NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3119.ders 16.söz-1.şua-06.ders-Celil-i Zülcemal, Cemil-i Zülkemal sana gayet yakındır

Sözler · 1:00:06 · 2 Eki 2026

Ders metni

Birinci şua. Madem güneş gibi, Bismillahirrahmanirrahim. Madem güneş gibi aciz ve musahhar mahluklar ve ruhani gibi maddi ile mukayyet nim nurani masnular nuraniyet sırrıyla bir yerdeyken pek çok yerlerde bulunabilirler. Madem güneş gibi aciz ve musahhar mahluklar. Yani Güneş, aciz ve musahhar. Yani güneş aciz ne demek? Yani güneşteki ışıktı, hararetli, işte çekim kuvvetiydi vesaire ne varsa bunlar güneşin zatından kaynaklanmıyor. Zatın itibarıyla yine aciz. Üzerindeki bütün tecelliler Cenabı Hak'a ait. Ve musahhar. Yine kendi başına değil, Cenabı Hak'ın emirlerine musahhar olmuş. Cenabı Hak'ın kudretiyle o vazifelere mazhar oluyor. Güneş gibi aciz aciz ve musahhar mahluklar ve ruhani gibi maddi ile mukayyet nim nurani masnular. Bundan önceki geçen ki derste ruhanilerin işte akislerinden misal vermişti ya. Yani ruhaniler yine bir derece yine maddi ile mukayyet. Mesela ruhumuz bedenimizde yine bir derece haps olmuş durumda değil mi? Mesela göz bir hassededi ki ruh bu alemi o pencereden seyreder. Bak göz yine yani ruh göz ruh ancak gözden görebiliyor. Diğer taraftan göremiyor. Mesela yine madde bir derece kayıtlıyor. Ama yine nuraniyet de yine belli bir derecede nurani ama sonuçta yine madde ile mukayyet. Nim nurani masnular nuraniyet sırrıyla bir yerdeyken pek çok yerlerde bulunabilirler. Bir yerdeyken pek çok yerlerde bulunabilirler. Mesela burada güneşin aciz olduğunu, mustakil olduğunu niye hem nazara veriyor. Şimdi Güneş'teki bu tecelliyat kudretin tecelliyatı olmuş oluyor. Yani kudret oradaki Güneş'in ışığını halk eden, o Güneş'in bütün dünyadaki her tamamını ışığını verdiren yine kudretin tecellisi. Kudret bir perde altında Güneş'te böyle gözüküyor. Güneş perdesinde böyle gözüküyor. O zaman kudretin kendisi bu özelliğe nihayetsiz sahiptir. Değil mi? Nuraniye sırrıyla bir yerde iken pek çok yerlerde bulunabilirler. Mukayyet bir cüzi iken mutlak bir külli hükmünü alırlar. Mesela güneş uzayda bir tane değil mi? Ama yeryüzündeki aynalar adedince eee güneşçikler meydana gelmiş oluyor. Yani bir tane iken binlerce, milyonlarca güneşçik olmuş oluyor. Mukayyet bir cüzi iken mutlak bir külli hükmü alırlar. Ve işte Cebrail Aleyhisselam okumuştuk. Mesela bir tane Cebrail Aleyhisselam ama binler yerlerde bulunabiliyor. Bir anda cüzi bir ihtiyar ile pek çok işleri yapabilirler. Cüzi ihtiyarı niye nazara veriyor? Demek ki yani o külliyet kesb ederken ilmiyle, kuvvetiyle külliyet kesb ettiği gibi cüzi ihtiyarisiyle de külliyet kesb etmiş oluyor. Çünkü her yerde farklı bir iş, farklı bir tercih bir anda cüzi bir bir ihtiyar ile pek çok işleri yapabilirler. Acaba maddeden mücerret ve mualla ve tahdid-i kayt ve zulmet-i kesafetten münezzeh ve müberra. Evet. Cenabı Hak maddeden mücerret ve mualla gene önceki okuduğumuz yerlerden yani Cenabı Hakk'ın mahiyeti, sadı kutsisi maddi bir şey değil. Madde vücudun en zayıf, en basit mertebesi oluyor. Cenabı Hak maddeden mücerret ve mualla. Niye bunu nazara veriyor? Çünkü kayıtlar engeller hep maddiyata karşı. Nuranilere doğru gittikçe kayıtlar ortadan kalkıyor. Cenabı Hak maddeden mücerret ve mualla. Ve tahdid-i kayd ve zulmet-i kesafetten münezzeh ve müberra. Cenabı Hakk'ın kudretine, ondan sonra tahti hulut koyacak, kayıt koyacak bir şey yok. Zulmet-i kesafetten Münezzehvi müberra. Zulmeti kesafetten münezzehvi müberra. Mesela şeyde aynalarda üç çeşit aks var demişti ya. Hani birincisi kesif maddilerin aksidir. Orada sadece sureti zahirisi aks ediyordu. Değil mi? Demek ki yani kesafeler geldikçe zatın özellikleri, zatının şeyi olmuyor. Burada da bunu niye nazara veriyor? Cenab-ı Hak çünkü nurun nur olduğu Olduğu için onun tecellisinde ondan sonra aynen yani kudreti ilmi ondan sonra yine nihayetsiz bir şekilde tecelli edebilir. Çünkü isabet olmadığı için. Zulmeti kesafetler münezzeh ve müberra ve şu umum envar ve bütün nuraniyat onun envar-ı kutsi esmasının bir kesip zılali. Umum envar. Yani ne kadar dünyada ışık varsa, nur varsa, ondan sonra nurani varlıklar varsa, işte melekler, ondan sonra ruhaniler vesaire tamamı nedir? Onun envar-ı kutsi esmasının bir kesib zebali. Onlar da yaratan Cenabı Hak. Nurani kudretiyle yaratıyor. Dolayısıyla Cenabı Hak'ın yarattığı nurlar bunlar. Bunu niye nazara veriyor? Cenabı Hak'ın yarattığı nurlar böyle olursa onu yaratan kudreti nuraniyeti nasıl olur? Umum vücut ve bütün hayat alemi ervah ve alemi misal nim şeffaf bir ayni cemali. Umum vücut. Bütün kainatın tamamını kaplıyor. Değil mi? İfade ediyor. Umumi vücut, ne kadar varlık varsa, içerisinde ne kadar hayatlar, varlık varsa, bütün hayat, hayatlar içerisinde âlem-i ervah, ruhlar âlemi, âlem-i misal. Nedir? Nim şeffaf bir ayni cemali. Bu da çok müthiş bir hakikat. Yani bütün varlıklar ne varsa, âlem-i misal, âlem-i ervah, maddiyat, nuraniyet, hayat, hepsi Cenabı Hakk'ın ondan sonra cemalinin bir aynası Ama nim şeffaf bir ayna cemali. Nim şeffaf. Yani nim şeffaf yarı şeffaf oluyor. Mesela ayna tam şeffaf olduğu zaman tam aksettiriyor diyelim. Hafif böyle kesafetli olursa tam aksettiremiyor. Yani bu kadar varlıklar, bu kadar şeyler eee Cenabı Hakk'ın nuraniyetini nim şeffaf olarak aksettiriyor. Tam değil. Yani nim şeffaf. Mesela eee bir ruh hani de olsa, şey de olsa, onun nuraniyeti, Cenabı Hak'ın nuraniyeti yanında yine hiçbir şey değil. Nim şeffaf. Dolayısıyla nim şeffaf nim şeffaf ruhaniler böyle olursa, ondan sonra tam şeffaf olursa, bir de vacip vücut bir şekil, tam nurani olursa, vacip bir vücut olursa, artık