3121.ders 16.söz-3.şua-o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır
Ders metni
Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. 16. sözün 3. şuasına geldik. İnşallah bunu bugün okuyalım. İstefade etmeye çalışalım. 16. söz 3. şua. Ey haddinden tecavüz etmiş nefsi pür vesvas. Haddinden tecavüz etmiş nefsi pür vesvas. Yani vesvese, çok vesveseli, ondan sonra muhaddinden tecavüz etmiş. Sonra yani insan Kur'an hakikatlarını merak edebilir ama yani öğrenmek için, ondan sonra hakikatını eee görmek için sorabilir değil mi? Böyle yani şüpheli değil de. Çünkü iman hakikatlarına, ondan sonra eee iman etmek Kur'an vacip yani böyle. Hoş geldin Mehmet. Ey haddinden tecavüz etmiş nefsi pür vesvas. Diyorsun ki, hoş geldin Murat. Diyorsun ki bi dihi meleküt küll şeyin ma min daabbetin illahi ve a'zün bin asiyetehe ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid gibi ayetler nihayet derecede kurbiyet-i ilahiyeyi gösteriyor. Yani üç tane ayet-i kerime söyledi. Biyedihi melekütü külli şeyin. Her şeyin melekütü elinde olan Allah. Şimdi her şeyin melekütü elinde yani mesela risale ne diyor? İç yüzü elinde olan. Sonra dolayısıyla yani iç yüzü elinde ise ona kendisinden daha yakın olmuş oluyor. Sonra ma min dabbetin İllahi ve ahizin binaasiyateha. Yani Cenabı Hak diyor işte yerdeki ondan sonra dabbelerin yani yer üzerinde yaşayan o hayvanların alımlarından tutmuştur diyor. Mesela ayet-i-kerimede. E bu da yakınlığı gösteriyor değil mi? Yani her şeye böyle hakim olmuş Cenabı Hak. Tabii olunca atomu da yaprağı yani hepsini de ona göre kıyaslayabiliriz. Sonra ve nahnu akrabu ileyhi min habibun Bilverit. Biz diyor şah damarınızdan daha yakın. Yani şah damarı şu boyundaki beyne giden damar değil mi Harun? Bundan daha yakın diyor. Eee şimdi şah damarı bir tane temsil diye bütün damarlar, bütün kemikler hepsi işte şah damarının diğer damarlardan bir farkı var. Bu şah damarının içerisinde böyle Cenab-ı Hak tüycükler yaratmış. Kan geçerken o tüy damarın içinde o tücüklerle kanlak oksijen miktarı tespit ediliyor. Beyne haber veriliyor. Beyin ona göre ondan sonra nefes şeyini ayarlıyor. Mesela koşuyorsan mesela tüketim fazla ya mesela. Onun için mesela azalıyor diye daha fazla oksijen alınsın diye mesela beyin haber geliyor. Beyinde ciğerlere haber veriyor falan. Yani ekstra onda bir özellik olduğu için herhâlde ayetin şeyi oradan geliyor. Şahdamarı. Beyne giden, evet. Şimdi Şimdi şah damarımıza kadar, oradaki tübüreye kadar, oradaki hücrelere, oksijen atomuna kadar Cenabı Hak her şeyi idare ediyor. İşte bu üç ayet neyi göstermiş oluyor? Nihayet derecede kurbiyet-i ilahiyeyi. Yani Allah'ın yarattığı mahlukata yakınlığını gösteriyor. Tasarruf atıyla, icraatıyla, kudretin tecellisiyle bu kadar her şeye yakın. Şiş şah damarına yakın olan kalbe de yakın demektir. Kalbi de çalıştırıyor demektir. Mideyi de çalıştırıyor demektir. Değil mi? Mesela gözü de. kulağı da. Şimdi bu nefsi pir vesves ne yapmış? Böyle üç tane ayet buluyor. Cenabı Hak'ın kurbiyetini gösteren. İleye diyor ki: "Ve ileyhi turceun." Ona döndürüleceksiniz. Melekler ve Cebrail 50.000 sene uzunluğundaki uzunluğundaki bir günde Ona yükselirler. Burada senin telefonun. Yani melekler Cebrail Aleyhisselam yani o arşı azamı 50.000 senede yükseliyor. Cenabı Hak'a secde ediyorlar ya. Burada da bir 50.000 sene 50.000 sene gidiliyor yani yeni bir mesafeden şey oluyor. Sonra ve hadiste varit olan Cenabı Hak 70.000 hicap arkasındadır. Hadis demek bu hadmiş. Yani 70.000 perde. Yani bizimle Allah arasında 70.000 tane perde var. O perdeleri açtıktan sonra Allah'ı görebiliyorsun. Demek ki yine bizden Allah'a doğru bir mesafe var. Ve miraç gibi hakikatler nihayet derecede bu diyetimizi gösteriyor. Bak, üç tane ayet gösterdi. Allah'ın bize yakınlığını ifade ediyor. İki ayet, bir hadis, bir de miraç meselesi bizim Allah'a uzaklığımız. Şimdi ne oldu? Şu sır gamızı, burada bir sır meydana geldi. Büyük bir sır meydana geldi. Şu sır gamızı fehme taklim edecek bir izah isterim. Fehme taklip edecek. Yani fehme, anlayışa yaklaştıracak bir izah. Yani şu anda nesfi pür vesves ne yapıyor? Cemal izah istiyor. Neyin izahını istiyor? Bu iki ayet arasındaki ondan sonra ve şit ayet 2. Allah'ın bize yakın olması, Allah'tan bize doğru Allah'ın bize yakın olması, bizim Allah'a uzak olmamız. Konu neymiş o zaman Harun? Allah'ın bize yakın olması demek. Bizim Allah'a zikr olmamız ne demek? Nasıl oluyor? İkisi ikisi aynı anda nasıl oluyor? Evet. O bizi hemen görebiliyor. Bak mesela maddi varlıklarda iki maddi varlık arasında mesafe aynıdır. Benimle sana da ölçsek aynıdır. Seninle bana doğru da ölçsek aynıdır. Ama birisi vacip vücut olursa, birisi mümkünü vücut olursa o zaman iş böyle değişiyor. Bakalım okuyalım. Üstadımız ne diyecek? Eğer cevap öyle ise dinle. Öyle ise dinle. Madem merak ediyorsun diyor. O zaman dinle. Evvela birinci şua'ın ahirinde demiştik. Birinci şua'ın ahirinde demiştik. Yani bundan önce ikinci şua vardı. Ondan önce birinci şua'nın da içerisinde bu konu geçti. Nasır ki güneş Kayıtsız nuruyla ve maddesiz aksi vaziyetiyle sana senin ruhun penceresi ve onun aynısı olan göz bebeğinden daha yakın olduğu halde. Güneş kayıtsız nuruyla ve maddesiz aksi vaziyetiyle senin sana senin ruhun penceresi ve onun aynısı olan göz bebeğinden. Göz bebeği de de şu göz enerjim oluyor. Işığın girdi gözün ortasındaki o göz bebeğin. Orası neymiş? Ruhun penceresiymiş. Ruhun penceresi. Nasıl mesela biz evde dışarıyı nereden görebiliyoruz? Pencereden görebiliyoruz. İnsan bedeni sizin ruh da dış dünyaya nereden görebiliyor? Gözden görebiliyor. O zaman göz ya ruh o göz penceresi o şeyden göz bebeğinden gözden dışarıya görebiliyor. Gözün