NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3123.ders 26.söz-2.m-1-2-6.vecihler-insan için medar-ı sevab ve ikab olacak

Sözler · 1:26:00 · 6 Eki 2026

Ders metni

Yani bu mesela bir lekeli düz iradenin varlığının Evet, düz iradenin önce bir varlığının böyle delilleri sunuluyor. Buyur oku bakalım. Elbette kainatın intizam ve mizan lisanı ile hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir adil-i hakim insan için med-ar sevak ve ikap olacak. Mahiyeti meçhul bir dür-i ihtiyari vermişti. O adil-i hakimin pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi Şu cüzi ihtiyarın kaderle nasıl tevhit edildiğini bilmediğimiz olmamasına delalet etmez. Orada şimdi bu konu cüzi irade mesela cüzi irade ne demek? Cüzi irade ne demek mesela? Bu cüzi irade İfadeyi yani insana mesela insanın fiilleri nasıl gerçekleşiyor? İnsan mesela yemek yiyecek, namaz kılacak, derse gidecek. Mesela nasıl oluyor bu? Önce aklına geliyor mesela. Bugün çarşamba. Ders günü diye mesela aklına perşembe ders günü diye aklına geliyor. Değil mi? İçinden bir ses diyor ki "Bak derse git." diyor. "Şimdi Hakkı ağabeyi sizi bekler." diyor mesela. "Gitmen lazım." diyor. Değil mi? Bir ses onu diyor. Bir sesle diyor ki: "Yorgunsun." diyor. "Bugün aşıktır." diyor mesela. "Dinlen." diyor. Hem sağdan hem soldan böyle sesler geliyor. Sen şimdi ne yapıyorsun? Düşünüyorsun. Diyorsun, bir doğru karar vereyim yani. Ondan sonra diyorsun ki: "Şu kapıyı açmamız lazım ya." Ya Rıdvan dün bugün bayağı bir yorgun gibi. Açıyor herhâlde. Fazla da şey etmiyorum buna. Bugün yorgun geldi. Yani orada mesela bize böyle bir yani biz orada vicdanen biz kendimizin seçtiğini hissediyoruz. Kimse bizi zorlamıyor yani. Mesela evet iyi gideyim diyen de sensin. Yok bir gün yatayım, gitmeyeyim diyen de sensin yani. Değil mi? Ve çarşıya gittin, mesela bir dükkana girdin, bir şey alacaksın mesela. Adam sana önüne koyuyor telefonları veya gömlekleri veya işte ne alacaksan. Mesela sen orada karar veren sensin yani. Adam ne kadar seni zorlasa da şunu al diye işte bak bu çok güzel çok güzel diyebilir mesela. Ha sen çok güzelmiş diye almıyorsun. Bir de parasına bakıyorsun. Bir de sana ne kadar lazım? Gerekli mi? Yani kendi halini mütalaa ediyorsun. Ondan sonra karar veren sensin mesela. İşte burada evet bu olsun. Ben Bunu seçiyorum. Deme özelliğini yetkisini Cenabı Hak bize vermiş. Biz bunu hissediyoruz bak yani biz bu kendi yaşıyoruz biz bunu yani. Bizde cüz ihtiyari vermiş Cenabı Hak. Nasıl mesela göz vermiş. Gözle biz görüyoruz. Kulak vermiş, kulaklığı duyuyoruz. Bize cüz irade değil cüz ihtiyari de vermiş. Yani böyle bir şeyi seçebilme eee yetkisi mi diyelim, özelliği mi diyelim? Bize vermiş ve biz bunu kullanıyoruz yani. İşte bunu biz vicdanen yani düz iradede biz böyle bir robot değiliz. Rüzgarda uçan bir yaprak değiliz biz. Bize Cenabı Hak şahsiyet şahsiyet vermiş, değer vermiş. Kulum demiş sen kalkmak istiyorsan ben seni kaldırırım. Yürümek istiyorsan yürütürüm. Namaz kılmak istesem namaz kıldırırım. Gidip şu adamı dövmek istiyorsan mesela gücün varsa dövdürürüm. Yani şeyi İsteği sen yaparsın. İcra kısmını ben yaratırım diyor. İşte bunu bu şekilde olmasını olduğunu biz vicdanımızda hissediyoruz yani. Biz kendi kendimizi kontrol ettiğimiz zaman evet ya kararı veren benim diyoruz mesela vicdanı. Peki böyle gerçi bu vicdan kısmını ikincisini anlatacaktı. Biz bir birde anlattık. Cüzi radyo anlatırken oraya geçtik. Yani birde Cenab-ı Hak mesela cennete gittik. Bazı insanlar cennete gidecek, mükafat görecek. Bazı insanlar cehenneme gider ceza görecek mesela. Şimdi bu mükafat görecek olanların mükafatı hak etmesi gerekiyor. Hikmet iktizası. Mesela şimdi siz öğretmensiniz. Sınıfta mesela bir çocuğa 10 verdin. Size sorsalar niye 10 verdin? Ya verdim işte yani sen istediğimi veririm. Abes yani. Bak çalışmış, soruları yapmış. Ona göre 10 verdim. Bak bunu 3 verdin, 2 verdin. Benim canım öyle istedi diyemezsin yani. O zaman zalim olursun. Gösterirsin bak bunun not verdiği kağıt bu. Bu da 3 hak ediyor. 3. Yani bir insanın adil olması için verdiği cezanın doğru olması lazım. Hakim olması için de verdiği mükafatın da yerinde olması lazım. Şimdi Cenabı Hak da insanlara mükafat verirken veya ceza verirken yerinde olması gerekiyor, adil olması gerekiyor. Yerinde olması, adil olması için de kulun onu hak etmesi gerekiyor. Hak etmesi için de onun cüz-irade sahibi olması gerekiyor. Yani cüz-irade sahibi Olduğunun bir delili de ondan sonra hoş geldin. Bir delili de Cenabı Hakk'ın hakim ve adil oluşu. Mesela robot robotu düşünelim. Mesela robotta bir irade var mı? Yok. Yok. Mesela sen robotu kuruyorsun. Robot gidiyor birisini öldürüyor diyelim. İşte bu robot suçlu, robota cezalandırılan desen sana kim inanır? Burada irade kimde? O Bu robotu yapan ve onu programlayan da. Sen öldürün derler. Bak irade sahibine gidiyor. Bak insan o zaman iradesiz dersen insana robot demiş olman gerekiyor. İnsanın robot oluşu Cenabı Hak'ın hikmet ve adaletine ters oluyor. Cenabı Hak'ın da hikmet ve adalet sahibi olduğunu da bak ilk kelimelerle söylüyor. Elbette kainatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir adil-i hakim. Yani Cenabı Hak adil midir? Adildir. Delili nedir? Kainattaki adalet. Ölçü, denge yani. Mesela hakkına hak ettiğini vermek. Mesela diyelim ki kuş yaratmış. Kuşa ne lazım? Kanat vermiş. Ne kadar lazım? Mesela o kadar vermiş. Mesela ölçülü vermiş. Mesela ölçülü olması. Yani Cenabı Hak bir şeye bir şey vereceği zaman ölçülü veriyor. diyor. Demek ki insanın muamelesinde de ölçü olacak. Veya işte kâinattaki intizam, hikmet, ondan sonra intizam hikmeti gösteriyor. Cenab-ı Hak'ın böyle bir abes, manasız bir işi var mı? Yok. O zaman insanın mükafatı da öyle olmaması, yani abes olmaması gerekiyor. Elbette kâinâtın intizam ve mizan-ı lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir adil-i hakim insan için medarı sevap ve ve ikbal olacak. Mahiyeti meçhul bir cüz ihtiyari vermiştir. Anladın mı Muhammed bu konuyu? Konu kolay değil mi? Yani insan robot değildir. Sevap ve ceza kaynağı olacak. Evet. Mahiyeti de meçhul cüz ihtiyari verilir. Evet. Yani sevap mükafat demek, ceza da öyle. Mesela şimdi bir tabii insanlar işte cehenneme gittiği zaman Allah bizi cehenneme attı. Ya tamam de kardeşim, sen cehennemi hak ettin yani mesela. Şimdi bazı öğrenciler okuldan atılıyor mu hocam? Atılıyor. İşte hocalar ben okuldan atıldı, ben zalimim desen olur mu? Yok. Niye? Çünkü sen okula gitmemişsin, bilmem ne etmemişsin. Eee yaramazlık yapmışsın, kuruş yapmamışsın, atılmış yani o bak adalet tecelli etmiş mesela. Veya işte bir tanesi mükafatlandırılıyor, işte ona şey şeyler veriliyor mesela. Niye veriliyor? E diğerlerine göre daha çok gayret gösterilmiş. He. O zaman demek ki yani biz böyle cenneti isterken Allah'ım beni cennetine koy dediği zaman sadece dua etmekle kalmayacağız. Ona layık olacağız. Hak edeceğiz yani. Değil mi? Hocam bana işte teşekkürname ver, takdirname ver. İşte beni onurlandır filan. E tamam da yani sen ona göre bir layık ol yani. Layık ol yani değil mi mesela? Evet, sonra Muhammed Biza zure herkes kendisine bir ihtiyar hissede. O ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcud Bak şeref şeyi okuyoruz. Kadebe Sâri'sinin 2. mefasının başından okuyoruz. Sen Nurani'de varsan o PDF'i attım. Oradan da bakabilirsin. Yoksa kitaplardan da bakabilirsin. Yani hangisi hoşuna gidiyorsa. Evet Muhammed, bir daha okuyalım. Biza zure herkes kendisine bir ihtiyar hissede. O ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın. Evet, buraya kadarki kısmı bir şey yap. Demin biraz anlattım ya Vişdan. Herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder. İhtiyar ne demek? Yaşlılık