onda hiç sınır olmaz anlamında. Ve sıfatı mühita ve şunat-ı külliye olan bir zat-ı akdesin. Sıfat-ı mühita. Yani Cenabı Hak'ın sıfatları, ilmi, kudreti, basarı, bütün her şeyi kaplamış yani ihata ediyor. Bütün kainatın tamamında. Şunatı külliye. Cenab-ı Hak'ın şunatı külliye. Yani mesela diyelim ki bir galaksi yaratacak. Orada milyarlarca yıldızı yaratması lazım değil mi? Bir tane yıldızda olmuyor. Yani külli olarak tecelli ediyor. Şunatı külliye. Ve bir insanı yaratacağı zaman yüzlerce azaltı kıl yaratacak. Şunatı külliye olması lazım. Değil mi? Veya bir küfür yağız dünyayı yaratacak. İçerisinde bütün mahlukatıyla yaratacak. O zaman demek ki, eee, külli bir şunata sahip. Sıfat-ı muhite ve şunatı külli olan bir zat-ı akdesin iradi külliye ve kudret-i mutlaka ve ilmi muhitle tecelli sıfatı ve cilvi efâli içindeki teveccüh ehadiyetinden külli irade sahibi. Mesela insan bir anda Bir bir tercih yapabilir, iki tercih yapabilir, değil mi mesela? Cenab-ı Hak'ın iradesi külli. Sayısız mahlukat adedince her mahluk için değil mi? İradesi tecelli ediyor. İrade-i külliye ve kudret-i mutlaka. Tamamına yine mutlak bir şekilde kudret hükmediyor ve ilmi muhit ile tecelli sıfatı ve cilvi efâli içindeki. Bu şekilde Cenab-ı Hak'ın tecellisi irade-i külliyesi kudreti mutlakası ilmi muhitiyle tecelli edince o zaman ve cilvi efa içindeki teveccüh ehadiyetinden Bak güneş bile mesela. Mesela Cenabı Hak'a göre ne kadar noksan mahluk değil mi? Dünyaya gündüz vakti tecelli ettiği zaman her yere tamam mı? Her şeye temas ediyor. Güneş böyle olursa Cenabı Hak'ın ehadiyetiyle teveccühün olduğu zaman hangi şey saklanabilir? Teveccüh ehadiyetinden hangi şey saklanabilir? Hangi iş gelebilir. Hangi şey saklanabilir? Hangi iş ağır gelebilir? Han hiçbir şey saklanamaz çünkü mutlak tecelli ediyor. Değil mi? Tam kainat tamamıyla tecelli ediyor. İş bir iş bir iş herhangi bir iş ağır gelebilir mi? Gelemez. Kudretin mutlakası var. Hangi şey gizlenebilir? Çünkü her şey o yaratmış. Nurani her şey ona şeffaf. Herhangi şey gizlenebilir. Hangi fert uzak kalabilir? Hangi şahsiyet külliyet kesbetmeden ona yanaşabilir? Yani bu 16. söz gibi mevzuları okuyunca oradan hocam yani Cenabı Hak'ın azam metini anlamakla beraber huzura da insanı şey yapıyor. Yani hani her yerde, her şeyde Cenabı Hakk'ın tecelli ettiğini, kudretiyle ilmiyle ondan sonra her yerde hazır nazır olduğunu da öğrenmiş oluyoruz, değil mi? O zaman bütün her şeyin bütün tecelliatın içinde olmuş oluyorsun yani. Gafletten de insanı kurtarabilir. Değil mi? Bu şuuru muhafaza edebilirsek yani. Evet, nasıl güneş kayıtsız nuru Maddesiz aksi vasıtasıyla sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu halde sen mukayyet olduğun için ondan gayet uzaksın. Nasıl güneş kayıtsız nuru? Kayıt yani bir engel mani yok. Kayıtsız nuru. Yani bütün açılarıyla değil mi? Bütün yani ne karşısında ne varsa tamamını tecelli ediyor. Yani kayıt bir sınır bulama yok. Kayıt Maddesiz aksi vasıtasıyla. Mesela maddiyatın aksinde noksanlıklar oluyordu. Ama burada nurani olduğu için ondan sonra nuraniyet kazan yani nurani bir varlık olduğu için maddesiz aksetmiş oluyor. O zaman bütün o sıfatlarıyla hasiyetleriyle tecelli edebilmiş oluyor. Değil mi? Mesela maddi olanların sadece sureti tecelli ediyordu. Aksediyordu. Nurani olunca ışığı, ısısı, nesi varsa onlar da aksetmiş oluyor. Maddesiz aksi vasıtasıyla sana senin sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu halde. Mesela güneşe bakıyorsun Ömer. Hemen göz bebeğin içerisinde ondan sonra güneş cilve aksiyle, ışığıyla, nuruyla gözüküyor değil mi? Mesela güneşe bakan bir insanın gözüne bak mesela. Orada bir güneşçik görürsün. Sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu halde sen mukayyet olduğun için on gayet uzaksın. Mesela şimdi elimizi bir ayna olsa güneşe karşı tuttuk. Mesela o aynada mesela aynanın sağ tarafındaki boşlukta da güneşin ışığı var değil mi? Sol tarafta da var sağda üstte altta oralarda da güneşin ışığı var ama sen elin kadar bir ayna olduğu için sadece o aynaya düşen ışığı yansıtıyor. Halbuki güneşin ışığı o kadar mı? Değil. Aynen büyük olsa oralarda da yansıtacak mesela. Dolayısıyla yani ayna kadar sen güneşi tanıyabiliyorsun. Aynan geniş olsa daha çok tanıyacaksın. Mesela güneşe baktığın zaman senin gözüne kalayan ışık kadar güneşi tanıyorsun. Gözün büyük olsa değil mi? Daha çok tanıyacaksın. Dolayısıyla güneş bize yakın olmuş oluyor. Ama biz ondan sonra biz zatımız itibariyle güneşe çok uzağız. Biz ona gidemiyoruz. Ama o bize kendini gösterdiği kadar yine görebiliyoruz. Fakat bizim görmemiz de yine gözümüz kadar sınırlı. Evet nasıl güneş kalıtsız nuru ve maddesiz aksi vasıtasıyla sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu halde sen mukayyet olduğun için ondan gayet uzaksın. Ona yanaşmak için çok kayıtlardan tecerrüt etmek, çok meratib-i külliyeden geçmek lazım gelir. Evet. Adeta manen yer kadar büyüyor. Mesela hani elimizdeki aynayı mesela yeryüzü kadar büyütsek aldığı ışık daha fazla olacak değil mi? Kaç milyon katı olacak? Yani mesela sonra kamera kadar yükselip güneş kadar yaklaşılmış olsa sonra doğrudan doğruya güneşin mertebesi asliyesine bir derece yanaşabilir ve perdesiz görüşebilirsin. Artık aynayı da bırakırsın direkt bakarsın mesela güneşin. Öyle de Celil Zülcemal, Cemil Zülkemal sana gayet yakındır. Sen ondan gayet uzaksın. Evet, burada çok güzel işte. Celil Zülcemal, Cemil Zülkemal sana gayet yakındır. Sen ondan gayet uzaksın. Kalbin kuvveti, ahlın ulviyeti varsa temsildeki noktaları hakikate, tatbike çalış. Şimdi Bu asıl yerimiz burası. Şimdi burayla alakalı külliyatla alakalı meâziler okuyacağız. Murat