NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3120.ders 16.söz-2.şua-Mevcudatta meşhud olan sühulet ve sür'at ve kesret

Sözler · 1:01:39 · 3 Eki 2026

Ders metni

Bismillahirrahmanirrahim. 16. sözün 2. şua'ı. Okuyacağız inşallah. Cenabı Hak istifade etmek nasip etsin. İnşallah. 16. söz 2. şua. Ey nefsi bihuş. Diyorsun ki Hem in illa sahih vahiden ve izahun cemiun ledina muhzarun. Gibi ayetler vücudu eşya sırf bir emir ile ve defi olduğunu ve sun Allah illezi etkan külle şeyin hem ahsen külle şeyin haleka gibi ayetler ilim vücudu eşya ilim içinde azim bir kudretle Hikmet içinde dakik bir sanatla tedrici olduğunu gösteriyorlar. Ve ci tefiki nedir? Mesela 1. şua'da Cenabı Hak birliği ile her işi bizzat elinde tutması diyordu. Orada da yani kainattaki Cenabı Hak'ın tasarruf hatına biraz daha yaklaştırıyor bu 2. şua'da bu ayetlerle. Ey nefsi bihuş Ondan sonra yani nefsi bihuş şey demekmiş. Yani düşünemeyen, fikredemeyen, ilgisiz anlamında. Hem düşünemiyor aykatları hem de ilgisi yok, düşünemiyor. Ondan sonra işte ona burada düşündürmüş olacak yani. Ey nefsi bihuş. Huşu içinde onu deniyor. Bihuş. Huşu ayrı da artık huş bilgi demek herhâlde. Bilgi anlamında bihuş oluyor, bilgisiz oluyor. Ve düşünemeyen oluyor. Zaten Bu meseleleri düşünmek öyle kolay değil. Anca böyle okuyarak. Diyorsun ki: "İnna ma emruhu iza erad şeyen en yekul lehu küün feyekün in kamet illa sayhaten vahideten fe iza hum cemiyun ledeyna muhserun." gibi ayetler vücudu eşya sırf bir emir ile ve defi olduğunu. Mesela inna ma emruhu bunu önceden okumuştuk. Yani Allah bir şeyin olmasını isterse Onu ol der hemen oluverir. Yani burada emirle olduğunu gösteriyor. Tek bir sesledir ki hepsi birden toplanıp huzurumuza getirilirler. Birden toplanıp. Yani böyle göz açıp kapayıncaya kadar belki daha kısa bir süre içerisinde Haşir meydanında bütün insanlar hazır olacak yani. Yani defi, yandı anlamında. Böyle buna benzer ayetlerde diyor. Vücud-u eşyanın sırf bir emir ile bedefi olduğunu. Ve sun Allahillezi etkana külli şeyin. Allah'ın sanatıdır ki her şeyi hikmetle yerli yerine ve sabasağlam yapmıştır. Yani Allah'ın sanatlı bir şekilde yarattığını, hikmetli bir şekilde yarattığını nazara veriyor. Aslan ekülşin halaka, o her şeyi güzel şekilde yarattı. Yani ne yaratmıştı Cenabı Hak. Daha güzeli yok. Yani en güzel şekilde yaratmış. Gibi ayetler vücudu eşya ilim içinde azim bir kudretle hikmet içinde dakik bir sanatla tedrici olduğunu gösteriyorlar. Bu ayetler de eşyanın yaratılışındaki sanata, hikmete nazarı veriyor. Bazı ayetler hızlı yaratılmasını, emirle yaratılmasını nazarı veriyor. Bazı ayetlerde sanatlı hikmetli olarak Yarattığına nazarı veriyor. Veçhi tevfik nedir? Yani sual sorarken veçhi tevfik nedir? Yani bu ikisini nasıl bağdaştıracağız? Bunlar birbirine zıt gibi görünüyor. Diye sual var. El cevap Kur'an'ın feyzine istinaden deriz. Evvela münafaat yoktur. Mesela Cenabı Hakk'ın bir tane eseri olsa, bir fiili olsa tamam dersin. Bu mu? Bu mu? Ama milyonlarca fiil var. Bazısı öyle, bazısı böyle. Dolayısıyla hani bir münafaat diye bir şey söz konusu olamaz. Kur'an'ın feyzine istinaden deriz, evvela münafaat yoktur. Bir kısım öyledir. İftidadaki icat gibi. Yani ilk yaratılıştaki icatlar ondan sonra böyle sanatlı şekilde yaratıldığına bakıyor. Bir kısım böyledir misli iade gibi. Yaratmış. Onu artık tekrar tekrar misli iade etme kısmı da emir ve defaten yarattığına bakıyor. Saniyen eee saniyen mevcudatta ondan sonra mevcudatta meşhur olan, suhulett, ve sürat, ve kesret, ve vüsat içinde, mevcudatta meşhut olan, meşhut olan ne demek? Yani gözle görülebilen. Biz şöyle baktığımız zaman, işte insan, bir insana baktığımız zaman, bir hayvanlar alemine baktığımız zaman, baharın yaratılışına işte baktığımız zaman, gözümüzde gördüğümüz şey nedir? Suhulet. Yani kolay bir şekilde yaratılıyor. Suhulet, kolaylık. Yani böyle zaten zor olmuş olsaydı mesela Cenabı Hak için mesela bir elmayı yaratmak mesela çok az da olsa zor olsaydı mesela bir atomu yaratmak mesela 0.000 mesela 1 olsa mesela sonsuz tane mahlukat yaratılıyor. O zaman müthiş bir zorluk meydana gelecekti. O zaman yaratılmayacaktı. Zaten bu kadar mahlukatın yaratılması hiçbir zor olmadığını, külfesi olduğunu zaten yani suhletli olduğunu gösteriyor. Yani yarat ve çok kolay. Sühlet ve sürat süratle yaratılıyor. Süratle yaratılması da işte hani o insan vücudunda saniyede işte 30 milyon 100 milyon hücre yaratılıyor deniyor ya mesela. Yani mikro aleme indikçe yaratmalar hızlanıyor mesela. Onlar süratle yaratılıyor. Yani saniyede belki kaç bin reaksiyon gerçekleşiyor. Değil mi bu vücutta, ak tepe sentezlenilken vesaire. Şürat ve kesret. Mesela kesreti de görüyoruz. Mesela adam bir terzi bir tane elbise dikiyor. Ama Cenabı Hak mesela bütün hayvanları, sayısız hayvanların elbisesini dikiyor. Mesela kesret. Adam yapsa yapsa bir tane bir eser yapıyor. Cenabı Hak mesela bir elma yaratıyor. Sayısız had hesabı yok. Ağaç yaratıyor. Yani bir anda sayısız mahrumat yaratıyor. Kesretli yaratıyor ve vüs'at. Vüs'at ne? Müsadede demek Muhammed, müsadede genişlik. Adam araba fabrikası kuruyor mesela. Belli bir dönüm üzerinde. Ondan sonra günde şu kadar üretiyor. Ve üretim sahası o kadar. Cenabı Hak'ın üretim sahası koskoca kainat. Çok geniş bir alanda icraat yapıyor. Aynı zamanda da böyle üç beş tane araba yaratmıyor Cenabı Hak. Yani milyonlarca, trilyonlarca mahlukat yaratıyor. Hem kesret var, hem vüsâat var. Kesret ve vüsâat içinde nihayet intizam Nihayet insan. O kadar çok yaratılıyor. Ama mesela sinekler mesela bir baharda yaratılan sineklerin sayısı Hazreti Adem Aleyhisselam'dan kıyamete kadar gelmiş gelecek insan sayısından fazla. O kadar sinek yaratılıyor. Ama hepsinin ortumu, kanadı, ne bileyim işte iğnesi, şusu busu hepsi yerinde. Değil mi? Mesela yani bir insanın o kadar hücre yaratılıyor, DNA'ları yaratılıyor. Hepsi