vasıtasıyla külliyet kesbeder. Cüzi hakikiyken umumi şunat-ı malik bir külli külli hükmüne geçer. Bir tek zat muhtelif mer Raya vasıtasıyla külliyet kesbeder. Bir tek zat muhtelif aynalar vasıtasıyla külliyet kesbeder. Yani bir taneyken 1.000 tane olur, milyon tane olur. Bir taneyken bir iş yaparken 1.000 tane olur, 1.000 milyon tane olur. 1.000 tane milyon tane işi yapar. Yani bir tek zat muhtelif raya vasıtasıyla külliyet kesbeder. Cüzi hakiki iken umumi şuna malik bir külliyet hükmüne geçer. Sadece bir zatı varken ondan sonra umumi şuunata malik bir külli hükmüne geçer. Mesela bir güneş, güneş bir saniye verecek de yani bir kişi bir eser yapabilirken işte aynalar vasıtasıyla çoğalıyor. Aynalar dediğince bu sefer işler yapmaya başlıyor. Cüzi hakiki iken umumi şuunata malik bir külli hükmüne geçer. Mesela şems Bir cüzi müşahhas iken eşya-i şeffafe vasıtasıyla öyle bir külli hükmüne geçer ki ruhi zemini timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor. Şems bir cüzi müşahhas iken Güneş mesela orada bir tane müşahhas bir cüz iken, bir zat iken eşya-i şeffafe vasıtasıyla şeffaf eşyalar vasıtasıyla öyle Öyle bir külli hükmüne geçer ki, ruhi zemini timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor. Yeryüzündeki cam parçaları, işte aynalar, denizin zerreleri, damlaları, karanlık şişecikleri filan hepsi o güneşin, güneşten gelen güneşin ışığıyla güneş o bütün o şeffaf eşya vasıtasıyla külli hükmüne geçiyor. Ruhi Zemini timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor. Hatta katarat ve parlak zerrat adedince cilveleri bulunuyor. Ne kadar katreler varsa denizin katreleri adedince, parlak zerreler adedince cilveleri bulunuyor. Hepsi cilvesi oluyor. Mesela 1.000 tane zerre varsa ondan sonra 1.000 tane cilvesi oluyor. Milyon tane şey varsa ayna varsa milyon tane o oluyor. Hatta katarat ve parlak zerrat adedince cilveleri bulunuyor. Çok muazzam bir şey mesele. Güneşin harareti, Muhammed hoş geldin. Güneşin harareti ve ziyası ve ziyanın içinde olan yedi renkli elvan-ı sebası her birisi mukabilindeki eşyaya muhit am ve şamil oldukları halde. Efendim hoş geldin. Aleykümselam. Güneşin harareti ve ziyası ve ziyanın içinde olan yedi renkli elvanı sebası. Güneşi biliyoruz değil mi Abdülhamid abi? Güneş var. Hareti ziyası ve ziyanın içinde olan yedi renkli elvanın sebası. O ışığın içerisinde de yedi renk var. O prizmalarla, şeylerle o ayrıştırıldığı zaman görüyoruz değil mi? O renkleri. Güneşin hareti ve ziyası ve ziyanın içinde olan yedi renkli elvanın sebası. Her birisi mukabelindeki eşyaya muhit am ve şamil olup halde. Çünkü Güneş mesela oradan dünyaya bütün dünyaya kaplayacak şekilde daha da geniş tabii. Ondan sonra ışığını gönderiyor. Mukabilindeki eşyaya muhit. Yani ne kadar karşısında dünyada ne kadar eşya varsa hepsini ihata ediyor. Am ve şamil oldukları halde. Belli bir yere değil de tamamına ışığını gönderiyor dünyanın. Her bir şeffaf şey dahi güneşin timsali ile beraber harareti hem ziyayı, hem elvan-ı seb'ayı göz bebeğinde saklıyor. Mesela güneşin makabi bir aynaya baksak aynanın içerisinde ondan sonra güneşin harareti gelmiş, değil mi? Harareti yansıtıyor. Işığını yansıtıyor. Bir de cilvi aksi de var. İcabına yedi rengi de var. Öbür aynada da var. Öbür aynada da var. Öbür aynada da. Mesela milyon tane ayna olsa milyon tane cilvesi olmuş oluyor. Gördü göz bebeğinde saklıyor. Ve safi kalbini ona bir taht yapıyor. Yani taht mesela tahta oturmak ne demek? Mesela tahta oturduğunda yönetim idareyi almış oluyorsun ya. Yani artık yani o her bir cam parçasında da o cilve güneşin cilvesi bir güneşçik olarak yine o kendine mahsus bir eser orada yapabiliyor. Hükmedebiliyor. Öbür de öbür de öbür de. Demek şems vahidiyet haysiyetiyle ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi. Ehadiyet cihetiyle her bir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber bir nevi cilve-i zatıyla bulunur. Demek şems vahidiyet haysiyetiyle. Yani vahidiyet ne demek? Tamamını kapsayacak bir kapasitede tecellisi var yani. Vahidiyet tamamı hepsine. Sadece belli bir yere değil de tamamını da tecelli edebiliyor. Vahidiyet haysiyetiyle ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi ehadiyet cihetiyle her bir şeyde Güneş çok vasıflarıyla beraber bir nevi cilve-i zatıyla bulunur. Yani bunlar bir vaka. Yani üstad neden bahsediyor? Bizim gözümüzde gördüğümüz göz herkesin görebileceği, hissedebileceği şeyden bahsediyor. Güneşte bir vaka var. Güneşin de böyle bir tecellisi var. Üstad onu nazara veriyor. Onun yani gördüğümüz bir şey, değil mi? Dışarı çıksa zaten hepimize güneş temas etmiş olacak mesela. O şeyle o sırasıyla. Şimdi buradan işte mesele üstat buradan hakikate geçecek. Ama şimdi temsiller güzelce bir anlatıyor önce. Madem temsilden temessül bahsine geçtik. Temsilden temessül bahsine geçtik. Güneş Güneşi misal verirken temsilden temessül. Temessül ne demek? Misilleşme. Bir tane güneş vardı. Şimdi yüzlerce, binlerce güneş cücük oluştu mesela. Misil misilleşme oldu. Yani Aynı güneşin hangi özellikleri varsa sıfat olarak her bir aynacıkta da aynı özellikler bulunmaya başladı. Temsilden temessül bahsine geçtik. Temessülün çok envahından şu meseleye medar olacak. Üç nevine işaret ederiz. Temessülün çok envahından şu meseleye medar olacak. Üç nevine işaret ederiz. Temessülde üç üç çeşidi var. Anadım Muhammed'le mesulün oldun. Birincisi kesif maddi şeylerin akisleridir. O akisler hem gayrıdır, ayin değil, hem mevattır, ölüdür. Hüviyet-i Suriyesinden başka hiçbir hasiyate malik değil. Mesela sen ayinler mahzenine girsen bir sait, binler sait olur. Fakat zihayat yalnız sensin, ötekiler ölüdürler. Hayat hastaları onlarda yoktur. Kesif maddi şeylerin aksidir. Kesif maddi