3124.ders 6.söz-1-6.vecihler-Kur'an ona o anda diyebilir ki Şu şerdir, yapma
Ders metni
Bismillahirrahmanirrahim. İkinci mebhas, ehli-ilme mahsus, ince bir tetkik-i ilmidir. Haşiye bu ikinci mebhas en derin ve en müşkül bir sırr-ı kader meselesidir. Bütün ulema-i muhakkikince en ehemmiyetli ve münazaralı bir mesele-i akaid-i kelamiyedir. Risale-i Nur tam halletmiş. Ehli-i mahsus ince bir tekniği ilmidir. Ehli ilme mahsus. Mesela Risale-i Nur'un bütün diğer yerlerinde böyle bir kaide koymuyor. Hangi risaleyi açsan hiçbir şey bilmesen hemen okuman anlayıp istifade edebilirsin diyor. Ama sadece bu kader risalesinde var bu. Yani ilim sahibi olmak lazım. E şimdi tabii mesela tercih nedir, terecüh nedir, mürecih nedir? E bunların bilinmesi lazım. İlmi olarak mesela. İşte emri itibari ne demek mesela? Yani bunları herkes bilmez. Bunları bilen ne mahsus demiş oluyor. Bir de ince bir tetkik-i ilmidir. İnce bir tetkik-i ilmi. Mesela ince eee mesela böyle bir şeyi uzaktan baktığın zaman tek bir şey gözüküyor mesela. İçin Yaklaştığı zaman o içinde mesela 4-5 çizgi oluyor mesela. Biraz daha yaklaştığı zaman daha da oluyor mesela. Yani böyle kader meselesi yani birkaç cümleyle de şey yapabilirsin ama içine girdiğin zaman detaylanıyor. Dolayısıyla burada bütün detaylarıyla bir tetkik yapılıyor diyor. İnce bir tetkik-i ilmidir. Haşiye bu ikinci mefas en derin ve en müşkil bir sırr-ı kader meselesidir. Bu ikinci mebhas en derin ve en müşkil bir sırrı kader meselesidir. Kaderin çok meselesi var. Burada ki mesele en derin ve en müşkil. Yani sürekli böyle o nedir, o nedir diye böyle inmek gerekiyor aşağı doğru. Bir de müşkil. Yani anlaması, idrak etmesi biraz insanı zorluyor. Mesele-i akaidi kelamiyedir. Zaten bu meselede eski alimler çok şey yazamamışlardı yani. Sadece Fahreddin Razi bu meseleyi halletmiş. O da 40-50 sayfada. Ondan sonra diğerleri zaten şey yapmamışlar. Fakat Risale-i Nur tam halletmiş. Evet. Eğer desen kader ile cüz-i ihtiyari nasıl tevfik edilebilir? Kader ile cüz-i ihtiyari ihtiyari nasıl tevfik edilebilir? Tevfik edilebilir, bağdaştırılabilir. Mesela bazı insanlar ne zannediyor? İşte kaderimizde böyle yazıyor. O zaman bizim yapacak bir şeyimiz yok. Sanki cebir altındaymış gibi. Ondan sonra veya tam tersi işte biz kendi hür irademizle hareket ediyorsak o zaman kaderin de ne yazdığı kader bizi bağlamaz. Yani sanki ikisini ayrı ayrı düşünüyorlar. Halbuki ikisi beraber düşünmek lazım. Nasıl beraber düşünebiliriz diye bir soru var. Eğer desen kader ile cüz ihtiyari nasıl tevfik edilebilir? El cevap yedi vecihle. Evet. Yedi vecih. Yani yedi tane mesele var. Bu yedi meselede güzelce anlaşıldığı zaman bu mesele tamamlanır diyor. Birincisi elbette Kainatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir adil-i hakim insan için medarı-i sevap ve ikam olacak mahiyeti meşhul bir cüz ihtiyarı vermiştir. Elbette kainatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir adil-i hakim insan için medarı-i sevap ve ikam olacak mahiyeti meçhul bir cüz-i ihtiyari vermiştir. Yani burada insanda cüz-i ihtiyari vardır. Mesela cüz-i ihtiyari ne demek? Cüz-i ihtiyari. Mesela bunu böyle çok benzetmeler yapılıyor da benzetmeye gerek yok. Direkt kendi hissettiğimizi şey yapalım. Mesela şimdi bizim böyle karar vermemiz gereken Bir durum oluyor. Mesela ezan okundu. Ezan okumak, ezanı duyduğun zaman vicdanın ne diyor? Kıl diyor mesela. Namaz kıl diyor mesela. Şimdi sen içerisin. Böyle bir sana kalbin diyor ki namaz kıl. Sen ne yapıyorsun? Mesela kılayım diyorsun. Veya biraz sonra kılayım diyorsun mesela. Bak bir ortaya bir irade koyuyorsun. Bir karar koyuyorsun. Bir tercih koyuyorsun yani. Kılayım diyorsun. Sonra kılayım diyorsun. Biraz daha yatayım. Ondan sonra kılayım. Yani bir böyle bir mail, bir melan ortaya koyuyorsun mesela. İşte bu melan koyabilme Mevlanı insan o böyle yapabiliyor ama bu mevlanı koymak için bunu yapabilecek bir nasıl mesela görmek için göz vermişse Cenabı Hak. Mesela göz mesela biz bakıyoruz. Mesela bu kitaplığı biz mi görüyoruz? Biz görmüyoruz. Cenabı Hak gösteriyor bize ama biz de görüyoruz. Yani bize gösteriyor ama görüyorum diyen de biziz yani mesela ama gözümüzü yaratan, bütün o sistemleri yaratan Bizi gördüren Cenabı Hak. Sonuçta biz meylanı biz kullanıyoruz, tercihi biz yapıyoruz. Mesela akşam oldu şimdi derse gidelim mi? Zihnimiz diyor ki bak şu ders vakti hadi derse git diyor mesela vicdanımız. Sen tamam gideyim diyorsun mesela. Yani eee o kararını ortaya koyuyorsun ama sen mesela önüne o sesin gelmesi lazım. Mesela sana öyle iç için aleminde öyle bir seçeneklerin önüne konması gerekiyor mesela. Veya mesela acıktın mesela veya susadın, su içme eee arzu yaratılıyor. Ondan sonra sen ondan sonra o istek içerden gelince sen içeyim veya içmeyeyim diyorsun. Mesela orucum diyorsun, içmeyeyim diyorsun. Veya içeyim diyorsun mesela. Karar veriyorsun ya mesela. İşte bunları yapabilme özelliği eee kapasitesi kabiliyeti vermiş yani Cenabı Hak insana. Ondan sonra biz irademizi kullanıyoruz. Mesela şimdi arabanın eee şoför mahaline oturuyorsun. Seni oraya oturtturmuş Cenabı Hak. Direksiyonu koymuş. Ondan sonra sen mesela direksiyonu sağa sola çeviriyorsun mesela. Ama yani onu çevirebilecek kol vermiş değil mi? Şey vermiş mesela donatmış. Yani burada cüz ihtiyari vermiştir derken yani irade sıfır. sıfatı vermiş. Nasıl görme sıfatı vermiş, irade sıfatı vermiş. Ama o irade sıfatını kullanan biziz. Yani orada mesela cüz ihtar vermiştir diyor buna burada. İleride de mesela me'rin abda aittir diyor. O zaman soru çıkıyor buradan. Altın isim abda aittir diyor. Burada Allah vermiştir diyor. Şimdi Allah'ın verdiği mahluk olması lazım. Melan abda ait olacağı için mahluk olmaması gerek. gerekiyor. İşte o altıncısının ilk cümlesinin ilk parçası cüz-i ihtiyarinin üstü ve esası olan meâlen. Yani meâlenle cüz-i cüz-i ihtiyar arasındaki eee münasebet nedir? Üstün esas. Yani insandaki meâlen olmasa, insan o meâlen ortaya koyamasa cücûrâdenin de bir eee varlığıyla anlaşılmaz yani. Asıl olan meâlandır. Meâlen hısa mı koyuyor? Cenabı Allah. Şöyle, o arzular, istekler mesela insanın ruhunu Allah yaratırken kuvve-i akliye, kuvve-i şehviye, kuvve-i kadabiye yerleştirmiş. Mesela kuvve-i kadabiye koyunca o mesela menfaatlerine karşı bir arzu ve istek var insanda. Mesela suyu gördüğün zaman içmek istiyorsun, yemek gördüğün zaman o Şevvin. o kuvve-i şevvin açılımlar o. Yani faydalı celb etme kuvve-i şevviye. O ruha derecelendirilmiş bir kubbe. Ama mesela onun eee içerisinde binlerce hissiyat var. Dolayısıyla mesela ben bir içimden bir su içme arzusum geldiği zaman bu ruhuma kodlanmış bu yani. Bu var, bu yaratılmış. Bunlar var. Ondan sonra bunlardan sonra Mesela ben şimdi diyelim ki baklava gördüm örnek. Hemen onu yemek istiyorum. Lezzeti var mesela. Aklım diyor ki ye diyor mesela. Onun mesela o içinden gelen o yeme arzusu seni cebir altına alıyor mu? Yok yani sen mesela Yani senin irade irade elinden alayım mı? Almıyor. Baskı yapıyor. Ye diyor mesela. Ama sen ne diyorsun? Şekerim var diyorsun şimdi. Gece oldu geç rahatsız eder diyorsun. Veya daha demin yedim. Bir daha yemeyeyim diyorsun mesela. Ne yapıyorsun? O Bu arzuyu kabul etmiyorsun. Veya diyorsun hazır bulmuş yani iyiyim falan bir şey olmaz diyorsun. Bak ne yapıyorsun? Orada o istekler uyandıktan sonra oraya kadar Allah'ın yaptığı şeyler. Onda Daha sonra ses yana kalıyor. O istekler uyanacak. Tercihler, seçenekler önüne gelecek. Ondan sonra sen muhakeme, muvazene