demek. Yaşlılara ihtiyar mı deniyor? Yok. İhtiyar ihtiyar eee seçebilme. Mesela sen şimdi önüne seçenek kondu. Elma kondu, armut kondu, limon kondu, bir şey Kondu. Mesela diyelim ki, sen bir tanesini böyle seçebiliyorsun yani. Şu diyebiliyorsun mesela. Bu ihtiyar. İhtiyar Anladın mı Muhammed ihtiyar? ne olduğunu. Mesela şimdi buraya derse gelirken baban ne dedi? "Derse gelir misin?" dedi Muhammed. Seni bekliyor şimdi. Sen evet veya hayır diyebilirsin. Nereden bildin aklına? Bekledik ki nereden anlar. E şimdi doğru olan budur yani. Hani böyle insanın sorarsan irade iradesiyle hareket etmesi yani Allah bize bunu tanımış değil mi? Mesela sabah ezan okunuyor. "Ey kulum, kalk, namaz kıl." diyor. Ondan sonra seni oturtup ben senden yataktan söküp şeye banyoya sokup onu oradan da alıp secdeye atmıyor yani mesela. Öyle üzerinde bir şey yok. Sen tamam kılayım dediğin zaman kalkıyorsun yataktan. Abdest alıyorsun. Yani senin evet demeni bekliyor yani. Sen evet dedikten sonra fiil başlıyor. Yani Allah bize böyle cevretmiyor. Üzerimize bir Kudretiyle bizi böyle zoraki olarak böyle bir üzerimize sürüklemiyor yani. Biz seçiyoruz ondan sonra Allah onu yaratıyor. O zaman biz de diğer insanlara aynı şeyi yapmamız lazım mesela. Derse gelir misin dersin adam gelip gelmemeyi kendi karar verecek. Veya işte evladına mesela bir şey diyeceksin mesela kendi kararı verecek. Yani bu cüzi radenin Gelişmesine, doğru karar vermesine. Ama Allah mesela bize şey yapmış, irademizi bırakmış ama bize doğru yanışı da öğretmiş. Mesela peygamberler göndermiş, Kur'an göndermiş, üstadımız, alimler göndermiş. Bizi doğru yolu da göstermiş. Bak doğru yol burası. Bu da yanlış yol. Senin elinde de direksiyon var, dümen. Bak dümene dedim arabayı bu tarafa çevir ben götürürüm diyor yani ondan sonra. Demek ki biz de bu şey yapmamız gerekiyor. Ondan sonra kul nereye gitmek istiyorsa mesela cennete gitmek istiyor istiyor musun Muhammed? O zaman cennete giden yola girer değil mi akıllı insan? Mesela sen şimdi nereye gitmek istiyorsun? Arabaya bindin. Nereye gitmek istiyorsun? Mesela belene gitmek istiyorsun. Belene doğru dönersin. Mesela şeye doğru döner misin? Arsu'ya doğru dört yola doğru dönersen dört yola gidersin değil mi? Yani yolu bellidir. Cennete giden yol bellidir. İmandan geçer. salihten geçer. Şeriatın emirlerine ittibadan geçer. Onlara uyuyorsan demek ki bu adam Mesela bir adamın cennete mi gitmek istediğini, cehenneme mi gitmek istediğini nereden anlarsın? Sormana gerek var mı? Tercihlerinden. Araba nereye gidiyorsa adam oraya oraya istemiş demektir yani. Adam baktın araba Belen'e doğru gidiyor. Tamam bu adam Belen'e gitmek istiyor dersin yani. Sormana bile gerek yok. Bilir herhalde o kadar değil mi? Yani şey değilse temel fıkrası falan dinlemediyse. Hani demiş ya adam şeyde inmiş ya bir temel fıkrası var. O dinleme tesisi ile yanlış otobüse biniyor. Yanındakine soruyor "Nereye gidiyorsun?" "Ankara'ya." "Efendim İstanbul'a." diyor. "Teknoloji ne kadar ilerlemiş." diyor. "Aynı otobüste." diyor. Bir biz Ankara'ya gidiyoruz, bir biz İstanbul'a. Yanlış otobüse binmiş. Adam ona intikal etmiyor da teknolojiye şey yapıyor. Yani biz vicdanen Cenabı Hakk'ın bize Bir seçme hakkı, seçme hürriyeti verdiğini biz hissediyoruz. Yok ya ben işte bunu seçmedim, zorla seçtirildim diyebiliyor musun? Hiç sen şahitsin buna yani. Hatta ben şöyle gömlek alıyordum bir zaman. Adam iki tane gömlek çıkardı karşıma. İkisi de güzel. Ama bir tane almam lazım. Adam da bastırıyor, "Hadi karar ver." diye. Ya karar veremiyorum yani. Yani ondan sonra seçmen lazım. İşte renkleri de güzel. Fiyatlar aynı aynı zaten şey. Gömleklerin şeyi de aynı, kalitesi de aynı. Karar veremedim mesela bak. Dedim "Abi sen beni sıkıştırma." dedim. Ben hangi renk bana gider, ben bunları ölçeyim, tartayım. Sana 2 dakika bana müsaade. Mesela düşünün, taşın. Tamam, kararımı verdim. Şunu paketle dedim mesela. Bunu diyen kim? Ben yani. Ben düşündüm, taşındım, ölçtüm, biçtim. Karar da verdim. Kararımı da söyledim mesela. Bak bunlar yaşadığım şeyler. Vicdanen ben bunları yaşıyorum. Demek ki Cenabı Hak bana bu irade irade kabiliyeti mi diyelim artık buna? Seçme kabiliyetini Cenabı Hak bize vermiş yani. En büyük delil bu. Öbürü de delil. Öbürü kainattan Allah'ın isim ve sıfatlarını dayandıran delil. Bu da bir insandan delil, vicdan dan. Evet Muhammed. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır. Vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var. Vücudu bizde bedihi olduğu halde mahiyeti bizde meçhul. İşte şu cüzi ihtiyarı öğleler sırasına girebilir. Her şeyin malumatınıza münhasır değildir. Adem-i bilmemiz onun Adem'ine belalet etmez. Mesela burada da şimdi o tercih anımızda mesela o tercih dediğimiz şey nedir? O tercih eden kimdir? Neye göre tercih ediyor? O Tercih anındaki o tercih dediğimiz şey nedir gibi şeyler bilmeyebiliriz yani mahiyetini. Ama bunun var olduğunu biliriz. Çok şeyler var. Ama var olduğunu biliriz ama mahiyetini işte o neden ibaret olduğunu bilmeyiz. Mesela akıl mesela. Aklın var olduğunu bilir miyiz? Bilirsin mesela düşünürsün, taşınırsın. Mesela birisine sorarsın. Adam böyle akıllı akıllı cevap veriyorsa diyorsun bu akıllı diyorsun mesela. Ama akıl nasıl bir şey? Neye benziyor? Biliyor musun? E bilmiyorum ben o zaman inkar ediyorum mu? Değil. Mesela ruh mesela. İnsan bu beden içerisinde ağlayan, sevinen, gülen, hoşlanan, her türlü duyguları yaşayan bir varlık var değil mi? Bu insandaki et, kemik, yağ bu duyguları yaşayamaz. Peki bu nasıl bir şey yani? Ruhun mahiyetini biliyor mu? Bilmiyoruz. Bak çok şey var. Varlığı bize kati ama mahiyetini bilmiyoruz. Şimdi de ileride anlatacak da ileriki sayfalarda. Ama şimdilik diyor sen bunun var olduğunu bil. Mahiyetini bilmesen de var olduğunu bil. Mahiyetini bilmemek onu inkar etmeyi gerektirmez. Evet, şimdi 6'ya geçelim abi. Haşiye cüzgi ihtiyarın üssünün esası olan meyel Şimdi haşiye okumayacak mısın? Gayet müdakkik. Gayet müdakkik alimlere mahsus bir hakikattır. Evet, şimdi bu tabii bu yani alim var. İlim sahibi. Müdakkik alim var. Müdakkik alim ne demek? Müdakkik alim. Müdakkik. Lügat manası dikkatli de hani biraz daha böyle açılımını söyleyecek olursak müdahkik. Dikkatli araştıran, yani inceleyen, çok şey yapan. Yani arkasındaki mekanizmayı da çözen. Yani mesela kitaptan okursun, ezberlersin, buna âlim deniyor. İşte insana cüz irade vardır falan yani okursun, tefekkür ama arkasını sorgulamak, iç mekanizmasının olayı iyice derinlerine inip çözmek yani. Ona müdahkik deniyor mesela. Şimdi Herkes mesela işte tercihi insan yapıyor. Ama tercih nedir? Mahiyeti nedir? Terecüd nedir? Mürecih nedir? Ondan sonra yani olayın daha da derinliklerine inmek. Yani böyle şey gibi. Mesela uzaktan bakıyorsun şöyle büyük bir dört harfi var. Rakam olarak mesela. Sadece dört görüyorsun. Veyahut da Yasin şeyi söyleyeyim sana. Yani mesela Yasin kelimesi iki harftir değil mi? Yasin. Camilerde vardır Yasin tablosu. Uzaktan baksan iki tane harftir. Ama içine yaklaştığın zaman içine bir Yasin suresi var. Bak daha ince baktığın zaman içine Yasin görüyorsun mesela. Uzaktan bakarsan iki harf görüyorsun yüzeysel ama daha dikkatli baktığın zaman Yasin görüyorsun. Yani meseleler de böyle. Yani mesela temel olarak öğrendiğin zaman alim oluyorsun. Ana esaslarıyla yani. Ama iç detaylarını yeni birbirleriyle olan şeyleri falan iyice İçine girdiğin zaman müdahkik deniyor. Yani burası böyle işin daha iç mekanizması. Mahiyet yani mesela o tercih dediğimiz şey insana verilebilir mi, verilemez mi? Verilse ne olur, verilmez ne olur? Niye veriliyor, niye verilmiyor? Yani böyle bir sürü daha sorgulamalı bir mertebesi bu. Baştan bizi şey yapıyor. Yani böyle burası