şey dediğimiz mesela ışıksız yani böyle toprak gibi, ondan sonra taş gibi öyle eşya yani. Herhangi bir ışığı yok. Işık saçmıyor yani. Mesela bizim bedenimiz de öyle. Kesif cismani. Şimdi bizim aynadaki görüntümüz nasıl oluyor? Normalde ışık bize çarpıyor, değil mi? Işıkta aynaya çarpıyor. Aynada tekrar gözümüze geliyor. Yani biz ışık saçamadığımız için başka bir ışık sayesinde ne yapabiliyoruz? Bizim görünümü mesela eşya bizim vücudumuza çarptığı için, dışımıza çarptığı için zahirimize sadece zahirimiz aksediyor şeye. Yani bizi tamamen aksettirmiyor. Sadece görüntümüzü aksettirmiş oluyor. Yani kesif maddi şeylerin akisleridir bu şekilde. Kesif maddi şeylerin akisleridir. O akisler hem gayr dir, ayin değil. Mesela ben şimdi ayin kavisine geçtim. Boydan ayna. Ben Hakan, aynadaki kim? Ben miyim? Ben değilim yani. Yani gayr benden başka bir şey. Görüntü aynı değil. Hemevadır, ölüdür. O canlı mı? Değil. Değil mi? Mesela ben konuşabiliyorum, o konuşabiliyor mu? Ben görebiliyorum, o görebiliyor mu? O mesela bir iş yapabiliyor mu? Değil. Yani sadece bir görüntü. Hüviyet-i Suriyesinden başka hiçbir hâsiyet malik değil. Viyeyet-i Suriye yani Suri zahiri özelliklerinden başka hiçbir hasite malik değil. Mesela sen aynalar mahzenine girsen bir sayid, binler sayid olur. Mesela şimdi şu salonun etrafında böyle aynaları sıralasa kaç tane ayna alır bu salon? Çevre çepe çepe alsa şurada 10 tane varsa onu da böyle 40-50 tane ayna alır. Hepsi de bana baksa ortaya her aynada görünsem bir tane Ne yapacağım? 50 tane olacağım mesela. 100 tane olsa 100 tane olacağım. Sen aynalar aynalar mahzenine girsen bir sait binler sait olur. Fakat zihayat yalnız sensin. Ötekiler ölüdürler. Hayat hastaları onlarda yoktur. İkincisi maddi nurani'nin akisleridir. Artık mesele yavaş yavaş getiriyor. Maddi nurani akis. Bu ne demek? Maddi nurani. Mesela mum yaktık. Mücahit abla mumun alevi maddi nuranidir. Tam nurani değil. Yarım nurani. Neden? Mesela Duvardan geçemiyor mesela. İçimizden geçemiyor, öbür tarafa gidemiyor. Ama aksedebiliyor. Yani mesela ruhun nuraniyeti daha yüksek bir nurani. O maddenin içinde de gezebiliyor. Yani ışık maddi nurani, yarım nurani olmuş oluyor. Yarım nurani olunca maddi nuraninin akisleridir. Şu akis aynı değil fakat gayrı da değil. Mesela mumu tuttuk aynaya karşı, aynanın içerisinde mum gözüküyor. Aynadaki gözüken mumun ışığı alevi bizim bu mumdaki alevle aynı mı? Değil. Bu yani hacmi var orada sadece bir görüntü. Ama bu ışık saçıyor, o da ışık saçıyor mesela. Bak özelliklerini gösteriyor. Ama mahiyeti aynı değil. Ne oldu? Mesela öncekinde o da yoktu. Şimdi biraz Norani'ye yaklaşınca özelliklerinin bir kısmını yansıtmaya başladı. Şu akiz aynı değil. Fakat gayrı da değil. Mahiyeti tutmuyor. Mahiyeti tutmuyor. Şimdi alemin mahiyetiyle aynı ki alemin göründüğü mahiyeti bir değil. Mahiyeti tutmuyor. Fakat o nuraninin ekser hasiyetlerine maliktir. Mesela bu alevden ışık çıkıyor, aynaya çarpıyor. Aynadan tekrar ışık çıkıyor bakın. O da ışık veriyor yani. Eksir hasiyetlerine maliktir. Onun gibi hay sayılıyor. Yani O da yine bir şeyler etrafa etkisi oluyor. Onun gibi hay sayılıyor. Mesela Şems dünyaya girdi. Her bir aynada aksini gösterdi. Mesela Şems dünyaya girdi. Her bir aynada aksini gösterdi. Mesela şimdi Güneş'in ışığı dünyaya girdi. Atmosferde geçti. Yeryüzüne kadar geldi. Ayna Güneşe mukabil yüzlerce ayna var. Hepsini aksini gösterdi. Şimdi birinci aynada ışığını veriyor, ikinciyi de ışığını veriyor, üçüncüyü de ışığını veriyor. Hepsine ışığını veriyor değil mi? Her bir aynada aksini gösterdi. Biz hangi aynaya baksak her aynada aksini göreceğiz. Yani aksetmiş halini orada göreceğiz. O ikisinin her birinde güneşin hassaları hükmünde olan ziya ve ziyadeki elvan-ı seb'a bulunuyor. Evet. O aksilerin her birinde güneşin hastalığı hükmünde olan ziya ve ziyadaki elvan-ı seb'a bulunuyor. Yani Cenabı Hak güneşi yaratmış, değil mi? Güneşi yaratmış büyük dünyadan 1.300.000 kat büyük bir lamba. Aynı zamanda bir ateş. Cenabı Hak orada mesela ondan sonra hidrojen atomuyla helyum atomunu Cenabı Hak orada mesela hidrojen atomunu helyum atomuna çeviriyor. Yani hidrojenler helyuma inkılap ettiriyor. O arada Cenabı Hak Müthiş bir enerji halk ediyor orada. O enerji ondan sonra elektromanyetik dalgalarla ondan sonra dünya her tarafa saçıyor Cenab-ı Allah. İşte o dalgaların işte bizim mesela hepsini görmüyoruz. Güneşten gelen ışığın hepsini görmüyoruz. Sadece belli bir frekans, belki bir dalga 300 ile 700 arası mı öyle bir rakam o aradakileri görebiliyoruz. Mor ötesini, kızıl ötesini göremiyoruz. Ama onlar da geliyor. Daha görmedim neler geliyor Güneş'ten Ben de sadece bunları görüyoruz. Onlar geliyor. Işıkları, el rengi her aynaya da çarpıyor. Ve aynalarda da yine ondan sonra güneşin her biri birer güneş hükmüne geç. Bak buradaki önemli olan şey bir tane nurani bir varlık aynalar vasıtasıyla binlerce, milyonlarca olabiliyor. Ve aynı zamanda o özelliklerini gösterebiliyor. Ahın abi şu bununla güneşi anlayamadım abi ya. Niye ayrı ki bunlar bir daha söylesem? İkinci misal, birinci misal neydi özünde iyi? Yok mumla güneş aynı zaten. Aynı. Öbürüsü ışıksız, ışığı olmadı. Taş, toprak gibi şeyler. Yani bunun böyle hani böyle sürekli gözümün önünde olduğu için onu örnek verdim. Yani güneş tabii daha kapsamlı, daha büyük azametli olduğu için üstat şey yapıyor. Sonra güneşin ışığı da mumun ışığı da aynı. Değişen bir şey yok. Tabii dalga boyları farklı olabilir ama sonuçta Işık şeyine giriyor, kapsamına giriyor. Eğer faraza güneş zişur olsaydı harareti aynı kudreti, ziyası aynı ilmi, elba Sebası, sıfatı sebası olsaydı o vakit o tek ve ekta bir güneş bir anda her bir aynada bulunur ve her birisini kendine bir arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Şimdi mesela Cenabı Allah bize şuur vermiş değil mi? Mesela kendimin insan olduğunu biliyorum. Etrafındaki eşyaların farkındayım. Şimdi bana şuur veren Allah güneşe de şuur veremez miydi? Verebilirdi. Güneş de baktığımda her şeye göre farkına var olabilir. Bu dünya derdi şu şu bu. Diyebilirdi. Değil mi? Ve eee mesela ışık da nurani bir şey. İlim denen şey de nuranidir. Kudret de nurani. Dolayısıyla nurani ışık Güneş'ten Dünya'ya kadar gelebiliyorsa ilmiyle de mesela ne yapabilir? Gelebilir. Dünyada ne olup ne olmadığını görebilir. Her şeyi bilebilir. Harekete gelip etkileyebiliyorsa kaynatabiliyorsa deniz yüzünü falan Harekete de mesela kudreti olsaydı, Cenabı Hak öyle bir özellik verseydi ona, bu sefer ilmiyle her şeyi görür, kudretiyle her şeyi müdahale edebilirdi. Dolayısıyla her bir aynada da cüzi bir ilim, cüzi bir kuvvet olurdu. Onlar da kendilerine göre icraat yapabilirdi. Eğer faraza güneş ziyir olsaydı, harereti aynı kudreti, ziyası aynı ilmi, elvan-ı sevası, sıfat-ı sevası olsaydı. Mesela sıfat-ı seba nedir? Eee hayat İlim, irade, kudret, kelam, tekvin mesela konuşabilirdi. Ondan sonra duyasen duyabilirdi, basar görebilirdi. Değil mi? Hatta mesela eee şimdi tabii üstadın zamanında bu kadar teknoloji olmadığı için mesela sen uzaya gitsen yine mesela uzayda bir yerde dursa elektromanyetik dalgalarla şeylerle oradaki uzaydaki robotlar şeyler, astronotlar filan Dünya'yla irtibat kuramıyor mu? Konuşabiliyor, görüşebiliyor. Bak oradan ondan sonra daha gene aynı şekilde görebiliyor dünyayı. Dünyadakilerin sesini duyabiliyor, konuşabiliyor. Yine aynı şekilde ses gidip gelebiliyor. Görüntü gidip gelebiliyor. Şu anda yine telefonla cep telefonuyla ne bileyim televizyon yayınıyla adam bir kanaldan bir yerden bütün 70-80 milyona evinde gibi konuşabiliyor. Bak orada ses var. Mikrofon koysan duya da bilir icabında. Yani burada olsaydı dediği şeyler olmuş şu anda yani örnekleri var. Güneş yeşil olsaydı harareti aynı kudreti siyasi aynı ilmi mesela şu an ders yapıyorsun. Yani mesela sesim tak dünyanın her yerine gidiyor şu anda mesela. Eğer mikrofonu açsam oradan da duyabileceğim. Aynı şekilde burada nasıl güneşteki gelen ışıkla elektromanyetik dalga Bu da aynı şekilde dalga yani. O görebildiğimiz dalga boyu, bu göremediğimiz dalga boyu. İnsan gözünün mesela Cenabı Hak belli dalga boyundaki ışıkları görebiliyorsun. Daha uzunları göremiyorsun, daha kısa göremiyorsun. Ama mesela termal kamera var. Sen mesela şimdi şu duvarın arkasında bir tane insan olsa göremezsin. Ama o da ışık saçıyor, ışın saçıyor. Termal kamerayla mesela o ışını alıyorsun, insanın gözünün göreceği şeye getiriyorsun böyle. İnsan görüyor orada kırmızı bir bir insan siliyeti görebiliyorsun. Veya Morotess ışınları görebiliyorsun. Sonuçta Yani şurayı bir daha okuyayım. Güneş ziyısı olsaydı harreti aynı kudreti, ziyası aynı ilmi, elvan-ı sebası, sıfat-ı sebası olsaydı o vakit o tek ve yekta bir güneş. Hani mevzu Cenab-ı Hak bir tane olduğu halde hadsiz yerlerde bulunup hadsi işleri nasıl yapar? Aslında bir tane örnek. O tek ve ekta bir güneş bir anda her bir aynada bulunur. Her birisini kendine bir arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Arş yapabilirdi. Yani orayı bir üst gibi, bir tecelli merkezi gibi yapabilirdi. Orada yine icraatını yapabilirdi. Kendine bir arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Birbirine mani olmazdı. Şimdi biz mesela bütün kainatın her tarafında her zerreye kudret ile Allah'ın hükme ettiğini biliyoruz. İman ediyoruz. Ama hükmederken yani onu görüyoruz mu? Sadece iman ederek biliyoruz. Cenabı Hak ne yapıyor bize? Bak bu güneşi de böyle yaratan, güneşi de bu şekilde yaratan da Allah. Yani güneş bunu kendi yapmıyor. O zaman Cenabı Hak ne yapıyor? Al sana eee gözüne göreceğin misalle yaratıyor. Bunu bak yaptığını görüyorsun. Mesela güneşi yaratıyor. Güneşin tabii Güneş tabii mülkiyetiyle onu da o şekilde yaratan Cenabı Hak olduğu için onu aslı yapan yine Cenabı Hak olmuş oluyor. Cenabı Hak bize gözümüzü göstermiş oluyor. Birbirimize mani olmazdı. Her birimizle aynımız vasıtasıyla görüşebilirdi. Biz ondan uzakken o bize bizden daha yakın olurdu. Onun şey olduğu için hemen ışığıyla bize kadar gelebiliyor. O bize yakın oluyor. Ama bizim eee bir ışığımız, şeyimiz olmadığı için biz ona uzağız. Biz Allah'ı görmek şey güneşi görmek için tabii güneşten ışık geldiği için görebiliyoruz. Tabii bizim göz bizim gözümüzde nurani olduğu için görebiliyoruz. Mesela gözü olmayan bir varlık olarak düşünelim. Güneşin varlığını anlamak için oraya kadar gitmen gerekir. Temas etmen gerekir yani. Biz ondan uzakken o bize bizden daha yakın olurdu. Üçüncüsü Nurani ruhların aksidir. Nurani ruhların aksidir. Nurani ruhların aksidir. Neyin aksiymiş Murat abi? Ruhların aksi. Ruhların mahidi de nurani. Şu akiz hem haydır hem aynidir. Şu akiz hem haydır hem aynidir. Mesela ruhaniler, melaikeler aksettiği zaman aynen aksediyor artık. Mesela güneş ışığıyla aksediyordu. Zat orada duruyordu. Işıyla aksediyordu. O ruhaniler zatıyla da aksediyor. Örnekler gelecek şimdi. Mesela güneş sıfatlarıyla, hasiyetleriyle aksediyor. Özellikleriyle zatı duruyor. Ama Ama işte nurani, ruhani varlıklar aynı anda 1.000 yerde olabiliyor. Hem haydır, hem aynıdır, aynısı. Fakat aynaların kabiliyeti nispetinde tezahür ettiğinden o ruhun mahiyeti nefsül emriyesini tamamen tutmuyor. Burada tabii aynalar eee kabiliyetine göre derezesi olabiliyor. Ama yine aksıyor. Aynaların kabiliyeti nispetinde tezahür ettiğinden. Aynalarına mı tezahür ediyor artık? İşte o da es hava, esir ve alim-i salin bazen mevcudatı ayna hükmüne geçiyor. Onda da ayna var. Mesela cismani şeylere cam ve su gibi