edeceksin. Ondan sonra Bu muydu abi? Bu mesele Evet. bu yeni şey yaptığım dediğim mesele bu muydu abi? Buranın işte Buranın veya bir ayrı Tabii Tabii tabii benzer bir şeydir. Tabii. Mesela tercih bila mürecih muhaldir. Terecüd bila mürecih şey tercih bila mürecih muhal değildir. Oradaki mürecihi Anlamadım abi. Bak. Tercüme, tereccühe falan. Hiç anlamadım abi. Sıfır. Bak tercih, bak tercih bila mürecih muhaldir. Bu ne demek? Mesela bunu bazı insanlar diyelim şimdi. Tamam. Bazı insanlar şöyle anlatıyor. Mürecih fail diye anlatıyor. Yani fail olmadan, yani tercih eden olmadan tercih olmaz. Tercih eden olmadan olmaz. Fail olarak anlatıyor. Veya tereccühe olmadan İşte mürecih olmadan tercih olmaz diyor. He işte buradaki yanlış anlaşılma mürecihe fail olarak bakıyorlar. Tercih eden. Aslında tercih ettirici sebep demek mürecih. Ya peki olmayan bir şey mi abi bu? Bizim ruhumuza potlanmış bir şey mi bu? Bizim tercihimiz mi? Yok şimdi bu onlardan sonraki mesele. Şimdi şeyleri gel Bir kere o potlanmışları açtık abi. Geldi. Şimdi artık mesela namaz kılayım mı kılmayayım mı mesela gidiyorsun, mesela gömlek alacaksın. Veya telefon alacaksın. Adam senin önüne telefonları koyuyor mesela. Ee istiyorsun şu telefon mesela içinden bir ses diyor ki bunu al bu çok güzelmiş. Öbürü diyor ki yani mesela mütalaa ediyorsun. Yani istekler, arzular geliyor ama sen hemen ona uymuyorsun yani. Düşünüyorsun, taşınıyorsun. Paran var mı, yok mu? O para eder mi? İhtiyacın var mı? Gibisinden mi? Ondan sonra ben bir karar vereyim diyorsun mesela. Adam da seni sıkıştırıyor. Abi sen hangisini alacaksın falan diye. Dur diyorsun bana birazcık saman tanı, mütalamı yapayım. Orada da mesela senin kişiliğin konuşuyor. Sen mesela tercihlerinde akıl hakimse sen ona göre şey yapıyorsun. Heves hakimse o zaman hevesime hemen heves hakimse bakın hevesin hangisi? Hevesini dediğinin hevesini seçiyorsun. Ama gene seçiyorsun yani mesela. Tamam bu bana diyor ondan sonra bu daha şey yapar. Ama o zamanla. İşte burada mesela tercih yaparken ondan sonra eee tercih yaparken şimdi bu mesela 6'ya kaçacak şimdi konu. Eee Geçen 6'yı mı dinledi galiba? Evet O zaman 6'ya gene geçelim. O zaman şöyle yapalım. Şu kısmı bitirelim. Anlamadım bunu. Bir daha da açıkla dinlemedi. Tamam. Oradan zaten oradan sıkıştırıyorum abi. O zaman buraya geçelim biz. Şurayı şuradan geçelim. Buradan okuyalım tekrar buraya gelelim. 6'ıncısı 6'ıncısını bir daha okuyalım. 6'ıncısı cüz ihtiyarinin üst cülesası olan mevlan Maturidiyece bir emri itibaridir abde verilebilir. Evet şimdi mesela abde verilebilir. Neden? Emri itibaridir. Yani itibari emirdir. Meylan abde verilebilir. Şimdi bizim itikadımızda Cafer abi biz itikadımızda mesela bunu kim yaratmıştır? Cenabı Hak yaratmıştır. Bunu kim yaratmıştır? Cenabı Hak yaratmıştır. Bu evi kim yaratmıştır? Atomları kim yaratmıştır? Yani bir şey varsa gücüyle çıkartılmışsa bunun sebebi kudret-i ilahidir. Mesela bunu ben yaptım dediği zaman şirk oluyor. İşte bu meyveleri ben yetiştirdim. Bu bahçeyi ben yaptım şirk oluyor mesela. İşte kendini aldığın zaman sıkıntı. Niye? Çünkü her şey Cenab-ı Hakk'ın malı, mülkü. Abde bir şey veremezsin yani. Tamam. Ama işte burada abde verilebilecek tek şey var. Bütün her Yok, sorma olsun ayrı bir konu da abde verilmesinde şirk olmuyor. Mesela meylan insanın eseridir dediği zaman şirk olmuyor. Çünkü meylan bir varlık değil. Emri itibari Emri itibari olduğu için problem teşkil etmiyor. Ondan dolayı yani emri itibari olduğu için abde verilebilir diyor. Ondan sonra bizim ev sahibi Orhan Altan vardı, bilir misin? Çok iyi. Ondan sonra bir gün beni sıkıştırıyor yani her gittiğimde sıkıştırır. Sen diyor ondan sonra mühendis almışsın "Niye mühendis yapmıyorsun? Orada diyorsun. Sen o kadar okum usul etmişsin filan." Ya diyorum işte bak liseli öğrenciler geliyor. Biz Allah'ın varlığını ispat ediyoruz. "Böyle dedim." "Allah'ın varlığını ispat ispata ne gerek var?" dedi. "Her şeyi Allah yaratıyor zaten." dedi. Yani bunu bilmeyecek ne var dedi. "Ben" dedi sabahları dedi işe gelirken dedi "Deniz kenarından geliyorum. Oradaki balıkları görüyorum. İşte Allah bu balıkları yaratmış." dedi. "Bizi de yaratmış." dedi. Hatta bizim tercihlerimizi de Allah yapıyor dedi. "Her şeyi Allah Allah." dedi böyle. Dedim "Dur." Dur orada. Orada dur dedim artık. Bak ne oldu? Yani insan böyle vermeye başlayınca her şeyi vermeye başlayınca o meylanı gelince onu da veriyor. Ama onu verdiğin zaman eee bir defa ver yani o yanlış. O emri itibari veremezsin onu yani. Yani o insanın malı. Allah ona insanı bırakmış. Ondan sonra Şimdi emri itibariyle Allah'a verdiğin zaman ne şey oluyor? Mesela diyelim ki ben namaz kılayım mı, kılmayım mı? Düşünüyorum. Kılayım dedim. Bunu ben dedim. Bunu Allah dediyse o zaman adam diyecek ki mesela kılmayayım diyen adam da diyecek ki bana da kılmayayım mı? Bana niye vermedi bu isteği? O zaman eee sebep Allah olmuş oluyor. O zaman bizim eee mükafatı kızarmaya bir liyakatimiz olmuyor. Veya seçim seçim yanlış bir seçim ise eee Allah seçtirdi bana diyecek. Bu sefer şey olmayacaksın. Sen sorumluluk dediğin bundan dolayı o insana veriliyor ki sorumluluk da insana ait olsun. O hak etme de insana ait olsun mesela. Şimdi sen öğretmezsin mesela, değil mi? Şimdi öğrencilere şeyi sormuşsun imkânda. Ondan sonra bir tane öğrencinin yanına gidiyorsun, bakıyorsun işte 10 tane soru var, seçenekler var. Sen mesela onları işte ABC doğrularını çocuğa gösteriyorsun. Çocuklar onları işaretliyor. Onu alıyor mesela. İşte aferin sana, sen onu aldın falan filan. İşte bunu işte ödüllendirelim falan desen hak mıdır mesela? Değil. Veya öbür çocuğa da mesela şey yaparken yanlışları söylüyorsun. Mesela çocuk yanlış yere işaretliyor. İşte sen sınıfta kaldın diyor. Onu cezalandırıyorsun mesela. Olur mu? Yani mesuliyet altına girebilmesi için onun kendi iradesini kullanması lazım. Şecaat Cenabı Hak'ta haki mutlak olduğu için, adil mutlak olduğu için yani hayrı tercihlerde mükafatın hak etmesi için insan tercih ediyor olması lazım. Kötüleri tercih ederken de ona verilen cezaların adil olması için de yine yine insanın insanın seçiyor olması lazım. Ve yani kesinlikle emri itibarı Tabii. Kesinlikle hiçbir şeyi yok yani. Tabii. Çin emri itibarı ne demek? Şimdi mesela biz durduk yere kendimiz mesela önümüze seçenekler gelmeden biz bir şey seçebilir miyiz? Neyi seçeceksin mesela? Bak seçenekler var ondan sonra seçiyorsun. Bak senin seçebilmen için demek ki o seçeneklerin varlığına bağlı bir şey bu. Seçenekler yaratılmış. Tabii onlar duygular işte. Tabii değil. O seçeneklerden birisini senin seçmen Yani itibari dediği yani sen ona iradenle bu diyorsun mesela. Bu yaratılan bir şey değil. Çağır da ilahiyattan bir profesörün açılasın böyle. Haydi buyur. Ona da cüze Şifası hadi böyle bir ortaya bir reçete koysun bakayım. Yok sen nerede? Ay Allah'ım. Mesela şimdi bu kitap var. O zaman bunu ben alamam yani. İşte benim ruhum da var, aklım da var. Bak düşün net mesela da var mı? Yaratılan bir şey mi düşünmek? Yaratılan bir şey abi. Evet, mesela onu nerede anlıyoruz? Mesela şu eee şey olsun. Mesela 32. sözde yani bunu özellikle burayı şey yapıyorum. Bak. Eee çok yerlerde bak eee esbapta hakiki tesir icadi yok. Şimdi yalnız şimdi yalnız bu kadar deriz ki esbap içinde Bilbedahı en eşrefi, ihtiyarı en geniş, tasarrufatı en vazi insandır. İnsanın dahi efal-i ihtiyari en zahir, efal-i ihtiyariyesi içinde en zahiri ekil ve kelam ve fikirdir. Yani yemek, söylemek, düşünmektir. Bak