abi, okuyalım mı? Bedevi vahşi bir adam hiç padişahı görmemiş. Saltanat haşmetini bilmiyor. Bir köyde bir ağayı nasıl tasavvur eder? O mahdut fikriyle bir padişahı ondan büyükçe bir ağa kadar bilir. Şimdi buraya Ne alakası var diyorsun değil mi? Konuyla. Biz şimdi mesela 16. sözle Cenabı Hak'ı tanımaya çalışıyoruz ya. Aynı buradaki vahşi adam gibiyiz gene yani. Ne kadar tanırsak tanıyalım. Bak buradaki mesela bedevi vahşi bir adam hiç padişahı görmemiş. Duymuş ama görmemiş. Saltanat haşmetini bilmiyor. Padişahın mesela ondan sonra ne kadar hükmettiğini, ordularının olduğunu vesaire yani böyle Hoş geldin Ahmet Abdülhamid abi. Ya o padişahın haşmetini bilmiyor. Ne kadar geniş bir alana hükmettiğini, orduların olduğunu, işte ne kadar böyle yönetimini vesaire. Bir köyde bir ağayı nasıl tasavvur eder? O mahdut fikriyle bir padişahı ondan büyükçe bir ağa kadar bilir. Şimdi onun bir ağası var. Onu biliyor. Padişahı da ağasından biraz bir tık daha büyük diyebiliyor. Bir köyde bir ağayı nasıl tasavvur eder? O mahdut fikriyle bir padişahı ondan büyükçe bir ağa kadar bilir. Benimki de ağa o ondan biraz daha herhalde biraz daha büyüktür. Hatta bizde sade dil bir sade dil bir tahife var ki eskiden diyorlardı ki padişah kendi ocağı yanında ve tenceresinin başında pişirdiği bulgur çorbası yanında ne yapıyor? Bizim ağamız onu biliyor. Yani ne kadar düşünüyorsun? Padişahın ağasından biraz daha büyük kendi ocağına kendi bulgurunu kendisi pişiren büyükçe bir ağa olarak düşünüyor. Halbuki alakası var, değil mi? Onu düşündüğünden kaç milyon kattan belki daha büyük. Demek onlar padişahı o kadar dar bir vaziyette ve adi bir surette tahayyül ediyorlar ki kendi bulgur çorbasını kendi pişiriyor. Adeta bir yüzbaşı haşmetinde farz ediyorlar. Yani bunu şu şu manada şey yaptım da. Mesela şimdi biz risanı okuyarak sürekli mahrebetimiz büyüyor ya. Hatta 16. yüzünün penceresiyle daha da böyle açıldı yani Cenab-ı Hak'ın azameti. Ama ne olursa olsun yine biz Cenab-ı Hak'ın hakiki zatı, haşmetiyle bilemeyeceğiz yani. Hep diyeceğiz ki bu bildiğimizden daha da büyük, daha da büyük. Hiçbir zaman demeyeceğiz ki böyle. Mesela şimdi güneş misali veriyor. Güneş misali Cenab-ı Hak'a ne olabilir? Yine bir baktırmak için bir küçük misal yani. Evet. Ruhani gibi maddi ile mukayyet değil nurani masnunlarla alakalı bir yer. Maddi nurdan Hatta zulmetten, hatta esir maddesinden, hatta manalardan, hatta havadan, hatta kelimelerden zihayat zişuru kesret ve halk eder ki hayvanatın pek çok muhtelif ecnasları gibi pek çok muhtelif ruhani mahlukları o seyyalat-ı latife maddelerinden halk eder. Ben Cenabı Hak melaikeleri ondan sonra ruhanileri yaratırken nereden yaratıyor? Madde-i nurdan. Yani bu ışık dediğimiz bu ışıktan yaratıyor. Hatta zulmetten. Karanlık denen şey de sonuçta bir varlık yani. Biz görmüyoruz ama o da sonuçta bir varlık. Hatta zulmetten, hatta esir maddesinden, hatta manalardan. Mesela böyle Kur'an'ı manalar çıkıyor ağzımızdan. Onlardan Cenabı Hak melekler yaratıyor mesela. Ve onları dinleyecek melekler gönderiyor. Hatta manalardan, hatta havadan, hatta kelime zihayat, zişuuru kesretle halk eder ki hayvanatın pek çok muhtelif ecnasları gibi pek çok muhtelif ruhani mahlukları o seyyalat-ı latife maddelerinden halk eder. Onların bir kısmı melaike, bir kısmı da ruhani ve cin ecnaslarıdırlar. Ecnas ecnaslarıdır. Yani demek ki ruhaniler, melaikeler de sonuçta tam nurani değil. Yine onların da yine içerisinde biraz İşte havadan yaratıldı, eserden yaratıldığı için demek ki bazı bir şey olabiliyor. Yani nim nurani oluyor. İşte nim nurani olduğu halde çok yerde bulunabiliyorsa tam nurani olsaydı bir de halık yaratıcı olarak nurani olsaydı o zaman işte hiçbir sınır olmazdı. Hadsız yerde bulunup hadsiz işleri yapabilirdi. Şimdi maddeden mücerret ve mualla. Yani Cenabı Hakk'ın maddiyat mahiyetinin maddiyatla alakası yok. maddiyattan mücerret ve muhalla oluyordur. Alakalı bir yer. Sani kainat elbette kainat cinsinden değildir. Ya şimdi şu masayı masa nedir? Maddiyattır. Değil mi? Bu masayı yapan usta eee usta ondan sonra o da maddiyat gibi gözüküyor ama mesela şimdi ben bu masayı yaparken elim bu masaya hükmediyor değil mi? Şu elimle tutuyorum şey yapıyorum. Elime hükmeden şey nedir? Ruhum. Aklım, şuurum. Aklın, ruhun, şuurun mahiyeti ile madde mahiyeti aynı mı? Dolayısıyla yani esel eseri yapmışsa mutlaka ondan daha üstün bir mahiyet olması gerekir. Bu kainat maddi olduğu için o zaman bu kainata hükmeden Cenabı Hakk'ın maddi olmaması gerekiyor. Çünkü madde madde olsa bir bunu engellemiş olur. Mesela şimdi ruh bütün içimizdeki zerreleri vesaire yönetiyor diyoruz ya mesela. Maddi olsa yönetebilir miydi? Zaten içine girse giremezdi yani. Farklı bir mahiyeti olduğu için ona hükmedebiliyor. Cenab-ı Hak ruhu misal yaratmış. Bütün bu kainat da işte Cenab-ı Hakk'ın nurani kudretiyle kalk ediliyor. Cenab-ı Hak Adliyatlar münezzeh ve mücerret ve münezzeh. Sani kainat elbette kainat cinsinden değildir. Mahiyeti hiçbir mahiyete benzemez. Öyleyse kainat dairesindeki manalar, kayıtlar onun önüne geçemez. Onun icraatını taklit edemez. Bütün kainatı birden tasarruf edip çevirebilir. Vücut mertebelerinin En kuvvetli ve sarsılmaz olan vücut mertebesinde. Evet. Onu da mesela yine misal verirken ne veriyor? Mesela aynadaki görünen bir saray görüntüsü ile sarayın kendisi aynı mı? Değil. Veya mesela sen bir kanepeye bakıyorsun, masaya bakıyorsun. O masanın varlığıyla senin zihnindeki meydana gelen o masa şeyi zihni varlık olarak masa aynı mı? da çok fark var, değil mi? Yani kainatın mahiyeti öyle bir gölge gibi, zayıf bir gölge gibi Cenab-ı Hak'ın yani mahiyetinin yanında. Ondan