müthiş bir nizam-ı intizam içerisinde. Çok yaratılıyor, hızlı yaratılıyor ama Mesela bir usta bir terzi mesela 10 saatte bir elbise yapıyorsa, bir tane yapıyorsa, 10 tane yap desen sanatı bozulur. Çarpışçılık olur vesaire. Yani Cenabı Hak hem çok yaratıyor, hem hızlı yaratıyor, hem de sanatta bir eksilttik, noksanlık meydana gelmiyor. Nihayet intizam, gayet ittikam. İttikam da sanatın sağlam olması. Mesela kafatasına vuruyorsun, değil mi? Bir şey olmuyor yani. Ondan sonra kemikleri sağlam yaratıyor. Adam mesela bir eser yapar. Şöyle dokunduğu zaman dağılıp gidiyorsa ona ittiham denmiyor. Ama böyle böyle dayanıklı yaratmış Cenabı Hak. Bazı eserler farklı olabilir ama ekseriyetle böyle parçalanıp dağılıp gitmiyor. Gayet ittihan ve hüsnü sanat. Çok güzel bir sanatla yaratılıyor. Bunların tabii misalleri bütün mahlukat. Ve kemali hıltat. Hüsnü sanat Mesela kuşların işte ondan sonra renkleri, şusu busu mesela böyle şekilleri vesaireleri hepsi üstün sanat. Bir de kemali hülkat. Yani şu elma ya şöyle kusurlu diyemiyorsun yani. En mükemmel şekil her şey böyle en mükemmel şekilde yaratılmış. Kemali hülkat şu iki kısım ayetlerin vücudu hakikatlarına katiyen şehadet eder. Yani iki kısım ayetlerin kainatta tahakkuklarını gösteriyor. İkisi de var. Öyleyse şunların hariçte tahakkukları medarı bas olması lüzumsuzdur. Ya buna kainatta karşılığı var mı yok mu diye sormak lüzumsuzdur. Zaten bu görünen bir şey. O zaman belki yalnız sırrı hikmeti nedir denilebilir. Yani bu ayetlerin içerisindeki o ince manalar, işaret ettiği manalar, kainatta nazara verdiği hikmetler, bunun hızlı olmasındaki şeyini yavaş olmasındaki Manasındaki mana ne? Yani bu hikmetleri, bu ayetlerde ne anlatılmak isteniyor, amaç ne gibi bunlar sorulması lazımdır. Belki yalnız sır hikmeti nedir denilebilir. Öyleyse biz dahi bir kıya Evet. O yaratma kısmında neler var? Mesela nasıl ki terzi gibi bir sanatçı birçok külfetler, maharetlerle musanna bir şeyi icat eder ve ona bir model yapar. Terzi gibi bir sanatçı birçok külfetler maharetlerle Terzi ne yapar? Muhammed terzi Terzi gördün mü hiç hayatında? Terzi ne yapar? Kumaşı alır 4 m 5 m Ondan sonra senin de ölçülerini alır. Sana uygun gömlek pantolon vesaire kumaşı keser biçer senin ölçülerine göre ondan sonra sana güzel bir elbise yapar. Terzi. Yani terzi de öyle bir sanatkarlık var. Yani düz bir kumaşı elbise haline getiren. Terzi gibi bir sanatçı kolay bir şey değil terzilik. Uzaktan kolay gibi geliyor da öyle yani oturtturuyor adam mesela değil mi? Böyle ne büyük ne küçük çarpık çarpık yapmıyor yani. Terzi gibi bir sanatçı terzi gibi bir sanatçı birçok külfetler maharetlerle Sen ölçünü alacak. Onun ona göre kalıp çıkaracak. Bilmem işte onu dikecek, edecek, kesecek. Bayağı bir uğraşıyor yani. Birçok külfetler maharetlerle. Bir de mehareti olması lazım. Yani kesmesi, ölçüsü, yani eksi yapılmalı. File verdirmemesi lazım. İşte onun mesela dikiş bayı bilmem ne yani bu üst incelikleri var. Küfetler maharetlerle musanna bir şeyi yani sanatlı bir şeyi, elbiseyi icat eder. Ve ona bir model yapar. Ona bir model yapar. Model yapar derken de yani eğer seri üretim yapacaksa mesela mesela adam mesela pantolonu falan diktirirken görmüşüzdür. Adam senin oraya notları alıyor ama senin şeyin de koruyor mesela. Sana yaptığı pantolonun daha sonradan bir daha gelirse diye o kağıtlara mağıtlara böyle şekil mekil yapıyor ya. Onları koruyor adam mesela. O kalıpları koruyor. Bir daha gittiği zaman Hazar onlar üzerine tekrar bak ilkini yaparken uğraşıyor. Ama ondan sonra her şey hazır zaten. Yani kafa yorulması, ölçe alması, bilmem nesi hepsi bitmiş oluyor. Sadece icraat kısmı kalıyor daha sonrakilerde. Veya onu işte model yapar dediği ayrı bir şey yapar. Mesela şimdi bakıyoruz Cenabı Hak koyunu da yaratmış, keçiyi de yaratmış. Bak hepsini de yaratmış ama hepsini ayrı model vermiş. Şimdi arabalarda da model var ya. Her modelin şeyi farklı. Cenabı Hakk'ın mesela bu kadar hayvan yaratmış. Hepsini ayrı bir şekil, ayrı bir tarz, elbisesi vesairesi. Mesela balıkların mesela koyun gibi olsa tüyleri denizde yüzemez. Ona böyle pullu bir elbise yapmış. Öbürüne günlü bir elbise yapmış. Öbürüne başka var. Hep model farkı bunlar. Kimisi kanatlı, kimisi kuşlar var böyle püsküllü müsküllü böyle kurdeleli müsküllü kuşlar var. Mesela onun modeli de öyle. Yani ayrıca ona böyle farklı özellikler, şekiller vermesi de düşünülebilir. Ama sonuçta yine kalıp manası ikisine de var. Sonra ona bir model yapar ve sonra onun emsalini külfetsiz, çabuk yapabilir. Niye külfetsiz yapabilir? Çünkü plan, proje vesaire kısımlarını geçmiş oluyor artık. Sadece mesela araba yapılırken de öyle. Yani ilk araba yaparken planı, projesi, işte kapısı, penceresi vesaire kalıpları bilmem neleri bayağı bir uğraştırıyor. Ama ondan sonra artık sadece makineler çalışıyor, değil mi? Daha sonrakiler kolay bir şekilde yapılıyor. Yani düğmeye basıyorsun, makine çalışıyor. Sanki bir emirle gibi. Ama ilk başta bu kadar mühendisler, şunlar, bunlar kafa patlatıyorlar, planlı projesini ortaya çıkartıyorlar. Yani ilk yapılışla sonraki yapılışlar fark ediyor. Sonra sonra onun emsalini külfetsiz çabuk yapabilir. Hatta bazen öyle bir derece suhulet peyda eder güya emreder, yapılır. Ve öyle kuvvetli bir intizam kesfeder, saat gibi güya bir emrin dokunmasıyla işlenir ve işler. Hatta bazen öyle bir derece suhuleti peyda eder ki, güya emreder yapılır ve öyle kuvvetli bir intizam kesfeder, saat gibi güya bir emrin dokunmasıyla işlenir ve işlenir. Üstadımız terzi misali vermiş. Biz bunu çoğaltabiliriz. Yani bütün sanatlar için düşünebiliriz. Öyle de sani-i hakim ve nakkaş-i alim Şu alem sarayını müştemilatıyla beraber bedi bir surette yaptıktan sonra Sani Hakim, Nakkaş-ı Alim. Hani Cenabı Hak işte birliği ile beraber çok işleri yapıyor diyoruz ya. İşte o yaptığı işlerde hangi isimler gözüküyor? Mesela