insan en çok yaptığı şey en böyle zahir olan şey yemek, söylemek ve düşünmektir. Bak Bunları biz yapmıyoruz diyor işte. En çok yaptığımızı zannettiğimiz mesela yemek yiyoruz. Bunu biz yapmıyoruz. Bak insan bu kadar akıllı, eşref mahlukatı olduğu halde ve en çok yaptığı fiilleri olduğu halde bunlarda kendi hissesi yok. Tercih ediyor. Sadece tercih kısmı var. Bak. Mesela sen yemek yerken ne yapıyorsun abi? Mesela kolunu hareket ettiriyorsun. Mesela bu Cenabı Hak'ın fiili. Allah bunu yaratıyor. Mesela yemeği ağzına koyuyorsun, çeneni ağzını kapatıyorsun, çiğniyorsun. Mesela bu çiğnemi Allah yaratıyor. Yutkunuyorsun, onu Allah yaratıyor. Midende yemeği sindiren, asidi salgılayan, onları çözen Cenabı Hak. Oradan bağırsak bütün vücuduna ihtiyacı olan yerlere sevgi idare etmek, ciddi yerlerde onlardan yeniden hücre yaratmak. Cenabı Hak'ın fiilleri bunlar. Gerçekten bizden alakası yok. Şu anda enteresan düğmeler olması lazım böyle milinlik. Tabii. Yani bak ben istedim ağzıma geldi yani tabii. Ben kan basıncını, işte enerji yakıtı, ölen falan ben ayarlamıyorum ki yani. Ya en azından ee yani nasıl yapıyorsun madem sen yapıyorsan açıkla nasıl yapıyorsun dediğin zaman açıklayabilmen lazım. Açıklamasını bile yapmıyorsundur. Ben nasıl yapıyorum diyebilirsin yani mesela. Yok. Ya sen bir şey yapıyorsan elbette bilerek yaparsın değil mi? O zaman sen yapıyorsan söyle. Mesela midendeki o yediğin gıdaları nasıl sindiriyorsun? Karaciğerde olayın asitleri şeyleri nasıl üretiyorsun? Bir anlat o zaman da görelim. Abi müthiş bir düzenek olduğunu He. it şey yapıyor düşünüyor. Fakat direkt Cenabı Allah'ın idaresi var. Tabii. Biliyor. Tabii müdahale ediyor. Ya bunu buna buna geçmek ya bu fikre geçmek çok zor bir şey ağabey. Yani bunu yani şey anlıyorum ben. Tamam kurmuş çok güzel bir düzen yaratmış. O da beynine bağlamış ağabey. Tamam. Ya tövbe haşa ya biliyor da bilmiyor gibi hani sanki. He. Ya müdahale ediyor gibi geliyor ağabey yani müdahale ediyor ya. Haberi var. Öyle mi ağabey? Diyebilir Müdahale mi? değil bırak direkt o icraatçı o zaten yani. Müdahaleyi bırak. Müdahale şu oluyor. Pardon ben kelimeyi Müdahale demek şöyle ben yapıyorum da. Allah da destek veriyor değil yani. İş başında. Abi icraatçı da oğlum. Vallahi iş başında yani. Şey diyeyim. Aman ya Rabb'i ya. Bak bu yemeği tefekkür ediyoruz. Bak söylemek de öyle. Bugün derste konuşmak yasak mıydı abi? Cumartesi miydi? Perşembe miydi abi? Yok bu ders serbest abi. Yani kayıt yapma şeyim Yani güzel şeyler oluyor arada. Onları sonra ayırıyorum ben. Şu an şey değil. Yani biz bu dersi ayırdık şeyden internetten. yapmıyor ben burada. Yok, yok. Konuşun. Sonuna kadar. Yani bu kayıt önemli değil. Asıl önemli olan çarşamba dersim kaydı. Bu bazen güzel böyle ben de şey yapıyorum mesela. Onu sonradan şey etmek için. Yani bu ders konuşulsun diye var. Mesela ben İstanbul'a gittim ya mesela bazı derslerin adı müzakere dersi. Adana müzakere dersi demişler. Herkes konuşuyor yani orada. Yani bizim bütün derslerin müzakereli. Önceden mesela kayıta aldığım için hani şeyden verdiğim için konuşma konuşmayın diyordum. Ama şimdi bu yok kapalı bu yani. Buradan yayın vermiyoruz. Bu da şey değil. Ondan sonra yani konuşalım böyle yani anlaşılması için eee böyle karşılıklı interaktif olması lazım. İnteraktif mi deniyor la buna? Yani böyle sorulu cevaplı şeyli. Ondan sonra mesela biz Aziz'e kızıyorduk. "Soru soruyorsun diye." Aslında haklıymış. Çünkü adam onu anlamadığı anda akıl orada kalıyor. Ondan sonra onu dinleyemiyoruz. Ben diyorum not al sonra sor diyorum olmuyor. O adam o an soracak. Ve bunları düşündüm ne edelim ne yapalım ne edelim diye dersleri böleyim o zaman dedi. Bunu en çözücü şeyi bu dedi. He çünkü şey Yani bir de biz şöyle yani 3 kişi 5 kişi 1 kişi yani şurada 1 kişi olsa 10 kişi olsa fark etmiyor. Hatta az olmasa daha iyi. Yani böyle daha çok soru sorabilirsin, daha çok şey olabilirsin. Biz ilk 30 sene öncesine döndük canım ferhat. Ben ilk geldiğim zaman da böyleydi. Büyük sayıda 100 kişi olduk. Sonra canım bak tekrar şey yaptı. Yani biz mutluyuz, mutmainiz yani sıkıntı yok. Yani bir kişi olsa yeter. Ders olsun diye. Hatta Zübeyr abi demiş, kimse olmasa doğa anlatırım falan demiş mesela üstadın talebesi. Ama bizim Yani var çok şükür. Gelenimiz, gidenimiz var yani. Şey değil. Cenabı Hak böyle takdir etmiş, değil mi? Ne yapalım ağabey? Hiç şey de sonuna bakılan iş. Tabii. Mesela bu melekût melekût deyince onu da şey yapmak lazım. Hani böyle bazı bu sözler var ya hiçbir şey görünüyor gibi değil. Yani kainat da öyle yani. Yani biz kainatı olduğu gibi yani Nefs-i Lem'deki ihaliyle görmüyoruz biz. Mesela şu kitabın kitap kırmızıya mı boyalı abi? Burada boya yok aslında. Burada boya kitapta boya yok. Boya bizim beynimizde var. Yani mesela buradan ışık buraya yansıyor. Işık fotonlar. Foton bunlar. Fotonun titreşimi. Yani mesela yeşil renk de foton, kırmızı da foton, mavi de foton. Hepsi foton. Işık yani. Ama iş titreşimin şeyi farklı. Renkte bir şey yok yani. Işık onlar. On, onlar gözden girip ondan sonra beyin, beyine de bak şeyin beyine sinirden gidiyor o sinyaller. Oradan renk mi gidiyor yani? Gitmiyor. Sinyal gidiyor. Elektrik akımı gidiyor yani. O beyine geldiği zaman bazı frekansları Cenabı Hak bize kırmızı olarak açıp gösteriyor. Yani orada renkleniyor. Mesela bilgisayarın içerisinde mesela çiçek resmi var, bilmem ne resmi var. O harddiskte renk yok. 1-0, 1-0, 1-0. Onlar o 1-0'lar ekrana geldiği zaman orada renk yaratılıyor. Burada da öyle. Yani renkler beynimizde yaratılıyor. Ama o kadar Cenabı Hak kusursuz yaratıyor ki, bizi artık bu renklimiş hissiyatı veriyor bize. Yani eee o kusursuz yarattığı için yani sistem çok güzel çalıştığı için biz eee fark edemiyoruz bunu. Burada yaratıldığını, orada zannediyoruz mesela. Yani eşyanın mülk ciheti, yani bize gösterilen ciheti böyle ama asıl olan aslında bu biz elma yerken elma yemiyoruz, atom yiyoruz. Atom da yemiyoruz, enerji yiyoruz yani mesela. Armuttan bir farkı yok. Yani melekûtüne indiğin zaman zaten hepsinin şeyi Cenab-ı Hakk'ın kudretinde zaten yani. Senin vücudunda, senin kolunda midende hepsi melekülüde indiğiniz zaman hepsi aynı şey. Bak şimdi mesela erme ile armut aynı şey mi abi? Değil, değil. Ama içine in. Ee mesela içindeki su mesela su var. Karbon şey var. Atomlar var yani içinde. Karbon atomu var işte. Onlar içine in. Hidronyum, karbon atomu, bilmem ne atom içine in. Hepsi proton, nötron, elektron. var. Aynı. Proton ve elektronlar farklı gibi. Onların içinde indiği zaman hepsi enerji paketi. Onlar daha farklı değil yani. En dibinde indiği zaman enerji eee böyle enerji alanlarının böyle Cenabı Hak yoğunlaştırmış. Oradan da zaten şeye gidiyor. Yani kudrete gidiyor. Temeli o. Eşya eşyanın melekütüdü bu. Meleküt ciheti. Ama Allah bize gösterirken böyle farklı farklı Onun kanunları var, formülleri var. İşte frekans şöyle olursa bunu kırmızı olarak gösteriyor bize, şey olarak gösteriyor. Yani böyle baktığın zaman Ondan sonra melekü tevhîde geçtiğin zaman zaten her şeyi Cenabı Allah'a veriyorsun, vermek zorundasın zaten. Bak, enerji Bu çok güçlü bir delil. Mesela kuvvet denen şey müstakil bir varlık mıdır? Kuvvet denen şey. Kuvvet müstakil varlık mıdır? Kuvvet bir sıfattır yani. Mesela enerji müstakil bir enerji midir? Mesela bana biraz enerji getir dediği zaman sen enerjiyi mesela nasıl bir enerji istiyorsun? Kimyasal enerji mi, potansiyel enerji mi, mekanik enerji mi ne yani? Yani bir şeyin