sonra Cenab-ı Hak'ın mahiyeti vacip vücut oluyor. Mahlukatta mümkünün vücut. Vücut mertebelerinin en kuvvetli ve sağır sızlı olan vücut mertebesinde ve ezeli ve ebedi derecesinde bir vücut sahibi. Ve maddiyattan münezzeh ve mücerret. Ve bütün mahiyetlere mübayid din. Bir mahiyet-i mukaddeseyi taşıyan bir kader-i mutlakın kudretine nispeten yıldızlar, zerreler gibi ve haşir bir bahar misüllü ve haşirde bütün insanlara dirilmesi bir nefsin ihyası derecesinde kolaydır. Nur ve nurani şeyler ne kadar nuraniyette terakki ederse o nispette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Mesela şimdi güneşin ışığı geliyor veya lambanın ışığı elbisemize çarpıyor, geri dönüyor değil mi? Ama mesela bir rotyen şövalyesi olsa içeri girip kemiklere çarpıp dönüyor mesela. O kadar girebiliyor. Şu alfa beta gama ışınları varmış mı güney onlar zaten gelip geçiyor zaten yani hiç. Ondan sonra yani nuraniyette inceleştikçe ve de nuraniyeti arttıkça nüfuzu o kadar kolaylaşıyor. Nur ve nurani şeyler ne kadar nuraniyette terakki ederse o nispetle ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza ne kadar latif olursa o derece maddiyatın işlerini keşfeder. Röntgen şua gibi. Mümkünatta mesela bu merkezde ise vacip, vahid olan nur-ül envar nurların nuru. Mümkünatta mesela bu merkezdeyiz ise vacip, vahit olan nurül envar ne derece nafızül hafaya alimu bil esrar. Yani bütün gizlilikleri olan şeylere Cenabı Hak nüfuz eder. Alimül alimül bil esrar. Yani bütün sırları bilir. Yani Cenabı Hak'tan bizim saklayabileceğimiz hiçbir şey yok. İçimizi, dışımızı, kalbimizi, ruhumuzu, aklımızdan geçenleri, kainatta ne var mı yok? Her şeyi biliyor, görüyor. Hatta yönetiyor. idare ediyor mesela. Öyle değil mi Ömer? Olacağı bir derece anlaşıldı. Öyleyse azameti tam manasıyla ihata, nüfuz, şümul, iktiza ve istizam eder. Demek azamet arttıkça ihata etmek, nüfuz etmek, şamil olmak, iktiza ve istizam eder. Demek ki o zaman koskoca kâinat ne kadar büyük olursa olsun işte birinci sema, 7. kata kadar, güneş, arz, şey, arş, kürsü, cennet, şu, bu falan bütün arş, hepsi Cenabı Hak'ın yanında. İnopta gibi belki. Değil mi? Ve tamamına hakim. Hepsini, her şeyi görüyor, biliyor, idare ediyor. Şu umum envar ve bütün nuraniyat onun envar-ı kutsi esmasının bir kesip zılali. Ne kadar nurlar, nurani varlıklar varsa sonuçta bunları Allah yaratmıştır. Allah'ın nurani kuzey ile yaratılmıştır. Dolayısıyla o kudretin bir kesif gölgesi oluyor. Kudretin yarattığı kesif nurani gölge böyle olursa o kudretin kendisi nasıl olur? Evet, o makamda söylüyor. Hakiki hakaik Eşya, esma-i ilahiyedir. Hakiki, hakâik-i eşya, Allah'ın isimleridir. Mahit-i eşya ise o hakâik-in gölgeleridir. Mevcudatın mütemadiyen zevalleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, mevcudatın mütemadiyen zevalleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, mesela bahar geliyor, değil mi? Koskoca bahar yaratılıyor. Sonra zevale gidiyor. Sonra tekrar ertesi baharda yine bahar yaratılıyor, değil mi? Veya işte ağaçların yaprakları, meyveleri, işte insanlar, sinekler vesaire sürekli tazeleniyor. Buradan ne anlıyoruz? O mevcudat bir sani-i kadirin kutsi esmasının cilveleri. Bunlar eee Cenabı Hakk'ın kutsi esmasının cilveleri. Ve envar-ı esmaiyesinin gölgeleri. O nurlu isimlerinin, nuran isimlerinin gölgesi. Sonuçta o isimlerin kudretinin, ilminin, hikmetinin tecellisiyle yaratıldığı için ondan sonra mesela güneşin karşısındaki ayna o aleti parlaklık, görüntü, aradan çıkan ışık nereden gelmiş oluyor? Güneşten gelmiş oluyor sonuçta. Güneşin bir gölgesi olmuş oluyor. Bütün kainat nereden geliyor? Cenabı Hakk'ın kudretinden geliyor. Kudretiyle meydana geliyor. O zaman mahlukatın her şeyi o kudretin gölgesi cilvesi olmuştur. O envar Esma-i iyesinin gölgeleri ve ef'alinin eserleri, kalemi kader ve kudretin nakışları ve sahifeleri ve cemali kemalinin aynileridir. Bütün kainattaki güzellikler hem görünüşteki güzellikleri hem hikmet olarak güzelliği hem faydalılık cihetine güzelliği hepsi Cenabı Hakk'ın güzelliğinin aks etmesiyle ondan sonra meydana gelen güzellikler cemali kemalinin aynileridir. Bütün güzellikler kainattaki Cenabı Hak'ın güzelliğinden geliyor. Ama o güzelliğin kesif. Cenabı Hak'ın güzelliğinden geliyor ama Cenabı Hak'ın güzelliği ayrı bir şey yani. O aynada görünen göründüğü kadarıyla böyle. Umum vücut ve bütün hayat ve âlem-i ervah ve âlem-i misâl nim şeffaf bir ayna-i cemali. Birbirinden eşef ve eltaf kudretinin çok ayneleri vardır. Ayna gösteren şey demek. Değil mi? Aynaya bakıyorsun kendini görüyorsun. Yani kudretinin aynası yani kudretinin varlığını gösteren, icraatını gösteren aynalar. Çok çeşitliymiş. Birbirinden eşev ve eltam. Şeffaf ve latif. Kudretin çok aynaları vardır. Sudan havaya. Suda da kuzetecilliyor. Suyu var ediyor. Üzerindeki işte balıkları vesaireleri bütün masraf olduğu o bütün o icraat icatları. Sudan havaya. Havadan esire. Havada da Cenabı Hakk'ın kudreti tecelli ediyor. Bütün konuştuğumuz sesleri, her şeyi havadaki yaratıyor. Havadan esire. Esire de kudret yaratmış. Oradan işte atomları yaratmış. Esire. Esirden âlem-i misale. Âlem-i misalden âlem-i ervaha. O görüntüler âlemi, misal âlemi. Onu da komple Cenabı Hakk'ın kudretiyle yaratılıyor. Ruhlar âlemi. Bütün ruhlarıyla alem ervaha hatta zamana fikre tenevvü ediyor. Zaman sayfalarını fikirleri de Cenabı Hak yaratıyor. Aklıma bir şey geldi o. Allah sana yaratıp o ilham ediyor yani. Yani hiçbir şey kendi kendine olmuyor. Bir hatta zamana fikre tenevvü ediyor. Hava aynesinde bir kelime milyonlar kelimat olur. Hava mesela konuşuyorsun bir kelime Yüzlerce havada aynı anda dinlenen kulakları azıcık