3125.ders 17.söz-Hâlık-ı Rahîm ve Rezzak-ı Kerim ve Sâni'-i Hakîm
Ders metni
17. söz. Euzu billahi şeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin vesalatu vesselamu Resulün Muhammedin ve âlâ alihi ve sahbihi eşmain. Bu söz iki ali makam ve bir parlak zehirden ibarettir. Bu söz iki ali makam ve bir parlak zehirden ibarettir. ve sani hakim Şu dünyayı alem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram bir şehr-i ayin suretinde yapıp bütün esmasının garaibi nukuşuyla süslendirip küçük büyük ulvi süfli her bir ruha ona münasip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesapsız mehasin ve inamattan istifade etmeye muvafık ve Havas ile mücehhez bir ceset giydirir. Bir vücudu cismani verir. Bir defa o temaşagaha gönderir. Halik-i Rahim ve Rezzak-ı Kerim ve Sani-i Hakim Halik-i Rahim rahmetiyle yaratan Rezzak-ı Kerim rızık veren, ikramda bulunan Sani-i Hakim işte sanatlı, hikmetli yaratan Ne yapmış Cenab-ı Hak? Şu dünyayı âlem-i ervah ve ruhaniyat için. Ruh sahibi olanlar için, ruhlar için, ruhaniyet alemi için bir bayram bir şehri ayin suretinde yapıp bütün esmasının garaibi nukuşuyla süslendirip küçük büyük ulvi süfli her bir ruha ona münasip ve o bayramdaki ayrı ayrı hapsız mehasim ve inamattan istifade etmeye muvafık ve havas ile mücehhez bir ceset giydirir. Bir bir vücudu cismani verir. Her bir ruha bir ceset giydirir. Ama nasıl ceset giydirir? Ona münasip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesapsız mehasim ve inamattan istifade etmeye muvafık havas ile mücehhez, bir ceset getirir, bir vücudu cismani verir, bir defa o temaşagaha gönderir. Bir defa. Dönüp dönüp değil, bir defa. Bir defa o temaşagaha gönderir, o seyir yerine, temaşa yerine gönderir. Hem zaman ve mekan cihetiyle, zaman ve mekan cihetiyle pek geniş olan o bayramı asırlara, senelere, mevsimlere, hatta günlere, kıtalara taksim ederek bölerek her bir asrı, her bir seneyi, her bir mevsimi, hatta bir cihette her bir günü, her bir kıtayı, birer taife, ruhlu mahlukatına ve nebati masnuatına birer resmî geçit tarzında da bir ulvi bayram yapmıştır. Ve bilhassa ruhi zemin bilhassa ruhi zemin yani yeryüzü hususan bahar ve yaz zamanında bahar ve yaz zamanında masnuat-ı sağire'nin taifelerine o küçük Allah'ın küçük sanatlarının taifelerine öyle şaşaalı ve birbiri arkasında bayramlardır ki Tabakat-ı Aliye'de olan ruhaniyatı ve melaikeleri ve sekeni-i semavatı semavattaki eskenelerini seyrede celbedecek bir cazibedarlık görünüyor. Ve ehli tefekkür için öyle şirin bir mütalaagâh oluyor ki zemin yüzü akıl tarifinden acizdir. Fakat bu ziyafet-i ilahiye ve bayramı Rabbaniye'deki ismi Rahman ve Muhhi'nin tecellilerine. Fakat bu ziyafeti ilahiye ve Bayram-ı Rabbaniye'deki ismi Rahman ve Muhhi'nin tecellilerine, şuhrahmaniyet, rezzakiyet, hay isimlerine mahsar oluyor. Tecellilerine mukabil ismi kahhar ve mümit firak ve mevt ile karşılarına çıkıyorlar. Rahman ismine kahhar ismi, muhi ismine de mümit ismi, hayat verici ismine de mümit, hayat alıp mevti veren odur. Firat ve mevti ile ayrılıklarla, ölümlerle karşılarına çıkıyorlar. Şu ismi ve rahmeti külle şeyin rahmetinin vüsâti şümuline zahiren muvafık düşmüyor. Yani kahhar isminin mümit isminin tecellileri diyor. Zahiren Allah'ın rahmeti her şeyi puşatmıştır. Vesiyat rahmeti külle şeyin rahmetinin vüsâli şümuline zahiren yani görünüşte muvafık uygun düşmüyor. Fakat hakikat Birkaç ciheti muvafakatı var. Aslında uygun düşüyor. Hatta onun birkaç yönü de düşüyor. Nedir? Bir ciheti şudur ki: Sani-i Kerim, Fatır-ı Rahim, sanatlı yapan, ikramlı