şeyler ayna. Ruhanilere de hava, esir maddesi, alim-i salin bazı mevcudatı ayna hükmüne geçiyor. Onun aynası da o. Yani şimdi şurada bir ruhani birisi şöyle bir göbek verse bize abi İşte hava aynasında. Tabii tabii. Hava esir tabii. Tabii şimdi gelecek hepsi bunlar zaten. Bakın burada antik olan bir şey şu abi. Mesela ruhani varlığın kendisi komple nuru olduğu için bak mesela taşın nurani özelliği olmadığı için sadece ışık çarpıp ne kadar koparıp şey yapabiliyorsa o kadardı. Mesela güneşin ışığı nurani olduğu için bak ışığı aynı aksıyor, zatı kalıyor. Dişin Kendisi tamamen komple nurani olduğu zaman bizim komple aksetmiş oluyoruz ama. Hani niye öyle, niye böyle derse kendisi zaten komple aynadır. Yani maddesiz olduğu için, nurani olduğu için komple zaten aksetmiş oluyor. Fakat aynaların kabiliyeti nispetinde tezahür ettiğinden. Yani aynaların kabiliyeti hani mesela televizyon veyahut da şu telefon aynı görüntü geliyor ama ekranın kalitesine göre orada mesela farklı olabiliyor. Yani Aynanın şeyine göre değişebiliyor. Aynelerin kabiliyetine, kabiliyeti nispetinde tezâhir ettiğinden o ruhun mahiyeti nefsül emriyesini tamamen tutmuyor. Gene mahiyeti aynı aksediyor da tamamen tıpatıp aynı olmayabilir. Mesela Hazreti Cebrail Aleyhisselam Dıhye suretinde huzur-u nebevide bulunduğu bir anda huzur-u ilahide haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Azam'ın önünde secdeye gider. Mesela Dhi'i meselesini biliyoruz değil mi? Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Mescid-i Nebevi'de sahabeleriyle sohbet ederken Dhi'i isminde bir sahabe geliyor. İşte iman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? diye soruyor. Peygamberimiz cevaplıyor ve gidiyor. Biliyor musunuz diyor o gelen kimdi? Cebrail Aleyhisselam'dı diyor Peygamberimiz. Size diyor ders verdirmek için diyor bu sureti giydi diyor. Mesela Cebrail Aleyhisselam bu şekilde geliyor. Huzur-u Nebevi'de bulunduğu anda aynı anda yani bu sefer huzur-u ilahi'de haşmetli kanatlarıyla arş-ı azamın önünde secdeye gider. Arş-ı azam artık yedi kat semavat, arş-ı kürs, ondan sonra cennet, uç olan en tepesinde artık bütün kainatı kaplayan en büyük tecelli yeri yani arş-ı azam. Demek ki oraya kadar çıkmış. Bütün kainattaki bütün Cenabı Hak'ın izrail ve tasarruflarını müşahede etmiş. O şekilde Cenabı Hakk'ı secde ediyor. Oraya kadar çıkmış. Yok, cismaniyet de alıyor. Tabii, tabii. Tabii öyle sık öyle nur değil. Cismaniyete de giriyor. Cenabı Allah öyle yaratıyor. Zaten yaratan Cenabı Allah diyor. Sağ ol sağlıyorum bir şey gelmiyor. Yok, öyle yok olamadı. Öyle değil, öyle değil. Cisim olarak da halk ediyor Cenabı Allah. O için gelecek mesela cismaniyetleriyle diyor. Yine var. Küllü yattı mı? Yani her konunun böyle akla gelecek her şeyiyle üstat küllü yattı serpiştirmiş yani. Hem o anda hesapsız yerlerde bulunur evami ilahi tebliğ ederdi. Bak ikiye söyledi. İki yerde durma diyor. O an hesapsız yerlerde bulunur. Evamir ilahi tebliğ ederdi. Bak bir Cebrail bile böyle hesapsız yerlerde bulunabiliyorsa Cenabı Hakk'ın emirlerini tebliğ ediyorsa bunu yaptıran Cenabı Hak milyon yerde bulunamaz mı? Her zerenin yanında bulunamaz mı? Bir iş bir işe mani olmaz. Hızlı. İşte şu sırdandır ki mahiyeti nur ve hüviyeti nurani olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam. Cebrail'den misal verdi. Sonra kime çıktı? Muhammed Aleyhissalatu Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam. Mahiyeti nur ve hüviyeti nurani olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam. Tabii ki yani tabii bu bu da ayrı bir derin bir konu. Yani Cenabı Hak ilk tecelli icada mazhar nur-u Muhammedîdir. Peygamber nurunu yaratıyor. Ondan kainatı yaratıyor. Ondan işte maddi hacini, ondan esir maddesini, ondan atomları yaratıyor. Sonra gerisini ondan yaratıyor. Mahiyet-i nur ve hüviyet-i nuraniye olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam. Mesela şimdiki modern fizikte falan mesela maddenin aslında yoğunlaştırılmış enerji deniyor. Yani maddi de ayrıştırsan gene nur olacak. Yani. Demek ki ilk başta her şey nur. O nurdan Cenab-ı Hak bir kısmı madde, bir kısmı gelen nur, bir kısmı esir. Mahiyet-i nur ve hüviyet-i nuraniye olan Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam dünyada bütün ümmetinin salavatlarını birden işitir. Bak çok mal. Biz çoğu şeyi de buradan öğreniyoruz yine. Bak. Binlerce, milyonlarca ümmetinden herkes salavat getirirse Peygamber Efendimiz hepsi aynı anda işitir. Dünyada bütün ümmetinin salavat Haklarını birden işitir. Tamam 100 kişi şuradan selam verse ben 100 yılın sesini işitirim de. Ama böyle bir koru hali de işitirim. Acaba peygamberimiz işte Hakan'dan şu gelmiş, Ahmet'ten şu gelmiş, Mehmet'ten bu gelmiş öyle mi işitiyor? Öyledir tabii canım artık. Yani sürekli salavat geliyor böyle bir koru halinde mi işitiyor acaba? İşte mahiyetin o kadar zengin yani. Değil mi abi yani? Mesela şimdi güneş her aynayı aydınlatıyor diyoruz. Demek güneşten çıkan O ışınların o kadar çok ki hepsine de yetiyor yani. Yetiyor. Ona da veriyor, ona da veriyor. Yani sayısız ışını çıkıyor diyelim. Ha sayısız değil, sınırlı vardır da. Ama artık bize göre şey üç tane ışın gelse üç aynayı aydınlatır. O kadar çok ki hepsine de yetiyor. O kadar Cenabı Hak yani enerji akı ediyor, hep gönderiyor. Ki güneş de yani yıldızların üstünde en küçükleri orta boy diyor işte mutavaz. Daha büyük yıldızlar var, daha büyük yıldızlar hepsini düşünsen böyle. Şimdi alırken de Hayır, hayır. Alacak tabii. Tabii. Yani kapasiteyle alakalı biraz. Cenabı Hak da yani öyle peygamberimizin mahiyeti demekken. Dünyada bütün ümmetinin salavatlarını birden işitir ve kıyamette bütün Asfiya ile bir anda görüşür. Burada beklemek yok yani. Kıyamette bütün Asfiya ile bir anda görüşür. Bir birisine mani olmaz. Hatta evliyadan ziyade nuraniyet kesbeden ve Dal denilen bir kısmı. Evliyaların içerisinde de bir kısmı nuraniyet ziyade kesmediyor. Daha çok nurlanıyor. Onlara abdal deniyormuş. Ebdal zaten bedelden geliyormuş. Yani bedel yani çoğalan misli olan anlamında. Ebdal denilen bir kısmı bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Mesela Abdülkadir Geylani Hazretleri ve talebeleriyle giderken çarşıda pazar neyse Ramazan'da her karşılaştığı iftara davet ediyor. Tamam diyoruz. Öbürü tamam. Öbürü tamam. 