hemen okunup geçilecek bir yer değil. Tevkik edilmesi lazım. Ama şunu söyleyeyim. Yani burası böyle şah eser bir yer yani. Yani yüzlerce sayfalarda anlatılacak mevzu üstat çok veciz ifade etmiş. Mesela veciz ifade edebilmek de bir ayrı bir nimet ilahiye. Abi o da çünkü özellikle hani müdahit alimlere derken şeyde söylemiş olabilir mi? Hani biz de işte ya bakın siz de dikkatli olursanız Tabii. Yani siz de dikkatli olursanız Sana konuya göre daha fazla kapatacak, daha o zaman Tabii. tamam bir şey Tabii. Elbette canım. Yani sen müdahil ol diyor sana zaten işte. Tabii yani öyle okuyup geçme diyor işte. Yani burada müdahkik ol diyor. Yani bu müdahkik olmayla anlaşılacak diyor. Elbette yani onun için söylüyor. Yoksa bazıları mesela müdahkik alimlere mi bahs olmuş? Hadi geçelim. Hadi geçelim bunu bize göre değil dersen o zaman anlamı yok yani. Ordu üstad 7'ye mi yani kötü şey? Yok şeref şeref izin vermiyor bak. Müdahkik olacağız diyor. Müdahkiksek zaten sorun yok. Değilsek de sırası gelmişken hazır fırsat varken müdahkik olalım diyor. Evet, kaç tane adamız? Yani birimiz müdahkik olamasa bile bir araya gelince oluruz herhâlde, değil mi? Yani yedi kişi biri olsa yine Yok şimdi yedi tane akıl var burada şimdi. Bir eksiği zaman yedi akıl olmuyor bu artık. 70 oluyor, 700 oluyor. Yani bunlar böyle Geometrik büyüyor yani. Matematik aritmetik değil, geometrik değil mi? Mesela ihlas sayısı demiştin ya. Mesela 4 tane bir yan yana olsa 1166 olursa 4 yan yana olursa 111 oluyor. İşte burada da mesela 7 nalı bir yan yana olduğu zaman 1 milyon küsur edecek mesela. Yani böyle Yani o yan yana olmadığı sır nedir? Yani onun aklıyla düşünür. Onun gözüyle görür. Mesela şimdi benim bir gözüm var. Sizin gördüklerinizi de ben görüyorsam sekiz gözüm var demektir. Senin de sekiz gözün var. Onun da sekiz gözü var. Onun da sekiz gözü var. Kaç tane sekiz var? Sekiz tane sekiz var. 64. Normalde bak sekiz taneydi. Akıl da öyle. Yani o geometrik çarpan büyüyor. O da işte gerçekten Eee, böyle samimi, Allah için anlamak ile olur yani bu. İşte ben bildim bak. Gördünüz mü? Ben bildim yani ondan sonra. Bilemedim. Bak yani böyle şeylerden arınacaksın. Amacım sadece şurada bir parça bir şey anlayayım. İhlaslı olursa o oluyor. Yoksa başka duygular işte kendini beğendirme, satma vesaire duygular olduğu zaman ihlas şeyi kapanıyor. Mesela diyelim ki burada Muhammed güzel bir şey söyledi. Ben ben söylemişim gibi, ben düşünmüşüm gibi sevinmem gerekiyor mesela. Nasıl söyler ya ondan sonra ben söyleyecektim filan derse olmaz. Evet. Aleyküm selam. O aleyküm selam şey okuyoruz da bu Nurani adlıydı PDF. Orada 6. cıyı okuyoruz. Kitap Kaptan takip etmek isterseniz de Rüştü'ye, şey Şükrü'ye şey yapabiliriz. Sözler verebiliriz. Oradan takip etsin. Şurada sözler var mı? Yani ver. Ver. Sayfasını söyle abi sen. 467. Evet, şimdi bu 6'ncısının haşiyesi neydi? Muhammed bir daha oku. He. Ne anlayacakmışız bu kelimeden? 7'ye geç. Yok onu bak Şeref geldi onu dedi buradan dedi biz üstadın bir teşvik bizi teşvik ediyor. Daha dikkatli okuyun bak burayı diğer illere düz okuyun. Daha doğrusu diğer illere dikkatli okuyun. Burayı daha dikkatli okuyun demek istiyor diyor mesela değil mi? Biz öyle 12'ni aldık şey olarak. Tamam. Evet. Sonra sonraki cümle. Evet evet. Evet bu cümle işte bu cümleyi güzelce bir anlayalım. Cüz-i İştiyarinin üssül esası olan mevlan. Şimdi burayı bir anlayalım. Yönelme manasında demek. Kalbi diyor ki: "Git." diyor. Bak güzel olur. Ders olur, istifade edersin. Mesela bir içinden öyle bir önüne bir seçenek çıkıyor. Bir de diyor ki: "Ya şimdi yat. Bu sefer aşırt." diyor. "Uyu." diyor. "Yorgunsun." diyor. Mesela Mesela, değil mi? Bak. İkisi de duruyor işin önünde. Daha karar verdin mi? Vermedin. İşte bunlardan birisine böyle yönelmen Meylen. Meylen oluyor. Yani önüne seçenekler gelecek. Ondan sonra sen bir yerini seçeceksin. Seçenekler içinde bir yol Seçenek yoksa seçim de yok. Bak. İşte al cüz-i ihtiyari insan al bak cüz-i ihtiyari daha genel bir şey. Yani cüz-i ihtiyari ne demek? Sana Allah akıl vermiş, fikir vermiş, düşünce vermiş, irade vermiş, ortamı sağlamış. Tamam mı? Burada seçme kabiliyetleri vermiş mesela. Bu cüz ihtiyari oluyor. Sen bunu eee bunu kullanırken işte o seçeneklerden birine mail ettiğin anda buna meylen oluyor. Bak cüz ihtiyarın üst cül esası olan meylen. Sen meylen yapamazsan diğerinin hiçbirinin anlamı yok yani. Yani asıl olan meyelan. Yani meyelan eee varsa o temel oluyor yani. Meyelan varsa cüzi ihtiyarın anlamı oluyor. Mesela seni direksiyon koltuğuna oturtmuşsun. Önüne direksiyon konmuş. Tamam mı? Ama sen mesela şey yapamıyorsun. Seçim seçim yapamıyorsun. Mesela o meyelanı ortaya koyamazsan o zaman o ortamda bir anlam olmuyor. Tamam mı? Yani meyelan meyelan insandan bak cüzi İhtiyarı vermiştir diyor. Şimdi vermiştir olunca bu Allah'a ait bir şey oluyor. Ama meylan insana ait. Yani işin püf noktası burası. Meylan insana ait. Ama cüz hiyari yani o seçme kabiliyeti, o irade Allah'a ait. Allah sana onu veriyor. Sen onu kullanıyorsun. Kullanması insana ait. İşte kullanınca asıl olan üst esas yani temelin temeli. Mesela o mesela bina onun üzerine kurulur değil mi? Temel olmasa bina kurulmaz. O meylanın üzerine kuruluyor. Yani bütün bu seçme her şey o meylan olduktan sonra anlam kazanıyor veya vaki oluyor. Dolayısıyla yani düz ihtiyari üst esası olan meylan maturi diyece bir emri itibaridir abde verilebilir. Şimdi zaten iki tane İki tane itikat imamı var. Maturidi ve Eşari. İkisi de hak imam. Ondan sonra şimdi burada verilebilir mi, verilemez mi? Mesela şimdi seçenek ezan okundu. Sabah ezan okunuyor duydun. Değil mi kalkayım mı kalkmayayım mı? Biraz daha mı yatayım hemen mi kalkayım mesela? Düşünüyor ya mesela. Kalkayım dedin. Bu kalkayım demek kime ait? O bize ait. Onu biz, bizim o. Bizim sahip olduğumuz tek şey bu. Mesela bu göz kimin? Allah'ın kulak, beden, akıl, kalp, duygular, hisler, hepsini Allah yaratmış. Ruhtaki duyguları, kuvvi, kadabiye, şey, onlar da yani güneş, her şeyi Allah yaratmış. Hepsi Allah'ın malı, mülkü. Bize ait olan ne var? İnsana verilebilecek tek şey var. Bu da insanındır. Tek şey var. O nedir? Meylan. Meylan. Meylan insana ait yani. Tek malımız o. Onu ne kadar doğru yerde kullanırsak o kadar bahtiyar oluruz yani. O meylan yani bu meylanımıza sahip çıkacağız. Şimdi meylan bizim olmasa meylanı da Allah yaratıyor desek ne olur? Ne gibi sıkıntılar çıkar? O zaman der ki ya ben mesela namaz kılmayı seçmeyecektim, namaz kılmayı seçtim. Veya ben namaz kılmayı seçecektim. Meyhaneye gitmeyi seçtim mesela. Ben seçmedim. Bunu da Allah seçtirdi seçtirdi der. O zaman kulu cezalandırmak veya mükafatlandırmak olmaz yani. Mesela sen şimdi robota mesela robot tercihlerinde hür müdür? Değildir. Sen robotu Ona göre hareket ediyor. Robot gidip birisini öldürürse katil kim oluyor? Sen oluyorsun. Çünkü robotun iradesi yok yani. Yani insan o melanı insan kullanıyor olmasa insan robot olur. O zaman bir anlamı yok yani. Onun insan demenin de bir anlamı yok yani. Peki o melan eee abde verilmesi gerekiyor hikmetten. Peki abd abde verilebilir mi yani? Mesela desem ki ben bu yürmeyi ben yapıyorum. Desem olur mu? Şirk olur değil mi? Çünkü o yürümeyi Allah yaratıyor. Allah'ın yarattığı şeyi benim desem şirk olur. Bu göz benim desem şirk olur. olur. İşte ben düşünüyorum desem mesela o insan anlatırken insanın diyor efal-i ihtiyariyesi içerisinde en zahiri ekil. Kelam fikirdir. Yemek, söylemek, düşünmek. Bak düşünmeyi de Allah yaratıyor. Yani biz düşünmek istiyoruz. Bizi düşündüren Cenabı Hak. Yani düşünme bak ne kadar soyut bir şey ama varlık o. Varlık olduğu için o o da Allah'ım. Ben düşünüm diyemezsin. Şirk olur. Ama burada meylanı, bu