hatta sonsuz yani yaratılıyor. O da yine kudretin bir tecellisi. Hava aynasında bir kelime milyonlar kelimat olur. Kalem-i kudret şu sırr-ı tenasülü pek acib istinsah ediyor. Sıfat-ı muhita ve şuna-ı külliye olan bir zat akdes. Evet. Sıfat-ı muhit. Yani kudreti, ilmi, iradesi bütün kainatı kaplıyor. İhata ediyor. Sıfat-ı Muhita, şunat-ı külliye. Bir insan bir anda bir iş yapabiliyor ama Cenabı Hak bütün kainatın hadsiz işleri ondan sonra tek başına şunat-ı külliye sahibi. Şunat-ı külliye olan bir zat akdesin. Cenabı Hakk'ın kudret, ilim, iradesi şemsin ziyası gibi bütün mevcudata am ve şamil olup hiçbir şeyle müvazene edil Anladın mı Emir? Cenabı Hakk'ın kudret, ilim, iradesi şemsin ziyası gibi. Şems Güneş, güneşin ışığı gibi. Mesela dışarı çıkıyorsun ya Abdülhamid abi. Bakıyorsun ya her taraf güneşin ışığı mesela değil mi? Bu kadar ışık nereden geliyor mesela? O kadar her taraf oraya gidiyorsun ışık, buraya gidiyorsun güneş falan sıcaklık bilmem ne. Halbuki bu şu gördüğümüz yer küçük bir alan yani güneşin aydınlattığı alana göre yani. Bütün yeryüzünü hatta dünya bile küçüklüyor değil mi? Uzaktan bakınca. Daha onun kaç kadarı yeri aydınlatıyor? Orada başka dünyalar da olsa yan yana milyonlar hepsini demek ki aydınlatacak. Şemsin ziyası niye ne kadar böyle muhitse, her şey, karşısındaki her şey kapısıyorsa onun gibi Cenab-ı Hak'ın kudret, ilim, iradesi ile bütün mevcudata bütün varlık aleminde ne varsa am ve şamil olup hiçbir şeyle müvazene edilmez. Mesela bunu bir anladığımız an huzura kavuşmuş olacağız, değil mi? Cenab-ı Hak'ın her yerde ondan sonra eee kudretinin tecellisi olduğunu düşüneceğiz. Kudretle tecelli diyorsa ilmiyle de orada basarayla Burada güzel bir iman mertebesi olacak yani inşallah. Arş-ı azama taallük ettikleri gibi zerrelere de taalluk ederler. Arş-ı Azam yarattığı olan mahlukattan en büyüğü Oraya taalluk edip onu yarattığı gibi ta şu küçücük şu duvarın şu betonun içindeki atomun etrafındaki elektronu çekirdeğindeki protona kadar onun için altındaki daha küçük parçacılara kadar kudret yine tecelli ediyor. Arş-ı azama taallük ettikleri gibi Cenabı Hak Şems ve Kameri halk ettiği gibi sineğin gözünü de o halk etmiştir. Şems'i biliyor musun Ömer? Şems güneş demek. Şems Şems güneşlik. Biz yağmurluk için kullanıyoruz ama aslında o güneşlik yani. Güneşten korunmak için. Şems güneş, Kamer ay. Şems o Kameri halk ettiği gibi, yarattığı gibi sineğin gözünü de o hak etmiştir. Sineğin gördüğün zaman bak diyeceksin bu sineğin gözünü de Allah yaratmış diyeceksin. Kanadını de Allah yaratmış diyeceksin. Hortumunu da. Sineğin gözünü de o hak etmiştir. Cenabı Hak kainatta vazettiği yüksek nizam gibi hudebini hayvanlar yani mikroskopla görülebilen hayvanların bağırsaklarında da pek ince ve latif bir nizam vazetmiştir. O mikropların şunların bunların da içerisine yine bir sürü bağırsak bilmem ne Nasıl? Oralara kadar, değil mi? Cenabı Hak'ın kudreti nüfuz ediyor. Hatta onun da atomunun zerresine kadar da yani. Artık dışı yok yani. Ve de kapsama alına girmeyen bir şey yok. Cenabı Hak kainatta vaz ettiği yüksek nizam gibi hurdebini hayvanların bağırsaklarında da pek ince ve latif bir nizam vazetmiştir. Semadaki ecramı gezegenlere, yıldızlara birbiriyle rabbeden bağlayan cazibi umumi kanunu gibi cevahir-i ferdi de atomları da yani zerratı da o kanunun bir misliyle nazmetmiştir. Yani fizikçiler onu söylüyor. Yani gezegenler arasındaki kanunla atomlar arasındaki atomun içerisindeki şey de kanunların benzerliğini söylüyor. Yani fende malumatı olanlar bilir yani. Sistem olarak demek ki makro alemi de mikro alemi de büyük alemi de küçük alemi de aynı zat yaratmış demektir o zaman. Zaten o Onun içinde olduğu için zaten ayrı düşünülmesi. İrade-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilmi muhitle tecelli sıfatı ve cilve ef'al içindeki teveccüh ehadiyetinden hangi şey saklanabilir? Hangi iş ağır gelebilir? Hangi şey gizlenebilir? Hangi fert uzak kal hangi fert uzak kalabilir? Hangi şahsiyet külliyet kesbetmeden ona yanaşabilir? Teveccüh ehadiyetinden hangi şey saklanabilir? Bak güneşin ışığı mesela şu elimiz kadar bir ayna olsa onu parlatıyor. Aynayı küçültelim. Tırnak kadar olsa yine onun ışını verebiliyor mu? Verebiliyor. Şu çekirdek kadar olsa şey mercimek kadar olsa yine onun. Hatta karın şişecikleri suyun zerreciklerine kadar ne yapabiliyor? Güneş ışığı onu da görebiliyor. Yani çok küçüldü. Artık bunu göremiyorum demiyor yani. Ne kadar küçük olursa olsun gizlenemez, saklanamaz. Ki güneşin ışığına Cenabı Hak'ın hasiyetini vermişse o kudret artık atomu da içine kadar en küçük derisine kadar kudret onu ne yapacaktır? Ondan sonra o tecelli edecektir. Onu onu hükmedecektir yani. Bir tek kelime söylense nihayetsiz hallakiyetin, nihayetsiz rüsatinden o bir tek kelime, bir tek adamın kulağına zahmetsiz girdiği gibi 1 milyon kulakların kafalarına da İzni Rabbani ile zahmetsiz girer. Bir tek kelime söylense mesela ağzını açtın Ömer elhamdülillah dedin. Ne oldu? Nihayetsiz hallakiyetin, nihayetsiz den. Yani bu bu cihazlarla telefonla veya işte başka cihazlarla hava alemine gönderilirse zaten hava aleminin her zerresinde bulunacak. Değil mi? Nihayetsiz hallakiyetin, nihayetsiz vüsatından, genişliğinden, nihayetsiz bir yaratma meydana geliyor. Hava aleminin her zerresi adedi belki yaratılıyor değil mi? Mesela şimdi radyo, elinde radyo olsa Veya telefonla oda neresine gitsen çekiyor değil mi? Demek ki her yerde sesin var yani mesela. Öyle değil mi? Mesela şimdi dışarı çıksan orada da öyle. Mesela dünya çapında bir yayın varsa o zaman o yayın ondan sonra havanın her zerresinde küre havanın tamamının her zerresinde mevcut olacak demektir. Nihayetsiz bir nihayetsiz bir yaratma meydana geliyor. İlk bir tek kelime söylense nihayetsiz hallakiyetin nihayetsiz vusatından genişliğinden O bir tek kelime, bir tek adamın kulağına zahmetsiz girdiği gibi. Beni duyuyorsun değil mi? Bak benim kelime senin kulağına giriyor. Sen duyuyorsun. 