50 kişi şey tamam diyor. Taliplere diyor ki ya efendim diyorlar işte 50 kişi tamam hangisine gideceksiniz diyor. O akşam mesela yine talebeleri iftar ediyor. Ertesi gün herkes bu akşam bizdeydi şey dün akşam bizdeydi dün akşam bizdeydi diye yani her her yerde de bulunmuş mesela. Yani bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. İşte Somuncu babanın kıssasını zaten her kimse biliyor. Camiden Her çıkan bana ekmek verdi diyor. Hangi kapıda? Şu kapıda, hangi kapıda? Şu kapıda. Yedi kapısı mı? Dört kapısı. Hepsinde de bulunmuş. Her çıkana ekmek vermiş. Ben şurada şu kapıdan çıktım oradaydı diyor. Ben de öbür kapıdan çıktım oradaydı diyor mesela. Bu şekilde bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat ayrı ayrı çok işleri yürüyormuş. Üstadımızın da öyle mesela dışarıda görüyorlar çarşıda yerde mesela hemen diyorlar geliyorlar müdüre diyorlar sen nasıl bıraktın filan yok efendim içeride diyorlar bak üstad içeride yani mesela. Ya camide işte Ak Camii'de cuma namazına gidiyor. Orada gözüküyor. Tekrar şeyde gözüküyor. Evet nasıl cismaniyata cam ve su gibi şeyler aynı olur. Öyle de ruhaniyata dahi hava ve esir ve âlem misalin bazı mevcudatı âine hükmünde ve berk ve hayal sürâtında bir vasıta-i seyr-ü seyahat suretine geçerler. Bak cismani yâda can ve su gibi şeyler aynı olur. Mesela yer su biringiteler oluyor. Mesela bakıyorsun kendini görüyorsun ayna gibi değil mi? Cam ve su gibi şeyler aynı olur. Öyle de ruh ruhaniyata dahi hava ve esir. Demek ki esir zerrelerine çarpıyor demek ki veyahut da onlar aynı oluyor. Ve hava da oluyor. Ondan sonra alemi misalin bazı mevcudatı. Mesela alemi diyoruz. Mesela rüyanda birilerini görüyorsun değil mi? Demek ki o misal alemini açılıyor ya rüyada kapılar. Misal alemini görüyorsun. Demek misal alemini aksediyorlar. Sen de Cenab-ı Hak orada gösteriyor mesela. Alim misalin bazı mevcudatı ayna yük ve berk ve hayal süratinde. Burada şey farkı güneşten gelen görüntüler şeyler ışık hızıyla geliyor. Saniyede 300.000 km. Bu da ama şeylerin ruhani varlıkların hızı berk ve hayal süratinde. Artık yani onun kaç katı daha. Berk ve hayal süratinde bir vasıta-i-seyr-ü-seyal süratine geçerler. Seyahat vasıtası süratine geçerler ve o ruhaniler Hayal-i süratiyle o meraya-i nazifede, o menazil-i latifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler. Evet yani Cenabı Hak böyle üç nevi aksettirmiş. Esas bizi şu anda ilgilendiren üçüncü kısım oluyor aslında. Yani biz güneşi görüyoruz. Bunları görmüyoruz ama güneşi görüyoruz. Artık güneş olduktan sonra bu da olur diyoruz. Değil mi? Sebebi onu yaratan bunu da yaratır. Ama o tabii eee Risale-i nazar yazıyor. Rüyâ ayetler gelmiş. Yani böyle misaller var. Hani bu misaller olmasa olmayacak mı? Gene değişen bir şey olmayacak. Çünkü taber sahasının başında dört eee ihtimal var diyor bu mevcudat için. Ya sebepler, ya kendi kendine ya tabiat ya da daire-i imkânın dışında bir vacip vücudun şeyi. Şimdi üç ihtimal olmadığını ispatlıyorsunuz. Bütün kainatın tamamında Cenabı Allah'ın hükmettiği belli bir şey zaten. Biz burada sadece yani böyle biraz daha itminan kazanalım diye misal. Var mı benzeri yani? Evet de böyle bir. Zaten güneş ne kadar benzer olsa yine Cenabı Hakk'ın benzemeyecek yine. Yani çok sönük, çok zayıf bir misal. Ama sonuçta bir ucundan demek ki böyle bir tane varlık milyon tane olabiliyormuş. Veya bu aynı anda da bulunabiliyor. Yani bizzat zatıyla da çoğalabiliyormuş mesela. Bunlar misaller olduğu için. Bunları yaratan zaten Cenabı Hak. Bunları yaratan Cenabı Hak kudret yaratıyor zaten. Bunları gücümüze gösteriyor. E bunları yaratan kudreti zaten bunu yapıyorsa eee her yerde bunu öder demektir bir anda. Sonra her kainatı yapabilir. Şimdi külliyatta bu okuduğumuz yerin ile alakalı gene böyle aynı ifadeler ama farklı da aynı mana farklı ifadelerle var. Şeyimizi genişletecek inşallah. Hazreti Hazreti Cebrail Aleyhisselam 1000 yıldızda bir anda. Hazreti Cebrail Aleyhisselam 1000 yıldızda bir anda hem arşta hem huzur-u nebevide hem huzur-u ilahide bir vakitte bulunması. Hem arşta hem huzur-u nebevide hem huzur-u ilahide bir bir vakitte bulunması. Hem arşta hem huzur-u nebevide hem huzur-u ilahide bir vakitte bulunması. Hem Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam'ın haşirde bir anda ekser et kıya-i ümmetiyle görüşmesi. Et kıya-i ümmet yani ümmetin et kıyası takla sahipleri. Haşirde bir anda ekser et kıya-i ümmet ile görüşmesi ve dünyada hadsiz makamlarda bir anda tezahür etmesi. Ve evliyanın bir nevi garibi olan abdalların Bir vakitte çok yerlerde görünmesi ve avamın rüyada bazen bir dakikada bir sene kadar işler görmesi ve müşahade etmesi. Ve herkesin kalp, ruh, hayal cihetiyle bir anda pek çok yerlerle temas edip alakadarane bulunması malum ve meşhur olduğundan elbette nurani, kayıtsız, geniş ve bedi olan cennette. Nurani, kayıtsız, geniş ve bedi olan cennette cisimleri ruh kuvvetinde ve hifvetinde ve hayal suretinde olan ehli cennet. En Ehli cennetten misal verdi. Ehli cennetin ruh cisimleri ruh kuvvetinde ve hifetinde ve hayal süratinde. Mesela cennette diyelim ki filan yerde olayım diyeceksin. Tak oradasın yani hayal