penceresi. Nasıl? Ne demek? He. Ve onun aynesi. Mesela gözün ayna, burada ayna tabiri ruhun da aynası olabilir. Yani göğüs bebeğin mesela ruhun şeyini, ruh halini gözünden seçebiliyorsun değil mi? Adam yalan mı söylüyor, doğru mu söylüyor? Yani gözünden anlaşılıyor. Ruh onun ruhun aynası oluyor. Veya güneş güneşin de bir aynası. Güneş orada tecelli ediyor ya. Şimdi güneş kayıtsız nuruyla, maddesiz aksi cihetiyle sana senin ruhun penceresi, onun aynası olan göz bebeğinden daha yakın olduğu halde. Mesela birinci şu anda üç tane akis şey yapmıştık, değil mi? Maddilerin aksi, yarı nurani, yarı maddilerin aksi, tam nuranilerin aksi aynadaki. Şimdi tam maddelerin aksi olduğu zaman sadece yüzeysel zahiri aksediyor. Değil mi? Aynı. Ama ışıklı bir varlıksa ışığı da aksediyor. Sıfatları da aksetmiş oluyor. Şimdi maddi olduğu zaman madde onu kayıtlamış oluyor. Yani her şeyle aksetmemiş oluyor. Madde fakat burada güneşin şeyi maddesiz akis. Yani onun nuru olduğu için nur aksediyor. Maddesi aksi. Güneşin zatı orada olsa bile nuruyla Ondan sonra sen daha göz bebeğini aksedebiliyor. Mesela güneşe karşı baktığın zaman gözün gözle güneşin güneşi verebiliyorsun. Gözü aksettiği kadarıyla. Güneş kayıtsız nuruyla. Mesela nurda kayıt olmuyor. Mesela şu maddi bir cisim. Buradan da öte gidebiliyor mu? Öteden bir haberi var mı? Yok. Ama nuru olduğu zaman ışığıyla bir de o var. İçine nüfuz etmesi var. Bir de ışığıyla ilerilere kadar haberdar olabiliyor. Gidebiliyor. Biliyor yani. Kayıtsız nuruyla ve maddesiz aksi cihetiyle sana senin ruhun penceresi ve onun aynesi olan göz bebeğinden daha yakın olduğu halde. kaç yüz milyon kilometre ötede. Ama ışığıyla senin göz bebeğinde ondan sonra eee ışığıyla göz bebeğine kadar gelip orada aksedebiliyor. Sen mukayyet ve maddeden mahbus olduğun için ondan gayet uzaksın. Bak güneş var. Güneş ışığı sayesinde bize kadar yaklaşıyor. Ama bizim ışığımız yok. Madde olduğumuz için biz güneşi görmek için kalkıp tayyane kadar gitmemiz gerekiyor. Temas etmek için yanına kadar gitmemiz gerekiyor. Maddi olduğumuz için. Mukayyet ve mahdede mahbus olduğun için gayet ondan gayet uzaksın. Işık ışıklı olduğu için nurani olduğu için nuruyla bize kadar yaklaşabiliyor. Ama biz ışık olmadığı için bizde maddi olduğumuz için anca bulunduğumuz yerden haberdar olabiliyoruz. Onun yalnız bir kısım akisleriyle ve gölgeleriyle temas edebilirsin. Mesela biz şimdi gidip güneşin kendisine dokunabiliyoruz mu? Dokunamıyoruz. Ama biz ne yapabiliyoruz? Gözümüzdeki o aksettiği şeyi ona yakınız biz. Değil mi? Onun yalnız bir kısım akisleriyle ve gölgeleriyle temas edebilirsin. Ve bir nevi cilveleriyle ve cüzi tecellileriyle görüşebilirsin. Mesela eline ayna alsan Ondan sonra aynada da yine güneş aksedecek. O aynı ışığıyla görüşebilirsin. Eğer o telefonsa konuşabilirsin. He? Elvanın sebası da var. Bir sınıf sınıf bir sınıf sıfatları hükmünde olan elvanlarına Güneşin yedi rengi eğer prizma vesaire varsa yedi rengi ayrıştırıp renklerini görebilirsin. Ve bir taife isimleri hükmünde olan şualarına ve masallarına yanaşabilirsin. Artık mesela hangi isimse o isim o şekilde Tecelli eder. Bir tarife isimlerinde olan şualarına ve mazharlarına. Mesela diyelim ki güneş denizi aksetmiş, ağacı aksetmiş. Aksettiği o mazharlara da yanaşabilirsin. Tabii. Tabii. Bir de ona temas edebilirsin. Yani tekerle ettiklerine de dokunabilirsin. Evet. Eğer güneşin mertebe-i aslisine yanaşmak Ve bizzat doğrudan doğruya güneşin zatıyla görüşmek istersen mesela şimdi bu tecellileri akisleri dedik ya inşallah bu 16. sözden sonra 22. söz okursak işte mesela o güneşin akisleri cilveleri oluyor ya. Cenabı Hakk'ın da işte yarattığı mahlukatta işte kudretinin, ilminin, sanatkarlığının tecellileri var. Onlar da onun Allah'ın varlığının delilleri olmuş. Oluyor. Onları daha detaylı okuyacağız inşallah. Eğer güneşin mertebe-i aslisine yanaşmak ve bizzat doğrudan doğruya güneşin zatıyla görüşmek istersen güneşin mertebe-i aslisine yanaşmak ne demek? Yani güneşin kendisine. O zaman ne yapacaksın? Bizde bizzat doğrudan doğruya güneşin zatıyla görüşmek istersen Yani yerin ışıklarıyla, akisleriyle, gölgelere değil de. Şimdi gölge deyince bizim anladığımız gölge nedir? Mesela bir cisme ışık çarpar değil mi? Işık geçmez ondan. Onun altı karanlık olur. Biz ona gölge diyoruz. Yani buradaki gölge o değil. Yani mesela şey çekiyorsun. Mesela fotoğraf çekiyorsun. Osman abi fotoğrafını çekiyorsun. Şimdi eski makinelerle düşünelim. Mercekten geçiyor. Kâğıda onun ışığı düşüyor ya. Kâğıttaki resim o görgü işte o aslında. Buradaki görgü o. Güneşten geliyor. Ona ait herhangi bir şey etkisi kâğıda çıkan etkisi. Cenabı Hak'ın da kudretinin, ilminin, sanatının eşyada bıraktığı sanat veya herhangi bir hikmet eşyada bulunan, görünen şey neyse o görgü oluyor yani. Ne yapabiliriz? Sen bizzat doğrudan doğruya güneşin zatı ile görüşmek istersen, güneşin zatı ile görüşmek istersen Tabii şimdi güneşin zatı ile görüşen kim var sadece? Dünya şartlarında kime nasip olmuş? Peygamber Efendimiz'e nasip olmuş. Yani dünyada Allah'ın zatı ile görüşmek Cenabı Hak sadece Peygamberimize nasip etmiş. İnşallah inşallah ehli cennet müşahadetullah'a mazhar olacak değil mi? Hadis-i şerif var. Hatta 32. sözde de geçiyor, değil mi? Ehli cennet diyor temaşadan sonra evlerine döndükleri zaman aileleri onları pek güçlükle o kadar güzelleşecekler ki o cemal-i ilahi hocam tecellisi mazhar olunca aileleri onları güçlükle tanıyacaklardı. Evet. Bir dünyanın 1.000 sene mesudane lezzeti, bir saat lezzetine mukabil gelmeyen cennet hayatı, bak dünyanın bak burası çok önemli. 