Sani ismi gözüküyor. Yani her yarattığı şey sanatlı yaratılmış. Sanatlı. Değil mi? Sıradan basit alelade böyle Bir şey yok. Her şey böyle güzel sanat yapılmış. İnsanı yaratmış, insanın azaları, organları, kalbi, ciğeri, böbreği, gözü, kulağı vesaire hepsi sanatlı. Göz yaratmış, görüyor mesela. Kulak yaratmış, duyuyor. Dil yaratmış, bütün o vücut oradan idare ediliyor. Yani bunlar müthiş sanatlar var. Bu neyi gösteriyor? Sani ismini. Sonra hakim ismini gösteriyor. Hakim neydi Muhammed? Yani hikmet. Yani her şeyi böyle bir maksada, bir vaziyet vazifeye bir faydalı bir şekilde yaratmış. Mesela gözün hikmeti görmek, kulağın hikmeti duymak, elin hikmeti vazifesi ayrı. Yani her şey bir vazife için yapılmış. Hakim ve nakkaş-ı alim. Nakkaş ne demek? Nakışlı. Mesela bak işte elmaları yaratılmış. Hepsinin deseni, rengi, değil mi? Ayrı. Kuşları yaratılmış. Hepsinin renkleri ayrı şekilde. Hepsi nakkaş ve alim. Bir ilimle yapılıyor. yani. Nakkaş Alim, şu âlem sarayını müştemilatıyla beraber bedi bir surette yaptıktan sonra şu âlem sarayını koskoca bir âlem yaratmış. Böyle bir saray şeklinde müştemilatıyla beraber. Yani işte müştemilat ne demekti? Bölümleri, odaları, katları vesaire artı bir de içindeki içindeki eşyalarıyla beraber yani boş değil. Hem dolu durmuş müştemilat. Hem de böyle çok şubeleri var. Bedi bir surete yaptıktan sonra Bedi eşsiz güzellikleri sanatları atmış yani. Bedi bir surete yaptıktan sonra cüz'i ve külli cüz ve kül her şeye. Cüz'i ve külli. Mesela böyle bu da çok eee risalende örneğin mesela cüz cüz'i. Cüz ile cüz'i arasında arasında ne fark? Kül, külli. Burada da bir mantıklı bir yeri var bunun. Mesela şimdi insana baktığımız zaman mesela insan yüzlerce organlar meydana gelmiş değil mi? O zaman insana kül deniyor. Yani çok şeyin birleşmesi kül. O zaman kalbi onun bir parçası. Ciğeri parça, bu cüz oluyor. Cüz parça demek. Yani bütünün parçalarına cüz deniyor, bütünün kül deniyor. İnsana baktığın zaman hem cüz ve kül gösteriyor. Mesela dünyaya bakıyorsun. Hava, toprak, deniz falan mesela bu cüzi olarak baksan cüzi var kül de var. Cüzi olduğu zaman külün özelliğini gösteriyorsa mesela hücre mesela bir başka bir nazarla 100 trilyon artık sayıları çok şey değil. O kadar hücreden yaratılmış hem cüz hem kül oluyor. Ama her bir hücrede tamamın özelliği gösterdiği için hani içinde kodluyor Hem cüzi hem külli olmuş oluyor. Hem cüzi mesela su, deniz mesela su damlası su damlalardan yaratılmış desen cüzi ve kül ama su damlası bir sop damlası bütün deniz özelliğini gösterir. Hem cüzi hem külli olmuş oluyor. Yerine göre. Cüzi ve külli cüzi ve kül her şeye bir model hükmünde. Bir model hükmünde. Mesela kalbi yaratmış. Kalbin modeli, kalıbı, şekli farklı. Akciğerinki farklı, gözün farklı. farklı. Hepsini ayrı ayrı şekilleri tayin etmiş. Kuşların her birinin ayrı. Yani böyle Cenabı Hak yaratırken iyi eee mesela koyun dediğin zaman altına koyun geliyor değil mi? Mesela keçi gelmiyor. Yani koyunun bir şahsiyeti var. Ona o şahsiyeti vermiş. Artık onun modeli o. Arabalarda mesela bir model söylüyor. Altına o o şekil geliyor yani. Mesela kartal diyorsun, atmaca diyorsun, akbaba diyorsun mesela. Hepsinin modelleri ayrı. Hepsine model vermiş. Bir modeli münde bir nizam-ı kaderi ile takdir etmiş onun nizam-ı intizamını. Bir miktar muayyen vermiştir. Onun büyüklüğünü, küçüklüğünü, miktarını da yine belirlemiş. Elma dediğin zaman karpuz kadar bir elma aklına gelmiyor yani. Elmanın ebatları aşağı yukarı belli. Karpuz dediğin zaman da elma kadar bir şey aklına gelmiyor. Yani bir miktar muayyen. Hepsini böyle belli boyutları içerisinde miktar muayyen vermiştir. İşte bak o nakkaş-ı ezeli her bir asra Bir model yaparak mucizat-ı kudretiyle murassa taze bir âlemi ona giydiriyor. Yani devir olarak da baktığımız zaman mesela Nasıl gün dediğin zaman sabah öyle akşam vesaire işte güneşin batması şusu busu gece gündüz vesaire bir gün diye aklına bir kavram geliyor ya. Cenabı Hak her günü ayrı bugün yaratıyor yarın da yaratıyor ama gün tarifi içerisinde yaratıyor. Mesela mevsim dediğin zaman sene dediğin zaman dört mevsim var yaz kış var vesaire. Bu sene de böyle öbür seneler de böyle. Yani onu belirlemiş sene denen şey nedir? Her sene o kalıba göre seneler yaratıyor. Detaylar farklı olabilir ama ana kalıp aynı. Değil mi? asıl olarak da yani yüzyılda bir böyle olan faaliyetler var demekti. Demek ki yani. Uzayda falan galaksilerin, yıldızların mesela yaratılması, tekrar ölmesi vesaire. Mesela yüzyıllık devirler de var demek ki yani böyle. Artık o evet. Araştırılması lazım. Veya eskiden okumuştuk mesela. İşte şu an havalar ısınıyor. Daha sonra mesela buzulçağı oluyor. Tekrar şey oluyor filan. Yani böyle geniş zaman dilimlerinde de Cenabı Hak'ın böyle döngülü faaliyetleri var. Yine o şekilde. Eee nasıl okullarda mesela yıllık program, haftalık program, günlük program oluyor ya o dönüyor böyle. Allah kainatta da böyle zamanlar içerisinde de aynı şeyleri böyle gönderiyor. İşte bak o nakkaş-ı ezeli her bir asrı bir model yaparak mucizat-ı kudretiyle murassah taze bir âlemi ona giydiriyor. Tabii geniş yıldızlar âlemi vesaire olunca Bu da kudret nazara çarpıyor. Mucizat-ı kudretiyle murassaf taze bir âlem ona giydiriyor. Şimdi böyle mesela bir insan ev yapıyor. Artık ev yapıldığı gibi duruyor değil mi? Tazelenmiyor yani. Yani Allah kainatı yaratmış. Böyle cami kalmıyor. Yaratılışı da güzel yaratmış. Ondan sonra onu sürekli tazeliyor yani mesela. Burası çok önemli işte. Yani bir defa yaratmış. Ağacı yaratmış. Bitmiş yani değil. Ağaç yaratmış. Her günde bir daha ağaç yaratıyor yani. Yani ağacın yeni versiyonunu yaratıyor ve de yeni yeni bir halini yaratıyor. Her bir seneyi bir mikyaz ederek havarıtı rahmetiyle bu sanna taze bir kainatı o kâmete göre dikiyor. Seneyi daha iyi anlıyoruz. Çünkü müşahede ediyoruz ya. Yaşımız müsait yani. Yani