insanda bulunan, her şeye uygun fıtrat veren, şefkat eden, muhabbet eden Rabbimiz her bir taifenin resmi geçit nöbeti bittikten Hayata geliyor. Belli bir süre Cenabı Hak hayat veriyor, yaşatıyor. Sonra vakti gelince vefat ettiriyor. O resmi geçit bitmiş oluyor yani. Şu anda biz resmi geçitteyiz. Yani bazıları 3 gün sürüyor, bazıları 3 saat sürüyor, bazıları 30 gün sürüyor, bazı 3 sene. Yani hepsi değişiyor. Her bir taifenin resmi geçit nöbeti bittikten ve o resmi geçitten maksut olan neticeler alındıkça sonra en güzel hakikatleri, manaları böyle ifade edip onlar alındıktan sonra ekseriyet itibarıyla dünyadan merhamet kerane bir tarz ile tenfil edip usandırıyor. Dünyadan nefret veriyor, usandırıyor. İstirahata bir meyil ve başka bir aleme göçmeye bir şevk ihsan ediyor. Yani vefat ettirmeden önce dünyadan artık usandırıyor. Hastalık veriyor, bir şey veriyor, usandırıyor veya ahirete karşı bir hissiyat, bir iştiyak veriyor. Vazife-i hayattan terhis edildikleri zaman demek bir vazife var. Onun için hayattayız. Vazife-i hayattan terhis edildikleri zaman vatan-ı aslilerine Hazreti Adem cennetten geldiği için değil mi? Vatan aslimiz cennet oluyor. Vatanı aslilerine bir meyanı şevk engiz ruhlarında uyandırıyor. Cennete karşı bir meyanı şevk engiz. Bir şevk meyanı geniş, ulvi bir meyanı ruhlarında uyandırıyor. Değil mi? Hatta mesnevide ne diyor? İşte bir davet vukubusa başta Resul Ekrem Aleyhissalatu Aleyhisselam diğer bütün sahabeler asfiya "Kalbinin bir tarafında seni bekliyorlar. Sen gelmez misin?" deseler diyor. Büyük bir sürurla sevinçle diyor, kabul eder ve gitmek ister biliyor. Zaten öyle diyor şu anda ya. Zaten orada diyor. Yani oraya karşı iş yap uyan değil. Hem o rahmanın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor. Rahma o rahmanın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki. Nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor. Ya mesela bizim evimizde çalışan bir işçimiz olsa, bir şeyimiz olsa ve bizim işimiz için bir yere gitse yolda başına bir şey gelse ne bileyim elbisesi yırtılsa, ne bileyim bir şey arabasına bir şey olsa Onu adam hemen karşılar. Çünkü benim görevimi yapıyorsun, benim işimdesin, benim adamım senin, elemanım de. O onu ödemeye hazırdır. İnsan Allah'a kul olursa ve onun yolunda giderse başına vefat da gelse, cezede de parçalansa, bir şey de olsa Cenabı Hak ne yapıyor? Onu hemen şehadet tütbesiyle onu hemen sana bunun yenisini ebedi olarak vereceğim diyor. Yani şehit değin şey o. Yani Cenabı Hak'ın uğrunda, onun yolunda o ömrü Verdiği için Cenabı Hak hemen aynısını ona ebedi olarak veriyor yani. Hoca şehadetlik öyle niyet olması lazım. Yani Allah'a yani sen Allah'ı yani feda etme şeyi olacak. O fedaın karşısında olacak. O niye ki olacak? Mesela diyelim ki sen bir bir şey oldu. Birisi geldi işte arabasıyla seni kurtaracak veya sen feda etse arabasını. Sen yenisini almaz mısın onu? Sen benim için harcadın zaten bunu. Benim için bu yani buna mal oldu. O zaman bunun sana aynısını daha iyi güzelini alır der. Yani Cenabı Hak'ın kudretinde, rahmetinde böyle bir şeyin Şey yok ki yani. Onun yolunda diyor harcanan şey. Hatta İlemalarda öyle bir güzel cümle var. İlemalardan onu okuyalım mı? İlemalarda değil mi? Ey insanlar diyor kane kısa faydesiz ömrünüzü baki uzun faydeli meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin muktezasıdır öyle ise baki hakikinin yoluna sarf ediniz. Çünkü beka Tabii ki olan şey, bakinin cilvesine mazhar olur diyor. Tabii bunu bir kardeş ezberlemişti zamanında. Ezberlenecek bir yer yani. Şu mesele