1.000 sene. Bak insanlar neyi neye tercih ediyor? Dünyanın bir dakikalık lezzetini ebedi hayatına tercih ediyor. Ama aslında nedir? Dünyanın 1.000 sene mesudane hayatı, bak 1.000 sene mesudane hayatı. Bir insanın 100 sene eş ödesen 10 defa dünyada yaşamış olacaksın. Mesudane yaşamış olacaksın. Toplam aldığın lezzet cennette bir saat aldığın lezzete yetişmeyecek. Cennet öyle bir tarifi. Cennette de 1.000 sene cennet hayatı yaşayacaksın. Bir saat rüya-i cemalullah'a müşerref olmanın eee eee, için lezzetine yetişemeyecek. Ama burada yani Allah'la görüşmek istiyorsan o şartını söylüyor burada. Bu anca Cenabı Hak'ın cezbiyle olmuş. Peygamberimizden değil mi? Bizzat doğrudan doğruya güneşin zatıyla görüşmek istersen o vakit pek çok kayıtlardan tecerrüt etmekliğin ve çok pek çok meratibi külliyetten geçmekliğin lazım gelir. Pek çok kayıtlardan tecerrüt etmekliğin ve pek çok meratib külliyetten geçmekliğin lazım gelir. Bu kayıtlar nedir? Bu kayıtlardan sıyrılmak, kurtulmak nedir? O külli mertebeler onları katetmek nedir? Şimdi bu güneş misalinde adeta sen manen tecerrüt cihetiyle küreği az kadar büyüyüp Küreği arz kadar büyüyüp. Şimdi mesela ağabeyim sen mühendis kokuyorsun değil mi? Mesela senin şimdi göz bebeğinin çapı ne kadar diyelim? 8 mm. Orada ne kadar ışık geçiyor? 8 mm. Mesela bu 18 olsa 28 olsa daha çok ışık geçecek değil mi mesela? Ne oldu? Bak o biz güneşi görüyoruz ama biz aslında güneşi görmüyoruz. Biz neyi Ne görüyoruz? Güneşten gelen gözümüze gözümüze değen kadar ışık gözümüze gelen ışığı görüyoruz biz. Güneşin ışığı gözümüze gelen ışık kadar mı? Mesela o kadarın ışığı bir o kadar gelen ışıksa o güneşi görüyoruz. Gözünüzün mesela merceği daha geniş geniş olsa daha çok ışık göreceğiz. Veya işte o ışığın arka tarafında retina tabakasında görme hücreleri mesela daha çok olsa daha çok göreceğiz mesela. Demek ki biz güneşi şu an bile güneşi gördüğümüzü zannediyoruz. Sadece güneşi gözümüze geldiği kadar. Demek ki bizim gözümüz daha büyük olsa, dünya kadar büyük olsa o zaman güneşin ışığının daha çok olduğunu göreceğiz. Değil mi? Küreye az kadar büyüyüp kocaman olduk. Eee veyahut da tecelli olarak da düşünebiliriz. Mesela güneşlerin vücuduna bu kadar vücudunu temas eden ışık kadar güneşin ışığını hisset ediyorsun. Dünya kadar büyük olsan Dünya gelen ışığın ısının tamamını hissedeceksin mesela. Diyeceksin o zaman güneş ne imiş diyeceksin mesela. Güneş küre arz kadar büyüyüp hava gibi inbisat edip yani hava nasıl böyle eee küre arzdan inbisat etmiş, genişlemiş, yayılmış. Kamer kadar yükselip Mesela şimdi yaklaşıyorsun. Şu an uzağız değil mi mesela Güneş'e? Kamer kadar yakmış Kamer de uzak ama burada artık onun böyle yaklaştığını misal olarak düşünelim. Kamer kadar yükselip yükseliyorsun. Bedir gibi mukabil geldikten sonra yani tam mütebekçi oluyorsun. Tam böyle. Bedir gibi mukabil geldikten sonra bizzat perdesiz onunla görüşüp bizzat perdesiz. Artık o senin göğünün perdeleri veyahut da eşyadaki temas etti, tecelli etti mahlukattaki görünenler falan onları geride bırak. oluyorsun. Bizzat perdesiz onunla görüşüp bir derece yanaşmak dava edebilirsin. Yani burada ışıklarıyla, ondan sonra cüce tecellileriyle görüşüyordun. Artık o da zatına muhatap oluyorsun yani bir derece. O da bir derece diyor yine. Yine sonuçta senin yine o kayıtların yine kayıtlanmış olacak. Zaten mesela Miraç Risalesi'nde de ne diyordu? Ehadiyet "Ehadiyetiyle sohbetine ve münacatına ehadiyet ile müşerref olmuştur." diyor. Yani ehadiyet sırrı orada da var yani. Yani Cenabı Hakk'ı cennete götüreceğimiz zaman yine gene sınırlı oluyor. Yani gene ehadiyetimizle oluyor. Öyle de o Celil-i Pürkemal, o Cemil-i Bi Misal, o Vacib-ül-Vücud, o Mucidi Külli Mevcut, o Şems-i Sermet, o Sultan-ı Ezel ve Ebed sana senden yakındır. Şimdi biz kimi göreceğiz? Cenabı Hakk'ı. Cenabı Hakk'ı göreceğiz. Burada Cenabı Hakk'ı tanıtan isimler bunlar değil mi? Mesela o Celil-i Pür Kemal. Celil-i Pür Kemal. Kemal yani hiçbir şekilde kusursuz, noksansız demek değil mi? Kemal de yani. Hür Kemal. Cenabı Hak bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Kemal dedir. Pür Kemal Celil de öyle. Celil-i Pür Kemal yani azametli, haşmetli, ihataya girmeyen Celil. O cemil Cemil-i bi misal. Misali olmayan. Yani dünyadaki bütün güzelliklerin hiçbiri ne kadar güzel olursa olsun Cenab-ı Hak'ın güzelliğinin bir misali değildir. Zaten eşyanın güzellikleri Cenab-ı Hak'ın güzelliklerinin yine binler perdelerden geçmiş güzelliklerdir. Binler perdeden geçmiş güzellik böyle olursa kendi güzelliği nasıl olur? O cemil-i bi misal o vacib-ül vücut. Bak bu vacib-ül vücut Cenabı Hakk'ın yani bu çok üzerinde durulması lazım. Varlığı kendinden olan varlığa vazil vücut deniyor. Başkası tarafından yaratılmış varlığa mümkün olan vücut deniyor. Varlığı kendinden olan sadece Cenabı Hak'tır. Vacib vücuttur. Bizler de mümkün olan vücutuz. Biz yaratılmış mahlukuz. O mucid-i külli mevcut. Mucidi külli mevcut. Bunlar tabii üzerinde tek tek durulması lazım. lazım. Vacib-i hüccet ayrı bir konu yani. Muciri külli mevcut ne demek? Muciri külli mevcut. Külli mevcut. Ne kadar varlıklar varsa hepsinin mucidi. Muciri külli mevcut. Hepsini icat eden. Zerre atumu da, ayı da, yıldıza da, güneşi da, feza da, uzayı da ne varsa muciri külli mevcut. O şemsi sermet. Yani Cenab-ı Hak sermet değildir. Yani sonsuza kadar vardır. Hep vardır, var olacaktır. Yani sermet sermedi o demek. Ebedi demek yani şemsi sermet. Sultan-ı ezel ve ebed. Geriye doğru da ileriye doğru da bütün zamanlar, hatta zamanın da ötesinde her şeyin sultanı. Sultan-ı ezel ve ebed sana senden yakındır. Evet, sana senden yakındır. Şimdi Ben bana benden yakın. Ne demek? Mesela ben şahdamarın şahdamarına ben yakınım. Ben şahdamarıyım diyelim mesela. O şahdamarı da yaratan olduğu için onun da