1 milyon kulakların, kulakların kafalarına da izni rabbani ile zahmetsiz girer. Öyle bir şey olsa 1 milyon kişiye ulaşabilsen yani bir şekilde hepsi de aynı şekilde zahmetsiz girer. Binler, binlerle dinleyen ile bir tek dinleyen tavidir, fark etmez. Hem göz gibi bir tek nur veya Cebrail gibi nurani bir tek ruhani tecelli rahmet içinde olan faaliyet-i Rabbaniyenin kemali üsâtinden bir tek yere suhuletle baktığı ve gittiği ve bir tek yerde suhuletle bulunduğu gibi binler yerlerde de kudret-i ilahiye ile suhuletle bulunur, bakar, girer Az çok farkı yoktur. Mesela ben şimdi Ömer'den bana gelen ışık gözüm alıyor değil mi abi? Ömer'i görüyorum. O abiden de geliyor onun göründüğü bak aynı göz onu da alıyor. Yok ben sadece Ömer'i göreceğim demiyorum mesela. Sizden ne geliyor? Önümde 100 kişi olsa 100 kişiyi de ne yapabiliyorum? Bak tek bir göz 100 tane şeyi görebiliyor aynı anda. Bak gözde de bir hani ışıkla alakadar olduğu için o nuraniyet sırrı var. görmekte. Veya şöyle bir bahçeye baksan belki milyon tane detayı kozeysin. Göz görüyor da yani beyinde onu çekiyor, hafızaya da alıyormuş. Cenab-ı Hak görmeye de gene bir nurani özellik yaratmış yani. Göz gibi bir tek nur veya Cebrail gibi bir nurani bir tek ruhani, tecelli-i rahmet içinde olan faaliyet-i Rabbaninin kemali müsaitinden bir tek yere sule tabaktığı ve gittiği ve bir tek Yerde suretle bulunduğu gibi binler yerlerde de kudret ilahiyle suretle bulunur. Bakar girer az çok farkı yoktur. Aynen öyle de kudret-i zati ezeliye en latif en has bir nur ve bütün nurların nuru olduğundan. Bu ne demek? Bütün nurların nuru. Yani dünyadaki ne kadar nur varsa uzaydaki gezegen Yıldızlardaki bütün nurları yaratan nur yani. Bütün nurların nuru olduğundan ve eşyanın mahiyetleri ve hakikatları ve melekütiyet vecihleri şeffaf ve ayna gibi parlak olduğundan ve zerrattan ve nebatattan ve zihayattan ta yıldızlara, güneşlere, aylara kadar her şey o kudret-i zatiyenin hükmüne gayet derecede itaat ve intikaklı ve o kudret-i ezeliyenin emirlerine nihayet derecede muti ve müsakkir Bulunduğundan elbette hadsiz eşyayı bir tek şey gibi icat eder. Hadsiz eşyayı bir tek şey gibi icat eder ve yanlarında bulunur. Bir iş bir işe mani olmaz. Büyük ve küçük, çok ve az, cüzi ve külli birdir. Hiçbiri ona ağır gelmez. Nasıl bir Rabbimiz, Halıkımız varmış, değil mi? Böyle kudreti azameti olan. Şu kainatta görünen efal ile tasarruf edip icat eden saniyin bir muhit ilmi var. Yani kudreti var ilmi var, iradesi var. Niye? Çünkü yarattığı mahlukattan yani ilmi olmazsa değil mi? İnsan bir şey yapacağı zaman onun ilmi olması gerekiyor. Yapabilmesi için. Bu kadar mahlukatı, bu kadar hayvanı nebatat yaratmış elbette bunları biliyor. Değil mi? İlmi var. Ve hiçbir şey ondan gizlenmesi kabil değildir. Perdesiz güneşe karşı zemin yüzündeki eşya güneşi görmemesi kabil olmadığı gibi. Perdesiz güneşe karşı. Mesela güneşe çıktın dışarıya. Arada bulut yok, bir şey yok. Direkt güneş görüyorsun. Perdesiz güneşe karşı zemin yüzündeki eşya güneşi görmemesi kabil olmadığı gibi. Sen güneşi görüyorsun ya. Artık o alimi zülcelalin nuru ilmine karşı eşyanın gizlenmesi 1.000 derece daha gayri kabildir, muhaldir çünkü huzur var. Zaten güneş güneş olsaydın o kadar ışığınla bütün dünyayı ihata etseydin her şeyi görürdün değil mi sen? Zerreye kadar. Cenabı Hak'ın der işte bütün mahlukat ilmi muhiti var. Her şeyi ihata ediyor. O zaman eşyanın gizlenmesi mümkün değil. Çünkü huzur var. Huzur var yani hazır nazır göz önünde demek yani huzur. Yani her şey daire-i nazarındadır. Daire-i nazar bakış alanı deniyor ya. Bakış açısı bakış dairesi. Daire-i nazarındadır ve mukabildir. Ve daire-i şuurundadır ve her şeye nüfuzu var. Mesela sen şu halıyı görüyorsun değil mi onlar? İhat edebiliyorsun. Halının üzerine ne olsa görürsün artık değil mi mesela yani? Bütün kainatta Cenabı Hak'ın böyle daire-i nazarında. Ne var ne yok her şeyi yürütüyor, biliyor. Hatta idare ediyor, yönetiyor. Şu camit güneş, şu aciz insan, şu şuursuz Röntgen şu gibi zi nurlar. Camit güneş aciz insan aciz insan şuursuz runtgen şua gibi zi nurlar kadis, nakıs ve arıza oldukları halde onların nurları mukabilindeki her şeyi görüp nüfuz ederlerse elbette vacip ve muhit ve zati olan nur-u ilmi ezeliden hiçbir şey gizlenemez ve haricinde kalamaz. O zaman ne diyeceksin? Ben Cenabı Hakk'ın her an görüyor diyeceksin değil mi? Her an beni beni de görüyor, odamı da görüyor, evimi de görüyor, değil mi? Cenabı Hak'ın her an huzurundayız. Evet. O zaman namazda tembellik yapamayız değil mi? Namaz kıldığımızı görüyor, kılmadığımızı görüyor, değil mi? Her şeyi görüyor. Nasıl takıldığımızı görüyor, her şeyi görüyor yani. Nasıl nasıl ki ceset ruha dayanır, ayakta durur, hayatlanır. Ve lafız manaya bakar, ona göre nurlanır. Ve suret hakikate istinat eder, ondan kıymet alır. Ceset ruha dayanır, ayakta durur. Mesela ruh çıktığı anda, değil mi? Öldüğü zaman ruh çıkıyor, ceset dağılmaya, çürümeye başlıyor, kokmaya başlıyor. Yani cesedi ayakta tutan ruhtur. Ceset ruha dayanıyor. Ayakta durur, ayakta durur, hayatlanır. Lafız manaya bakar, ona göre nurlanır. Önce bir mana oluyor, sonra kelimeleri sıralıyorsun, değil mi sen? Lafız manaya Bakar, ona göre nurlanır. Ve suret hakikate istinat eder. Ondan kıymet alır. Diyorsun, "Burası okul olsun." diyorsun. Ona göre okul şekli veriyorsun. Orası