münasebetiyle deriz: Ey insanlar, fani, kısa, faidesiz ömrünüzü baki, uzun, faideli, meyvedar yapmak ister misiniz? Yani bunu hiç kimseye hayır diyemez. Ey insanlar, fani, kısa, faydası olmayan bir müessesin. Fani demek sonu gelecek demek. Yani bir gün bitecek demek yani. Yani yani bu ondan sonra eee çok net bir gerçek yani. Şu anda yaşıyor yaşıyoruz ama bitecek yani bu şu an yani. Çünkü 60, 70, 80'i geçmeyen insanlar biz de o yaşlara geldiğimiz zaman biz de ölmüş olacağız. Yani bu anlaşılmayacak veya terbiyeyle bilinmeyecek bir şey de işte o vakitte olmadan hayat derken bir şeyler yapmaya çalışmak lazım. İşte o nedir? Fani, kısa, faydesiz ömrünüzü baki, uzun, faideli meyvedar yapmak ister misiniz? Badem istemek insaniyetin muktezasıdır. Ya bu bir gün bitecek. Ondan sonra bitmeden bunu baki bir hale getirebilir miyiz? Ondan sonra. Yani insan mesela parası oluyor. Bakıyor bitecek. Ya bitmeden bunu arttırabilir miyiz diyor. Yani bitmesin. İşte ne yapsak acaba da artırsak, çoğaltsak. Onu düşünüyor mesela. Ya hayatın da bikiyor bak onu da düşün. Zaten hayat bittikten sonra paran olsa ne olacak ya? Para dozu yastık yapar. Sırtına destek yapar. ama yani başka bir şey yaramaz. Yani en kıymetli şey ömür, o tükeniyor. Onu nasıl acaba çoğaltabiliriz, arttırabiliriz, hatta baki hale getirebiliriz? Bunu istemez misin? Ey insanlar, fani kısa, faydesiz ömrünüzü, baki uzun, faydeli meyvedar yapmak ister misiniz? Geçen bir kardeş, "Abi diyor, işte oyun oynamak günah mı?" Ve şimdi oyun oynamak hani bilgisayar oyunu, işte telefon oyunu falan falan Ya şimdi günah ayrı bir şey. Yani günah olmayabilir belki. Hani bir bildiğimiz manada hani gayrimeşru bir şey değil. Hani internette bir günah işleme gibi bir şey değil. Ama bu ömür dakikaları çok kıymetli. Yani sen bunu hadi oyun oynadın diyor. Ne oldu? 2 saat oyun oynadın. Ne oldu? Elene geçti. İki saat beni yok ettin yani, mahrettin yani. Dünyaya faydası var mı? Yok. Ahirete faydası var mı? Yok. Ama sen o iki saat seyresinde ne bileyim ders çalışsan dünyanın faydası olur. Oturup şuradan iki sayfa mütalaa etsen imanın kuvvetlenir, ahiretine faydası olur. Yani o kıymetli şeyi kıymetsiz hale getirmek yani insanın vicdanı bunu kabul etmemesi lazım. Değil mi? Mesela cemiyet para yere düşse yok olsa buna razı oluyorsun mu? Ben ondan diyor işte şunu alabilirim diyor. Niye kaygı olsun ki? gidiyor yani. Ya sen bu iki saatinde belki cennetten iki saray alacaksın. Niye böyle geçsin yani mesela? Yani bunu bir nur talebesi bu vicdani bir değerdir bu. Yani bunun illa haram, günah, yani bu işin en uç noktası o. Oraya varıncaya kadar yani Allah bana bak hayat vermiş yani zaten 60 70 sene yaşayacağım. Yani bunun dakikasına kadar, saniyesine kadar en verimli şekilde bir yaşamam lazım yani onu demesi lazım. Yani Ufani madem öyle, bunu baki yapmak, uzun yapmak, faydalı yapmak peşine düşmek lazım. O zaman ne yapmak lazımmış? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır. Baki hakikinin yoluna sarf ediniz. Çünkü bakiye müteveccih olan şey beka'nın cilvesine mazhar olur. Eğer sen bu hayatı Allah'ın yoluna harcarsan o zaman Cenab-ı Hakk'a müteveccih olmuş olur. Bekâ'nın cilvesine mazhar olur diyor. Onun yönünde olunca. Evet. Madem her insan gayet şiddetli bir surette uzun bir ömür ister Bekaya aşıktır. Ve madem bu fani ömrü baki ömrü tebdil eden bir çare var ve madem çok uzun bir ömür hükmüne geçirmek mümkündür. Elbette insaniyeti sükut etmemiş bir insan. O çareyi arayacak ve o imkanı bilfiil çevirmeye çalışacak ve tevfiki hareket edecek. İşte o çare budur. Allah için işleyiniz. Allah için Düşünüz, Allah için çalışınız. Billah, livecillah, lieclillah, rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları seneler hükmüne geçer. Burada yani buna benzer güzel cümleler var. Mesela şurayı da okuyun. El hazır insan Çinden faalidir. Fakat Zeka için halk edilmiş ve baki bir zatın aynısı olarak yaratılmış. Mesela insan mesela bir haftalık bir yere gitse onu sayabiliyor. 