enerjisi olur. Enerji tek başına o var olan bir varlık değildir. Bir şeyin enerjisi olur yani. Dolayısıyla enerji varsa o enerjiyi oluşturan bir şey olması gerekiyor. Tek başına enerji olmaz. E şimdi maddeye sen kuantum fiziği ile maddi enerjiye indirgemediğin zaman bu enerji niye var? Arkasında bir şey yok artık. O zaman kudretin Cenabı Hak'ın kudretinin bir cilvesi olmuş oluyor. Yani kuantum fiziği Cafer abi materyalist materyalist felsefeyi kendisi yok ediyor. Yani Madde diye bir şey yok. Ondan sonra zaten şu Big Bang teorisiyle zaten madde ezeli değildir. Yaratıldığı zaman belli zaten yani. Ondan sonra tabii bunu dinimiz daha temelli ayetlere dayandırıp o şey yapıyor. Yani yemek söylemek ve düşünmektir. Yani düşünmeyi bile biz yapmıyoruz yani. Mesela diyorsun şurayı okuyayım düşüneyim diyorsun Allah'ım bana yardım et. Düşünmeye başlıyorsun. Seni düşünen Cenabı Hak. Sen istiyorsun, Cenabı Hak yaratıyor. Bak düşünme soyut bir şey olduğu halde yani. Hani şu kitabı katı bir cisim. Tamam da düşünme kafa içinde. Onu bile bizim şeyimiz değil. Meselemiz değil. Bak burada açıkça söylüyor. Yemek söylemek, düşünmek ise gayet muntazam, acil, hikmetli birer silsiledir. O silsilenin yüz yüzünden insanın deste ihtiyarına verilen ancak bir cüzüdür. Burada iradeden bahsediyor işte. Mesela yemek yiyelim, yiyelim. Tamam. Ondan sonra "Foluma hareket ettireyim." diyorsun, "Ettiriyorsun." Bak burada cüce ile ihtiyarı var. Ondan sonra ağzını alıyorsun, "Çiğneyim." diyorsun. Çeniyorsun, yutayım yuttun. Ondan sonra nasıl? Var mı irade, ihtiyar? Boğazımdan aşağı indireyim, midemde yok. İşte o koldu, ağızdı, dildi. Oralarda sadece Öyle bir şey yok yani. Oralarda da hiç irademizi karıştırmıyor. Sadece o baş Başlangıç kısmında sen sadece yiyeyim diyorsun. O çeneyi de yaratan çinemi de yaratan Cenabı Hak yine mesela. Ama sen çinemi diyorsun yarat gibi bak. Sadece onu verilmiş. Dest ihtiyarına verilen ancak bir cüzüdür. Mesela yemekten burası böyle gidiyor. Şimdi yani oradan az camızı aldık. Şöyle tekrar dönelim. Cüz-ü ihtiyarinin üstüne sahası olan meylan maturidice bir emri itibaridir. Abde verilebilir. Murat abi sen abdi emr itibari için bir şey demek istiyor musun? Emr itibari. İtibari ne demek? İtibar. İtibar yani itibari varlıklar. Mesela şu telefon itibari varlık mıdır? Değil. Bu harici varlıktır. Yaratılmış varlıktır yani. Ondan sonra. Bizim o mesela namaz kılayım veya yemek yiyeyim veya işte bir su içeyim gibi o arzular fıtrattan gelen arzular mahluk mudur? Mahluktur. Tabii o Onu seçmek emri itibari seçmek emri itibari Mesela şimdi Allah kediyi kedinin ruhunu yaratmış. Kediye mesela hassasiyet vermiş. Fareyi gördü mü? Hayvan ganimet görmüş zannediyor mesela. Bak o fareye karşı bir duyguyu Cenab-ı Hak kediye koymuş. Biz görüyoruz fareyi biz de kaçıyoruz mesela. Bak bizim ruhumuzu yaratırken, programlarken Cenabı Hak insana göre yaratmış yani mesela. Biz kedi fareyi göre ne kadar ama kedi atlıyor mesela yiyor mesela. Onun ruhu yaratılmış. Ruhundaki bu özellikler de ruha derz edilmiş. Bunların hepsi mahluk. Mesela erkeğin hissiyatları mahluktur. Kadının hissiyatları mahluktur mesela. Mesela işte yoksa düzen olmaz. Nasıl beden, bedenin çalışma prensipleri, bir kanunu vardır. Bunu keşfediyorsan tıp ilmi oluyorsa ruhun da böyle sistemi var yani. Ruh yaratılmış, o sistem de yaratılmış. Ona göre çalıştırılıyor. Ama sen burada işte ee o arzulardan işte hangisi helaldir, haramdır? Şeriat menetmiştir. Onları nazar alarak tercihini yapabiliyorsun mesela. Şimdi mi iyiyim, biraz sonra mı iyiyim? Mesela ondan sonra gibi mesela o arzular uyanıyor, önüne geliyor. Sen onlardan sonra ortaya çıktığı için itibari deniyor. Mesela o şeyi sen mesela arzuları sen yaratmıyorsun. Arzuları Cenabı Hak yaratıp önüne getiriyor. Bak bu var. Ondan sonra Sonra ee, mesela Cenabı Hak yoktan bir şey irade edebilir. Biz yoktan bir şey isteyemeyiz abi. Önce önümüze gelecek, onu isteyeceğiz, irade edeceğiz. İşte bizim irademizle o o seçenek arasında bir bağ kuruyoruz biz mesela. O itibari yani. Biz bu olsun demek kısmı itibari. Yaratılmamış oluyor. O yaratılmamış oluyor. Çünkü ortada yaratılan bir şey yok yani. Yaratan bir şey yok ki yaratmadan bahsedeni. Tabii. Meylan kısmı hep Bu Meylan işte. Cüz ihtiyarının kendisi bu sistemin tamamına cüz irade deniyor sistemin tamamına. Ama bu sistemin de esas can alıcı olan can şey kısmı Meylan kısmı. Yani Meylan olmadıktan sonra cüz ihtiyarı de olmaz zaten yani. O olayın yani seçenek Değil. İnsandaki bak şimdi mesela ben baklavayı gördüm. Baklavaya karşı bir mail mi oldu? Biz bunu Bu mail ile bu meylanı karıştırıyoruz yani. Adı aynı. O Onu mail demeyeceğiz işte biz. Ona arzu, istek, iştiha falan diyeceğiz yani. O yaratılmış. O yaratılmış oluyor. O yaratılmış oluyor. Yani mesela diyelim ki sana önüne su geldi. Ondan sonra suyu içmeye bir istek meydana geldi. Bu istek ruhtan geliyor. Yaratılıyor bu. Ama sen İçeyim veya içmeyeyim deme şeyi vermiş sana Cenabı Hak. Hakkı vermiş yani içeyim veya içmeyeyim deme selahiyeti vermiş. O selahiyeti kullanarak içeyim ve içmeyeyim diyebiliyorsun. Adam işi koyuyor mesela ben bunu içmeyeceğim diyorsun mesela reddedebiliyorsun. Bu meydan oluyor işte. O yani insana insana ait olan kısım meydan ve emniyet itibariyle. Bir mantığı bu. Yani biz biz mesela Şu ikincisini de vicdanen kime ait mesela? Sen şimdi dükkana girdin. Ben şuradan bir gömlek almıştım da. Adam önüme iki tane gömlek koydu. İkisi de birbirinden güzel. Ama ben bir tane almam lazım. Onu mu alayım, onu mu alayım? Adam sorup duruyor. Hangisini paketleyeyim? Ya işte ikisini de alsan çözüm o aslında. Şimdi adamlar ikisini alıyor zaten. Pantolon da vereyim altına falan diyor. Ben bir tane alayım diyorum şimdi. Bir alayım, deneyeyim yani olacak mı olmayacak belli değil. Adama dedim ki bir dur dedim ya. Bir 5 dakika bekle. Acelemiz var mı? Ben bir ölçeyim, bir şeyim. Kararım vereyim dedim. Tamam abi dedim sen düşün dedi. Ben orada düşündüm. İşte bunun rengi şöyle, bunun rengi böyle. Hangisi gider, gitmez filan. Sonra tamam bu olsun dedim mesela içinde. Kararım bu dedim. Mesela bunu kim yaptı şimdi? Ben yaptım. Kime ait? Bu bana ait. He mesela bunu ben yaptım. yaptım işte. Bak vicdanen de biliyor. Ben seçtim. Bana böyle bir kayıptan bir şey bunu seç diye böyle seçilmedi yani. Ben biliyorum ki öbürünü de isteyebilirdin. Bunu da isteyebilirdin. Bak ben bunu zaten bana ait olduğunu hissediyorum, yaşıyorum. Mesela bu ikincisini de okumadık da mı? İkincisini de vicdandır diyor. Cüz iradenin bir delili de, cüz ihtiyarının. Bak vicdanın ben bunu hissediyorum mesela. Veya çocuğuna diyorsun mesela işte sen hangi okula götüreyim? Hangi okula ettireyim. Çocuk diyor: "Benim şu okulu istiyorum." diyor mesela. Ya şunu iste. Yok onu istemiyorum. Bak çocuk ne yapıyor? Ortaya karar, tercih koyuyor yani mesela. Bu mevlan ve abde ait bir şey bu. Ve biz bunu aslında günde yüzlerce defa yapıyoruz yani. Yani bilmediğimiz bir şey değil bu. Biz kendimizi böyle tefekkür etmediğimiz için farkında değiliz. Mesela derse gideyim. Bu mevlan işte. Ders vakti geldi. Vicdanı sana hatırlatıyor. Ders var diyor. Bakın diyor. Eee, gitmen lazım diyor mesela. Sen de diyorsun ki, "Tamam." diyorsun. Bak, tamam diyen sensin. Gitmen lazım diyen vicdan. O sen değilsin. Yani bu bize ait olan bir kısım oluyor. Dolayısıyla biz sürekli aslında her, eee, günün günün her saatinde bunu yapıyoruz. İnsan namaz vakti geliyor. Kıyamı kılayım. Aslında bir de şöyle bazı