ev olsun diyorsun. Yani suret hakikati neyse ona göre şekil alıyor. Suret hakikati istinat eder. Ondan kıymet alır. Aynen öyle de bu maddi ve cismani olan âlem-i şahadet dahi bir ceseddir, bir lafızdır, bir surettir. Alim-i gaybın perdesi arkasındaki esma-i ilahiye dayanır, hayatlanır, istinat eder, can alır, ona bakar, güzelleşir. Nasıl mesela ruh olmazsa bu zerreyle dağılıp gidecekse bu kainat da Cenabı Hak'ın kudretine imine dayanıyor. O çekilse her şey yok olacak değil mi? Evet, nasıl güneş kayıtsız nuru, maddesiz aksi vasıtasıyla sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu halde sen mukayede olduğun için ondan gayet uzaksın. Ve lillahil meselül ala. Yani Allah bu verilen misallerden üstündür. Gene aynı şey yani biz ne kadar böyle örnekler versek de hepsini Cenabı Hak hiçbirine benzemez. Sadece uzaktan uzağa bir derece bakabilmek için. Ve lillahil meselül ala. Sani zülcelalin esma-i hüsnasından Nur isminin bir kesif aynası hükmünde olan güneşin Sani-i Zülcelal'in Esma-i Hüsna'sından Nur isminin bir kesif aynası hükmünde olan güneşin Güneş neymiş? Nur isminin kesif bir aynası. Yani nasıl mesela taş, toprak, ışığa göre karanlık ya. Aslında güneş de Allah'ın nuruna karşı öyle karanlık bir şey yani. Kesif bir aynası hükmünde olan güneşin emri rabbani ve tesir Ahir-i ilahi ile mazhar olduğu vazifeler. Demek güneşi dünya aydınlatıyor, ışıtırıyor vesaire diyoruz ama bunlar yine sonuçta güneşin kendi vücut olan bir şey yok. Emri Rabbani ve teshiri-i ilahi yani Allah'ın müsahip etmesiyle mas'al olduğu vazifeler şu hadis-i fehme takrib eder şöyle ki: Güneş ulviyetiyle beraber bütün şeffaf ve parlak şeylere nihayet derecede yakın ve belki onların zatlarından onlara daha yakın olduğu. Cilvesiyle ve timsaliyle ve tasarrufu benzer çok cihetlerle onlara müteessir et halde. O şeffaf şeyler ise binler sene ondan uzaktırlar. Onu hiçbir vecihle müteessir edemezler. Kurbiyet dava edemezler. Bakın mesela şu lamba bize ışığı kadar gelip bizi görüyor değil mi? Mesela ama biz ondan sonra lamba yanına kadar gitmemiz gerekiyor. Çünkü bizim bir nurumuz yok. Yani nur olduğu zaman o nuruyla sana yaklaşabiliyor. Ama mesela işte Cenabı Hak da bize nuraniyetiyle nihayetsiz yakın. Biz cismani olduğumuz için, maddi olduğumuz için ona nihayetsiz uzağız. Hem o güneş her şeffaf zerreye hatta ziyası nereye girmiş ise orada hazır ve nazır gibi olduğu, o zerrinin kadiyet ve rengine göre güneşin aksi ve bir nevi timsali görülmesiyle anlaşılır. Hem güneşin azamet-i nuraniyeti derecesinde ve ihatası, nüfuzu ziyadeleşir. Nuraniyet azametindendir ki en küçük ufak şeyler ondan gizlenip kaçamazlar. Demek azamet-i kibriyası cüzi ve ufak şeyleri nuraniyet sırrıyla harice atmak değil belki daire-i hatasına alıyor. Hem güneşi mazhar olduğu vazife cilvelerde ve vazifelerde farz-ı muhal olan olarak faili muhtar farz etsek. Yani Güneş'i masdar olduğu civvelerde ve vazifelerde. İşte mesela nedir o civveler vazifeler? İşte dünyayı aydınlatmak, ısıtmak, ondan sonra işte çekim çekme etrafını etrafına çevirmek vesaire. Yani vazifeler neyse bunları farz-ı muhal olarak eee faili muhtar farz etsek. Yani Güneş'in kendisi yapıyor düşünsek yani. Şöyle Şöyle oluyor. Mesela güneşi kendisi yapıyor diye düşünürsek eee Cenabı Hak'a işte bak benzer varlıklar var. Bir misal olmuş oluyor. Böyle de bak sen gene bizi hakikaten götürüyor. Bak demek ki böyle bir varlık olabiliyormuş, mümkünmüş yani. Bak Cenabı Hak'la alakası yani alakasını kesip o da kendi başına bir varlık diye bile düşünsek yani nurani olup da bir anda çok yerde bulunabilen bir varlık var bak işte. Demek ki bu imkansız değil. Mümkün yani. Onu anlıyoruz. kaldı ki, Cenab-ı Hak'ın sayesinde yaptığı işin hem ona mümkün olduğunu gözümüzde göstermiş oluyor. Hem de ona yaptıran Allah'ın olduğu için Allah'ın yarattığı şey böyle olursa kendisi nasıl olur diyerek ondaki o hakikatın da Cenab-ı Hak'a ait daha parlak olduğunu da göstermiş oluyor. Hem güneşi mazhar olduğu cilvelerde ve vazifelerde farz-ı muhal olarak faili-muhtar farz etsek o derece suhulet kolaylık ve sürat ve vüsat genişlik içinde zerreden katreden deniz yüzünden seyyarata kadar izni ilahiyle öyle işliyor ki şu tasarruf-ı azimeyi yalnız bir mahz-ı emir ile yapar, tahayyül edilebilir. Zerre ile seyyare emrine karşı müsavidirler. Deniz yüzüne verdiği feyzi zerreye de kabiliyetine göre kemal mal intizam ile verir. İşte sema denizinin yüzünde ziyadar bir kabarcık. Şu cümle çok benim dikkatimi çekmişti yani. Çok beli yani. Güneş nedir? Şimdi mesela deniz bizim bildiğimiz şu deniz var ya abi. Denizdeki bir kabarcıkta güneş aksediyor ya. Mesela o kabarcıkta gördüğümüz güneş nereden geliyor? Güneş'ten geliyor. O bir kabarcık. Kaynağı güneş. Güneş de bir kabarcık. O da Nur isminin bir kabarcığı. Çok antika, değil mi? Yani denizde gördüğümüz kabarcıktaki o görünen nur güneşin bir cilvesi. Güneşteki ışıkta bir kabarcıktdaki bir ışık gibi Nur isminin bir tecellisi. O zaman yani kabarcık böyle olursa onun kaynağı nasıl olur? İşte sema denizinin yüzünde ziyadar Bir kabarcık. Çünkü semada sonuçta esir denizi. Değil mi? Sema denizinin yüzünde ziyadar bir kabarcık ve Kadir-i Mutlak'ın Nur isminin cilvesi kesih bir aynicik olan şu güneşin Koskoca güneş diyoruz ya. 1.300.000 kat dünyadan büyük falan filan. Aynicik olmuş oluyor. Cenabı Hak'ın kudreti yanında. Kesik bir aynicik olan şu güneşin bil müşahade şu hakikatın üç esasının nümunelerine mazhar olduğunu görüyoruz. Elbette güneşin nur ve harareti Güneşin nur ve harareti ilim ve kudretine nispeten toprak gibi kesif hükmünde. Cenabı Hak bir güneş dedi. Geçen derste de söyledik. Mesela işte güneşin merkezinde