böyle başının sonunu böyle tekrarlı görüyoruz. Her bir seneyi bir mikyaz ederek Havarıkı rahmetiyle Musanna taze bir kainatı o kâmete göre giydiriyor. Mesela şimdi Muhammed eee mesela mevsimleri düşünelim. Yazın başlamasından itişine kadar nimetlerin böyle işte gel sırayla geliyor mesela. Yani bütün yeryüzünü canlandırıyor. Bütün ağaçları vesaire. Havarıkı rahmetiyle Musanna. Bak mesela geçen sene baharı yarattı. Bahar elbisesini giydirdi. kaldırdı kışın. En müzekkere sene mesela veya şimdi tekrar nimetlerle donatılmış yeni bir elbise giydiriyor şimdi. Öyle düşünmek lazım. Yani sonra onu kaldırıyor bir daha. Yani böyle her sene yeniden bir bahar yaratıyor. Her bir seneyi bir mikyaz ederek, ölçü alarak havarıtı rahmetiyle musanna, rahmetinin harikalarıyla. Tabii burada artık bunu gideceksin pazarlara falan rahmetin harikalarını böyle yakinen göreceksin. Tabii soyunları, karpuzları, üzümleri, şunları, bunları havarık rahmetiyle musanna sanatlı taze bir kainatı o kâmete göre dikiyor. Çok önemli. Yani iman noktasında imanımızı taze tutuyor bu. Yani böyle sürekli faal Cenabı Hak'ın sürekli faal olduğunu sürekli kendisini böyle sürekli gösterdiğini noktasında imanımızı taze tutuyor. Her bir günü bir satır yaparak yâkâik-i hikmetiyle müzeyyen müceddet, mevcudatı onda yazıyor. Her bir günü bir satır yaparak de ka hikmetiyle müzeyyen müceddet mevcudatı onda yazıyor. Bugünü yaratıyor. Değil mi? Sabahı yaratıyor, öğleni yaratıyor, güneşin bütün şekillerini yaratıyor. O aydınlatıyor, yağmur yağdırıyor vesaire. İşte o günlük olayları yaratıyor. Akşam kapanıyor, ertesi gün bir daha gün yaratıyor. Eğer bir günü bir satır yaparak Yani kitabın satırları gibi. Nasıl kitabın satırlarını kelimelerle donatıyorsun ya. Cenab-ı Hak'tan bir gün içerisinde belki milyonlarca faaliyeti, değil mi? Mahlukatı, mevcudatı donatmış oluyor. Dekaik hikmetiyle, hikmetinin incelikleriyle müzeyyen, ziynetli, müceddet, böyle yenilenmiş. Mevcudatı onda yazıyor. Hem o kadir-i mutlak. Kadir-i mutlak. Ne demek? Mutlak kudret sahibi. Yani Kudretine sığınır vesaire. Yok. Kadir-i Mutlak her bir asrı, her bir seneyi, her bir günü bir model yaptığı gibi Yani yeryüzünü, her bir dağ ve sahrayı, bağ ve bostanı, her bir ağacı bir model yapmıştır. Ruy-i Zemin. Ruy-i Zemin ne demek? Yeryüzü. Bak yeryüzünü yaratmış değil mi? Böyle duruyor mu böyle buz gibi donuk vaziyette mi değil mi? Sürekli mesela yeni mesela yeryüzü halısını kaldırıyor. Her sene yeniden çiçeklerle bezeli yeniden bir yeryüzü halısı seriyor. Havasını, mesela o nehirler vesaireler sürekli tazeleniyor. Ruh i zemin. Mesela ruh i zemininde neler var? Dağlar var, denizler var, nehirler var, göller var, ırmaklar var, şelaleler var. Muhteşem bir şekilde donatmış değil mi yeryüzünü? Ruh i zemini her bir dağ ve sahrayı, bağ ve bostanı, üzüm bağları, bostan dediğin zaman kavun, karpuz, işte ağaçlar yani vesaire işte onlar yetiştiği bağ bahçe oluyor değil mi? Mesela onlar da mesela kaldırıyorsun o kadar mahlukatı yaratıyor. Ertesi sene bir daha yaratıyor bak. Kazeliyor. Her bir bağ ve bostanın, her bir ağacın. Ağaçlar da öyle işte. Kışın kupkuru, her sene çiçekleriyle, yapraklarıyla, meyveleriyle böyle yeniden o ağacı yeniden yaratıyor. Her bir ağacı bir birer model yapmıştır. Mesela şimdi vişne ağacı diyorsun. Öbürü kira ağacı, öbürü de başka bir ağaç mesela. Belli yani bu diyorsun vişne ağacı yani onu bozmuyor. Vişne ağacı olarak kalıyor ama onun üzerinde tekrar tekrar aynı ağacı yeni yeniden yeni ona ondan sonra icra adına devam ediyor. Her an yani. Vakit ve vakit taze taze birer kainatı zeminde kuruyor. Bu çok önemli işte. Yani her an ve zaman ne yapıyor? Taze taze birer Kainatı zeminde kuruyor. Mesela şu anki kainatın durumu bulutların, güneşin, havanın aynı mı? Yarın değişiyor. Bugün bunu giydirmiş, yarın öbürünü giydiriyor. Taze taze birer kainatı zeminde kuruyor. Birer yeni dünyayı icat ediyor. Birer alemi alıp da diğer muntazam bir alemi getiriyor. Mevsim ve mevsim her bağ ve bostanında taze taze mucizat-ı kudretini ve hediye-i rahmetini gösterir. Mevsim ve mevsim her bağ ve bostanında taze taze mucizat-ı kudretini ve hediye-i rahmetini gösterir. Bağlarda, bostanlarda o gördüğümüz o rızıklar, meyveler, sebzeler vesaireler neymiş? Taze taze mucizat-ı kudret. Yani ta 100 sene önce bin sene yaratılmış mucizeler değil. Gözünün o patlıcan gözünün de taze yaratıyor. Domatesi taze yaratıyor. Taze taze mucizat kudretini aynı zamanda hediye-i rahmetini. Yani bu nimetler hediyedir. Mesela sen şimdi bir şey alacaksın. Parasını verdiğin zaman o hediye mesela diyelim ki domates alacaksın. Kaç lira şu an domates? 50 lira deme, 15 neyse deme. Parasını hep aldığın zaman o hediye olmuyor. Parasını verdin diyorsun. Karşılığını verdin diyorsun. Şimdi biz karşılığı o mudur yani? Değil. Evet. Yani biz karşılığı vermiyoruz ki yani. Biz mesela 1 lira veriyorsak az Allah bize 1.000 liralık şey veriyor. O zaman hediye olmuş oluyor yani. Rahmetin hediyesi. İşte ben bunu verdiğimde hakkımı isterim öyle bir şey yok yani. Hediye olarak veriliyor. Hediye rahmetini gösterir. Demek ki nimetlere bakarken Ne diye bakmak lazım? Hediye. Rabbimiz'in bize rahmetinin hediyesi. Hediye. Tabii ağaçta. İşte ağacın da işte o bütün içinde olup biten bütün o içindeki fabrikayı çalıştıran yine Cenabı Hak işte. Yani bu hep onlar onları anlatıyor yani böyle. Her an iman hakikatlara tecelli ediyor. Yeni birer kitabı hikmet nüma yazıyor. Taze taze birer matbah-ı rahmetini kuruyor. Adam mesela diyelim ki yemek fabrikası tencereleri, ocaklar, ateşleri, bütün mutfağı, her şeyi ayarlıyor. Değil mi? Ondan sonra üretime geçiyor yani. Altyapı yazırlıyor sonra üretime geçiyor. Cenabı Hak güneşi, havayı, suyu, toprağı her şeyi böyle hazırlamış mutfağı. Ondan sonra serültüme geçiyor işte. Kurmuş mutfağı, fabrikayı. Modeller de belli her şey belli yapılmış. Ondan