süratinde. Mesela burada otobüse bir şey etti. Beni bir süre alıyor ya. Mesela filan yerde olayım. Filan işte cennetin şurasında olayım dediğini anladı. Tak hemen oradasın yani hayal suretiyle gidiyorsun cennette. Cisimleri ruh kuvvetinde ve hifetinde ve ayağı suretinde olan ehli cennet. Evet. Cebrail hem Sidre'de hem suret-i Dıhye'de Meclis-i Nebevi'de hem bilir kaç yerde. Azrail'in bir anda Allah bilir kaç yerde ruhları kabz ediyor. Mesela dünyada 8 milyar insan yaşıyor. Belki bir dakika iki dakika içerisinde belki birkaç yerde insan ölüyor mesela değil mi? Hepsini de bir anda kabz edecek. Ya süratle gidiyor ya da işte temessül ile her yerde ondan sonra nümunesi bulunuyor. Azrail'in bir anda Allah bilir kaç şehirde ruhları kabz ediyor. Peygamberin bir anda hem keşfi evliyada hem sadık rüyalarda ümmetine görünür. Sadık rüyalarda ümmetine görünür. Hem haşirde umum ile şefaatle görüşür. Velilerin ebdalı Çok yerlerde bir anda zuhur eder, görünür. Muhammed sen de abdal olacak mısın? Abdal değilken yani buradaki abdal yani. Yani kalbin nurlanacak. Ama çok nurlanacaksın ve de birkaç yerde bulunacaksın, değil mi? Sen de. İnşallah. Çalışmak lazım ama öyle yattığımız yerden olmaz. Değil mi? Risale-i Nur'u çok okuman lazım. Azrail Aleyhisselam Herkesin ruhunu kabzeder. Bir iş bir işe mani olmaz çünkü nuranidir. Nurani bir şey hadsiz ayneler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül eder. Cenab-ı Hakk öyle cisim giydirerek yaratıyor. Cisimlerin de çünkü dedik ya abi kaynağı Tabii, olabilir. Tabii, tabii. Olabilir. O şeyin geleceği kişinin suretine girebiliyor işte. Mesela Dıhyâ sahabe olduğu için tabii cisim tabii tabii. Tabii yani diğer türlü olmaz. Biraz sonra herhalde onunla alakalı bir cümle hatırlıyorum yani. Ruhaniler diyor. Biraz kafamı karıştırıyor da yani tam üst üste şimdi gelecek cümle yani onunla alakalı net bir cümle var. Cismiyle tabiri var. Nurani bir şey hadsiz ayniler vasıtasıyla her hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül eder. Hani demişti ya muhakematlı yani Cenabı Hak mesela şimdi mesela Cenabı Hak'ın şefkatini merhametini anlamak için kendimizdeki eneği ile anlıyoruz. Değil mi? Cenabı Hak bize numuneciklerini koymuş. O numunecikleri sayesinde Cenabı Hak'ın ilmini merhameti anlıyoruz. Ama Cenabı Hak'ın bu tarz sıfatları bir anda pek çok yerde olması bunları da güneş gibi nurani şeyleri vermiş özelliği. Onların nümunesini koymuş. Onu da oradan anlıyoruz yani. Anladın mı bu son dediğin Muhammed yani? Mesela bizim ilmimiz var. Cenabı Hak'ın da ilmi ilmi olduğunu ne şekilde anlıyoruz? Yani şu ev yaparken düzi ilmim olmam gerekiyor. İlmim olmadan yapamam. Cenabı Hak insanı yaratırken niyaz ilmi gerekiyor. Yani ilim gibi, şefkat gibi, merhamet gibi sıfatlarını en iyiyle anlıyoruz. Ama burada bir anda pek çok yerde bulunmalı. O bizde o özellik yok. Gerçi ruhumuzda var da. Ama maddemizde yok. Onu da işte dışa koymuş Cenab-ı Hak özelliği. Nurani şeylere verilmiş. Onları da orada görüyoruz misallerde. Nuraninin temessülatı, o nurani zatın hassasına maliktir. Nurani zatın mesela işte diyelim ki Cebrail Aleyhisselam'ın veya işte abdalların temessülatı o hava esir aynalarında o o O nuranı zaten hassasına maliktir. Neyse aynısı. Onun onun aynı sayılır. Gayrı değildir. Bak gayrı değildir. Güneş'in aynalarında ve kit misalleri güneşin ziya ve hararetini gösterdiği gibi melaike gibi ruhanilerin dahi âlem misalin ayrı ayrı ayrı ayrı aynalarında misalleri onların aynılarıdır. Hastalarını gösterirler. Güneşin aynalarındaki misalleri güneşin ziya ve hararetini gösterdiği gibi melaike gibi ruhanilerin dahi âlem misalin ayrı ayrı-ayrı aynalarında misalleri onların aynalarıdır. Hastalarını gösterirler. Fakat aynaların kabiliyetine göre temessül ediyorlar. Nasıl ki Hazreti Cebrail Aleyhisselam bir vakitte Dıhya suretinde sahabeler içinde göründüğü dakikada dinler yerde başka suretlerde ve arş-ı azamın önünde şarttan garba kadar geniş ve muhteşem kanatlarıyla secde ediyordu. Her yerde o yerin kabiliyetine göre temessülü varmış. Bir anda binler yerde bulunuyormuş. Temessül-i Ervaha işaret eden Hazreti Süleyman Aleyhisselam'ın ifritleri celp ve tesirine dair ayetler. İfritler cinlerden şerir kısmı. Onları müsahhar ediyor yani. Evi altına alıyor. Hazreti Temessül Pervaha işaret eden Hazreti Süleyman Aleyhisselam'ın ifritleri ve tesirine dair ayetler hem ve erseyna ileyha ruhana fetemesele leha beşeran seviya. Mer bu ayet-i kerime Meryem'e Cebrail'e gönderdik. O da aynen bir beşer suretinde ona görünüverdi. Yani beşer suretinde ona görünüverdi. Demek ki cismani olarak yaratıldığı ayetlerimiz sarılmış oldu yani. Meryem-i Cebrail'i gönderdik. O da aynen bir beşer suretinde ona görünüverdi. Misulü bazı ayetler ruhanilerin temessülüne işaret etmekle beraber celbi ervahı dahi işaret ediyorlar. Hadsiz vakaatla ervah-ı evliyanın temessülleri ve ehli keşfe tezahürleri ve Mesela işte Abdülkadir Geylani Hazretlerinin üstadı mesela çocukluğunda ceviz oynadım, cevizim kaybolduğu zaman ya şey sana bir Fatiha o yüksek makamından geliyor. Sonra cevizimi buluyor sonra geri gidiyor diyor mesela. Hadsiz vakıatla evvah-ı evliyanın temessülleri ve ehli keşfe tezahürleri. Mesela Hulus abi üstadın talebesi Elazığ'daki birinci talebe Mesela Hulus abi mesela bir saat şeyde sohbetinde söylemiş. Ben demiş yani hiçbir dersim yoktur ki üstad bizzat hazır bulunmuş. olmasın diyor yani. Her dersimde vardı. Hatta benim söylediklerimi o benim kulağıma fısıldıyordu. Ben size söylüyordum diyor mesela. Orada temessül ediyor. Hasiz vakatla ervah-ı evliyanın temessülleri ve ehli keşfe tezahürleri ve sair ehli kuburun yakazeten ve menamen bizlerle münasebetleri ve vaka mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok celail o tabaka-i hayatı tenvir ispat eder. Mesela İhlas suresinde de diyor değil mi? Siz eğer İhlas-ı Tamme esası ustanız o büyük zatlara diyor başınızda üstat arkanızda zahir olarak size yardım edeceklerdir diyor. Ben hizmette mesela onların himmetlerini şeylerini göreceksiniz diyor. Değil mi? Her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakit de insan suretinde vaaz eden Hazreti Cebrail'in Dıhya suretine girmesi gibi. Ve ruhanileri alem ervahdan gönderip beşer suretine temessül ettiren. O mesela Çanakkale Harbi'nde olsun şeylerde falan böyle dilekleri söyleniyor değil mi? Bazı askerlerin şeyleri var. Ruhanileri alem ervahdan gönderip beşer suretine temessül ettiren hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesedi misali ile dünyaya gönderen. Ha burada diyor bakın. Ölmüş evliyalar Dünyaların çoklarının ervahlarını cesedi misaliyle dünyaya gönderen bir hakim-i zülcelal. Hızır ve Selam falan da öyle bulunabiliyor. Değil mi? İnsan sureti bulunuyor ama Hazır Hızır ve Selam oluyor mesela. İnsanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervah-ı tayyibe insanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervah-ı tayyibe Bence alim misalin vücudu Meşhurdur. Alim misal işte başka yerden sarf ediyor. İşte dünyadan alınan manzaralar, videolar vesaireler orada depolanıyor yani. Evet Buraya aksıyor. Alim misal. Bena var. Dünyadaki manzaraların, fotoğrafların bulunduğu alim, alim misal. İzle mesela rüyada dünyayla dünyaya kapanan gözler bu sefer alim misal açılıyor diyor. Onları görüyoruz. Diyor mesela. Yani alim misalin vücudu meşhurdur. Alim işaret gibi tahakkuku bedihidir. Çünkü alem ne kadar kesinse o da öyle kesindir. Hatta rüyayı sadıka ve Keşfi sadık ve şeffaf şeylerdeki temessülat. Rüya-i sadıka. Biliyor musun Muhammed rüya-i sadıka nedir? Eğer rüyamızda peygamber efendimizi görüyorsak, peygamber efendimizin olduğunu hissediyorsak o rüyaya sadık rüya oluyor. Orada ne görürsen aynen peygamberimizde aynen çıkacak demektir. Yani rüya-i sadıka ve keşfi sadık doğru keşifler ve şeffaf şeylerdeki temessülat bu alemden o aleme karşı açılan üç penceredir. Ve sadıka işte alemi açılan bir pencere. Keşfi sadık da öyle. Şeffaf şeylerde temessülat da öyle. Ağvama ve herkese o alemin bazı köşelerini gösterir. Cennetin sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları oldukları halde umumunun damı arş-ı azamdır. Cennet kaç tabakaymış Muhammed? Sekiz tabak. Ama hepsi de Aş'i Azam'ı görecek. O zaman nasıl olacak? Mesela şimdi ben bu bunu görüyorum. O da onu görüyor. Ama işte aşağısı geniş oluyor. Yukarı gittikçe darlaşıyor bunu gibi. Mesela dolayısıyla hepsi de damın Aş'i Azam'ı görmüş oluyor. Nasıl ki Mahruti bir dağın etrafında. Mahruti eee Mahruti işte şöyle Huni. Huni gibi yani. Mahruti bir dağın etrafında birbiri içinde birbirinden yüksek kaidesinden zirvesine kadar suru surlu daireler bulunsa o daireler birbirinin üstündedir. Fakat birbirinin güneş görmelerine mani olmaz. Birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Arş Azam, hani burayı neyi okuyoruz? İşte Cebrail Aleyhisselam Arş Azam'la secde etmiş ya. Orası neresiydi aklımıza gelirse onu Öyle de cennetler de buna yakın bir tarz ile olduğu hadisin mütenevvi rivayet işaret ediyor. Cennetlerin bu tarifini hadislerden çıkartıyoruz diyor. Öyle de cennetlerde buna yakın bir tarz ile olduğu ehadisin mütenevvi rivayeti işaret ediyor. En küçük tabaka-i mahlukattan olan zerrattan atom tabii daha da küçükleri var. Sonuçta atomda bir Temel taş yani yine maddenin. En küçük tabaka-i mahlukattan olan zerrattan ta semavata ve semavatın birinci tabakasından ta arş-ı azam'a kadar birbirinde teşkilat var. Her bir sema bir ayrı alemin damı ve rububiyet için bir arş ve tasarruf-ı ilahi için bir merkez hükmündedir. Her bir insan Aklıyla hayal süratinde seyranı. Her bir insan aklıyla hayal süratinde seyranı. Hani biz bize de numune çıkarıp koymuştuk. Eminim yok dedim ama var yani. Mesela ne var? Akıl. Akıl hayal süratinde seyranı. Akıllı ne yapabiliyorsun mesela? Bütün gezip geliyorsun. Güneşe gidiyorsun, Venüs'e gidiyorsun, Ay'a gidiyorsun, gidiyorsun, geliyorsun. Değil mi? Oturduğun yerden. Her bir insan akıl aklıyla hayal süratinde seyranı Her bir veli kalbiyle berk suratında cevelanı ve cismi nurani olan her bir melek ruh suratında arştan ferşe, ferşten arşa deveranı. Melekler ne yapıyormuş Muhammed? Arş en tepesi işte ferşe dünya. Dünyadan oraya oradan buraya sürekli devir daim yapıyorlar. Cismi nurani olan her bir melek ruh suratında arştan ferşe Feşten Arş'a devranı. Ehli cennet insanları bırak süratinde Haşir'den 500 sene fazla mesafeden cennete çıkmaları olduğu gibi. Mesela şimdi kıyamet koptuktan sonra Haşir meydanı kurulacak. Değil mi? Yine bu güneşin etrafındaki dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi o şeyin etrafını çiziyor diyor. Haşir meydanında işte yaratılacaklar. İşte hesap kitap burada Mahkeme-i Kübra'da. Eğer ehli cennet olduysan buradan cennete Nasıl gideceksin? 500 sene mesafe. 