Cenabı Hak ne yapıyor? Her saniye başında 4.000.000 ton hidrojeni helyuma çeviriyor Cenabı Hak. Yani 2 hidrojenden bir helyum yaratıyor. Tabii orada müthiş bir enerji hakikaten Cenabı Hak. O anıt güneşin dışına kadar getiriyor. Oradan da salıyor. Ondan sonra dünyanın üstüne o kadar büyük bir enerjiyi Cenabı Hak her saniye kalıbı Orada gelen o tabii elektromanyetik dalgalarla işte dalga şeklinde geliyor. Tabii orada da mesela çok geniş bir aralıkta geliyor. Yani güneşten gelen ışığın tamamını biz görmüyoruz. Sadece işte 300'de 700 işte 280 380 700 dalga boyu arasındaki ışıkları görüyoruz. Yedi rengi görüyoruz. Daha göremediğimiz kızılötesi ışıklar da var. Onlar da geliyor. Onları gözümüzde görmüyoruz ama o kadar şeyi Cenabı Hak gönderiyor. Dolayısıyla o işte dalga boyu küçük olduğu zaman da harret kısmı oradan geliyor. Yani bunlar aynı şekilde taşınmış oluyor yani. Güneş'in nur ve harareti ilim ve kudretine nispeten toprak gibi kesif hükmünde. Evet. Bu kadar ışık, enerji vesaire işte Cenabı Hak'ın ilim ve kudretinin yanında toprak gibi kesif hükmünde. Nurun nur Münevvirin nur, mukaddirin nur olan zat-ı zülcelal. Bu güneş bir tane abi. Bu da yani bizim galakside 500 milyar yıldız var deniyor. Çarp 500 milyar 500 milyar galaksi var deniyor. Ondan sonra çarp ne kadar hepsi ondan sonra kudretin tecellisiyle var olur. Ve Cenabı Hak'ın kudreti yanında da işte böyle bir kabarcık şeklinde. Toprak gibi kesiv hükmünde Nurun nur, münevvirin nur, mukaddirin nur olan zat-ı zülcelal. Bütün nurların nuru, nurları nurlandıran, nurları halk eden, mukaddiri nur olan zat-ı zülcelal, her şeye ilim ve kudretiyle nihayetsiz yakın, hazır ve nazır, eşya ondan gayet uzak olduğuna, hem o derece külfetsiz muhalecesiz suhuletle işleri yapar ki yalnız mahzemrin sürat ve suhuletiyle icazet eder gibi anlaşıldığına ve hem hiçbir şey hiçbir şey cüzi külli büyük küçük daire-i kudretinden harice çıkmadığına küçük de olsa büyük de olsa kudretin dairesi içerisinde kibriyası ihata ettiğine şuhud derecesinde bir yakini imanı ile iman ederiz ve iman etmek gerektir. Bak güneşin azameti demiştik mesela böyle mesela dışarı çıkıyorsun bakıyorsun her tarafta güneşin ışığı var vesaire. Mesela her şeyi aydınlatıyor vesaire. Mesela o güneş o kadar azametiyle bile işte bak Cenabı Hak'ın kudreti yanında küçük bir nokta, noktacık oluyor. Onun gibi ta kaç tane güneşleri yaratıyor? Evet. Şuhut derecesinde bir yakini imanı ile iman ederiz. İman etmek gerektir. Cenabı Hak bize gayet gariptir. Biz ondan Gayet derecede uzağız. Zaten mesela Cenabı Hak her yerde her şeye yakın diyoruz ya. Zaten yaratıyor. Değil mi? Yani onu yarattığına göre, ona şekil verdiğine göre kudret ile ilmi orada hazır olması lazım. Değil mi? Yani zatıyla değil ama sonuçta bir tesiriyle her yerde olması gerekiyor. Yoksa o şeyi nasıl yaratacak yani? Cenabı Hak bize gayet gariptir, yakındır. Biz ondan gayet derecede uzağız. Nasıl ki Güneş elimizdeki ayna vasıtasıyla bize gayet yakındır. Mesela sen şimdi ayna olduğu zaman Ömer mesela ha Güneş'in ışığı varmış, ısısı varmış değil mi? Diye ne yapabiliyorsun? Ayna sayesinde bilebiliyorsun. Nasıl ki Güneş elimizdeki ayna vasıtasıyla bize gayet yakındır ve yerde her bir şeffaf şey kendine bir nevi ağ Arş ve bir çeşit menzil olur. Arş olur yani tecelligahı olur. Değil mi? Menzil olur. Her bir şeffaf şey. Eğer güneşin şuuru olsa olsaydı bizimle aynımız vasıtasıyla muhabere ederdi. Güneşin şuuru olsaydı bizimle aynımız vasıtasıyla muhabere ederdi. Şimdi ışık da nurani değil mi? O zaman eee kelam sıfatı, kudret sıfatı Cenabı Hakk'ın bütün sıfatları nurani olduğu için ondan sonra kudretiyle bulunduğu gibi ondan sonra kelamıyla da bulunacaktı. Değil mi? Güneşin şuuru olsaydı Bizimle ailemiz vasıtasıyla muhabere ederdi. Mesela şimdi güneş elektromanyetik dalgalarla her yere ulaşıyor diyoruz ya. Mesela şu anda beşer buna benzer cihazlar yapmış değil mi? Adam mesela ne yapıyor? Bir cihaz oluyor ama elektromanyetik dalgalara geldiği için ve da alışveriş olduğu için konuşma oluyor işte. Mesela ben şu anda cismaniyim ama telefonu kullandığım için telefonun nuraniyetini kullandığım için mesela Telefon sayesinde herkesle konuşabiliyorum. Keram oraya kadar gidebiliyor, duyabiliyorum mesela. Eğer güneşin şuuru olsaydı bizimle ailemiz vasıtasıyla muhavere ederdi. Fakat biz ondan 4.000 sene uzağız. Bila teşbih ve la temsil şems ezeli her şeye her şeyden daha yakındır. Evet, yani bunu böyle ondan sonra her an böyle düşünmeye çalışırsak bir huzura vesile olabilir mi? Yani her şey her şeyden daha yakındır. Çünkü vacib-ül vücuttur. Mekândan münezzehtir. Hiçbir şey ona perde olamaz. Fakat her şey nihayet derecede ondan uzaktır. Biz sadece Cenabı Hakk'ı nasıl bize güneşi aynayla aynayla bilebiliyorsak bizde yakın elimizdeki aynaya tecelli ettiği için aynayla bilebiliyoruz. Yoksa güneşin yanına kadar gitmemiz lazım. Ki güneşi bilebilelim. Bize gelen ışığıyla onu bilebiliyoruz. Ama öyle bir ışık olmasaydı öyle yapmasaydı biz yanına kadar gidip güneşi öyle tanımamız lazımdı. Cenabı Hakk'ı da böyle işte yarattığı her şeyde Cenabı Hakk'ın kudretini, hikmetini görüp o şekilde Cenabı Hakk'ı gördüğümüz şeyler deki yansıyan ne kadar tecellide ne kadar isimleri varsa o kadar bilebiliyoruz. Yoksa Cenabı Hakk'ı görmek için artık ondan sonra Ve bir sürü bundan sonraki derste onlar gelecek. Bir sürü mertebeler kat etmemiz lazım. Onları bir derece Cenab-ı Hak Miraç'ta Peygamber Efendimize göstermiş. Değil mi? İnşallah. Sübhaneke la ilmen illa ve âlemten in kennete alemin hakim.

3119.ders 16.söz-1.şua-06.ders-Celil-i Zülcemal, Cemil-i Zülkemal sana gayet yakındır — Nur Risale Dersleri