sonra takır takır yani şey tabii kolay bir şekilde oluyor. İkinciler kolay oluyor. Ama şiir sistemi korkmuş. Adam mesela arabayı nasıl yapıyor? Önce fabrikayı ayarlıyor, hazırlıyor. Her şeyi robotları mobotları şey yapıyor. Ondan sonra ondan sonra serüvenime geçiyor. Cenabı Hak kainat hazırlamış böyle yani üretime göre hazırlamış. Kainatın yeryüzünün bir fabrika olarak hazırlamış. Çalışıyor. Çalıştırıyor. Çalıştırırken işte tuşa basmak gibi kolay bir şekilde yani plan proje kısmı bitmiş. Sadece kudretini o ol demesi kalmış yani mesela. Onun için o son ekiler ve bakıyor o ayet. İlk baştakilerde o sanatlı yapılışa bakıyor. Müceddet bir huleyi sanat nüma giydiriyor. Müceddet yepyeni yenilenmiş hülle-i sanat nüma giydiriyor. Yani elbiseler giydiriyor ama sanat nüma her baharda her bir ağaca sündüz misal taze bir çarşaf giydiriyor. Her baharda her bir ağaca sündüz misal taze bir çarşaf giydiriyor. Tesettürde demek ki şey ölçü çarşaf yani. Bunu da buradan parantez içinde olmuş oluyor. Bak mesela ağaçlar bakıyorsun bembeyaz çiçeklerle donatmış, çiçeklerle süslü bir elbise giydirmiş bu ağaca. Bakıyorsun ondan sonra meyveler yani her ağaca böyle ondan sonra çiçekleriyle, yapraklarıyla vesaire böyle güzel bir çarşaf yapıp giydiriyor her baharda. Bazen kıpkırmızı çiçekler oluyor mesela değil mi? Çok dikkat çekiyor mesela. Ağaçlar şeydir. Her baharda ben ağaçların çiçek açmasını hala böyle yani sebeplerin sükut etmesi olarak görüyorum yani. Ağaç niye çiçek açsın abi? Niye açsın yani? Ne şeyi var yani? Nereden icap edecek? Böyle güzelleşip çiçeklerle donatılması yani o kuru dallardan çiçek niye çıksın böyle? Niye güzel bir şey çıksın? Ne münasebet var yani? Ağaçlı Olabilir mi bunun? Doğrudan diyor kast ilahi. Ondan sonra rahmet ilahi gösteriyor. Her baharda yani sebepleri sukut etmiş. Niye yani? Her baharda her bir ağaca sündüs misal, taze bir çarşaf giydiriyor. Lülü misal. Lülü neydi Muhammed? Artık sana soruyor soruları. Lülü inci demek. İnci taşı var ya kıymetli şeyler. Lülü misal. Yeni bir Murat hasatla süslendiriliyor. Demek ki o meyveleri falan her birine lülü olarak bakabilirsin. Bak lülü yiyemezsin ama oradaki mesela kirazı yiyebilirsin. Değil mi? Lülü misal yeni bir murassaatla süslendiriyor. Yıldız misal rahmet hediyeleriyle ellerini dolduruyor. Bak meyveleri yıldıza teşbih yapıyor. Yıldız çok parlak. Değil mi? Işıl ışıl parlıyor. Meyveler bir yıldız gibi. Ondan sonra hakikati parlak bir şekilde gösteriyor. Yıldız misal rahmet hediyeleriyle ellerini dolduruyor. Bak ellerini dolduruyor diyor. Yani böyle bir ağaç, bir tane, iki tane meyve vermiyor yani. Dalları her dağı böyle taşıyor. Yıldız misal rahmet meyveleriyle ellerini dolduruyor. Hatta biz çocukken dedemle giderdik. Elma ağaçların artık elmaları küçük mesela dedem diyor ki bu elmalar büyünce Bunu kaldıramaz, kırılır. Hep böyle sopa dikerdik böyle çakallı. Onun adı kırılmasın diye. O kadar yüklüyor ki Cenabı Hak kaldıramıyor artık yani. Destek yapıyorsun. Dolduruyor. Mesela doldurmasa da işte cömertliğini, bizi sevdiğini gösteriyor. Dolu dolu veriyor yani. İşte şu işleri nihayet hüsn-ü sanat ve kemal-i intizam ile yapan ve şu birbiri arkasında gelen ve zaman ipinde takılmış kılan seyyar alemleri, nihayet hikmet ve inayet ve kemal-i kudret ve sanat ile değiştiren zat elbette gayet kadir ve hakimdir. İşte şu işleri nihayet hüzn-ü sanat yani sonsuz bir güzel sanat üzerine yaratıyor. Kemal-i intizam değil mi mesela yani nizam-ı düzeni Mesela kalp yaratmış, nizam-ı düzeni var. Akciğer yaratmış Nizamı düzeni var. Zaten bilim oradan çıkıyor demiştik değil mi mesela? Her şeyin böyle bir nizam-ı intizam elma diyorsun bir nizam-ı intizamı var. Kendi işinde de mesela şeylerinde de öyle. Kemal-i intizam yani böyle karışık neyin ne olacağı belli değil diye bir şey yok. Bak tesadüfte ne olacağını bilemezsin biraz sonra değil mi? Mesela zar vardır mesela atarsın ne çıkacağı belli değil. Tesadüf. Ama sen çekiliği koyduğun zaman toprağın ne çıkacağı belli. Şöyle bir ağaç çıkacak şöyle bir tesadüf yok yani zerre Tesadüf hareketi olsa bilemezsin biraz sonrasını. Demek bir nizam, intizam bir disiplin içinde hareket ettiriliyor. Kemal intizam ile yapan ve şu birbiri arkasında gelen durmuyor yani. Her hafta değişiyor değil mi? İlk başta ne geliyor? Erikler mi yaratılıyor? Mesela ilk yaratılanlar erikler vesaire. Mesela işte bademler yaratılıyor. Ta işte bavullar, karpuzlar, dutlar vesaire. Ta şimdi en son en son ne yaratılıyor? Kapanış ne ile oluyor? Yok canım. İncirden daha sonra başka şeyler de var. Bunlar da var tabii. Ben buna yazım 10 değil Erik mi? Bunlar bizim dikimlerimiz. Başka bir yer kalmadı kalmadı. başladı. Evet. Mesela Haşir İsaresinde vagonu benzettiyor. Tiran vagonu. Her vagonunda ayrı nimetler geliyor böyle. Şu birbiri arkasında gelen ve zaman epine takılan seyyar alemleri nihayet hikmet ve inayet ve kemal kudret ve sanat ile değiştiren zat. Ne ile değiştiriyor? Hikmetle değiştiriyor. Yani her yaratılan eee mesela kavun yaratılıyor, karpuz yaratılıyor. Hikmetle geliyor. Kışın mesela portakal vesaire hikmetle geliyor. Değil mi? C vitamin vesaire. İhtiyacın olan şekilde geliyor. Büyüklüğü, küçüklüğü, içi, dışı, fayda, her şeyi böyle hikmetle belirlenmiş. Hikmet ve inayet aynı zamanda inayetle geliyor. İnayet nedir? Yardım. Sana sana yardım yani senin ihtiyaçlarına cevap olarak geliyor. İnayet ve kemal-i kudret. Bunlar böyle ancak kemalli bir kudret yaratabilir. Kemal-i kudret ve sanat ile değiştiren zat Elbette gayet kadir ve hakimdir. Bu kadar büyük şaplı bu kadar büyük mahlûl bu kadar çok mahlukatı bu kadar güzel yaratmak ancak ne ile olur? Elbette gayet kadir ve hakimdir. Kudreti gösterir. Hikmet hikmet sahibi olduğunu gösterir. Nihayet derecede basir ve alimdir. Bir de insanı da görecek onu da her şeyi görecek ki ona göre ayarlasın ve alimdir. İlecek Terz