meylan bana aittir demen şirk olmaz. Neden abde verilebilir? Çünkü onun vücut mertebesi emr-i itibari. Emr-i itibaridir, abde verilebilir demiş. Yani mahiyet olarak itibari bir emir. Yani böyle bir varlık dediğimiz düzeyde bir varlık değil, itibari bir varlık olduğu için onun abde verilmesinde bir sakınca görmemişler yani. Evet, sonraki Ben bu arada soru sorabilirsiniz. Yani böyle bunlar çünkü soruyla böyle tam yani kafanıza bir şey takıldı ama sorun yani. Çünkü diğer türlü şey olmaz. Tam zamanı yani. Evet. Fakat Eş'ari ona mevcub il mazari ile baktığı için abde vermemiş. Fakat o meylan meylandaki tasarruf eş'ariyeye bir emri itibaridir. He, şimdi burada İşte onunla bunun farkı ne şimdi abi? Farkı şu. Şimdi melan kelimesinin eee mesela ben kendi tefekkürümü söyleyeyim. Şimdi burada mesela önüne diyelim ki baklava kondu. Biraz daha böyle cazip bir şey olsun. Mesela baklava kondu. Şimdi baklavayı görür görmez içine ama yemek arzusunu meydana geliyor değil mi? Şunu yiyeyim hemen. Hemen bunu yerleştireyim diyorsun mesela. Bir arzu, bir istek oluştu mesela. O baklavaya doğru. Mesela şimdi buna meylan dersen bak bu da bir meylan etme gibi mail geldi gibi. Yani bunun adını meylan koyarsan meylan koyarsan bunun adına buna meylan dersen bu varlıktır. Yani bu var olan yani o insanın ruhuna mesela yiyeceklere karşı bir iştah yaratılmış bir şey. şey yani bu. Mesela kuvve-i şehviye, kuvve-i akliye, kuvve-i kadabiye üç kuvve ruha derc edilmiştir. Kuvve-i şehviye menfaati olan şeylere karşı meyil insanda yaratılmış. O kuvve-i şehviye yerinde bunlar türevleri. Yani ne diyelim? Türev yerine böyle açılımları mı diyelim? Mesela kuvve-i şehviye menfaatleri celbetme dediğin zaman burada eee bu şekilde görünüyor. İşte buna şey der sen, eee, buna mail dersen, eşraf demiş ki, yani bunun adı mail ise buna ben, buna emri itibari diyemem. Ama bu arzu, eee, mesela mahkemeye karşı uyanan arzu yok. Durdurabiliyorsun, geri çekebiliyorsun, başka şeye çevirebiliyorsun. Bak orada tasarruf edebiliyorsun. Mesela onu, eee, diyorsun ki mesela şu anda şeker var, kilo yapar, vakit de geç oldu. Yemeyeyim diyebiliyorsun bak. Ne oldu bak? Arzuyu kırabiliyorsun. Veya hadi yiyeyim diyebiliyorsun. Bak mail üzerine tasarruf edebiliyorsun. İşte burada bir kelime şeyi var benim tefekkürümde. Yani Maturidi o arzuya değil de direkt arzuların yönlendirilmesine meylan demiş. Emri itibari demiş. Eşari de o arzuya meylan demiş. Onun tasarrufu Tasarrufuna yani tasarruf demiş. Yani bak yani birisi şeye bakmış. O baklavayı yeme arzusuna bakmış. Bu da varlık demiş. Buna emri itibari diyemem. Bunun yönlendirme kısmına ben emri itibar ederim demiş. Öbürü direkt yönlendirme kısmına bakmış meylan demiş. Aslında yani bir isim farkı var. Bir de baktığı yer farkı var. Ama üstat ne diyor? Sonuçta diyor İnsana sonuçta ister mevlan olsun, ister tasarruf olsun fark etmez. İki imamın ittifak ettiği şey nedir? O seçimi insan yapıyor. Bak, fakat o mevlan tasarruf eş arifçe bir emri itibaridir. Öyleyse o mevlan o tasarruf bir emri nisbidir. Yani mühim olan burada insanın böyle bir seçim Bu seçmeyi, bu tercihi insana verebileceğimiz bir şey var mı orada? Var. İkisi de o ittifak etmiş. Ondan sonra öyleyse o meydan o tasarruf bir emri nisbidir. Muhakkak bir vücudu haricisi yoktur. Bak şimdi düşünelim beynimize düşünelim. Mesela bu geldi önüme. Hayalime geldi seçenek. Bak mesela o şeyi önüne geldi. Mesela işte namaz kıl içinden bir ses namaz kıl dedi. Yat dedi mesela. Yani bunları mesela bunlar var. Bak bunlar var olduktan sonra sen sen de varsın sadece şu diyorsun mesela. Yani orada yeni bir duygu yaratmıyorsun yani. Sadece tercihini gösteriyorsun. Yani mesela orada yeniden bir mesela sen alemde hiçbir şey yokken tercih yapabilir misin? Senin aklına bir şey gelmese namaz kılayım diyebilir misin mesela? Bak olduktan sonra sen tercih ediyorsun. Demek o tercihin bizzat bir varlık yok. Mesela şunu sen kabul etsen de, kabul etmesen de, düşünsen de, düşünmesen de, bu düşünmesen de bu var. Senin alakası yok yani bunun. O zaman bu yaratılmış bir şeydir yani. Ama bu eee senin beyninle o duygular, istekler var. Ondan sonra sen şu olsun demen kısımla yeni bir şey yaratmıyorsun yani. Sadece iradenle bunu seçiyorum diyorsun. Orada bir şey yaratılmadığı için ve o senin tercihin varlığı da o seçeneklerden sonra onun varlığına bağlı ise nispi varlık deniyor buna. Emri nispi. Yani burada onun mertebesini emri nispi olarak emri itibari koyduğun zaman bir varlık olmamış oluyor. Yaratılmış bir şey olmadığı için abde vermiyorsun. Mesela yaratılmış bir şey olsa abde veremezsin. Burada demek istediğiniz bir şey var mı? Buraya kadar. Şey var. Bak, bu sınavlarda çoktan seçmeli, şıkklı soru. Evet. Direkt soruyu sorup altına cevap istenen tarz bu örnek gider mi abi buraya mesela? İki örnek yani metafor olarak, örnek olarak buraya bundan sonra. Duyar mı? Ya şimdi dilinde seçenekler hazır bekliyor, sen seçiyorsun. Diğerinde hiç seçenek yok. Seçenek yok da ama orada sen önceden o şeyi öğrenmişsin, hafızanı almışsın. Onu sadece hafızandan kar da döküyorsun. Yani orada yeni bir şey üretmiyorsun yani mesela. Ya şimdi mesela burada örnek gelmiş. Alemine gelmiş mesela. Zaten böyle imkan böyle oluyor. Yani mesela sürekli eee sen mertebe katettikçe mesela şimdi ilkokul 1. sınıftaki çocuğa ne soruluyor? A, B hangisi mesela? Basit soruluyor mesela. Veya matematikte 2 + 2 kaçtır? 4 soruluyor. E sen onu geçtiğin zaman 2 x 2'yi soruluyor. Onu geçersen 2'den şöyle integral 5'den mesela onu soruluyor. Daha sonra diferansiyel bilmem ne. Yani böyle zorlaşarak gidiyor. Yani burada imtihan şeyinde Cenabı Hak önce diyor ki işte Müslüman olur musun? Tamam diyorsun mesela. Kabul ediyorsun. Sonra namaz kılar mısın? Tamam diyorsun. diyorsun. Bak bir kademe daha çıktın. Namazı işte tadil erkanlı abdestini istibralı şekilde böyle daha dikkatli alır mısın? Evet diyorsun. Mesela evet dedikçe ne oluyor? İşte bu namazı işte sırf Allah için kılar mısın? Yani böyle evet dedikçe ne oluyor? Sorular daha şey geliyor yani. Burada Cenabı Hak bizi işte biz mesela doğru seçenekleri seçtikçe Cenabı Hak bizim kaderimizi, mertebemizi yükseltiyor. Yeni bir şeyle karşılaşıyoruz. Mesela hizmet eder misin? Ederim. O zaman ihlaslı eder misin? Hiçbir maddi menfaat kabul eder misin? Ama sen daha hizmet etmeyi kabul etmemişsin. O zaman ihlas diye bir şeyden bahsedilir mi mesela? Yani sayıyla geliyor. Burada yani o seçenekleri Cenabı Hak önümüze çıkartıyor yani. Sen terakki ettikçe terakki ettikçe yani böyle daha da sen artık böyle eğer istikametle gidersen Doğruları seçerek giderse yükselerek gidersin mesela. Bu şekilde yani böyle mesela diyelim ki şeydesin bir şirkette çalışıyorsun veya bir yerdesin. Adam sana mesela oranın arabanın anahtarını vermiş ve oradaki makinelerin anahtarını vermiş, kullanma yetkisi vermiş. Bu sana değer verdiğini gösterir değil mi? Mesela gemi desin mesela geminin direksiyonu seni oturtmuş. Dersin ki, bu ne kadar çok değer veriyor. O zaman ben bu bana verilen bu değeri yerine getir yani hakkını vermem lazım dersin, değil mi? Yani insan Allah yaratmış. Sana Eee, bütün bu gemi gibi yani artık insan veya şey gibi demişsin direksiyonda o kaptanın köşkünde sen varsın yani. Bu hayatını ona göre yaşa yani mesela. Tercihlerini ona göre yap diyor mesela. Dolayısıyla ne oluyor? Sana büyük bir değer veriyor. Sen de bu verilen şahsiyetin Allah tarafından veriliyor sana bu şahsiyet. Veren kıymetli, vazife kıymetli. O zaman sen Sen de böyle ya mesela o seçenekler şimdi gelecek zaten. O seçenekleri seçerken cebir altında mıyız? Mesela cebir altında olsak yine biz tercih sahibi olamamış oluyoruz. Değil mi? Yani mesela diyelim ki telefon almaya