şeyler otomatiğe bağladığımız için fark etmiyoruz. Aslında biz yine irade kullanıyoruz yine orada. Kılayım diyoruz. Yemek yiyeyim diyoruz, dışarı çıkayım diyoruz, şu arkadaşıma telefon edeyim, ya şu an kitap okuyorum kafam dağılmasın ondan sonra edeyim. Mesela bunlar abda ait olan kul ait şeyler. Peki kul ait olan şeyler yani bunu abde vermekte bir sıkıntı var mı? Eğer bu vücud-u harisi olsaydı sıkıntı vardı. Allah'ın da Allah'ın insana vermiş olurdu. Bunun mahiyet, varlık mertebesi böyle yaratılmış varlıklar mertebesinde değil bu bizim verdiğimiz kararlar. Ondan sonra niye değil? Çünkü biz var olan bir şeyin üzerinde irademizle onun arasında bir bağ kuruyoruz. Orada bir şey yaratmıyoruz. Ortaya bir yeni bir duygu, yeni bir hissiyat ortaya koymuyoruz yani. Veya iki seçenek arasında bu olsun diyoruz. Bunu yani insanın iradesi bunu yapmaya yeterli. Eğer mesela bir şey yaratılıyor olması için kudretin olması lazım. Yaratıcı olman gerekiyor. çekiyor. Ve yaratıcı olduğu zaman da o şey hemen vücuda gelir. Mesela Cenabı Hakk'ın mesela Cenabı Hakk mesela ayeti-kerime var. Allah bir şeyin olmasını irade ettiği zaman onu o o o o o O şey hemen meydana gelirdi. Allah onu Allah istemiş olacaktı. Allah irade etmiş olacaktı. Allah'ın iradesi ile kuryeti aynı anda talip ediyor. Allah istediği anda o şey hemen vücuda gelirdi. Biz geri vazgeçemezdik. Olmuş olurdu yani. Ama nasıl oluyor? Biz tercih ediyoruz. Daha sonra meydana geliyor. Demek ki biz irademizi kullanıyoruz. Sonra irade-i külliye ile kudreti mutlaka taalluk ettiği zaman mujde geliyor. O arada biz tekrar vazgeçebiliyoruz. Mesela şunu yapayım diyoruz. Hemen diyoruz bak bu şeriat bunu Allah yasaklamış. Şimdi başımıza bir şey açmayalım. Vazgeçiyorsun mesela bak. vazgeçebiliyorsun. İşte bu vazgeçmeden üstat şeyi yakalıyor. Bu insana ait olduğunu yakalıyor. Allah'a ait olsaydı vazgeçemezsin diyor. Evet. Burada şey var burada yani ispatı yapılıyor. Ve insan bir şeyi yaratıyor olsa, yaratma kabiliyeti olsaydı istediği anda da o şey gene olurdu. Gene olmuyor. Demek ki o ara işte onun eee şeyi beyran bize ait olduğunu, yaratıcının Cenab-ı Hak'ın olduğunu gösteriyor. Fakat eşari ona mevcut nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Fakat o meylandaki tasarruf eşarice bir emri itibaridir. Öyleyse o meylan, o tasarruf bir emri nisbidir. Muhakkak bir vücud-u haricisi yoktur. Bak buraya kadar ki mevzu kademe kademe giderek Mertebe mertebe gidecek olursak buraya kadarki mertebe düz ihtiyariye meâlen emri itibaridir abde verilebilir. Mevzu bu. Burada Maturidi ve Eşariye değinecek olursak şimdi Maturidi meâlen dediği zaman o arzulardan birisine meyil etmeyi olarak tanımlayınca tamamdır. Bu emri itibaridir. O zaman abde verilebilir demiş. Konuyu kapatmış. Eşari o mesela su içme suyu gördün, susuzsun suyu gördün. Suyu görür görmez bir su içme meyili oluştu ya. Eşar ona meyilli demiş, meylan demiş. Bu bunu Allah yaratıyor demiş. Buna biz emri itibari diyemeyiz. Bundaki tasarrufa bunu kabul edip etmemeyi eee meylan şey, tasarrufa emri itibari diyeceğim demiş. Hiç vermiyorum. Onu tercih etmeye. Tercih etme. Yani aslında ikisi de eee yani meyran dediği şey eee yani onun mesela şeyin Maturidi'nin meylan dediği o senin tasarrufa meylan diyor. Ve emri itibari diyor. Eşari de o insan Arzu ve isteklere meylanıyor. Ondaki tasarrufa itibar ediyor. Aslında aynı şeyi söylüyorlar. İsimlendirme farklı olduğu için. Sonuçta ikisi de diyor ki abde verilen şey o tercih karar verme abde aittir diyor. Burada abde çünkü eğer bunu şey yapmazsan abi yani alimler buna çok kafa yormuşlar. Cenabı Hak da o zaman şey yapmış. Eğer bu mesele bu şekilde izah edilmesin Bu sefer şeyi izah izah edemezsin. Ee yani insan cebir altında olur. Tabii tabii mükellefiyetini izah edemezsin. Bak Mutezile mezhebi gelmiş. Ne demiş? Kul fiilin halikidir demiş. İsteyen de insan, onu yaratan da insan demiş. O gitmiş dalalete. Cebri gelmiş. İsteyen dalla onu da yaratan gitmiş. Bak o Ehli-sünnet alimler diyor ki: "İsteme kısmı insana ait, yaratma kısmı Allah'a ait." diyor. Bağlaştırmış. He. Ortasını bulmuş. Bak mesela yaratma kısmında cebriyle barışık. Eee şey kısmında mesela eee emri itibari kısmında yani meydan-ı abdest verme noktasında mutezile barışık. Yani onların hepsi %100 yanlış değil. Mesela şu Lemahat da onu söylüyor. Şimdi Şeyle şey burada barışır diyor. Yerini bulabilirsek okuyalım. Demahatta telefonuna baksanız Cebir ve Muhtezi burada diyor şey yapar diyor. Barışır diyor. Neydi öbürü biri Cebri idi. Biri Cebri öbürü Muhtezi ile. He buldum. Ya bu şöyle bunun bir yani Adam mutezileyim demiyor. Belki mutezile olduğunun farkına değil de ben kararı ben veriyorum ve ben yapıyorum diyorsa mutezile işte adam. Yani aynı kategoride. Veya adam işte ben tercihlerimi Allah yaptırıyor. Ondan sonra ben yapmıyorum diyorsa Cebir adam işte. Ne olduğunu bilmesine gerek yok. Adam adı konmamış oluyor sadece. Bak diyor ki 710 Cebir ve itizalde birer dani hakikat bulunur. Yani bir tarafları doğru gene. Cebir ve itizalde. Yani Cebir'de doğru taraf ne? Fiilleri Allah yaratıyor. Muhtezile'de doğru taraf ne? İsteyen insan. Ey talibi hakikat maziye hem musibet müstakbel ve masiyet ayrı görür şeriat. Maziye mesahibe nazar olur kadere. Söz olur cebriye. Müstakbel ve maasi nazar olur teklife. Söz olur itizale. İtizal ve cebir şurada barışırlar. Şu batıl mezheplerde birer dani hakikat mevcut münderiştir. Mahsut mahalli vardır. Batıl olan tamimdir. Onu umumi ettirme. Şimdi artık yani buraya kadar ne öğrendik? Bak burada Cafer abi 6'ncısında 3 tane sorumluluktan kaçmak için 3 tane mertebe var. Adam diyor ki mesela ben şirk olur diyor yani ben bir şeye sahip olamam diyor. Hani böyle konuşarak anlatacaklar hani böyle şey gibi temsil Yani haşa diyor, ben hiçbir şeye sahip olamam. Her şeyi yaratan Allah diyor. Bak böyle diyerek kaçmaya çalışıyor. Üstat doğru diyor. Her şeyi Allah yarattı, doğru. Emri itibari sana verebiliriz diyor. Orada diyor bizi kandıramazsın. Emri itibari senin. Onu o sana ait diyor. Tamam diyor. Tercihleri ben yatan, yapan benim diyor. Şimdi bundan sonra tamam tercihleri ben yapıyorum ama Ben o tercih ettiğime sebep olmadan ben tercih edemem ki. Onu tercih etmem için bir sebep vardı. Çok cazipti, çok lezzetliydi, şöyleydi, böyleydi. Ondan dolayı seçtim diyor. Orada da yırtmaya çalışıyor bu sefer. Ben seçtim ama seçmek zorundaydım diyor. Dolayısıyla onu o şekilde yaratan sorumlu diyor. Ben değil. Burada da diyor ki tercih bir al mürecih yani tercih için bir Sebebe gerek yok. Sebep senin iradendir diyor. O senin terecühü için geçerlidir diyor. Yani bir şey bir şeyden üstün. İşte iradem var işte diyor. O emri. İrade başkasının iradesi gibi değil ya. İrade hem zayıf. Onu daha sonra söyleyecek. Öyle mi? Zayıfsa diyor mesela iraden zayıfsa diyor. Dua ve tevekkülle diyor. Meylanı hayra kuvvetlendirebilirsin. İstifa ve tövbeyle de şer olan veren kırarsın diyor. Tabii. Zayıftır demeyeceksin. Yani o baktın zayıf tamam. Çaresi var. Çaresi var. Çaresi ne ara? Bul. Tabii. Sen risalen okursan Cenabı Hak'ın Tabii. Cenabı Hak'ın azametine Mesela şöyle diyelim. Sen esnafsın. Zarar ediyorsun, batıyorsun. Razı oluyorsun mu orada? Ne yapıyorsun? Gidiyorsun ehliyle görüşüyorsun, işin yani bak orada Şeyi öğreniyorsun. Burada da mesela yok ben ondan sonra namaz kılamıyorum. İradem yetmiyor. Kılacağım ben bunu. Madem Allah'a emret Akşama kadar televizyona bakıyorsun. Sen bakılmıyor ki. He. Nasıl? Sen akşama kadar televizyona