örneği vermiştik. Mesela şimdi terzinin vücut ölçülerini bilmezse sana uygun elbise dikebilir mi? Cenabı Hak bizim vücudumuzdaki ihtiyaçları bilmezse yarattığı nimetler bize uygun olur mu? Değil mi senin vücudun ihtiyacı neyse Allah ona göre yaratıyor. Ta denizin dibinin altında o kinosun dibinde yaşayan balık neydi? Krill balığı mı? Mesela o krill balığının içerisinde Cenabı Hak senin işte bilmem beynindeki bazı şeylere hitap eden şeyler koymuş yani. Senin ihtiyacın için koymuş. Yani onu öyle şey değil. Yani ne yapmasa Cenab-ı Hak. Senin için, senin ihtiyacın için. Seni biliyor demek ki. Alim bir zat yaratıyor. Nihayet derecede basir ve alimdir. Tesadüf onun onun işine karışamaz. Tesadüf ne yapamaz? Niye karışamaz? Çünkü bütün kudreti ile her şeyi bütün kudreti altında bütün kainat onun kudreti altında. Yüce Tim altında. Tesadüf neresine girip karışacak? kontrol altında yani tesadüf onun işine karışamaz. İşte o zat-ı işte o zat-ı zülcelaldir ki. Bak celal akıl ile idrak etmekten yüksek demek değil mi? Edilemez demek yani. Şimdi böyle bir zat yani celal insanı anlama kapasitesinin üzerinde oluyor celal. Ve Cenabı Hakk'ın mesela hakikatini tam idrak edemiyoruz ya. O celal sahibi. O zat-ı zülcelal ki şöyle ferman ediyor. Bak Allah kudreti ilan hem bak Allah kudreti ilan ediyor ama aynı zamanda da kainatta böyle büyük bir sahada bu kadar güçlü işleri yapar yapıyor. Onu gösteriyor. Ondan sonra kudretini ilan ediyor. Şeyi yani böyle icraatıyla bunu gösteriyor, göstererek söylüyor ya. Adam konuşuyor, ben şöyleyim, ben böyleyim ya. Nerede? Hani var mı bir eserin? Yok. Koskoca bir kainat eserini ortaya koyuyor. Ondan sonra Kur'an Kur'an Kur'an Kur'an'daki fermanıyla yani bu ayetlerle kemâl-i kudretini ilan ediyor. Kudretinin kemali. Kudretinin yapamayacağı, yaratamayacağı Aciz kalacağı hiçbir şey yok. Kemal-i kudretini ilan hem kudretine nispeten haşir ve kıyamet gayet sehil ve külfesiz olduğunu beyan ediyor. Bak haşiri yaratmak Hazreti Âdem'den kıyamete kadar ne kadar insan gelmişse hepsini bir anda yaratmak ne kadar büyük bir icraat değil mi? Büyük bir haşir ve kıyamet bütün kainatı bozmak, kıyameti koparmak, tekrar düzene sokmak Büyük bir icraat yani. Bu haşir ve kıyamet gayet gayet sehil ve külfesiz olduğunu beyan ediyor. Zaten şu anda bütün kudretini her kârnın zerresinden yıldızına kadar Her şeye böyle hükmedip onları hükmedebilen bir zat zaten o kudrete zaten ne ağır gelebilir ki? Değil mi? Emri tekvinisi kudret ve iradeyi tazammun ettiğini emri tekvinisi kudret ve iradeyi tazammun ettiğini Şimdi mesela o araba fabrikası yapılmış sadece tuşa basmak kalmış üretim için dedik ya mesela. Yani ama orada yine ilim, sanat var yani. Ama artık orada ön planda tuşa basmak kısmı ön planda çıkıyor. Diğerleri yine var. Yine kudret ilim yine tecelli ediyor. Ama orada suhreti ifade etmek için öyle şey yapılıyor. Emri tekvini ise kudret ve iradeyi tazammun ettiğini emrediyor ama kudret kudret kudret ve iradeyi de tekerlediyor yine sadece şey değil. Emri tekvini ise kudret ve iradeyi tazammun ettiğini içerdiğini ve bütün eşya evamirine, gayet müsahahar ve münkat olduklarını. Yani eşya da Allah'ın emirlerine karşı boyun eğmiş. İtihatkar vaziyette. Allah ne emrederse hemen hiçbir karşılaşma, maniye olmadan hemen gerçekleşiyor. Müsahahar ve münkat olduklarını ve mübaşeretsiz, muhalecesiz halk ettiği için. Evet, bunlar ne demek? Mübaşeretsiz, yani temas etmeden muhalif siz de böyle bir insan bir işe girişir ya böyle mesela içine girer öyle değil yani Cenabı Hak'ın icraatı yani zatıyla yani ilim ve kudretiyle her şeye kudret her şeye mübaşeret ediyor. Kudret mübaşeret ediyor. Mesela güneş gelip ondan sonra dünyadan şey yapmıyor. Zatıyla değil de ışığıyla temas ediyor ışığı. Yani Cenabı Hak zatıyla kainatı mübaşeret etmiyor ama sıfatlarıyla mübaşeret ediyor. Başka yerlerde Kudretinin mübaşeretidir. Mübaşeretsiz, muaracesiz halk ettiği için icadındaki suhuleti mutlaka ifade ettiği için. Zaten bak mübaşeretsiz, muaracesiz halk ettiği için icadındaki suhuleti mutlaka. Yani kolaylık buradan geliyor demek ki. Mübaşeretsiz, muaracesiz halk ettiği için icadındaki suhuleti mutlaka ifade için sırf bir emirle işler yaptığını Kur'an'ın Mucizül-beyan ile ferman ediyor. Yani bunlar yani niye okuyoruz? Mesela buradaki yani bu risale bu ders bize niye ders vermiş oluyor? Yani Cenabı Hakk'ın ondan sonra kâinatın icraatını böyle detaylandırmış oluyor, değil mi? Yani şuhudumuzu, bakışımızı, ondan sonra her an Cenabı Hakk'ın tasarruf halinde olduğunu Mesela Güneş orada. Şu an orada. Oradan ışık saçıyor. Bunu da yapıyor. Biraz sonra buraya geldiyse oraya Allah güneşi oraya getirdi. Oraya da getirdi. Şimdi de yine aynı şey yine Allah. Yani her an şey devam ediyor. Kesintisiz devam ediyor her saniye. Mesela bulutlar yarattı ama bitmiş değil. Bulut yine orada şekillen şekillen o sokuyor mesela. Ona yağmuru yine o yağdırıyor. Ya müthiş bir iman mertebesi aslında kazandırıyor yani okunduğu zaman. Hasılı kelam bir kısım ayetler Eşyada hususan bidayet-i icadında gayet derecede hicr-i sanatı ve nihayet derecede kemal-i hikmeti ilan ediyor. Bir kısım ayetler eşyada hususan bidayet-i icadında. Mesela ağacın mesela şu bahçe ndeki ağacın ilk yaratılış işte çekirdekten çekirdekten ağaca kadar iyi 15 sene sürüyor mesela. O yaratılışını önce bunu nazar ediyor. İşte sanıklı bir şekilde yaratılıyor ama ondan sonra Sonra da yine ömür boyunca her gün her saniye o ağaç çünkü o içerisinde faaliyet durmuyor ki. Yapraklar yaratılıyor, tekrar çiçekler yaratılıyor, tekrar büyüyor şu vesaire. Onlar da onun devamı olmuş. Ama o şey modeli bozmadan. Bir kısım ayetler eşyada hususan bidayet icadında gayet derecede hüsnü sanatı ve nihayet derecede kemal hikmeti ilan ediyor. Diğer kısmı eşyada hususan tekrar icad adında ve iadesinde. Mesela bizi yaratmış. Yaratmış diyoruz mesela. Bu