gittin. Adam sana en son model telefonu koydu. O ötesi yok yani. Canın ne yapıyor? Onu almak istiyor mesela. Mesela değil mi? Hemen alıyor musun peki? Bak canını istiyor, baskı da var. Cüzdanı kontrol ediyorsun değil mi? Mesela buna bu bütçeyi verirsem evimin yolunu bulabilir miyim? Veya yani o istekler seni senin istekler önüne geliyor ama onlar senin iradeni elinden almıyor yani. Sen yine kendi alemin kendine göre birisini üstün buluyorsun. Mesela yani illa bu daha İyi, ve bunun şeyi daha güçlü diye onu seçmiyorsun yani mesela. Öbürünü seçebiliyorsun. Yani irade bağımsız. Burada irade bağımsızlığını da anlatacağım. Eğer irade bağımsız olmasaydı ne yapayım ben? Yani bu seçenek öbüründen daha cazipti. Bunu seçtim derdin mesela. Yine kurtulurdun. Cazip de olabilir. Ama sen seçmek istemedikten sonra seçmezsin. Değil mi? Eğer mesela şu anda Mesela hapishanedeki insanlar onlar da tercih yaptı, oraya girdi. Değil mi? Ya ne yapalım? Bu adam da bunu seçmiş, seçmek zorunda kalmış. Demiyor yani. Yanlış tercih yaptırmışsın. Hadi bakalım ha bir saniye diyorsun mesela. Yani sen onu tam baskı olabilir. Ama mesela diyelim ki birisi sana zulmetmiş. Seni çekip öldürmüşsün. Mesela hapse girmişsin. Tamam sen intikam mama duygusu olabilir, güçlü de olabilir. Ama o duygu senin elini bağlamaz. Seni cebretmez yani. Sen dersin tamam bu duygun çok güçlü ama ben bunu seçmiyorum. Ben yoluma gideceğim diyebilirsin mesela. Yani o tercih tercihi meselesini biraz erken girdik de. Yani melan meselesi nin altında da yine eee böyle şeyler var. Evet. Muhakkak bir vücudu hariç hariç yoktur. Ne demek? Muhakkak bir vücud-u haricisi yoktur. Neyin muhakkak bir vücud-u haricisi yoktur? Melanın. Yani melân dediğimiz şey neydi? Yönelmek. Bizim düşünüp taşınıp evet bu olsun. Biz bunu mesela bilmediğimiz, yaşamadığımız bir şey değil. Bunu belki günde 100 defa yaşıyoruz. Namaz kılayım diyorsun bak. O meylan işte. Abdest alayım diyorsun, meylan. Yemek yiyeyim diyorsun, meylan. Çocuğu gezdireyim diyorsun, bak meylan. Yani bunlar sürekli yaşıyoruz biz bunu. Kalkayım biraz yürüyeyim diyorsun, meylan. Ders çalışayım, meylan. Değil mi? Gideyim şunu döveyim diyorsun mesela. Meylan. Mesela yani biz bunu hep yapıyoruz yani. Biz o meylanı ortaya koyunca Cenabı Hakk'ta iradesi tecelli ederse onu yaratıyor. Yani bize ait olan kısım orası. İşte o Bu meranı yaparken orada sırf iyi düşünmemiz gerekiyor işte. Onu acele etmememiz gerekiyor. Doğru mesela önümüzde iki seçenek var. Birisi şeriat diyor ki yap, öbürüne yapma diyor mesela. Sen hep böyle eee o meranı yaparken hep orada durup ne yapmamız gerekiyor? Cenabı Hakk'ın rızası hangisinde? Şeriat hangisi? izin veriyor. Hep o şekilde hareket edersek doğruyu tercih ederiz. Değil mi? Değil mi? Şimdi bu mela'nın varlığı emri itibaridir. Emri itibarı olduğu için de abde verilmesi herhangi bir sakınca yoktur. Burası bitti değil mi şimdi? Evet bundan sonraki kısım. Evet. Buyur Muhammed. Evet, emri itibari ise Şimdi o meyalanı biz koyuyorduk ya ortaya. O meyalanın var olmasını nasıl var oluyor? Onu şimdi tefekkür ediyor. Tamam. Meyalan emri itibaridir. Abde verilmesinde bir sıkıntı yok. Peki o meyalanın varlığı nasıl oluyor? Yani nasıl var oluyor? İlleti tamme istemez ki illeti tamme vücudu için. Yani emri itibarın kendisi. Mesela şu gözlü kılıfı emri emri itibari midir? Eee harici varlık mıdır bu? He? Harici varlıktır. Bu ile de tamme ister mi? İster. Yani illeti tamme demek Allah'ın iradesi, kudretinin tecellisi. Yani onun var olması için yeterli şart. Allah bunun yaratılmasını isteyip "Oğul" dediği anda bu olur mu? Olur. Demek Allah'ın "Oğul" demesi eee illeti tamme eder. Tam illet yani. Artık daha başka bir şeye gerek yok. Sebep tamamen muşru oluyor. İlleti tamme. Şimdi bu meylân denen şey için Allah'ın kudretinin tecelli etmesi gerekiyor mu? O seçeneğin o seçme olayı için. Tam değil, değil mi? Bak cümleyi okuyalım. Şimdi bak burada iş artık ince sokaklara girildiği için cümleden şaşmayacaksın. Bak. Emr itibari ise illedi taamme istemez ki. Bak taamme eksik diye bir şey söylemiyor. İlledi taamme istemez diyor. Yani kudret-i ilahinin tecelli etmesine gerek yok burada diyor. Çünkü bu itibari bir emir. Yani bir ortaya bir varlık yaratılmıyor burada yani. Var olanlar üzerinde sen bir seçim yapıyorsun. Yine tamme istemez ki ileri tamme vücudu için yani Hazreti İlahinin tecelli etmesi için, eee, ilet tam vücudu için yani o yaratma zorunluluğu, o zorunluluğun varlığı için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya gelip ihtiyarı ref etsin. Evet. Yani bu, eee, emr itibari dediğimiz meyelanı Allah yaratıyor olsaydı diyor. İnsanın ihtiyarı ref olurdu diyor. Yani insan vazgeçemezdi tekrar. O şey hemen yaratılırdı diyor. Çünkü mesela Allah'ın yaratması nasıl oluyor? Allah bir şeyin olmasına irade ettiği zaman ona ol der o da oluverir diyor. Yani irade ile kudret aynı anda tecelli ediyor. Ol diyor oluyor. Dolayısıyla em itibariyle Allah yaratmış olsaydı mesela hemen o onunla beraber o iş hemen bu vücuda çıkardı. Vücut çıkmıyor. Haşa mesela diyelim ki meyhaneye gideyim diye karar veriyorsun mesela. O ara diyorsun ki şeriat yapma diyor mesela veya birisini döveceksin, zulmedeceksin mesela. Şeriat yapma diyor. Vazgeçiyorsun bak. Karar verdiğin halde karar hemen vücuda gelmiyor. Vazgeçebiliyorsun. Eğer o iletim isteseydi ve yaratılan bir varlık olsaydı vazgeçemezdin. Demek ki orada yani sen istiyorsun, Allah yaratıyor. İşte sen istedikten sonra Allah'ın yaratmasına kadar aradaki vakitte istekten geri dönebiliyorsun. İşte burada üstat buradan bunun ispatını yapıyor yani. Onun emri itibari olduğu ispatını yapıyor. Yani emri itibari tersinden düşünelim mesela. Emri itibari varlık olsaydı abde veremezdik. Hani desek ki mesela emri itibari belki o meylan belki de varlık. Hemen sen emri itibari dedin. Belki de o varlık deseydin. Üstat diyor ki o varlık olsaydı onu Allah yaratması gerekirdi. Allah o mevlanı yaratınca da o mevlan hemen vukua gelirdi. Yani neyin mevlanı ise o hemen gerçekleşirdi. O zaman sen vazgeçemezdin. Demek ki vazgeçebiliyor olman onun varlık olmadığının dolayısıyla Kudret-i İlahiyenin tecellisiyle var olmadığının delili olmuş oluyor diyor. Delil getiriyor yani. Çünkü sen onu vazgeçebiliyorsun. Yani mesela seçiyorsun, tekrar vazgeçiyorsun. Mesela şu telefonu alayım diyorsun örnek mesela karar verdin. Biraz sonra diyorsun ki o kadar para için de bunu vermek doğru olmaz. Vazgeçiyorsun mesela. Ne oldu? Bak karar vermiştin. Meydan vaki olmuştu. Sonra bak öbür vazgeçtin. Adam diyor ki işte kampanya yapalım sana diyor. 