varlığının sebebi olduğu için ona bizden daha yakın olmuş oluyor. Değil mi? Mesela aynanın mesela güneşe mukabil tutulan aynanın içindeki görünüş aksi bir de aynadan parlayan ışık. O aynı hisse daha yakındır. Aynı içine akiste mi? İçinde. Yani Cenabı Hak'ın kudretini işte o melekütiyet dediğimiz şey orası. Oraya tecelli ediyor. Ondan sonra biz var oluyoruz yani. Önce o. Sana senden yakındır. Sen ondan nihayetsiz uzaksın. O bize bu kadar yakın. Biz ona nihayet uzaksın. Kuvvetin varsa temsildeki Burasını tabii geçiyoruz. Temsildeki dekaik nedir? O nasıl tatbik edilecek? Onu ayrıca şey etmek lazım. Kuvvetin var mı Harun? Emsindeki diğer ince noktaları da sen bul diyor üstad yani. Bulabilir misin? Daha sonra. Daha sonra inşallah. Evet. Yani birinci misal yani bize Allah'ın bize yakın Bizim Allah'a uzaklığımızın en güzel misali işte Güneş'i vermiş olduk. Güneş nasıl sana böyle yakın olabiliyorsa dura niyetiyle Cenabı Hakk'ta zaten nurun nurdur. Cenabı Hakk'ta nur ayetiyle bizden bizden daha yakın olmuş oluyor. Biz Güneş uzağız maddi olduğumuz için. Biz işte mümkünu vücut olduğumuz için ondan sonra maddenin en varlığın en düşük seviyesindeyiz. Cenabı Hakk'ta vacip vücut en yüksek seviyesinde. Biz Cenabı Hakk'a uzağız. Birinci misal güneş. İkinci misalimiz saniyen mesela ve lillahil mesül ala. Şimdi misallerden Allah için verilen misaller Allah alidir. Mesela şimdi güneş misali veriyor, sultan misali veriyor. Cenabı Hak'ı anlamak için. Yani bunlar sadece hakikatin bi veçhesinden birazcık baktırmak için. Allah ne güneşe benzer, ne padişaha benzer, ne başka bir şeye benzer. Yani mahlukatın içersinden verilen örnekler Cenabı Hakk'ın benzerlik yoktur. Sadece bir hakikatin ucunu göstermek için. Mesela güneşe bakıyor. Orada nuraniyet ne demek? Orada onu anlamak için. Yoksa güneş, Allah da güneş gibi haşa böyle ondan sonra o şekilde bir benzerlik kurarsak yanlış oluyor. Zaten ne demek? Yani temsillere sadece bir noktadan baktırmak için kullanılıyor. Yoksa Allah'a da bir güneş gibi veya bir padişah gibi düşünün. Son derece zaten hep okuduk bunları. Değil mi? Cenabı Hak eee mevcudu meçhuldür. Varlığı kesindir. Ama mahiyet hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Sadece böyle cüzi misallerle bakabileceğiz. Çünkü insanın aklı böyle gördükleriyle kıyaslar. Cenabı Hak yarattıklarından değildir. Sani kainat kainat cinsinden değildir. O zaman sadece öyle oraya takılıp kalmayacağız. İşte güneş şöyle azabı Allah'tan böyle derse o zaman yanlış yola gireriz. Hiçbir zaman o güneşe birebir eşleştirme olmaz. Müfehhmet abi sadece orada nuraniyet hakikatini anlamak için. Onunla da alakalı bir yer okumuştuk değil mi İkincisi sözden. Yani temsiller böyle bir hakikatın ucunu görmek için verilir diye. Mesela şimdi masa varsa ustası var diyoruz. İşte insan varsa Allah ustası Allah'tır diyor. Adam diyor masa ile Allah'ın ne alakası var mesela? Adam anlamıyor mesela oradaki şeyi. Biz oradaki masadaki nizam, intizam, sanatı nizam, intizam, sanat var. Ondan dolayı masa ustası olması lazım. Yoksa masayla bir işimiz yok. Masa sanatlı intizamlı gösteriyor. Sanatlı intizamlı bir şey mutlaka bu ustanın yapmasıyla olur. Dolayısıyla insanda da nihayetsiz bir sanat var. Onun da ustası olması lazım. Yani oradaki benzetme kısmını yakalayamıyor ve itiraz ediyor. Neyse mesela velillâhi meselil aila bir padişahın çok isimleri içinde kumandan ismi çok mütedahil dairelerde tezahür eder. Bir padişahın çok isimleri içinde kumandan ismi. Şimdi padişah Sen gördün mü padişahın padişahı görmediğin için şu an mesela şu anki sistemi düşünelim. Cumhurbaşkanı oluyor, Başbakan oluyor, bakanlıklar oluyor değil mi? Mesela Milli Eğitim Bakanı, Sağlık Bakanı, şu Bakanı, bu Bakanı. Hepsi de bir yere bağlı. Mesela askeri oluyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı aynı zamanda komutan olmuş oluyor. Diyelim yani veya işte Milli eğitimde aynı zamanda işte evet adliyede ne olmuş oluyor? Adliyede mesela mülkiye mi oluyor şeyde? Mülkiye var, adliye var işte sağlık şeyinde yani her daire ona bağlı olduğu için sanki hepsini o yönetiyormuş gibi düşünün. Burada sadece bir askeri noktasından misal veriyor. Diğerlerini de biz düşünebiliriz. Şimdi bir padişahın çok isimleri içinde kumandan ismi çok mütedahil dairelerde tezahür eder. Mütedahil daireler yani iç içe daireler. Ne gibi? Serasker daire-i külliyesinden tut müşiriyet ve ferikiyet ta yüzbaşı ta on başıya kadar geniş ve dar külli ve cüzi dairelerde de zuhur ve tecellisi vardır. Mesela en büyük askeri birlik nedir? Osman abi ordu. Ordu savaş yapıyor bilmem ne yapıyor. Bak, koca orduyu idare ediyor padişah. Onun bir altı kol ordu mu oluyor? Mesela kol ordu. Yani ordunun kolları mı oluyor? Yani alt gerimler oluyor. Mesela alt gerimler albay, alay oluyor. İşte yüzbaşı, binbaşı, neyse. Yani mesela her dairede ayrı bir şeyi var. Müşiriyet dairesi var, felekiyet dairesi. Orada da mesela yine kolordu da idare ediyor. Ta yüzbaşı ta on başıya kadar geniş ve dar külli ve ve cüzi dairelerde de zuhur ve tecellisi vardır. Bakıyorsun Onbaşı dairesinde 10 tane asker var. O askerleri de yine padişahı yönetiyor ama Onbaşı dairesindeki o cüzi faaliyet kadar gözüküyor. Veya sen öğrenci olduğun için mesela matematik dersi bir tane diyelim ki profesör var. Matematiğin tamamını biliyor. Yutmuş yani adam. Şimdi ilkokul bir bir öğrencisine matematik dersi verirken ne veriyor? Toplamayı, çıkarmayı veriyor. 2'ye geçiyor. Çarpmayı, bölmeyi öğretiyor. 