bir he ama şu anda da mesela her dakika mesela yemek yediği şu anda onun mesela bütün vücudunda faaliyet Bu da mesela şu an yaratıyor. Yaratmış, yaratıyor dememiz lazım. Hep böyle şimdiye kadar yaratmış diyorduk mesela değil mi? Ama yaratmaya devam ediyor. Şu an görüyorsan görme devam ediyor. Yaratma devam ediyor. Diğer kısmı eşyada husus Tekrar icadında ve iadesinde gayet derecede sühulet ve süratini nihayet derecede inkıyat ve külfesizliğini beyan eder. hususan tekrar icadında ve iadesinde gayet derecede suhuleti ve süratini nihayet derecede inkıyat ve küfresizliğini beyan eder. Yani Cenabı Hak her şeyi yapar, yaratır. Buna amena satakna ama bu yaratmada ne var? Suhulet var. Yaratıcıya nihayetsiz kolaylık var. Ne var? Sürat var. Mesela şimdi terzi elbiseyi 10 saatte dikiyor. Bir dakikada dikse müthiş bir şeydir. Değil mi mesela? Yani Cenabı Hak'ın bazı icraatları çok süratli yani böyle. Süratinin nihayet derecede inkıyat ve külfesizliğini yani böyle eşya ona böyle son derece musahhar şekilde olduğunu beyan eder. Şimdi bununla alakalı bazı mehazler var. Vaktimiz azaldı. Okuyabildiğimizi okuyalım. Zeminin yüzünü yaz zamanında temaşa edip görüyoruz ki icad-ı eşyada müşevveşiyet ihtiza eden Ve intizamlığa sebep olan nihayetsiz sahabet ve bir cüdu mutlak. Nihayetsiz sahabet yani zenginlik, bolluk ama ve cüdu mutlak yine cömertlik gayet derecede bir insicam ve intizam içinde görünüyor. Mesela bir tane elma yaratmış Cenabı Hak. Insicam ve intizam içerisinde. Bir bakıyorsun ki bu elmada milyonlarca yaratılmış yani. Mesela yaprak diyorsun ne kadar sanatlı. Bir bakıyorsun o sayı bak da bitiremezsin. Yani bir şey çoğaldıkça intizamsız olması lazım, müşerbeşiyet olması lazım ama fark etmiyor. Bir yaprağı yaratmakla yeryüzündeki bütün yapraklar aynı sanatla yaratılıyor. Hem sehavet vücudu mutlak var hem de intizam insicam var. Cenabı Hak bu zıtları birleştiriyor. Mesela bir adama işte bir tane iş versen onu güzel yapar ama 10 tane 100 tane aynı işi versen düşün mesela hepsi birbirine karışıyor mesela. Öyle değil. O kadar sayısız mahlukat, meyveler, çiçekler, dutlar ve yaratılıyor. Ama hepsi de müthiş sanat nizam içerisinde. Devam ediyor. Durmuyor. Fabrika sürekli çalışıyor. İşte zemin yüzüne tezin eden bütün nebatatı gör. Bunu mesela bitkilerde görebilirsin diyor. Hem mizansızlığı ve kabalığı iktiza eden icad-ı eşyadaki sürat-ı mutlaka dahi kemal-i mevzuniyet içinde görünüyor. Çok sürat ile yaratılıyor ama kemal-i mevzuniyet içerisinde. İşte zemin yüzünü süslendiren bütün meyvelere bak. Hem ehemmiyetsizliği belki çirkinini iktiza eden kesret-i mutlaka dahi kemal-i hüzün-i sanat içinde görünüyor. Çok fazla yaratılıyor. adet olarak. Ama kemalüsuli sanat içinde görünüyor. İşte yeryüzünü yalnızlayan bütün çiçeklere bak. Hem sanatlığı, basitliği iktiza eden icad-ı eşyadaki suret-i mutlaka dahi nihayetsiz derecede sanatkarlık ve maharet ve ihtimamkârlık içinde görünüyor. İşte yeryüzündeki ağaç ve nebatat cihazlarının sandıkçaları ve programları ve tarihî hayatlarının kutucukları hükmünde olan Bütün tohumlara, çekirdeklere bak. Hem ihtilaf ve ayrılığı iktiza eden uzaklık ve buğdu mutlak dahi bir ittifakı mutlak içinde görünüyormuş. Bakıyorsun burada da mesela buğday tanesi, buğday tanesi formatında şey Amerika'ya gitsen orada da aynı yani. Uzaklık var ama sanat değişmiyor. Bir ihtilaf ve ayrılığı iktiza eden uzaklık ve buğdu mutlak dahi bir ittifakı mutlak için Görünüyor. İşte bütün aktarı zeminde zerr edilen her nevi hububata bak. Hem karışmayı ve bulaşmayı iktiza eden kemal-i ihtilat bilakis kemal-i imtiyaz ve tefrik içinde görünüyor. Bir böyle bir bahçeye şuna buna yüzler çeşit ekiyorsun. Hiçbirine karışmıyor. Hepsi kendine mahsus mümtez hasiyet ile yaratılıyor. İşte bütün yeraltına karışık atılan ve maddi itibariyle birbirine benzeyen tohumların sümbül vaktinde kemal imtiyazları ve ağaçlara giren muhtelif maddelerin yaprak, çiçek ve meyvelere kemal intizam imtiyaz ile tefrikleri ve mideye giren karışık gıdaların muhtelif azab ve ceraata göre kemal imtiyazla ayrılmalarına bak. Kemal hikmet içinde kemal kudreti gör. Hem ehemmiyetsizliği, kıymetsizliği iktiza eden gayet derecede mebzuliyet ve nihayet derecede ucuzluk dahi yani bir şekilde Çoksa kıymeti olmuyor değil mi o insanlık aleminde? Ama burada öyle değil. Ne kadar çok olursa yine kıymetli, sanatlı yeryüzünde masnuatça, sanatça Nihayet derecede kıymettar ve pahalı bir keyfiyette görünüyor. İşte o hadsiz acayip sanat içinde yeryüzünün rahmani sofrasında yalnız kudretin şekerlemeleri olan dutların nevilerine bak. Dutların nevilerine bak. Demek Muhammed dutları gördüğümüz zaman onlara ne diyeceğiz? Kudretin şekerlemeleri. Kudretin yarattığı şekerlemeler. Değil mi şeker? Değil mi? Dut kadar güzel şekerli. Evet. Onda da çok hikmetler var. Hadsiz acayip sanat içinde yeryüzünün rahmani sofrasında yalnız kudretin şekerlemeleri olan dutların nebilerine bak. Dutlarda da antika bir şey var. Mesela bugün yiyorsun bir avuç, bitiyor. Ertesi gün yine Cenabı Hak 2 avuçta günlük veriyor yani. Şimdi o kadar yemen lazım. Her gün taze taze Cenabı Hak veriyor yani. Dütlerin nevilerine bak. Kemâl-i rahmeti kemâl-i sanat içinde gör. Hem rahmet var hem sanat var. Yani hiçbir baklava, hiçbir hünefe o duttaki lezzeti vermiyor yani. Biz biraz kendimizi şartlandırıyoruz da. Ama şöyle baksak öyle yani. Sani Zülcelal semavatın ecramına o kadar hikmetler, manalar takmış ki güya celal ve cemalini ifade etmek için semavatı, güneşler, aylar, yıldızlar kelimeleriyle süslendirdiği gibi cevvi semada dahi olan mevcudata öyle hikmetler ve manalar ve maksatlar tapmış ki, güya o cevvi semayı berkler, şimşekler, rahatlar, katreler kelimeleriyle intak ediyor ve kemal-i hikmet ve cemal-i rahmetini ders veriyor. Ve nasıl zemin kafasını hayvanat ve nebatat denilen Yani darı kelimeleriyle söyleştirip kemalat-ı