12 ay taksit. Bu sefer diyorsun ki iyi o zaman tamam alayım diyorsun. Bak ne oldu? Yani böyle şey yapabiliyorsun yani dönebiliyorsun. Anlatabiliyor muyum mesela? Seninle alakalı seninle alakalı bir şey. Böyle dönebiliyor olman bu senin elinde olan bir şey bu. Bu yaratılan bir şey olsaydı bu dönemezdi. Hemen karar verdiğin anda olurdu. İhtiyar ref olmuyor yani. Burada mesela belki o emri itibari emri itibarinin illeti bak emri itibari o zaman şimdi tamam kudret-i ilahi yaratmıyor. Orayı da anladık. O zaman o emri itibarinin ortaya çıkartan şey nedir? Nedir yani o zaman o seçim seçimi yapan seçimin varlığın sebebi nedir? O emr itibarinin illeti bir rüççaniyet derecesinde bir vaziyet alsa o emr itibari sübut bulabilir. Evet, burası çok ince bir nokta. Emr itibarinin illeti. Şimdi emr itibarinin meylan. Meylan nı seçen irade değil mi mesela? Sen iraden. Rüççaniyet derecesinde vaziyet alsa. Mesela eee kılayım Atılmayayım mı? İşte derse gideyim mi, gitmeyeyim mi? Bak belki ortada kararsızsın değil mi mesela? Bir tanesine olan isteğin artsa yani. Ya gideyim. Dediğin anda şahaniyet kazandığı anda o seçimi yapmış oluyorsun diyor. Üç hanet derecesinde bir vaziyet alsa o em itibari sübut bulabilir. Sen onu bir tanesine böyle yönelmenle o şey sübut bulabilir. Öyleyse onu o anda terk edebilir. Yani sen seçtiğin için geri vazgeçebilirsin. O rüçaniyet değişebilir. Ondan sonra mesela diyelim ki derse geleceksin baktın yağmur yağıyor. Tamam diyorsun yağmur bak yani o yağmurun yağıyor ol bak burada seçenekler arasındaki kıyas değil burada. Eğer seçenekler arasında kıyas olsaydı namaz kılmakla kılmamak eşit değil yani. Namaz kılmak Kılmamak eşit olur mu? Namaz kılmak ağır bir şey mesela değil mi mesela? Veya işte derse gideyim mi gitmeyeyim mi? Mesela. Mesela yağmur da yağsa, şey de yağsa mesela yani onu engelleyecek bir şey değil. Burada seçenekler değil. Senin seçenekleri olan verdiğin rüçaniyet sana göre yani. Sana mesela sana göre namaz kılmak her zaman üstündür. Başkası göre değildir mesela. İnsanlar arasında da mesela seçimler farklı oluyor. Bu seçilenlerle alakalı değil bu. Senin ona verdiğin değerle alakalı. Dolayısıyla o rüşaniyet seninle onun arasındaki bağ oluyor. Yoksa o seçeneklerin kendi arasını karşılaştırması değil. Mesela burada işte o bardak örnekleri falan veriliyor da burada eee yani seçeneklerin o terecü kısmına giriyor. Bu tercih kısmı seninle alakalı. Emri itibarının illeti bir rüşaniyet derecesinde bir vaziyet alsa o emri itibari sübut bulabilir. Öyleyse o anda onu terk edebilir. Kur'an ona o anda diyebilir ki şu şeydir yapma. Mesela diyelim ki yapacak. Diyelim ki bir şey işleyecek. Ee hemen bunu Allah bunu men ediyor diye aklına gelince vazgeçiyor mesela değil mi? Bak vazgeçebiliyor. Şeriat Kur'an ona Kur'an ona Kur'an ona o anda diyebilir diyebilir ki şu şerhir yapma. Evet. Buraya kadar soru var mı? Soru sormak isteyen. Var mı şükrü soru? En dikkatli dinleyen şükrü dersi maşallah. Sonra Muhammed arkasında Muhammed zaten okuduğu için şey değil. Evet. Yani bunlar böyle müdahkik konular ama en azından eee bir cücür ademiz olduğunu, bunun bize ait olduğunu değil mi? Çoğu şeyi yine öğreniyoruz ya. Evet. Yani bunlar böyle tekrar tekrar ara ara tekrarlanarak okunacak şeyler aslında. Hani böyle ilk defa hemen o nüfuz etmek zor. Ara ara böyle okuyacağız. Evet, buyur Muhammed. Belki o emri itibarının illeti bir rüşhâniyet derecesini bir vaziyet alsa o emri itibari şübhât bulabilir. Öyleyse o anda onu perk edebilir. Kur'an'a ona o anda diyelim ki, Kur'an ona o anda diyelim ki, şişerdi yapma. Mesela burada önemli bir şey daha var. Mesela bize diyorlar değil mi? Sen ne biçim gençsin? Sen salak mısın? İşte bu kadar zevk, sefa, keyif, ortalıkta her şey Şey mesela sen niye böyle ot gibi yaşıyorsun filan mesela değil mi? Bazen bize dalga geçiyorlardı. Sen yaşamasını bilmiyorsun filan mesela. Biz her şeyi biliyoruz kardeşim yani salak da değiliz, manyak da değiliz, her şeyi de biliyoruz. Bize şu cümle bak. Kur'an ona o anda diyebilir ki şu şeydir yapma. Bak biz eee yani senin gibi yaşamakta ne var ki? İpini koparsan herkes öyle yaşayabilir. Ama biz kulağımızın biri Kur'an'da yani. Kur'an buna ne diyor yani? Değil mi? Bu şer yapma dediği için ben duruyorum. Yoksa ne var yani? Serserilikte zor bir şey mi serseri olmak? En kolay şey. Yani. Demek ki burada yani Kur'an'ı dinlemek eee yani bize şerreden alıp koyan şey Kur'an'ı dinlemek. Şu anda mesela şerler çok kolaylaştı. Sen bunu nasıl engelleyeceksin? Mesela şu anda uyuşturucu çok yaygınlaşmış mesela. Mesela nasıl engelleyeceksin gençleri? Ancak bak bunu Allah men etmiş dediğin zaman onu durdurabilirsin. Yoksa anasından, babasından gizli içebilir. Yani onu içmek istedikten sonra her türlü içebilir. Ama Allah sen nerede olursan ol görüyor mu Allah seni mesela? Allah'tan saklanan bilir misin? Meleklerinden saklanabilir misin? Dolayısıyla yani insanı frenleyen şey şu şey Kur'an buna şer diyor. O zaman orada diyorsun burası burası benden uzak dursun mesela. Demek ki tercihlerimizde meyarlarımız kullanmada istikametin doğrunun en önemli daisi, sebebi neymiş O'nun hocam? Kur'an'a kulak vermek. Şimdi Kur'an'a kulak verdiğimiz zaman kime kulak vermiş oluyoruz? Allah. Allah kulak vermiş oluyoruz. Bu bedeni yaratan, bu vücudu yaratan, bu hayatı veren kim? O zaman söz sahibi kimdir? Allah. Değil mi? Söz sahibi her mal onunsa mülkünde kim kimin sözü geçer? Sana bakın sözü geçer. Evet. Tamam. Sonra? Evet. Eğer A B D A L K F A İngiltere Hello. Hali ki ev ali bulunsaydı ve icada iktidari olaydı o vakit ihtiyarı ve olurdu. Çünkü 20 usu ve hikmette Kaidesinde muharred ki bir şey vacip vacip olmazsa cüda gelmez. Yani İllet-i tamme bulunacak. Sonra videoda gelebilir. İllet-i tamme ise malülü, ma malülü izzazure de bin bin vücub ittiza ediyor. O ekit ihtiyar kalmaz. Bak, şimdi burada çok önemli bir mesele var. Şimdi mutezile mezhebi var. Ne diyor mutezile mutezile mezhebi? Kul fiilinin halikidir diyor, değil mi? Yani kul kendi fiil fiilleri, insanın fiillerini kim yaratıyor? Kul kendi yaratıyor diyor. Mutezile. Yani şık koşuyor. Değil mi? Cebri ne diyor? Cebri de diyor ki, ondan sonra eee insanın iradesi cebir altındadır. Yani Allah'ın o iradesini insan kendi kullanmıyor. Cebir altındadır. Yani onun vücudunu Allah yarattığı gibi iradesine de Allah müdahale ediyor. cebir. Bak birisi komple cüzi değil de fiilleri de insana veriyor. Murtezile. Cebri de tercihi de fiilleri de Allah'a veriyor. Biri bir uçta öbürü öbür uçta. Doğrusu nedir? Tercihler isteme kısmı insana aittir. Yaratma kısmı Allah'a aittir. Mesela ben yürüyeyim dediğim zaman bu bana bana aittir. Yürümem Allah'a aittir. Yemek yiyeyim dediğim zaman o yemek yeme isteği bana aittir. O yemek fiilini yaratan Allah'tır. Yani isteme, tercih, karar bize aittir. O kararı uygulamak Cenabı Hak'a aittir. İstiqameti bu. Burada çok güzel bir cevap veriyor şeye. Bu ikisine. Eğer insan fiillerinin yaratıcısı olsaydı yani hem isteyen insan olduğu gibi istediklerini de yaratan İnsan olsaydı, insan istediği anda o şey olurdu. "Vazgeçemezdi." diyor. Nasıl mesela Allah bir şey yaratmak istediği anda irade, kudret aynı anda tecelli ediyor ya. O şey oluveriyor mesela. İnsan da mesela şunu yapayım dediği anda onu yapardı hemen. Biraz sonra döneyim, vazgeçeyim diyemezdi yani. Bak burada ne yapmış oluyor? Kul fiyumin haliku olmadığını ispatlamış oluyor. Eğer abd, evet eğer abd halik efali bulunsaydı ve icadı itidarı olsaydı o vakit ihtiyarı ref olurdu. Şimdi bilirsiniz o pedefi atmıştı Mustafa, gelmiştir nurani'de. Yani Yani oradan takip edilebilir. Çünkü ilmi usul ve hikmete kaidesiyle kaidesince mukarrerdir ki bir şey vacip olmazsa vücuda gelmez. Yani bir şeyin olması için eee ne gerekir? Vacip olması gerekir. Vacip olması da kudretin tecelli etmesi, ol demesi. Kudret ol dediği anda o şey vacip olup olması ve olur. Yani illet-i tamme bulunacak sonra vücuda gelebilir. İlleti tamme ise malulu bil zarure ve bil vücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz. Peki ihtiyar var mı? Var. Demek o zaman böyle değil. Ya şurayı da okuyalım. Bu da olsa çok önemli. Biraz sıkalım dişimizi. Evet, buyur Muhammed. Eğer desen Eğer desen tacci bila yüreci muhalli Halbuki o emri itibari dediğimiz kes bir insanın bazen yapmak ve bazen yapmamak. Eğer mucip bir mürecci bulunmazsa tercih bila mürecci lazım gelir. Şu ise usul-ü kelamiye kelamiyenin en mühim esasına etmedi. Evet. Şimdi bu tercih yaptı ya adam. Tercih yaptı. Bu tercih yaparken tamam tercihi insana verdik. Doğru mu? Cemil tercihi insana verdik. Burada diyor ki tamam tercihi insana verdik ama insan bir şeyi tercih edeceği zaman o tercih ettiği şeylerden dolayı onu tercih ediyor. Dolayısıyla yine o tercihi insana ait olmamış gibi oluyor bu sefer. Bak tercih insan yapıyor. Ama tercih insan yap