3'e geçiyor. Tek bilinmeyenler, çift bilemeyenler, kareliler, üniversite integral bilmem ne. Artık üniversite, master, doktora En üst muhatap şey. Bak adam hepsini de biliyor. Ama mesela o şeyde 1. sınıfta adamın bilgisi yansıyor mu? Tamam adamın bilgisi yansıyor ama hangi mertebede yansıyor? O oran kaldıracağı kapasiteye kadar yansıyor. Şimdi oradaki çocuk onun gerçek anlamda neler bildiğini anlayabilir mi? O kadar biliyor der yani. Ama çıksa en yukarılara doktora öğrencisi olsa ne bileyim işte bilmem şey yapsa o adam neler biliyor. Mesela orada ders dinlediği zaman Bu adam ne biliyormuş der. Ama hepsi de adamın ilminden geliyor. Daire daire o dairenin kapasitesine göre tecelli ediyor. Serasker daire-i külliyesinden tut müşiriyet ve ferikiyet ta yüzbaşı tamam başıya kadar geniş ve dar külli ve cüzi dairelerde zuhur ve tecellisi vardır. Orada gözükür. On başındaki daireyi de o yönetiyordur. Orduyu da o yönetiyordur. atıyordur. Orada görünür. Tecellisi vardır. Şimdi bir nefer hizmet-i askeriyesinde hizmeti askeriyeye. Hepimiz askerlik yaptık değil mi? Onbaşı makamında tezahür eden cüzi kumandanlık noktasını merci tutar. Kumandan-ı azamına şu cüzi cilve-i ismi ile temas eder ve münasebetdar olur. Evet. Yani oradaki cüzi tecellisiyle münasebetdar oluyor. Bizim komutanımız ne kadar büyüktür? İşte bizim bizde tecelli eden bu mana kadardır diye bakar. Ama ne olmuş oldu? Bak yani ne kadar perdeler oldu. Mesela 1. sıra 2. sıraya gelse bir perde açmış olacak. 2. 3. gelse bir perde açmış olacak. Hep yaklaşmış olacak değil mi ilmine? Yani alim ismine yaklaşmış olacak. En alt mertebede kalmış oluyor. Veya burada mesela diyelim ki adam onbaşıda dairesinde çalışıyor asker. O da onbaşılık dairesi kadar tanıyor komandanlık vasfını. Bir üst çıksa, bir üst çıksa orduya çıkmış olsa o orduyu yönetiyormuş ya diyecek mesela. Onun haşmetiyle görecek mesela. O mertebeler perdelerin mesela mesela perdeler demişti 70.000 perde. Yani bir isim ile alakalı perde yani 70.000 perde İsimler perdesi var. İsimler perdesinde böyle. Bir veçesi böyle. Bir veçesi de gelecek yani iki veçesi var. Şimdi bir nefer hizmet-i askeriyesini on başı makamında tezahür eden cüzi kumandanlık noktasını mevcut tutar. Kumandanın azabına şu cüzi cilve ismine temas eder ve münasebetdar olur. Evet. Demek ki biz mesela Cenabı Hakk'ı tanıyoruz. Mesela bir yaprakta, bir çiçekte Cenabı Hak'ın kudretini görüyoruz ama. Demek ki mesele öyle değil. Değil mi? Yani güney tabii ehadiyetiyle Cenabı Hak yani bir yaprak da olsa, çiçek de olsa bütün isim ve sıfatlarıyla orada tecelli ettiği için Cenabı Hak'ın bütün ekser isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliyoruz. Ama eee mertebe olarak tabii o kadar tanımış oluyoruz yani. Yani ehadiyet sırrı oydu. Değil mi? Mesela bir ağrıda bile Cenabı Hak Kudretini, ilmini, sanatını, her şeyini gösterdiği için Cenabı Hakk'ı eksi isimleriyle bir avdan bile tanıyabiliyoruz ama şimdi Cenabı Hak sadece arıyı yaratmıştır. Sadece arıyı yaratmış gibi. Cenabı Hak sadece arının halıkı desek olur mu? Değil mi? O zaman da çok cüzi bir mertebe oluyor. Yani cüzi de olsa yine Cenabı Hak kendisini tanıtmış oluyor ama e tabii bir arıyı, bütün arıları, arı gibi uçan bütün onun benzerlerini, bütün kuşları, hayvan onları, çiçekleri hepsini böyle düşünmek gerekiyor. Eğer asıl ismiyle ona asıl ismiyle temas etmek, ona o ünvan ile görüşmek istese on başılıktan ta serasker mertebe-i külliyesine çıkmak lazım gelir. Evet, burası çok önemli işte. Ta serasker mertebe-i külliyesine çıkmak lazım gelir. Yani biz de maksar Bunu yapıyoruz ama. Cenabı Hak'ı tanıyoruz, biliyoruz ama hangi mertebedeyiz? Değil mi? Kendimizi daha yüksek mertebelerde mi sanıyoruz? Acaba daha üstümüzde ne kadar mertebeler var? Bu işte risanur yani sürekli daimi okumak icap ediyor ki yani o mertebeler nerede olduğumuzda ortaya çıksın veya neredeysek önemli değil. Sürekli bize mertebe kaydetsin. Demek padişah o nefere ismiyle hükmüyle kanun Ve ilmiyle, telefonuyla ve tedbiriyle ve eğer o padişah evliya-i abdaliyede nurani olsa bizzat huzuruyla gayet yakın. dır. O padişah o nefere ismiyle Mesela şimdi demek ki askeri misal devam ediyor. Şimdi 15 idaresinde bir nefer var Musa abi. İsmiyle ne diyor? Bizim komutan işte diyor komutan ismiyle tanıyor o mertebede. Hükmüyle oradaki eşerli hüküm kimin? Yine padişahın koyduğu hüküm. Kanunuyla oradaki icraat kanunları yine onun. İlmiyle orada ne var ne yok hepsini yapmış biliyor. Telefonuyla, icabında telefonla da oraya da görüşebiliyor. Tedbiriyle ve eğer o padişah evliya-i ebdaliyeden nurani olsa bizzat huzuruyla gayet yakındır. Bunu ne demek istiyor? Normalde mesela bizim padişahlar maddi olduğu için sonuçta bulunduğu yerde duruyor. Anca oraya telefona ulaşabiliyor. Ama nurani olmuş olsaydı diyor evliya-i ebdaliyeden olmuş olsa çünkü okumuş ki bir inşada. Onlar aynen temessül edebiliyordu ya. Mesela Cebrail Aleyhisselam olsun şeyde öyle bir şey olsaydı bizzat kendisi zatiyle de oraya gelecekti. Ebla-i Nurani Ebdali'den Nurani olsa bizzat huzuruyla gayet yakındır. Hiçbir şey mani olup hail olamaz. Yani böyle bir parça olsaydı hemen orada bulunurdu. Hiçbir şey mani olup hail olamaz. Halbuki o nefer gayet o nefer gayet uzaktır. Bak kardeşe o kadar yaklaşabiliyor. Nefer ben baktığımız zaman o nefer gayet uzaktır. Zaten bizim kapasitemiz belli değil mi? Enimiz, çapımız, aklımız, fikrimiz, düşünce her şey belli. Değil mi? Biz burnumuzun ucunu zor görüyoruz. Değil mi? Cenabı Hakk'ı görmek yani ne kadar büyük mesafeler katetmemiz gerekiyor. Halbuki o nefer gayet uzaktır. Binler mertebeler hayl, binler hicaplar fasıldır. İşte Risale-i Nur'daki şöyle desek olur mu bu kadar? Mesela Risale-i Nur'daki iman bahisleri bizim aklımızın o mertebelere katetmesine sebep oluyor diyebiliriz değil mi? Yani akıl noktasında mertebelere katediyoruz. Akıldan kalbe yansıyor, kalple de mertebeler. Tabii Risale-i Hakk'a lekkim