7 gün kaldı, 6 gün kaldı, 5 gün kaldı. Onu anlayabiliyor. Veya mesela bir aylık bir seyahate gitse onun başını sonunu görebiliyor. Yani ihata şeyine giriyor. Azaldığını hissedebiliyor yani. Ama bu 20 sene, 30 sene olunca bunu hissedemiyor insan. Hep böyle. Hani sonunu göremiyorsun ya. Mesela yolda gidiyorsun. Sonunu görsen ona yaklaştığını hissediyorsun. Ama bir şeyin sonunu görmüyorsun. Yaklaştığını yani gittiğini söylemiyorsun. Yani sonunu görmediğin için. Bir şeyin yani. Mesela duvar olsa karşında her adım attığın yaklaştığını hissediyorsun. Dost edeceğini anlarsın yani. Ama duvar yok orada. Gidiyorsun. Yani neye göre kıyaslayacaksın? Ben işte etrafındakileri kıyaslıyorum. Bak diyorum bu öldü. Bu da öldü. He diyorum zaman geçiyor herhalde. yani. Biz terapistlere gidiyoruz. Yani insan işte sürekli böyle tefekkür edip böyle sonunu görecek şekilde tefekkür ettiği zaman azaldığını hissedecek. İşte ben mesela 10 sene önce 40 sene kaldı diyordum. Şimdi 30 sene kaldı diyorum. Tahmini mesela. Şimdi 20 sene kaldı diyorum. 10 sene kaldı. Yani insan böyle bir şey yapması icap ediyor. Yoksa eee öyle devamlı yaşayacağım zannediyor yani. Ama ömrünün azal Azadını hissetse eyvah diyecek ya azalıyor. Bir günde bitecek. Bitmeden bir şeyler yapmam lazım. Yani öbür tarafa bir şeyler göndermem lazım. Hemen böyle bir gayrete geliyor yani insan. İnsan çenden fanidir. Fakat beka için halk edilmiş ve baki bir zatın aynısı olarak yaratılmış ve baki meyveleri verecek işleri görmekle tavzif edilmiş ve baki Baki bir zatın baki esmasının cilvelerine ve nakışlarına medar olacak bir suret verilmiştir. Öyleyse böyle bir insanın hakiki vazifesi ve saadeti bütün cihazatı ve bütün istidatıyla o baki sermedi'nin daire-i marziyatında esmasına yapışıp ebed yolunda o bakiye müteveccih olup gitmektir. Ebed yolunda o bakiye müteveccih olup gitmektir. Müteveccih demek yönelmek demek yani. Mesela ben şimdi kime doğru mütevecciyim? Ali'ye doğru mütevecciyim mesela. Veya kime doğru mütevecciyim? Mesela Ahmet'e mütevecciyim. Yani ona dönmüşüm. Yani bir insanın kime mütevecci olduğu nereden belli olur? Değil mi? Yani nereye doğru gidiyorsa neyi takip ediyorsa ona müteveccikliktir. Akşama kadar ne düşünüyorsa Sabaha kadar neyi merak ediyorsan onu müteveccihim demektir. Değil mi? Yani insan niye müteveccih ise onun şilvesine masalıyor. Ben güneşe müteveccih ise yüzüm parlar. Karanlığa müteveccih ise kararırım. Yani Cenabı Hak'a müteveccih olsa insan değil mi? Onun esmasına aynı olur. Esmasına yapışır ebet yolunda o bakiye müteveccih olup gitmektir. Lisanı ya baki entel baki dediği gibi kalbi, ruhu, aklı bütün netayifi, hüvel baki, hüvel ezeliyyül ebediyü, hüvel sermediyü, hüvel daim, hüvel matlub, hüvel mahbub, hüvel maksut, hüvel mabud denir. Yani bu 3. lemadan okuyorum. Yani bunun baştan sonra hepsini okumak lazım. Hepsi de böyle değil. Ne güzel cümleler var. Şimdi biz şu tekrar eee geldiğimiz yere dönelim. Şu 203'te. Hem o rahmanın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki. He ne demiştik işte? Yani biz hayatımızı kimin yolunda harcarsak Allah onu bize Yani o kişiye Allah'ın o aynısını ve iftiha