sanatını kainata gösteriyor. Öyle de o kafanın birer kelimesi olan nebatları ve ağaçları dahi yapraklar, çiçekler, meyveler kelimeleriyle intak edip yine kemali sanatını ve cemal-i rahmetini ilan ediyor. Ve birer kelime olan çiçekleri ve meyveleri dahi tohumcuklar kelimeleriyle konuşturup ve kayık-ı sanatını ve kemali rubiyetini Ehlişura talim ediyor. Gel şimdi bir ağaca dikkatle bak. Ne yapacağız Muhammed? Ağaca dikkatle bakacağız. Bir ağacın başına geçeceğiz, önüne, karşısına. İşte bahar mevsiminde yaprakların muntazaman çıkması. Önce yapraklar böyle küçük oluyor, minnacık. Sonra böyle canım açarak böyle değil mi? Yaprakları yaratıyor. Yaprakların muntazaman çıkması çiçeklerin mevzuen açılması. Bazen onu böyle şeye falan çekiyorlar videoya. Hızlandırıyorlar değil mi? Ne kadar harika böyle. Mevzunen açılması, ölçülü bir şekilde. Meyvelerin hikmetle, rahmetle büyümesi. Önce minacık oluyor, değil mi? Nokta kadar. Sonra işte biraz daha büyülüyor. Böyle hikmet, rahmetle büyütüyor, hazırlıyor. Zengini, mengini de böyle iyice kemale getiriyor, tatlandırıyor. Buyurun, hazırlandı. Artık buyurabilirsiniz diyor. Senden önce gidip başkası yemezse sana kalıyor ya. Meyvelerin hikmetle, rahmetle büyümesi, hikmetle büyüyor. Yani sana faydalı şekilde yaratılır. Hikmetle İçerisinde şekil ile konuyor. Rahmetle Anca bu rahmettir. Başka bir şey değildir. Cenabı Hak yani eee sırf onun rahmet arkasındaki tek sebep rahmet yani bize rahmet etmesi. Rahmetle büyümesi ve dalların ellerinde Mesela bir Birisine bir şey verirse deriz parasını verdim, vermek zorunda. Biz Allah'a bir şey vermiyoruz ki. Bize niye vermek zorunda değil? Tek sebep rahmet. Dalların ellerinde masum çocuklar gibi Nesim'in esmesiyle oynaması içindeki latif ağzını gör. Nasıl bir deste kerem ile yeşillenen yaprakların diliyle ve bir neşe-i lütuf ile tebessüm eden çiçeklerin lisanıyla ve bir cilvi-i rahmet ile gülen meyvelerin kelimatı ile ifade İfade edilen hikmetli, nizam içindeki adilli mizan ve adli gösteren, mizan içinde bulunan dikkatli sanatlar, nakışlar ve maharetli nakışlar ve ziynetler içinde rahmet ve ihsanı gösteren ayrı ayrı tatlı tatmaklar ve ayrı ayrı güzel kokular ve hoş tatmaklar içinde birer mucize-i kudret olan tohumlar ve çekirdekler gayet zahir bir suretle bir saniye kim kerim, rahim, muhsin, munim. Mücemil, mufadılın vücudu vücudunu ve vahdetini ve cemali rahmetini ve kemali rubiyetini gösterir. Evet, yani bu Ağacın bu vaziyeti evet arkasında bu isimlerin varlığını, bu isimlere sahibinin zatı gösterir. Evet yani Cenab-ı Hak'ın da işte o ayetlerle bunları nazara vermesi kendisinin varlığını kendisine göstermek için. Bir de bu model ile alakalı terzi model meselesi var ya onunla alakalı onun hakikati nedir? Kader ilmin bir nevidir ki her şeyin manevi ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder. Elma niye böyle? İşte şu balık niye böyle? Şu kuş niye böyle? Güneş niye böyle? Ay niye böyle? Diyoruz ya mesela. Hepsi kader ona ne yapmış? Adam mesela elbise yapıyordu ya. Onun şeyini kalıbını maluluğunu çiziyor ya kağıt vesaire. Artık ona göre basıyor. İşte yaratılan bütün mahlukatın Allah'ın ilminde hepsinin ilmi mahiyeti mevcut yani. Sadece ilminden kudreti niteceli ise de harice çıkarıyor. Dolayısıyla oradan çıkarmak çok kolay. Kader ilmin bir nevidir ki her şeyin manevi ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder ve o miktarı kaderi o şeyin vücuduna bir plan, bir model hükmüne geçer. O miktarı kaderi o şeyin vücuduna bir plan, bir model hükmüne geçer. Kudret icat ettiği vakit gayet suhulet ile o kadri miktar üstünde icat eder. Eğer o şey Muhit ve hadsiz ve ezeli bir ilmin sahibi olan Kadir-i Zülcelal'e verilmezse, yani bunu böyle demezsen o zaman bu şekli niye alıyor? Koyundaki şeyler bu şekli alıyor, keçidekiler bu şekli alıyor, elma bu şekli alıyor. Yani orada kalıp mı var? Nedir o zaman mesela, değil mi? Eğer o şey muhit ve hadsiz ve ezeli bir ilmin sahibi olan Kadir-i Zülcelal'e verilmezse sabıkan geçtiği gibi binler müşkülat değil, belki yüz muhalat ortaya düşer. Çünkü O miktarı kaderi ve miktarı ilmi olmazsa binler harici ve maddi kalıplar küçük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lazım gelir. Eğer bütün eşya ferd-i vahde verilse bir kibrit çakar gibi eserleriyle azameti anlaşılan o nihayetsiz kudretiyle içten icat eder ve hatalı nihayetsiz ilmiyle Her şeye manevi bir kalıp ilminde bir miktar tayin eder. Yani Cenabı Hak'ın ilminde ne kadar mahluk, ne kadar çeşitleri, ne evleri vesaire hepsi varsa Allah'ın ilminde hepsi mevcut. Ve o ayni ilmindeki her şeyin suretine ve planına göre kolayca her bir şeyin zerreleri o kalıb-ı ilmi içine yerleşir, muntazam vaziyetlerini muhafaza ederler. Eğer etraftan zerreleri toplamak lazım gelse de ilmi kanunların ve kudretin ihatalı düsturları cihetiyle o zerreler kanun-i ilmi ve sevki kudreti ile bağlanmaları haysiyetiyle muti bir ordunun neferatı gibi muntazam kanun-i ilmi ve sevki kudretiyle gelip o şeyin vücudunu ihata eden kalıb-ı ilmi ve miktar-ı kaderi içine girip kolayca vücudunu teşkil ederler. Ya bu zerrelerin insanın işte gözü, kulağı şekli vesaire bu kalıbı bu şey alması ancak bu şekilde eee bir hakikatla olur yani. Onun dışında eee rastgele olsa böyle bir şekil alması vesaire mümkün değil. Evet. Yani 2. şua okumuş olduk Sedat abi. Şimdi 2. şua 1. şuanın içerisinde eee birliğiyle beraber bir sürü fiilleri yapar diyor. O bir sürü fiillere bir yakından baktırmış oldu. 3. cumartesi de inşallah eee Her şeye yakın olmasıyla eşyanın uzak olması kısmını açacak. Demek ki 2. 3. 4. ola 1. biraz açılım açılımı oluyor. 3. de onu anlatacak. 4. de zaten o Allah'a yaklaşma namaz meselesiyle 4. şuade de onu yapacak yani. İnşallah okumak nasip olur. Allah rızası için El Fatiha.

3120.ders 16.söz-2.şua-Mevcudatta meşhud olan sühulet ve sür'at ve kesret — Nur Risale Dersleri