mertebesini kazandırdığı için Diğer letayif de silah ettiği için. Yani Peygamber Efendimiz gibi zatımızla gidip Allah'la görüşmesi şu an bizim için mümkün değil. Ama bedenimiz hariç iman noktasında yine Cenabı Hakk'ın o külli mertebelerine çıkabiliriz istifademiz nispetinde. Gene yeni kapasitemiz nispetinde ve okuduğumuz nispette. Binler mertebeler hail, dinler hicaplar fasıldır. Fakat bazen merhamet eder. Hilaf-ı Adeet bir neferi huzuruna alır, lütfüne mazhar eder. Herhalde bu cenneteki görüşme bu manada olabilir. Cennete Cenabı Hak siz cennete geldiniz diye mesela orada merhametiyle huzurunu alacak. Allah bazen merhamet eder, hilaf-ı adet bir neferi huzuruna alır, lütfüne mazhar eder. Öyle de emri küne feyküne malik. Şimdi mesela yaklaşmaktan görmek bahsediyoruz ya. Varım. Kimi? Allah'ı. Allah kim? Emri küün feyküüne malik. Çok önemli. Yani Allah kimdir? Emri küün feyküüne malik. Yani bir şeyin olmasını istediği zaman o şeyin olması sadece ve sadece ol demesi kadar kolay olan bir zat. Yani ol demesi kadar kolay olan. Çünkü Okuduk ya kudretli ilmi onlar da tazammun ediyor diye. Yani ol demek ne kadar kolaysa aynı şekilde onu yaratmak o kadar kolay bir zat. Emr küün feykün'e malik. Güneşler ve yıldızlar emir ver nefer hükmünde olan zat-ı zülcelal. Şimdi güneşler, yıldızlar, o koca koca güneşler, koca koca yıldızlar. Bak güneş için demiştik mesela geçen. Hani bu rakamlar çok şey değil Yani hatta üstadım misal ile söyleyelim. Güneşin bir günlük yanmasının devamı için dünya dünyanın denizlere kadar gaz yağı, dağlara kadar kömür, 1.000 küre arz kadar odun yığınları lazımdır ki bir günlük yanması mı diyor? Sönmesin. Mesela bilim dedi mesela saniyede 4.000.000 ton hidrojen Çeviriyor. Saniyede 4 milyon. Yani o müthiş bir şey ya. Yani öyle Güneşi buradan görüyoruz. Küçük bir şey de öyle bir şey değil yani. Acayip bir kudretin tecellisi, azameti, haşmeti var orada ki Güneş neki yani diğer yıldızların yanında? Sayısı yok yani yıldızların zaten. Rakamlara girmiyor. Bütün bu güneşler, yıldızlar neymiş? Emir ver nefer hükmünde. Emir ver nefer ne demek? Emir ver nefer sen asker iyice göreceksin. Yani böyle ne derse yapan yani. Baş emri konsolos diyeyim. Yani ne derse hemen yapan demek. Bütün işte bu yıldızlar Cenabı Hak'a karşı böyle emir ver nefer hükmünde. Allah'ın emredince hemen emri yerine geliyor. Emir ver nefer hükmünde olan zat Zülcelal her şeye her şeyden daha ziyade yakın olduğu halde. Zaten kayyumu o yani. Onu var eden o zaten. Her şey ondan nihayetsiz uzaktır. Evet. Tabii bunları anladıkça bizde başka tatbikatı da tesir ediyor değil mi? Mesela Cenabı Hak'ın bize yakın olduğunu hissettiğim hissetmeye başlayınca eee Cenabı Hak bize yakın bir gün görüyor. Bize o zaman ondan o bizden da hafil değil. O zaman biz ondan da hafil değiliz. O zaman bizim ibadetlerimize, amellerimize, takvamıza, ciddiyetimize, her şeyimize sirayet eder bu değil mi? Bu tepekküçük olsa yani böyle. İnsanlar niye böyle lakatla içiyor? Allah'ı ve ahireti unuttukça. Değil mi? Bu şekilde marifet desteriyle yani Allah'ın yakın olduğunu hissediyorsun. O zaman Allah bu kadar bir şey yaratmış vermiyor. O zaman bunun bir hesabı kitabı olur değil mi? Bir sonuçlar olmaz. Hani ahiret olması lazım. O zaman ona göre yaşamamız lazım. Ne oluyor insanda? Yani iman dersi 1. derece iman dersi almış ölüyoruz. Ama 2. derece de ahirette bizi teşvik etmiş oluyor, değil mi? İbadetlerimizi. Her şeye her şeyden daha ziyade yakın olduğu halde her şey ondan nihayetsiz uzaktır. Onun huzur-u kibriyasına perdesiz girmek istenirse şey biz Allah'ı yarattıklarından görüyoruz, değil mi? Ağaca bakıyoruz, ağaç yaratmış diyoruz. Kuşa bak kuşa yapmış diyoruz. Kainata bak kainatı yapmış diyoruz. Yarattıkları üzerindeki o isim ve sıfatların gögeleriyle, eserleriyle tanıyoruz. Bunları aşıp direkt Allah'ın kendisine bakabilmemiz için yani böyle. Onun huzuru kibriyasına perdesiz girmek istenirse zulmani ve nurani yani maddi ve ekvani, esmai ve sıfati 70.000'ler hicaptan geçmek. Tabii bu 70.000, 7.000, 700.000 yani bu rakam kesretten kinaye. Zulmani ve nurani iki çeşit yani perdeler ikiye ayrılıyor. Zulmani perdeler, nurani perdeler. Zulmani perdeler maddi ve ikvani yani madde ve kainattaki perdeler nurani perdeler esma-i ve sıfati. Yani maddi perde. Mesela şimdi sen bir tane Allah beni yaratmış diyorsun. Ben maddiyim değil mi mesela? Beni yaratmış. Bir perde beni veriyor. Bütün insanları yaratmış diyorsun. Bir perde oluyor. Bütün insanları ve bütün hayvanları da yaratmış. Bütün kainatı yaratmış. Bütün ne oluyor? Mesela maddede böyle aşarak gidiyorsun. Maddi perdeler gibi. Yani o gayrilerin en küçüğüne, en büyüğüne doğru. Duranı perdelerde de işte bu mahripat üzerindeki görünen isimlerin ve sıfatların Mesela ben de büzükken kudretin ilmin mertebesi bu. Mesela bahara baktığın zaman daha çok ilim kudret tecelli ediyor. Orada daha o ismi daha geniş dairede görmüş oluyorsun. Böyle böyle. Yani en kısaca tabii Miraç seferinde bunu daha geniş anlatıyor da. En kısa basit şeyler böyle. Sulmani ve Nurani yani maddi ve ekvani esmai ve sıfati yetmiş binler hicaptan geçmek. Her ismin binler hususi ve külli derecatı tecellisinden çıkmak. İşte Miraç Neden Miraç gibi uzun bir seyahatin sırrı buradan çıkıyor? Cenabı Hak yarattıklarının hepsini tek tek gösteriyor. Bütün maddi perdeleri açtırıyor. Oralarda gözüken isimlerin de tecelligahı olarak isimlerden hangi isimler ne mertebe ile tecelli etmiş? Mertebeleri ile isimlerde de gösteriyor. Sıfatlarda şuunda Cenabı Hakk'ın bütün isim ve sıfatları tanıdıktan sonra kimin huzuruna çıktığını şuuruyla Allah'ın huzuruna çıkmış oluyor. Mesela sen şimdi komutanın Kars'tan çıksan bir insan