1. kat, 2. kat, 7 kat semavat, arş kürs falan derken bayağı uzun mesafe. Ama ehli cennet onun ya Cenabı Hak onun hayal suretinde bir anda götürecek. Ehli cennetin insanları burak süratinde Kaşir'den 500 sene fazla mesafeden cennete çıkmaları olduğu gibi. Demek cennete oraya kadar çıkacağız. Yoksa eğer burak suretine gitmezsek epey bir binlerce sene vakit alır. O da üzülürüz yani bir an evvel varmak istiyoruz ya cennete yani. Nur ve nur kabiliyetinde ve evliya kalplerinden daha latif. Nur ve nur kabiliyetinde evliya kalplerinden daha latif, envatın ruhlarından ve melaike cisimlerinden daha hafif ve cesedi necmi ve beden-i misaliden daha zarif olan ruh-u Muhammediyenin Aleyhissalatu Vesselam. Meseleyi nereye getirdi? Ruh-u Muhammedi. Peygamberimizin ruhu nasılmış? Daha doğrusu cesedi ruhu beraber anlatıyor. Nur ve nur kabiliyetinde. Bak, nur ve nur kabiliyetinde. Evliya kalplerinden daha latif. Envatın yani mevtlerin, ölüm, ölüm, ölmüş olanların ruhlarından ve melaike cisimlerinden daha hafif. Ve cesedi necmi ve beden-i misaliden daha zarif olan cesedi necmi ve beden-i misaliden daha zarif olan bu Muhammediyenin beden-i misali. Yani ruhun da bir beden-i misalisi var. Kırgın misali diyor ona. Ve beden-i misaliden daha zarif olan ruh-u Muhammediyenin Aleyhissalatu Vesselam hadsiz vazifesine medar, hadsiz vazifelerine medar ve cihazatının mahzeni olan cism-i Muhammedi Aleyhissalatu Vesselam elbette onun ruh âlesiyle arşa kadar beraber gidecektir. Biz mesela bunları ne yapıyoruz? Aklımıza, kalbimize mirac ediyoruz ya oruç ediyoruz. İmanımızla Peygamberimiz her şeyiyle, aklıyla, kalbiyle, ruhuyla aynı zamanda bedeni mübarek bedeniyle de hepsiyle uğurluyor Cenab-ı Hak yani. Neden? Çünkü onun bedeni de nurani olduğu için ruhuna tabi oluyor diyor Miraç Suresinde. Her her zi kalp ve kamil veli. Her zi kalp ve kamil veli. Olacağım sana kamil veli Muhammed. Yani dua olsun diye söylüyorum yani. İnşallah. Önce insan bir şey istemesi lazım, değil mi? Onun şevk duyması lazım. Her zi kalp ve kamil veli seyri sülük ile arştan ve daire-i esma ve sıfattan 40 günde geçebilir. Her zi kalp ve kamil veli seyri sülük ile arştan ve daire-i esma ve sıfattan 40 günde geçebilir. Hatta şeyh şeyh-i Yeylani, İmam-ı Rabbani gibi bazı zatların İhbarat-ı sadıkaları ile bir dakikada arşa kadar urucu ruhanileri oluyor. Kim oluyormuş? Şeyh-i Geylani. Yani Abdülkadir-i Geylani Hazretleri. Çok büyük evliya, değil mi? Öldükten sonra tasarrufu devam eden evliyalar. Şeyh-i Geylani, İmam-ı Rabbani gibi bazı zatların ihbarat-ı sadıkalarıyla, efendim, kendileri haber veriyor. Bir dakikada arşa kadar oruç ruhanileri oluyor. Müthiş ya. Hem eksam-ı nurani olan melaikelerin eksam-ı nurani yani nurani cisimlerin cisimleri, bedenleri nurani olan melaikelerin arştan ferşe yani yeryüzüne yeryüzünden ferşten arşa kısa bir zamanda gitmeleri ve gelmeleri vardır. Bütün evliyanın sultanı olan Resul-ü Ekrem Aleyh Peygamberimiz kimmiş? Bütün evliyanın sultanı olan Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesselam değil yalnız kalbi ve ruhu ile belki hem cismi ile hem havasıyla hem letaifiyle. Hani görür ve işitir diyor ya. Hani mürassesin başında. Bütün ayatı görür diyor o zaman görme hasiyetine şeyiyle de hem cismiyle hem havasıyla Hem netaifiyle 40 seneye mukabil 40 dakikada velayetinin keramet-i kübrası olan miracı ile velayetinin keramet-i kübrası olan miracı ile velayetin yani maneviyattaki terakkisinin keramet-i kübrası olan miracı ile bir cadde-i kübra açarak Hakay-i İmaniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş. İşte biz de risalemdaki bu imani bahisleri 16'nın sözü, 22'nin sözü, değil mi? Çok okuyacağız, çok okuyacağız. Orta hakikatları iyice böyle ruhumuza alacağız. Bu mertebede biz de çıkacağız inşallah. Hakâik-i İmani'nin en yüksek mertebelerine gitmiş, Miraç merdiveniyle arşa çıkmış, Kab-ı Kavseyn makamında Hakâik-i İmani'nin en büyüğü olan İman-ı Billah ve İman-ı Bil Ahireti Ayn-ı Lâkin gözüyle müşahade etmiş. Cennete girmiş, Saadet-i Ebediyye'yi görmüş. O Miraç'ın kapısı Açtığı cadı kübrayı açık bırakmış. Bütün evliya evliya-i ümmeti seyri süluk ile derecelerine göre ruhani ve kalbi bir tarzda o miracın gölgesi içinde gidiyorlar. Hani esir maddesinde aksediyor diyor da esir maddesi ile alakalı bir yer aldım ki hani böyle esir maddesi nedir? Maddi esiriye mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mecdatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. Mesela denizi düşünelim. Balıklar nerede yüzüyor? Suda. Su olmasa balık yüzebilir mi? Yüzemez. Bir su lazım, içinde yüzüyor. Yani bütün gezegenler, yıldızlar, her şey esir bütün uzayı Cenabı Hak esir madde ise doldurmuş bir deniz gibi. Her şey içinde yüzüyor. Ama burada antik olan şu. Mesela o balığı denizin suyundan balığı yaratma gibi düşünelim. Önce her şey su olarak eser olarak yaratıyor. Eserin bazılarını atom yapıyor. Bazılarını nur yapıyor. Bazı bir şey yapıyor. Onlardan işte onlar da insan yapıyor falan. Yani tabanı yine hepsini esir. Yani mesela buz gibi mesela sudan nasıl buzu yaratıyorsun? Buz ayrı, su ayrı gibi ama sonuçta o da sudan oluşuyor. Yani her şeyin temeli esir maddesi. Ama Cenabı Hak işte esirden atomu yaratıyor. İşte halk ediyor. Atomdan onu yaratıyor. İşte elementleri yaratıyor böyle vesaire. Ama ilk başta esiri yaratıyor. Ve arşühu aleyl mai ayeti bak. Ayet de işaret ediyor. Ve arşühu aleyl mai ayeti şu maddi esiriye esiriye işarettir ki Cenabı Hakk'ın arşı su hükmünde olan şu esir maddesi üzerinde imiş. Ha şu da eserin üzerindeymiş. Yüzüyor mu? Arşı yani arşı anlamında yani yani Eee, büyük tecelligah olarak da düşünebiliriz. Tecelligah aynası su üzerinde olabilir. Ve de su üzerinden esirden yaratmış olabilir. Cenabı Hak'ın arşı su hükmünde olan şu esir maddesi üzerindeymiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra saniin ilk icatlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra cevahir-i-ferde kalbetmiştir. Evet. Tabii eser maddesinin mahiyetini bilemiyoruz. Yani atom gibi değil. Daha latif, daha ince. Gene 30. cümlede da ifade ediyor mesela. Sonuçta demek ki bu hani mevzumuz itibariyle bu Cebrail Aleyhisselam'ın ruhaniler bu eser maddesini aksediyor işte demek. Yani onlar da aksediyor. O şekilde temessül ediyor. Esir maddesi hava, esir bir de alim sadın bazı mevcudatı. Evet, cumartesi İnşallah bunun hakikate tapisini okuyup bitireceğiz mevzumuzu.