bakarsın. Televizyon oradakilere benzersin. He. Şimdi mürecih tercih ettirici sebep demek. Tercih eden demek değil. Bak biz hep bunu böyle Anlatıyor insanlar diyelim. Yani müreci tercih eden kişi olarak söylüyor. Değil. Müreci tercih ettirici sebep. Ben bunu niye tercih ettim? İşte şu tatlı olduğu için, hayırlı olduğu için tercih ettim. Onun özelliği yani müreci. Çok fark var yani arada. Bak bir şey bir şeyden üstün olması için mesela bu bundan üstündür. Dediğin zaman bir sebep lazım. Mesela namaz kılmak, kılmamak Haktan üstündür. Doğru mu? Açıklayabilir misin üstün olduğunu? Açıklayabilirsin. O Allah'ın emridir. Ondan sonra şükürdür, tesbihtir, tazimdir. Bak üstün bu. Diğeri ne? Hiçbir şey. Bak yani bu bundan üstündür dediğin zaman mutlaka bir sebep göstermen gerekiyor. Bu terecü. Ama ben bunu tercih ediyorum, ben bunu seçiyorum dediğin zaman böyle bir sebep göstermene gerek yok. Fark bu yani. Tercihte sebebe gerek yok. Sebep derken tercih ettiririz sebebi. Mesela benim önüme iki seçenek geldi. Ben onu da seçebilirim, onu da seçebilirim. Hatta mesela diyelim ki Ramazan'dayız. Su içmeye karşı mesela isteğim daha fazla. Evet. Ama sen diyorsun ki orucum diyorsun. Bak bunu seçiyorsun. Yani o seçenekler arasında eşit de olsa, birisi baskın da olsa senin iradeni bağlamıyor. Zorlayabilir. Ama söz iradededir iradededir yani. Üstat bunu mu söylüyor burada? Mesela ben şimdi o iki gömlek arasında niye kararsız kaldım? Yakın olduğu için. Sizde He. Ondan sonra ama eee ikisi birebir aynı biri olsa, ikisi de aynı paşa paşa bardak olsa bile ben birini seçebilirim yine. Aynı olsa zaten daha kolay. Birebir tip birbirinin aynısı olsa zaten daha kolay. Yani farklı da olsa o sana illeti tam Senin zorlayıcı bir sebep olmuyor. Burası önemli olan burası yani. Sebep nedir o zaman? Senin iradendir. O rüşanet derecesine vaziyet alsa o emri itibari vücut sübut bulabilir diyor. Yani gerçekte üstün olmakla senin üstün tutmak bak üstün olmak terecühtur. Üstün tutman tercihtir. Mesela sen şimdi esnaflık yaptın değil mi Cevher abi? Adama mal satacaksın mesela. Sana göre adamın önündeki seçeneklerden alma seçeneğini o kadar güzel anlatıyorsun ki yani almak artık vacip olacak neredeyse yani. Fiyatı uygun, eşya kaliteli adamın ihtiyacı var, ödeme şeyi var. Ondan sonra diyelim. Bak terecüd basıyor bu seçenek. Üstün yani bu seçenek. Üstün bir adam onu seçiyor mu? Seçmiyor. üstün seçebiliyor. Bak. Üstün olması için sebepler gerekiyor. İzahat yapman gerekiyor. Ama adam yok de ben almayacağım diyor. Niye almayacağım? Almayacağım işte diyor. Bir sebep yok. İstemiyorum bitti. Bak yani iradede bir sebep göstermene gerek yok. Kendi âlemine sebep olabilir. O üstün tutmaya delildir o. Yani o adam onu almamaya üstün tutuyor kendi âleminde. Bak üstün tutabilirsin. Üstün tutmak için eee o şeylerin arası ki üstünlük farklı senin seçerkenki üstün görmen ayrı şeyler. İşte bunu ayrı üstat burada. Adam diyor mesela gençsin diyor, gez diyor, toz diyor, manyak mısın diyor, hayatını yaşa diyor mesela böyle yaşamak lazım diyor mesela. Niye? Adamın aleminde o üstün. Tamam üstün. Herkes böyle yapıyor diyor. Ama bana göre üstün değil. Bana göre üstün olan Allah'ın emri Allah'ın emri hangisiyse benim için üstün olan odur. Sen onu seçiyorsun. Adam sana manyak diyor mesela. Niye? Çünkü adamın aleminde maneviyat yok. Yani olay manevi mesela şimdi bu eşyada tercih yaparken eşyanın bir kendi özellikleri vardır. Bir manası vardır yani. Mesela diyelim ki uyuşturucu örnek mesela. Adam uyuşturucunun kendisine baktığı zaman ben bunun içine içersem uçacağım diyor mesela filan. Yani o maddi olarak cazip. Ama manası ret var orada. Şer'et onu men etmiş. Bak manası cihetiyle işmemen gerekiyor. Eğer sen mana tarafını gören bir insansan, senin için mana tarafı tercihlerin etkili ise sen o zaman manaya göre hareket ediyorsun. Zaten Ne tarafta götüyor? Aklını, kafasını çalıştıran zaten onu da içmemesi gerekiyor. Doğru. Ya mesela faizi örnek verelim. Mesela faiz adam mesela bankaya faize para koyuyor mesela. Şimdi niye kar kat getiriyor? Ama diyor ki "Faiz haramdır." Adam koymuyor. Adam sen manyak mısın diyor mesela. Bunu niye tercih etmedin? Bak bu daha üstün. Para para kazanıyorsun mesela. Tamam görünüşte üstün olabilir ama Orada şeriat men etmiş mesela. Şeriat men ettiği için senin için o daha üstün oluyor. Evet yani bu meydan abde verilebilir. Bu bir. Sıkıntı var mı? Yok. Bu meydanı kullanırken işte o kısmı okuyalım. Emri itibari ise illet-i taamme istemez ki illet-i taamme vücudu için Lüzum ve zaruret ve vücup ortaya gelip ihtiyarı ref etsin. Mesela şimdi şu kitabın var olması için illede tamme lazım. İlle tamme ne demek? İlet sebep demek, iletme tam sebep. Tam sebep ne demek? Tam sebep olduktan sonra başka daha ilave sebebe gerek kalmayan sebep demek. Bunu Allah irade ediyorsa ve kudreti ile yaratıyorsa tam sebep gerçekleşmiş oluyor. Daha başka bir şey gerek var mı? O zaman iletme kudreti ilahidir. İradeyi ve kudreti ile beraber tecelli etmesizdir. İşte burada diyor ki yani emri itibari için diyor. O emri itibarının olabilmesi için iletme tanmaya gerek yok. İlle tahmiden o meydana gelir. Peki eee ille tahmmeye gerek olsaydı ne olur? İlle de tahme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücup ortaya girip ihtiyarı refetsin. Demin dediğimiz yani irade ve kudret taalluk ettiği anda o şey meydana gelirdi. Zaruret olurdu yani. Mesela kudret taalluk etmeden bir şey meydana gelmez. Kudret taalluk edince de onun olmaması diye bir şey. Dolayısıyla emr itibari denen şey kudretle var olan bir şey olsaydı kudret onu yaratır yaratmaz o vücuda gelir. Yani onun hariçte de karşılığı o bedene gelirdi. Sen yapayım dediğin anda onu yapmış olurdun yani. İşte öyle olmuyor. Öyle olmadığı için bak illet tamimi ile olmadığını ispatlamış oluyor. Belki o emr itibarinin illeti o zaman benim tercihlerim o meydan nasıl meydana geliyor? O emr itibarinin illeti bir rüççaniyet derecesine bir vaziyet alsa. Mesela bu mu olsun, bu mu olsun, bu mu olsun, bu mu olsun. Gidiyorsun, %50 gidiyorsun mesela. Rüççaniyet derecesine vaziyet almak ne demek? Bu olsun diyorsun mesela artık. O tarafı ağır basıyor mesela. Ağır basınca onu tercih etmiş oluyorsun işte diyor. Rüççaniyet derecesinde yani o seçeneklerden bir tanesine sen iradenle bastırıyorsun. Mesela şimdi abi terazi kefesini düşün dengede. Hiç ellemiyorsun. Denge bozulur mu? Bozulmaz. Ama sen şöyle bastırdığın zaman o tarafı dengesini bozmuş oluyorsun. İşte irade sen böyle o seçenekler dengedeyken şu olsun diyorsun. Onu seçmiş oluyorsun yani. Öyleyse o anda onu terk edebilir. Seçtin. Terk edebilir misin? Ne dersin? Biraz sonra dersin ki ya bu bu şer Kur'an ona mesela ne diyor bunu ifade ediyor. Kur'an ona o anda diyebilir ki şu şerdir yapma. Seçtin. Mesela bir kötülüğe karar ver. Hemen aklına geldi. Bu şer. Kur'an bunu men ediyor. Tamam o zaman geri çekiliyorsun bak. Ne oldu? Vazgeçtin. Meyan geri kayboldu. Öbür tarafa döndü bu sefer mesela. Yani işte o Bu meylan yaratılan bir şey olsaydı zaten kaybolmazdı. Eğer yaratılan bir şey olsaydı hemen vukua gelirdi. Sen su içeyim dediğin anda su içmiş olurdun yani. Halbuki su içeyim dediğin zaman mutfağa gidiyorsun. Bir sürü vakit geçiyor mesela. Evet eğer abd halif efali bulunsaydı. Şimdi de şeye geçti. Yani meylan kısmı eee emri tadiba istemiyor. Abde aittir. O şeyin yaratılımı kısmından şimdi geçti. Eğer evet eğer abd halif efali bulunsaydı yani isteyen insan onu da yaratan da insan olsaydı