zannedersin. Ama ordularını, şunu, bunu her tarafını bütün icraatlarıyla, bütün saldıra hakimiyet altta hepsini gördükten sonra çıksan ona bakışın başka olur. Her ismin binler hususi ve külli derecatı tecellisinden çıkmak gayet yüksek tabakat-ı sıfatından müru edip bak şimdi biz mesela o sıra nasıldı? Eser, eserler, üstü fiiller, üstü isimler, üstü Sıfatlar, üstü şuun, ondan sonra zat geliyor, değil mi? Altı tane basamak var. Şu anda biz eserleri görüyoruz. Bundan sonra fiiller den çıkıyor eserler. Fiiller isimden çıkıyor. İsimler Sıfattan, sıfat-ı şuhun. Onu da zatının iktizası. İşte eserler, isimler sıfatlardan açtıktan sonra gayet yüksek tabakat-ı sıfatında mirur edip ta ismi azamına mazhar olan arş-ı azamına uruc etmek. İsmi azamına mazhar olan arş-ı azamına uruc etmek. Eğer cezbe lütuf olmazsa binler seneler çalışmak ve sülh etmek lazım gelir. Bu sadece işte cezbe lütuf sadece kime mahsus olmuş? Zat-ı Peygamber Aleyhissalatuvessalam'a olmuş. İşte cezbe ve lütuf olmazsa binler seneler çalışmak ve çülük etmek lazım gelir. Mesela sen ona Halık ismiyle yanaşmak istersen Cenabı Hak'ın bir sürü isimleri var. Sadece Halık ismiyle yanaşmak istersen senin Halık'ın hususiyetiyle. Allah kimdir? İşte Allah beni yaratmıştır. Tamam güzel. Allah sadece seni mi yarattı? Halik isminin tek eseri sen misin? Eğer sensen o zaman çok küçük bir dairede kalır değil mi? Halik ismini öyle yaratmış. Ama oradan başlıyorsun işte. Halik ismiyle yanaşmak istersen senin halıkın hususiyetiyle sonra bütün insanların halık hususiyetiyle. Allah beni yaratmış. O zaman azizi yaratmış. Murat abi yaratmış. Böyle yapımızı yaratmış. Sonra muhallideki insanlar yaratmış. İsyan doğanlar etmiş, Hatay'dakiler etmiş, Türkiye'dekiler etmiş, dünyadakiler etmiş, öncekileri de, önceki asırlardakiler bilmem işte hayvanlar ne olmuş oldu? O ismin çok böyle Mesela güneşi bir aynada parlaklığını görmek var. Bütün deniz üzerindeki parlaklığıyla güneşi görmek var. Değil mi mesela? Sonra insanların halıkı cihetiyle, sonra bütün zihayatların halıkı unvanıyla, sonra bütün mevcudatın halıkı. Ne var, ne yok? Bütün mevcudatın halıkı unvanıyla münasebetler lazım gelir. Yoksa zilde kalırsın. Eğer bunu yapmazsan zilde kalırsın. Yani gölgede kalırsın. Yalnız cüzi bir cilveyi bulursun. İşte ben Allah'a buldum. İşte bir yaprakta Allah'a buldum. Bir şey bazı insanlar kardeşler öyle diyor. Ben çekirdekte Allah'a buldum. Tamam bana yeter. Tamam Allah'a bulman için yeter de. Terakkiyat-ı manevi için yetmez. Zilde kal. Yalnız cüzi bir cilveyi bulursun. Burada tekrar söyleyeyim. Yani ben kendim için de söylemiş oluyorum. Yani oradan bir yerden bir parça istifade ettim tamam denemek gerekiyor. Bütün filatın tamamını okuyup bütün hakikatlara masal olmak lazım. Eğer yüksek mertebelere çıkmak istiyorsak. Bir de okuduk. Mesela 22. cüz okuduk. Oradaki mananın yüzde kaçını anladık mesela? Oradan da mesela tekrar tekrar okumak gerekiyor bu sefer. Yani oradaki güneşin ne kadar yansıdı bize mesela. Onun için yani Harun kardeş böyle zamanımızı en azından belli bir kısmını günlük mesela belli bir kısmını bu vazifeyi çünkü bizim yaratılmış vazifemiz bu. Yani bunu ayırıp bunu mutlaka her gün az da olsa icra etmek lazım. Bunu yaptığımız zaman diğer zaten diğer günlerimiz, saatlerimiz ona göre düzene girer. Daha faydalı, daha Semeradar olur yani. Bir ihtar, burada bir ihtar var. Temsildeki padişah aczi için kumandanlık isminin meratibinde bişir ve ferik gibi vasıtalar koymuştur. Normalde mesela bir tane padişah olması lazım. Bütün dairelerde kendisi o evliya gibi bulunması lazım ama evliya olmadığı için her padişah dolayısıyla orada temsil edecek bir temsilci koymuş. Bak bu noktada padişah örneği Cenab-ı Hak'ı karşılamıyor. Çünkü Cenab-ı Bakın öyle vasıtalar yok. Her dairede bizzat Cenab-ı Hak tecelli ediyor. Temsildeki padişah aczi için kumandanlık isminin mertebinde, mertebelerinde müşir ve ferih gibi vasıtalar koymuştur. Fakat biyedihi melekül küllü şeyin olan kadiri mutlak. Mesela bu ayeti burada koymasının tam manası var. Çünkü o var eşya dediğinin eee sebebi Cenab-ı Hakk'ın yani varlığının kayyumiyeti Yani onu yoktan var eden kendisi. Dolayısıyla orada zaten var yani. Biyedihi meleketü külli şeyin olan kadir-i mutlak vasıtalardan müstağnidir. Vasıtalar sırf zahiridirler. Vasıtalar sırf zahiridir. Mesela dünyayı ne aydınlatıyor? Güneş. Aslında kim aydınlatıyor? Allah aydınlatıyor. O güneşin ısısını, enerjisini kim veriyor? Cenabı Hak. Ama biz onu vasıtayı Sanki güneş Allah'ın vasıta koymuş gibi. O sadece görünüşte zahiri yani. Hakikatta o enerjisini hepsini Cenabı Hak zaten güneşe de Cenabı Hak yaratmış. O sadece görünüşte verdiği izzet ve azamettirler. Ubudiyet ve hayret ve az ve iftikâr içinde saltanat-ı rubiyetine delaldırlar, temaşagerdirler. Mesela elmaları kim veriyor bize? Kim yapıyor? Kim veriyor? Zahirde ağaç veriyor. Aslında ağacıda yaratan, ağacıda o hale getiren, çalıştıran yine Cenab-ı Hak. O zaman ağaç nedir? Ubudiyet yapıyor. Allah onu emretmiş, vazifesini yapıyor. Ubudiyet. hayret. İşte melaike vesairese o da hayret ediyor Cenabı Hak'ın tecellisine. Acz ve iftikâr içinde. Acz olsan bu elmayı sen mi yapıyorsun? E acz ben aciz, cahil, aklı şu şu varlığım ben değil diyecek. Acz ve iftikâr. Bütün bu sanatlar senden mi? Bende öyle bir sanat yok. Hani güneş için vardı ya 27. pencerede. Bir senin vücuduna halk edebilir misin? Güneş diyecek. Halikimın ihsani ile dükkanımda ziya harabetler ışık mı diyor? Çoktur. Ama sineğin vücuduna göz kulak gibi öyle şeyler lazımdır ki ne benim dükkanımda bulunur ne de dahi iktidarım dahilindedir. Yani az ve iftikâr yani vasıtalara bizzat sen ne yaptıysan yapamayacağız zaten ortada. Ubudiyet