varken eee tercih ettiği şeyler onu etkiliyor. Mesela tercih ettiği şeylerden kaynaklanıyor. İşte o mesela güzel oluyor, lezzetli oluyor, ne bileyim daha kuvvetli oluyor arzu mesela. Ondan dolayı tercih ediyor dersem buna da adaletli bir seçim olmaz. Dolayısıyla oradan da yani burada sorumluluktan hep kaçmaya çalışıyor. Önce meylanı Allah diyordu. Meylanı Allah veriyor diyordu. Sorumluluktan kaçacaktı. Yok mevlan insana ait dedik. Oradan şimdi mevlanı bu sefer sebebi lazım. Mesela bunu niye seçiyor? Sebebi olması lazım diyor. Bir sebepten dolayı bunu seçiyor olması lazım diyor. E sebepten dolayı seçiyorsa o zaman bu seçime demek değildir. O zaman o sebebin etkisi vardır. Suçlu sebep olur. O sebebi de Allah yaratmıştır. Dolayısıyla yine sorumluluktan kaçacak. Mesela burada da mesela mantıkta bir kaide ile karşısına geliyor. Kayde yanlış tatbik ediyor. Bak tercih bile amireci muhaldir. Yani tercih etmesi için bir sebep olmadan tercih edemez diyor. Doğru mu? Doğru diyor. Değil. Yani daha doğrusu şöyle. Tercih ve terecüh farkı var. Tercih için eee mürecihe gerek yok. Terecüh için var. Açabiliriz. Şöyle mesela diyelim ki ben önce terazi örneği vereyim. Önümüzde iki kefeli terazi var. Tamam mı? Ondan sonra kefeleri eşit. Bu dengede mi bu? Dengenin bozulması için oraya bir şey koyman lazım değil mi? Bir ağırlık koyarsan denge bozulur. Burada diyor ki o dengenin bozulması bozulması için bir sebep lazım. diyor. Yani, eee, sebep olmadan yani ki orada üzerine bir şey olması gerekiyor diyor. Onun ağır olması lazım, güçlü olması lazım, özellikle olması lazım ki o şeye bassın diyor mesela. Tamam mı? Şimdi orada, eee, seçin tercihler arasında işte bu bundan üstündür, daha ağırdır demek için ona terekküh deniyor. Sebep lazım, doğru yani. Ama Senin seçebilmen için, herhangi birini seçebilmen için sebebe gerek yok. Bak, seçebilmek tercihtir. Buna sebep yok. Seçeneklerin eee, iyi ve kötü, kuvvetli, aralarında bunlar üstündür deme tereccühtur. Onun senin onun gerçekten izah etmen gerekir. Niye daha üstün olduğunu. Burada yani üstat tercih edebilirsin diyor. Mesela büyük vardır, küçük vardır. Sen küçüğü seçebilirsin. Senin tercihinde eee, tercihindeki rüşaniyet önemli. Örnek vereyim. Örnek şöyle. Mesela diyelim ki He? He ver. Tamam ver buyur. Anlamaya çalışıyorum. Tamam. Eee iki oğlumla Tamam. derse çağırdım. Gidelim dedim. Tamam. İkisi de düşündü. Yine yalanla bulundular. O dersin hani sebep mürecih diyor ya. Tamam. Birisi geldi. Birisi gelmedi. Eğer sebep olsaydı ikisinin de aynı kararı vermesi Evet. gerekiyordu Evet. Evet. Tabii. Tabii. Oradan da bozmuş. Tabii. Bütün insanlar aynı şeyi seçmesi gerekirdi ve her zaman onu seçmesi gerekirdi insanın. Sebebe atmak He. çok gayri ahil bir durum olmuş Tabii. oluyor Müşterek onu söylüyor zaten burada. Mesela bu hafta geliyor, mesela öbür hafta gelmiyor. Ne oldu? Bak yani aynı kişi mesela namazı kılıyor, öbür gün kılmıyor mesela diyelim ki veyahut da başka bir şey yapıyor. Yani bak tercihler değişebiliyor ama onlar aynı. Demek ki burada eşyanın varlığı ondan sonra mesela için ev alacaksın. Mesela büyük ev daha güzeldir. Adam küçüğü seçebilir yani. Ben küçüğü seviyorum diyebilir. Yani bu senin hangisinde senin seçerken ki senin sana göre üstün olması farklı bir şey. Onların kendi arasında üstün olması farklı bir şey. Bak üstün olmak üstün tutmak. Üstün olması için bundan üstündür diyorsan bir açıklama getirmen gerekiyor. Ama ben bunu seçiyorum demen için hiçbir sebep söylemene gerek yok. İstediğimi seçerim. Sebepsiz kötü de seçerim. İyi de seçerim. Yani seçerken bir sebebe gerek yok. Ne oldu burada? Yine bu mescid şeyi sorumluluğu şeye atacaktı. Sebebi sebepler atacaktı. Bak müftü dedi ki o kaydı iyi sen yanlış uyguluyorsun dedi. Bu buradaki sebep yani seçim sebebi cüz iradedir yani. Şey değildir, seçilenler değildir. Mesela şimdi diyelim ki kötülük yapmak çok istiyorsun. Mesela Ramazan'da veyahut da diyelim ki oruç tuttun. Çok susadın mesela. Bak su içme meyili çok yüksek. Gidip içiyor musun? İçmiyorsun bak ne yap bak irade son sözü yine irade söylüyor. Oruçsun, sabret diyor. Sabrediyorsun. Bak ne oldu? Bak o mail ne kadar güçlü bile olsa irade masaya umrunu vurdu mu? İrade iradenin dediği oluyor yani mesela. Yoksa işte çok susamıştım, içtim, ne yapayım? Sen çok susamıştın. Bak içmeyebilirdin yani. Sen iradeni kullansaydın içmeyebilirdin bak. O zorlayabilir. Cemil Özdemir sıradan bıraktı. Biz daha bırakamam. He. Evet, yani o irade işte. Yani iradeye kalmış bir şey. Aynı sebebi biz de biliyoruz. Neden bırakmamız gerektiğini biz de biliyoruz ama bırakmıyoruz. O bıraktınız. İşte bu altıdan sonra yedi geliyor. İradeyi güçlendirmenin formülünü söyleyecek. Yani iradenin böyle yumruğunu böyle sert vurmak için iradeyi güçlendiren şey nedir? Doğa ve tevekküldür. Doğa ve tevekkülle diyor hayrı olan meylan kuvvetlerin diyor. Yani hayrı seçmen kuvvetlenir. İstiğfar ve tövbeyle de şer olan meylin kırılır diyor. Dolayısıyla insan iradesinin hayrı işleme şeyini kuvvetlendirir. Şer olan meylin kırarsa irade çok kolay karar verir yani doğru seçer. Üstat yani tövbe ve istiğfar tövbe istiğfar meylan şerri kırıyor. Dua ve tevekkülle meylan hayrı kuvvetliyor. veriyor. O 7'de gelecek. O yetişmez bugün de. Ama ben önceden söylemiş oldum. Evet, şimdi tercih bila amireci muhaldir diyor. Halbuki o emr itibari dediğimiz kesb-i insani Bak, kesb-i insan. Bu kesb de çok geçiyor külliyatta. Yani bazı kelimeleri tam oturtursak âlemimizde Mesela burada kesb-i öğrendiğin anda külliyatta belki 100 yerde geçiyorsa 100 yer aydınlanıyor. Olmuş oluyor. Kesp demek işte o. Yani insana ait olan şey. İnsanın yaptığı şey. İnsanın yaptığı şey nedir? İşte o seçeneklerin önüne geldiği zaman iradenin kullanıp eee seçimini yapmak kestir yani. O insana aittir. Ondan sonraki bütün arkasından gelen her şey yaratılanların tamamı Allah'a aittir. Asıl kesbin şeyi bu. Yani insana insana verebileceğimiz iş o tercihi yapmak. O emr itibari dediğimiz kesbi insani bazen yapmak ve bazen yapmamak eğer mucip bir merih bulunmazsa yani onu Bazen yapıyoruz, bazen yapmıyoruz. Mucip bir mürecih. Yani onu icap ettiren, tercih ettirici sebep olmazsa diyor. Tercih ettirici sebep olmazsa tercih olmaz. Mürecihsiz tercih meydana gelir. Orada muhaldir diyor. İşte burada mucip-i mürecih ne demek yani mucip-i mürecih? Mürecih tercih ettirici sebep. Mucipte illa ki onu zoraki tercih ettiren sebep. Olmazsa diyor. Tercih bile amireci olur. Sebep olmadan bir seçim yapılmış olur. Sen bunu niye seçtin? Bir sebep söylememiş olacak. Seçim olacak. Sebep söylemeden seçim olmuş olacak diyor. Bu da usul-ü kelamiyenin en mühim esasını etme der. Yani kelam ilminde ki mantık nedir? Yani bir şey varsa mutlaka sebebi vardır. Diyor. Üstat diyor ki burada tamam bu sebebi vardır. Bu şeyden olsa Yani varlık âleminde işte bu bundan ağır diyorsan mesela onun gerçekten ağır olması lazım. O ağırlığının yaratılması lazım. Yani varlık âleminde karşılaştırmalarda eee bir sebep açıklaman gerekiyor yani. Mesela bu daha güzel, bu daha ağır, bu daha şey dediğin zaman gerçekten onun böyle bir özelliği olması lazım. O hüküm verebilmen için. Yani gerçek dünyada ona terecüd deniyor. Onun için bir Sebep göstermen gerekiyor. Ama insanın aleminde, insanın seçimlerinde o seçeceklerden bir sebep olması şart değil. İnsanın iradesi bir sebeptir orada tek başına. Mesela Allah'ın bir şey yaratması için bir sebebe gerek var mı? Yok. İstediği yana yaratıyor. Onu Allah bize bizim alemimize vermiş yani. Biz seçenekler içerisinde şunun üstün, bunun üstün, şöyle olmasını gerek yok. Sen istediğini seçebilirsin. Hatta bunu mesela bazıları bardak örneği veriyor. Mesela iki tane paşa parça bardağı koydun. Gerçekten