ve icat itidarı olsaydı o vakit ihtiyarı ref olurdu. Gene ihtiyarı ref olurdu. İstediği anda yapardı onu. Çünkü ilmi usul ve hikmette melem yecip lem yucet kaidesince mukarerdir ki bir şey vacip olmazsa vücuda gelmez. Yani illet-i tamme bulunacak. Sonra vücuda gelebilir. İlleti tamme ise malulu bil zarure ve bil vücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz. Evet. Şimdi buraya kadar ne anlatmış oldu? Yukarıdakinin ispatını yapmış oldu. Yani yukarıda emri itibari abde verilebilir. Önce hükmü koydu. Yani gerçekten abde vermek abdinin malı mıdır, değil midir? Kısmının ispatını yapmış oldu. İspatını nasıl yapmış oldu? Abde ver abde vermeseydik o şeyden meydana gelirdi. Halbuki öyle olmuyor. Ondan sonra yani Meyran'ın emri itibari olduğu ve abde ait olduğunun ispatını yapmış oldu. Zaten böyle ebette başlayan cümleler Cümlesidir. He, şimdi buraya kadar evet meydan vardır ve insana aittir ve tercih yapan insandır. Buraya geldik şimdi. Şimdi burada adam işte ikinci kaçamağa geçiyor. Eğer desen tercih bila mürecih muhaldir. Ondan sonra mesela şimdi teraziye gelelim abi. Mesela terazi dengede mi? Dengede. Denge bozulması için o bir tarafında bir şey bir parça olması gerekiyor. Adam diyor ki bak terzinin dengede bozulması için bir sebep lazım. Ondan sonra. Sebep yoksa dengede bozulmaz ki denge diyor. Yani ben onu o terazi alemde seçenekler var ya. O seçeneklerden hani bir taraf eee hani değil mi rüçaniyet kazansa şey olacaktı diyor. Rüçaniyet kazanması için diyor. Sebep olması lazım diyor. Mesela mantıkta bu bir şey var. Yani her şeyin bir izahı olması lazım. Mantıkta kaydı bu. Sen burada terazinin dengesi bozulunca bunu eee Bunun sebebi olması lazım diyor. Bak terbiye müreci muhaldir. Yani eee o rüçaniyet kazanması için tercih ettirecek bir sebep olmaması düşünülemez yani. Bu demek tercih bila müreci yani mürecisiz tercih muhaldir diyor. Halbuki o emr itibari dediğimiz kesb-i insani yani o seçim insanın verdiği karar bazen yapmak ve bazen yapmamak Eğer mucip bir mürecik bulunmazsa insan bazen namaz kılayım diyor, bazen kılmayayım diyor diyelim mesela. Bunlar bazen o o basıyor, bazen o o basıyor. Eğer bir sebep yoksa tercih bile mürecih lazım gelir. Ondan sonra yani tercih ettirici bir sebep olmadan tercih olması lazım gelir. Şu ise usul-ü kelamiyenin en mühim bir esasını hedmeder. Kelam ilminde yani böyle bir şey olamaz diyor. Mutlaka bir sebep lazım. Üstat da diyor ki "E cevap terecüd bila mürecih muhaldir." Kaşiye terecüd ayrıdır, terecüd ayrıdır çok fark var. Terecüd bila mürecih doğrusu bu. Öbürü doğru ama yani belan için tatbik edildiği için yanlış oluyor. Bu Gerçek alemde mesela tercüh bile mürekkep muhaldir. Mesela şimdi terazi burada değil mi abi? Terazi dengede. Mesela sen karışmıyorsan bu terazinin kefesinin ağır basması için orada bir parça olması gerekiyor. Doğru mu? Doğru. Bak burası tercüh işte. Onun ağır basması için bir sebep gerekiyor. Bu tercüh. Ama eee orada hiçbir sebep olmadı Sen iradenle o terazinin o kebesini bastırabilirsin. Mesela diyorum ki ikisi de eşit, hiçbir şey yok. Bu aşağı gidiyor. O zaman bu niye aşağı gidiyor? Sen iraden onu bastırıyorsun sen yani. Mesela sen iraden ve onun rüçanet kazandırıyorsun. O üstat orada sebebi yani iradeye veriyor. Yani müreciz, sebepsiz rüçaniyet muhaldir? Yoksa tercih bila mürecih caizdir ve vakidir. Tercih bila mürecih caizdir ve vakidir. Ne demek? Tercih bila mürecih caizdir ve vakidir ne demek? Tercih bila mürecih ya mürecih olmadan tercih yani bir şey sen tercih etmen için ondan sonra sana onu tercih ettireceği seni zor bir sebep olmadan da sen tercih yapabilirsin. Bu caizdir ve vakidir. Sebebi gerek yok yani. İradenden ben bunu istiyorum diyebilirsin. İlla bir sebep göstermene gerek yok. Mesela sen bunu seçtin. Niye seçtin? Seçtin. Daha mı iyi? Yok, iyi değil. Hatta kötü. Ondan sonra kötü olduğu için seçtim. Ben kötüyü seviyorum kardeşim mesela. Mesela küçüğü seviyorum, küçüğü seçtim, büyük. Bilemezsin ki abi. Yani Yani bu irade burada istediğini seçebilir. Bak ne oldu? Bir sebebe gerek yok. He sen kendi aleminde sebep olabilir. O ayrı. Seçtiklerinde sebep olmayacak. Senin aleminde mesela namaz kılmayı seçmen için senin aleminde sebep var. Bu diyor Allah'ın emridir. Boyun kıldan incedir diyorsun mesela. Senin aleminde sebep olabilir. Seçtiklerin arasında bir sebep yani bir sebep Mesela diyelim ki, namaz kılmak daha üstündür. O zaman herkes onu seçmesi lazım. Madem sebeple oluyorsa. Bunu seçiyor mesela. Daha seçilmemesi gerekeni seçiyor. Nasıl seçiyor? İşte iradeyle seçiyor yani. Yoksa irade bir sıfattır. Onun şeyini böyle bir işi görmektir. Yani bu çevresel faktörler diyoruz mesela. İşte ayrım zaman çok kötü. İşte arkadaş çevren çok kötü. İşte ben böyle tercih ettim. Bak irade bir sıfattır. Allah sana irade vermiş. Sen irade Ne seçiyorsun yani? Değil mi? Mesela diyelim bir adamın arkadaş şerefi kötü. Görüşme abi. Adam mesela bazılarına ters tepiyor. Ben diyor kendimi korumaya almam lazım diye. Bunlar arasındayken diyor ondan sonra kendimi korumaya almam lazım. Mesela ben askere gittiğim zaman 8 ay ders senden uzak kalacağım diye orada daha çok kitap okudum. İşte askerlik diye bazıları gevşedi mesela. Ben daha çok ağırlaştı diye her gün orada hatta ezber yaptım. Mesela çoğu risaleyi orada ezberledim. Yani sen onu senin şeyin nasıl? Olay bakışın yani mesela. Değil mi? Yani bu eee yani çevre seni direkt etkileyemez. Sen etkilesin dersen etkiler. Etkilemesin dersen etkilemediği gibi sana daha da iyi gelir. Mesela ben eskiden liselere ders yaparken İskenderun'un böyle şey olması aslında sizin avantajınız derdim yani. Bak Anadolu'da Müslüman bir şehirde olsanız lakat Müslüman olursunuz. Böyle sadece camiye giden gelen Müslüman olursunuz. Bak İskenderun'da olursanız dininizi öğrenirsiniz. Niçin ibadet ettiğini öğrenirsin, araştırırsın yani. Bu seni zorlar. Adam mesela Müslüman milletinde zaten namazını kılıyor. Onu zorlayan bir şey yok ki. Kendini geliştirme ihtiyacı hissetmiyor mesela. Ama İskenderun'da bakıyor ki paşalı. Bu sefer ben kendimi yetiştirmem lazım diyor mesela burada malum olmamam için. Bak ne oldu? Bak çevre müspet tesir etti. Yani çevre her zaman kötü tesir etmez yani. Senin tarzı telakkine bağlı bu. Kötü komşu ev sahibi yapar mesela. Katil de yapar, ev sahibi de yapar. Bak irade. Ya bir defa şu var Alaattin abi. Yani Allah bize irade vermiş. Mesela şimdi bu Musa. Sen şöyle bir baba olabilirdin. Kardeşim senin oğlun senin bir şeyi isteme şeyin yok. Ne isterseniz iste benim dediğim olacak deseydim irade diye bir şey bahsedemezdik. Ama bak ben senin önüne seçenekler koyacağım. Sen kafanı çalıştır. Doğru olanları seç. Senin seçmen sana seçme şeyi veriyorum yani. Sen istediğin okulu seçebilirsin, istediğin eşyayı seçebilirsin. verirsin. Ben onu alacağım. dediğin zaman aslında ona değer veriyorsun yani. Adam yerine koyuyorsun değil mi? O da diyecek ki bak babam bana değer veriyor. Ben de layık olayım diyecek. Aynen bu şekilde yani. Cenabı Hak bize irade vermiş. Bizim robot gibi otomatiğe bağlamamış yani. Ey abi dedim sana irade veriyorum. Ondan sonra sen iradeni kullan. Ama doğrular bunlar. Burada kullanmanı istiyorum yani. Bunlar seçeneklerde diyor mesela. mesela helal olanları seçtiyor mesela. E sen de Cenabı Hak sana bu kadar değer vermiş, şahsiyet vermiş. O zaman sen ne yapacaksın? Layık olacaksın yani. Yani irademizi bak tek sahip olmamız gereken şey irademiz. Onu da eee tam sahip çıkaracağız. Onu böyle