ve hayret ve az ve iftikâr içinde saltanat-ı rubiyetine dellaldırlar. Temaş Şâgerdirler. Muini değiller. Yani Allah'ın yardımcısı değiller. Şerihi saltanatı rububiyet olamazlar. Evet, şimdi mehaz kısmına geldik. Bir iki mehaz okuyalım. E bu mehazlar yetişmeyecek bundan sonra herhalde ama okumak isteyen kendisi sonra okuyabilir. Mesela melikütiyetle alakalı bir yer. Odadaki elektrik Elektrik misallerinin en uzuğuna en yakındır. Mesela diyelim ki aynı yeri tuttun ya mumu ışığıyla bir ampülü. Ayna içerisinde bir ampül meydana geliyor değil mi mesela? Bu aynaya eee bu içindeki görünen ampüle aynı mı daha yakın? Onun kaynağı mı daha yakın olmuş oluyor? Kaynağı daha yakın olmuş oluyor. Hani senden daha yakın diyor ya yani. Odadaki elektrik. Buradaki odada işte dört duvarda camdan bir oda Geceye lambayı yaktığın zaman her camının arkasında o lambalar gözüküyor ya. O lambaya bu lamba yakın mı? Yakın. Çünkü bunu söndürdüğün anda o da sönüyor. Açtığın varlığının sebebi olması cihetiyle kayyumu olduğu cihetiyle ona yakın olmuş oluyor. Odadaki elektrik elektrik misallerinin en uzağına en yakındır. Çünkü o misali misallerin kayyumu yani onu var eden odur. Her şeyin kayyumu olduğu cihetle, her şeyin kayyumu olduğu cihetle de her şeyin nefsinden daha ziyade bir kurbiyeti de vardır. Yani Allah'ın bize yakınlığını bize bizden daha yakın olmasını anlamanın en güzel yolu kavmiyet sırrı. Bizi var eden o çünkü. Varlığımız ona dayalı. Mesela elektrik örneği veriyorduk ya. Mesela makineyi çalıştırıyorsun, makine çalışmaya başlıyor. Elektrik veriyor, makine çalışıyor. Elektrik yakın mı makineye? Onu çalıştırıyor yani. Kestiğin anda duruyor. Yani bütün kayyumiyet cümlesi nasıldı 30. İmam'daki? Şükrün hayatının Halik Zülcelali kayyumdur. Yani bir zadi kaimdir, daimdir, bakidir. Bütün kainat onunla kaimdir. Devam eder, vücutta kalır, beka bulur. Eğer kainattan bir dakikacık olsun o nispet-i kayyumiyet kesilse Yani Allah'la alakası, Allah'ın var ediciliği kalksa yani onunla kainat mahvolur. Dolayısıyla her an her şeye Cenab-ı Hak Melikü'l-İtiyat hakikatıyla baktığımız zaman yakındır. Bu sır daire-i vücut tecerrüt ve ıdlak hasaisindedir. Bu nereden geliyor? Cenab-ı Hakk'ın vacip vücut oluşundan geliyor. Tecerrüt mahiyeti hiçbir mahiyete benzemediği için tecerrütten geliyor. ıtlak. Cenabı Hak'ın sıfatları sınırlanamaz değil mi? Nihayetsiz ıtlak hasaisindendir ve fail aslinin mahiyetiyle zilli olan münfail arasındaki mübayeneti lazimesidir. Mesela böyle mesela diyelim ki aynayı saraya karşı tuttun Harun. Dışarıdaki sarayın varlığıyla mahiyetiyle aynıda gören sarayın mahiyeti aynı mı? Değil. Birisi sadece basit bir görgeli birisi gibi bir şey. Değil mi? Dışarıdaki ne kadar sağlam. Yani vücut mertebesi olarak Cenabı Hakk'ın varlığı mahdiyeti yanında bizim mahiyetimiz böyle o şeyin gölgesi gibi, aynı aksi gibi. Yani böyle aynı şey değiliz. Cenabı Hak vacip vücut, vücudun vusuhiyeti, kuvveti veya mesela dışarıdaki bir masa düşün. O masadan senin hafızana giren bir masa, hafızadaki masayı düşün. Hafızadaki masa var yok belli değil değil mi? Çok zayıf mertebesin ama dışarıdaki masa vücut mertebesi çok kuvvetli. Cenabı Hak'ın vacip vücut oluşu tabii bunlar bahsetmişlerdi ama yani Cenabı Hak'ın mahiyeti eee nihayetsiz rüsuh kuvvetli, bizimki de nihayetsiz aziz ve zayıf bir mahiyetimiz var. Oradan geliyor diyor. Fail-i aslinin mahiyeti ile zilli olan münfail arasındaki yani gölge olan bizler arasındaki mübayine-i lazimesidir. Aradaki mahiyetin zıtlığı. Mesela şems timsallerine kayyum olduğu için mesela şems timsallerine kayyum olduğu için. Mesela güneş, aynalarda güneşçikler var değil mi? O güneşçiklerin kayyumu. Ondan dolayı orada oluyor. Kayyum olduğu için fevkalade had onlara bir kurbiyeti vardır. Aynı aynadaki zıl ve gölge ile semada bulunan asıl arasındaki mesafe kadar da bu diyeti vardır. Mesela güneş aynaya o kadar yakın. O da timsellerini oraya koymuş. O ayna Güneşe göreyim dese, ne kadar mesafadan etmesi gerekiyor? Evet, ins bir küçük bir nevazda okuyalım. İnsanın sanatıyla halıkın sanatı arasındaki fark. İnsan kendi sanatının arkasında görünebilir. İnsan kendi sanatının arkasında görünebilir. Adam sanatını yapar. Ne kadar ilmi mahreti varsa hepsi oraya aksetmiştir. O sanatının Yeterince tefekkür ettiğin zaman adamın neye sahip olduğunu oradan çıkartabilirsin. Yani çok böyle mertebeler olmayabilir. İnsan kendi sanatının arkasında görünebilir. Ama halıkın masnu arkasında 70.000 perde vardır. Mesela sen şimdi yaprağı gördün Harun. Bir sineği, bir bal arısını gördün. Allah'ın halik ismin işte bu kadardır. Allah'ın ilmi bu kadardır. Allah'ın kudreti bu kadardır. Allah'ın sanatkarlık, mahareti, kabiliyeti Tamam miharet edeyim, bu kadardır diyebilir misin? O sadece milyondan bir tanesi, değil mi mesela? Dolayısıyla hal halıkın masnu arkasında 70.000 perde vardır. Fakat halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse bütün yarattıklarını bir anda görmek mümkün değil. Gözümüzün kapalı. Ama görebilsek işte miraçta Cenab-ı Hak peygamberimize gösteriyor işte. Bir saat sürede bütün yaratıkların tamamını gösteriyor. Fakat halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse siyah perdeler ortadan kalkar. O maddiyat alemini aşmış oluyor. Nuraniler kalır. Orada tecelli eden esma ve sıfatı idrak ederse onlar da geçmiş olur. Dolayısıyla Cenabı Hakk'ın şeyine yaklaşmış oluyor. Yani isimler, sıfatlar konusu şey yapıyor. Bir zatını görmek alıyor. Onu da zaten Cenabı Hakk'a göster şey Peygamberimize göstermiş bir Bize de inşallah ahirette iman ve marifeti olanların mükafatı olarak onun zatıyla da müşerref edecek. Şimdi burada birkaç tane mezvar onlar da zaten okursunuz sonra.