eee seçebilmen için bir sebep gerekseydi seçmemen gerekiyordu. İkisi aynı. Eşit yani. Seç seçemiyorum kardeşim. Aynı yani. Birisi büyük olsaydı hani seçecektim. Bak iki aynı şeyi bir de olsa bak seçebiliyorsun. Tamam bu olsun diyorsun mesela. Bak sebep gerekmiyor yani. İrade hangisini istiyorsan onu seçiyor. Sebep olarak irade yet Yeterli. Ama dışarıda işte bu bardak öbür bardaktan daha iyi dediğin zaman onu açıklaman gerekiyor. Bir açıklaması lazım mesela. Hüküm koyuyorsun. Dolayısıyla bu tercih ve mürecih muhaldir. Bu güzel halde tercihlerde geçerli değil bu kaide. Bu dış dünyada geçerlidir. O dış dünyada da ona terecüd deniyor zaten diyor. El cevap terecüd bila mürecih muhaldir. Terecüdü bila müreci muhaldir. Ne demek? Terecüdü ayrıdır, terecüdü ayrıdır. Çok fark var. Yani müreccisi sebepsiz rüçaniyet muhaldir. Müreccisi sebepsiz rüçaniyet. Mesela bu ev bu evden üstündür. Veya namaz kılmak namaz kılmamaktan üstündür. dediğin zaman eee gerçekten bunun bir izahı açıklaması gerekiyor. Değil mi? Bak bunu Allah'ın emri var. İbadet vesaire. Mesela kılmo, ondan sonra abes bir şey mesela ne yapıyorsun? Bir sebep ortaya koyuyorsun mesela. Yoksa tercih bila mürecih caizdir ve vakidir. Yani insanın çekinlerinde eee herhangi bir sebep olması şart değil. Mesela bu satış elemanları oluyor. Sen bir ara uğraşıyordun değil mi satış elemanı olarak mesela? Sen o kadar ürünü güzel anlatıyorsun. Adamın ağzın suyu akıyor. Sen diyordu, "Alacak bekliyorsun." mesela. O kadar anlatmışsın. Her şey sebepler de tahakkuk etmiş. Adam beğenmiş. "Almayacağım." diyor adam mesela. Ne oldu? Bak mesela mürecih var. Mürecih yani seçmesi için de sebep var. Adam ama seçmiyor bak mesela. Yani irade irade tamamen bağımsız. Dinler, dinler. Kafasına da yatsa yapmıyorum diyebilir. Zaten öyle olduğu için imtihandayız yani. Diğer türlü olsak imtihan olmaz. Allah'ım benim Öyle bir aleme getirdin ki, ben önüme çıkanları seçmek zorunda kaldım. Seçtim. O zaman sen çok cazip yaratmışsın veya o onlar onlardan dolayı seçtim. O zaman sen öyle yarattığın için seçtin. O zaman sorumlu sensin diyebilir. Şür olması ile imtihan gerçek imtihan vaki oluyor. Bak Allah diyecek ki bak seninle aynı şartlarda aynı hastanede aynı okulda bulunan bak bunlar da vardı. Bak bunlar tercihen böyle kullandı. Aynı şartlarda değil mi? Mesela askerde mesela adam diyor askerde namaz kılınmaz. Şartlar eğitim şu bu. E bak o şartlarda kılan var. Demek ki, demek ki bak iradenle kılmak istersen kılabilirsin. Asıl mesele irade burada yani. Yoksa tercih bilam mi reçih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır. Onun şehni böyle bir işi görmektir. Bak burada da çok güzel. Neticeyi bağlıyor. İrade bir sıfattır. Onun şehni, yani onun görevi, gereği nedir? Böyle bir işi görmektir. Yani işi görmektir ne Yani önüne seçenekler geldiği anda böyle arkasına yaslanır. Söz bende. Karar bende. Bunu seçiyorum. Derse gidiyorum. Kitap okuyorum. Namaz kılıyorum. İbadet yapıyorum. Bak bunları Allah emretmiş. Ben de bunu seçiyorum. Kimse de beni ondan sonra engelleyemez. Diyebilir. Değil mi? Şu kısmı da okuyalım ki ya altı tamam olsun. Onu da bunu uzatmayacağım fazla. Buyur oku. Muhammed. He tamam şimdi baban okusun tamam. Bak burada üçüncü bir kaçamak yapıyor şimdi. Birincisinde "Meyran benim değil." diyordu. Onu da Allah yaratıyordu. Yok Meyran senin. İkincisinde tamam Meyran benim ama ben seçimleri yaparken işte sebeplere göre seçim yaptım. Dolayısıyla suçlular sebepler. Onu da halletti. Burada da diyor ki: "Tamam, seçen benim." Tamam, karar verdik. Ama yaratan Allah diyor. Ben seçtim ama Allah yarattı. He, he. Mesela ben vurdum adamı, adam öldü. Adamı Allah öldürdü. Yani ben öldürmedim. O fiili yaratan Allah. Bu sefer yaratıcı kısmında Allah olduğu için oradan yırtmaya çalışacak sorumluluktan. Buna da cevap verdin mi iş bitiyor ondan sonra. Evet. El ya. Çünkü ilmis hak kaidesince ismi fail bir emri Nisbi, nisbi olan mastardan müştaktır. Yoksa bir emri sabit olan hasılı bin mastardan inşikak etmez. Mastar kestimizdir. Katil unvanını da biz alırız. Faslı bilmastar hakkınla mahlukudur. Mesudiyeti işmam eden bir şeyin hasılı bilmastar müştak kılınmaz. Evet. Madem katli halk eden haktır. Yani yaratan o biz tercih ettikten sonra onu yaratan Cenabı Hak'tır. Niçin bana katil denir? Yani işi yapan Allah ama suçlu ben oluyorum. Nasıl oluyor? El cevap çünkü ilmis harf kaidesince ismi fail bir emri nispi olan maztardan müştaktır. Yani mastar yapmak, etmek, vurmak, kırmak gibi fiil kökü olan şeyler. Yani melan itibari olan şey. Fail oradan çıkıyor. Yoksa bir emri sabit olan hasıl bir mastardan inşikak etmez. Yani ortaya çıkmış fiilden çıkmaz. Yani mastardan hasıl olan sonuçtan. Mastar kesbimizdir. Katil ünvanını da biz alırız. Mesela burada diyelim ki elini bıçağı aldın birini kestin. Kim kesti bunu? Bıçak kesti. Sen diyebiliyor musun bıçak kesti ben kesmedim? Mesela ya işte tüfekle birini attın kim öldürdü? Ben öldürmedim. O tüfeğin üzerine giden o mermi öldürdü. İyi o zaman mermiyi hapsedelim. Seni değil deniyor mu? Yani o fiil nereden çıkıyor? Çıkış mastarı neresi yani? Değil mi? Onun mastarı yani onun sorumlusu Allah kanunları yaratmış. Yani bıçağı kesme özelliği koymuş. Sen de biliyorsun bunu. Değil mi? Allah diyor ki sen bunu yani bu bıçağı tayin ettiğim özellikler belli. Sen bunu ekmek de kesebilirsin, et de kesebilirsin, elma da kesebilirsin, bir insan da kesebilirsin. Yani bu keser. Yani orada Cenabı Hak kanunu koymuş. O kanunu kullanan sensin. Dolayısıyla da kullanan suçlu oluyor yani burada. Çünkü o o kanun hayır için yaratılmıştır. O kanunda bir hayır şer yoktur. Onu şer Sevk eden, döndüren sensin. O kesme değil mi mesela? Bıçak kesmeseydi biz başka hiçbir şey kesemezdik mesela. Dolayısıyla büyük bir şer olurdu mesela. Orada şeyin eee mastarın mastarı suçludur. Mesela araba ile mesela bir yayayı ezdin mesela. Kim ezdi? Araba ezdi. Araba ezdi, ben ezmedim. Tamam da araba niye ezdi? Yani arabanın ezmesinin sebebi kim? Senin eee sen onu o şekilde kullandın yani mesela. Senin o kullanmandan kaynaklandı. Mastar çıkış yeri senin şeyin oluyor. Ondan sonra yani Böyle. Onu yaratan Cenabı Hak'tır ama. O fiili. O fiil senin. Eee o mastarına göre keyfiyet kazanıyor. Mesela aynı bıçakla mesela. Eee aynı bıçakla doktor ameliyat ediyor. Adam karnını kesiyor, deşiyor. Mesela şifaya sebep oluyor. Aynı bıçakla adam karnını deşiyorsun öldürüyorsun mesela. Bak aynı fiil. Ama bunun. Birisi cinayet oluyor. Birisi ameliyat oluyor mesela. Baştaki sen o öldürmeyi niyet etmişsin. Onun için vuruyorsun mesela. Dolayısıyla fail sen oluyorsun orada. Ondan sonra yani fail işi yapan değil o işin çıkış mastarına sahip olandır. Yoksa mesela eğer öyle olmasaydı abi mesela insanlık aleminde hukukta da öyle olmazdı mesela. Adam bir sürü hapishanede insanlar var mesela. Birbirini öldürmüş, bir şu Biz bir şey yapmadık. Biz sadece mail ettik. Allah hepsini yaptı diyebilir misin mesela? Bak insanlık aleminde zaten bu dil bilgisi kuralında da mesela insanlık aleminde ki mantık eee dile yansıyor yani. Mantık kaideleri bak. Üstat dil bilgisiyle cevap veriyor. Dil bilgisi böyle rastgele olmuyor. Yani suçlu eee yani yıllar içerisinde insanlar muhakemesinde Suçlu kimdir? Onu masdarın sahibidir. Dolayısıyla gramerde yansımış mesela. Gramer ismi fail masdar'dan çıkartılıyor. Bu da böyle şimdi. Buraya kadar yani üç mertebede sorumluluğu atmaya çalıştı, atamadı. Tamam şimdi sorumlu biziz artık. Bundan sonra nasıl hareket etmemiz lazım? Yapılacak olan şey nedir? 7'ye gelmiş oldu. Onu da başka zaman Okuyalım. Allah rızası için El Fatiha.

3123.ders 26.söz-2.m-1-2-6.vecihler-insan için medar-ı sevab ve ikab olacak — Nur Risale Dersleri