güzel kullanacağız yani. Mesela sen şimdi gemi gemidesin Cafer abi. Geminin sahibi seni şeye oturtmuş. Gemi oturtmuş yani. Ve gemi de büyük bir ticaret gemisi. Yani mesela. Sen bunu sahili selamete sağlam götürürsen o şeye bakaraktan hem sen karlı çıkarsın değil mi? Hem gemi sahibi işe vur. Ama sen şimdi gemiyi yanlış sürersen, kayaya çarparsan, batırırsan hem sana yazık hem o kadar mürettebata yazık yani. Allah bize bir gemi vermiş yani. Gemi falan hal teslimi bize büyük bir şahsiyet vermiş. Direksiyonu tutturmuş yani. Eğer biz bu şeyi düzgün söylersek Ondan sonra çok büyük kazanç kazanacağız yani böyle. Yani irade sahibiyiz. İrademizi kullanıyoruz. Onu da inşallah böyle hakkıyla kullanalım. Geldik üçüncüye. Evet. Eğer desen madem katli halk eden haktır. Niçin bana katil denilir? Burada da üçüncüyü aşıttırmaya çalışıyor. Tamam. Meydan bende. Beyanını kullanırken de yani çevresel faktörler zorlasa da söz iradede onu da anladım. Burada ne diyor Cahit abi? Üçüncüde ne ne diyor? He. Bak eğer desen 3. soru. Eğer desen madem katle halk eden haktır. Niçin bana katil denilir? Burada diyor ki, tamam seçen benim. Hür irademle seçtim. Ama yaratan Allah. Mesela bu adamı öldürmeyi niyet ettim. Tamam isteyen benim. Ama onu yaratan Allah. Ben niye sorumlu oluyorum? Ben ne kal. Allah yarattı. Yani ben öldürmedim ki. Adam mı var? Adamın ölümü ölümü. Adam zaten Allah yaratmış da. Yani öldürme fiilin fiili Allah yarattı. Ben öldürmedim ki. Bak bu sefer de yapan Allah diyor. Ben sadece istedim. Bende bir şey istemek de zaten yok zaten. Hani emr itibariyle. Ben niye katil oluyorum diye. Üç gürü olarak kaçmaya çalışıyor. Güzel değil mi? Bak mesela burada bir şey diyeyim. Üstat mesela bu şekilde söylüyor mu? Bak üç mertebede sen telefon buraya at istersen. Tamam buyurun. He. Burada mesela üç mertebe mesela Bu da gömülü. Ama bunu söylüyor mu üstat? Belki böyle bir sürü nükte var mesela burada. Sen işte yani bunları okurken çıkartacaksın. Yani bunları böyle şey yapacaksın yani. Çıkartma bir sayım. Yok yani yani bunun yani okuduğun şeyin yani böyle bir ilmi olarak değil yani pratik hayatta sana şu bir ders olması lazım. Yani burada yani bu mevzu nedir yani? Bu kitap bunları niye anlatıyor yani? Ne işimize yarayacak? Yani sorumluluktan kaçmaya çalışan insanı kaçamazsın kardeşim demek için yani. He. Esasen anlayacağımız şey yani yani bir risaleyi okuduğumuz zaman ben buradan ne anlayacağım? Anladıklarımı anladım da bu anladıklarımdan ne anlayacağım yani? Diyoruz ya İskenderun'da çok sıcak, cehennemden biraz daha şey oluyoruz falan bir He sağol. Yani insan arıyor abi biliyor musun? Bahane arayıp duruyor kendi şeyine, kurtuluşuna, ümit ya Yani inancı var da yani. Ümit alıyor yani işte diğer ben bir durumun şartları böyleydi Allah'ım işte vaziyet böyleydi falan filan diye bir için içinde oraya rahatlamak mı istiyor kendi kendine? Rahatlamak istiyor da ama vicdan diyor vicdan diyor yani nefis diyor her ne kadar diyor şey yapsa da diyor kusurunu bilir diyor. Bilir diyor yani sen istesen mesela Şeyi biz mesela bir şey istemediğimiz zaman veya bir şey istediğimiz zaman kim mane olabiliyor abi? Ondan sonra değil mi yani yerine göre bir şey istedik mi kimseyi dinlemiyoruz. Ne kadar hiçbir şey dinemiyorsun mesela bak orada demek ki o şeyi gösterebiliyorsun yani. Burayı okuy vereyim mevzuyu bitirelim. El cevap çünkü ilmi sarf kaidesince ismi fail bir emri nisbi olan maslardan müştaktır. Yani yapan ismi fail yapan nereden çıkar? Bir emri nisbi olan maslardan müştaktır. Yani masdar emrin ismi ummeynan işte. Oradan çıkar. İsmi fail. Yoksa bir emri sabit olan hasıl bir maslardan inşikak yetmez. Emri sabit nedir? Adam ölmüş. Yerde yatıyor. Oradan çıkmaz diyor. Masdar kesbimizdir. Katil unvanını da biz alırız. Burada kes kime ait? Bize ait. O zaman katil unvanı da biz alırız. Hasıl bir mastar hakkın mahlukudur. Adam ölmüş, parçalanmış mesela. O hakkın mahlukudur. Mesuliyeti işmam eden bir şey hasıl bir mastaradan müştak kılınmaz. O mastardan hasıl olandan değil, mastaradan çıkartılır sorumlu olan. Mesela şimdi bu gramer kaidesiyle cevap veriyor. maslardı çıkarıyor. Gramer kaidesi eee ile niye cevap veriyor? Ya gramer kaidesi ile cevap vermesinin eee şeyi nedir, hikmeti? Gramer kaideleri insanlık alemindeki düşünce yapısının bir tezahürüdür yani. Yani insanlık alemindeki olaylara bakış, sorumlulukları yükleme noktasında fikir olarak neyse o dile yansıyor yani. Mesela hukuk kuralları niye yani? Mesela hukuk kuralları insanlık aleminde doğru olarak ne benimsenmişse hukuk kuralları oradan çıkıyor. Mesela şimdi sen bıçaklı birisini kestin. Kim kesti? Bıçak kesti. Sen hakime diyebilir misin? İşte bıçak kesti ben kesmedim. Sen kesme fiilini sen irade ettin yani. Bıçakta gereğini yaptı yani. O bıçak keser yani. Onu sen kullandın. Ve araba Böyle birisini ezdin mesela. Ya kim ben ezmedim, araba ezdi. Arabayı kim kullanıyordu? Sen kullanıyordun. Bak işi yapan araba. Ama Emir bizde. Emir sen de yani Ama senin şeyinden çıkıyor yani mesela. Burada Cenabı Hak kanunları yaratmış. Mesela sen ondan sonra bir demirle bir bir şeye vursan o patlar değil mi mesela? Yumuşak bir şeye vursan patlar. Sen demir adamın kafasına vursan bu patlayacak yani. Bu Allah bu kanunu yaratmış. Bu kanun hayır ve şer değildir. Kanun mutlaktır. Kullandığın yere bakar. Sen ondan odun kesersen hayırdır. Adamın kafasına kesersen şeydir yani. Allah onun kanunla yaratmış. Onu anlık kulak şişeye göre değiştirmiyor. E sen şimdi kapuzda hesaplıyorsun, bıçak giriyor. Şey gir insana hesaplıyorsun, girmiyor. Olmaz ki. Kanun bu. O kanunu sen biliyorsun. Bildiğin için o kanun ve o o şeyle kullanıyorsun yani. O niyetle şey yapıyorsun. Dolayısıyla mastar senin, niyet de senin ve sana göre şekillenmiş bütün fiiller. Orada Cenab-ı Hak'ın yapıyor olması Değil, seni istiyor olan sorumluluğu getiriyor. Diye de cevap. Yani üçüncü olarak da işte mesela buradan işte bu kötülük problemlerine cevap oluyor bu. Şu anda mesela felsefecilerin ve çoğu dindarların cevap veremediği işte bu kadar kötülükleri var. Kötülükleri işte bu kadar kötülükler varsa şu an Allah kötülükleri yapıyor. O zaman Allah kötü diye diyorlar mesela ateistler. Buradaki burası çok cevap var da bir tanesi bu. Bu kötülükleri yapan Allah değil işte. Ya bunun sorumluluğu o kötülüğü isteyen. Allah o kötülükleri istemiyor. Savaşlar istemiyor. Cinayetler, zulümler istemiyor Allah. Sen istiyorsun, sen istediğin için yaratıyor. İsteyen kötüdür yani. Yani kespi kim mesela kespi şer şerdir. Yani kespi kespi şer şerdir. Yani istemek kötü istemek kötüdür. Hak-ı şer o kötünün yaratılması kötü değildir. Dolayısıyla yaratma kısmı Allah'a ait olduğu için Allah kötülük yaratmamış oluyor. Veyahut da o kötü olmuyor. Kötülük sana ait oluyor yani. Ve dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı insanın o iradesi. İmtihan meydanı olduğu için. Ondan sonra herkes burada ondan sonra imtihan olduğu için Cenabı Allah'a müdahale etmediği için dolayısıyla eee o zaman ne oluyor? Bütün kötülüklerin yani yaratılışta kötülük yok. Yaratılış yaratılan şey, kanunlar, şeyler, eee, zatında iyi veya kötü diyemezsin yani. Mesela bıçağın kesmesi iyi midir, kötü müdür? Çok iyiymiş. He. Yani hayrı külli vardır. Zaten yaratılışta hayrı külli vardır. Ama adam onu şeri cüzi ile kullanıyor. Onu şeri cüziye çevirir insan iradesi. Dolayısıyla burada, eee, yani üçüncü olarak da yine sorumluluktan kaçamazsın demiş oluyor, bitiriyor. Allah sağ olsun El Fatiha. Yok.