mükemmelini ebedi surette tekrar takdim edecektir yani. Hem o Rahman'ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda mücahede işinde. Biz birisine desek ya bak benim kalemim vardı. İşte senin işini yaparken bitti. Ne bileyim benim bir makinem vardı. Senin işini yaparken parçalandı. Adam ne yapar? Sana yenisini alayım der yani. Zaten benim ilk yolumda harcadım bunu. Değil mi? Yani aynı o mantık yani. Burada Allah yolunda harcanan her şey emir olsun, hayat olsun, ruh olsun, istidat olsun, kabiliyet olsun hepsi en mükemmel şekilde geri iade edilecek demektir yani. Allah yolunda sarf edersek Allah bunu geri iade etmeye müktedirdir. Ama başka bir şey yoluna sarf edersek onun böyle bir iktidarı yoktur yani. Onun için kim bize bunun iyisini, daha iyisini verebilecekse ona sarf etmemiz lazım. Hem o Rahman'ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki nasıl vazife uğruna mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor. Hem o Rahman'ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki nasıl vazife uğruna mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor. Evet. Yani şehadet rütbesi çok yüksek bir makam. Yani şehit olan mesela diyelim ki bir meydan var. Temsil olarak mesela mahkeme kurulmuş, teraziler açılmış. İşte herkes sırayla oraya doğru orada ameller tartılıyor diyelim. Şehit olan oraya hiç girmiyor. Direkt transit direkt oradan devam ediyor. Yani hiç onun amelleri tartılmıyor yani. Ameller tartılmadan direkt cennete gidiyor. Şehitliğin makamı öyle yani. Niye? Çünkü o şehadetten aldığı şey hepsini bastıracak bir ağırlıkta olduğu için tartmaya gerek yok yani zaten. O öyle bir savap geliyor ki orada onu bir şeye koymaya gerek yok. Zaten baştan belli yani. Onun için direkt geçiyor yani. Onun için Yani şehitlik hem öyle o kadar da kolay da olmaması lazım. Hem o Rahman'ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna ahirette cismani bir vücudu baki vererek bazen insanlar bu koyunlar kesiliyor, yazık oluyor işte bazı koyun ister, koyunseverler. O koyun bahtiyar. O kesilen koyunlar. Onlara Cenabı Hak ne yapıyor? Sen kurban oldun, ibadete vesile oldun diye ahirette cismani bir vücudu baki vererek onlar vücutları baki olacakmış. Ahirette cismani bir vücudu baki vererek sırat üstünde sahibine burak gibi bir binneklik mertebesini vermekle mükafatlandırıyor. Öyle de sair ziruh ve hayvanatın dahi kendilerine mahsus vazife-i fıtri rabbaniyerinde ve evamir-i sübhaniyelerinin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zirukların bonlara göre bir çeşit mükafat-ı ruhaniye ve onların istidatlarına göre bir nevi ücret-i maneviye Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler belki meftun olsunlar. Lakin ziruhların en eşrefi ve şu bayramlarda kemiyet ve keyfiyet cihetiyle en ziyade istifade eden insan Lakin ziruların en eşrefi nebatat var, hayvânat var, zirular var, şunlar var, bunlar var. İnsanlar da bunların içinde en Eşref oluyor. Zirukların en eşrefi. En şreflisi ve şu bayramlarda kemiyet ve keyfiyet cihetiyle en ziyade istifade eden insan yani şu dünyadan, şu kainattan hem keyfiyet olarak ondan sonra hem de keyfiyet olarak yani her şeyden istifade ediyor. Güneşten istifade ediyor insan. Ay'dan istifade ediyor. Havadan, sudan, denizden, dağdan yani otların hepsinden, her şeyden istifade ediyor. Hem de en mükemmel şekilde, en keyfiyetli, en verimli şekilde istifade eden insan, kemiyet ve keyfiyet cihetiyle en ziyade istifade eden insan dünyaya pek çok meftun ve müptela olduğu halde, dünyaya pek çok meftun ve müptela olduğu halde Dünyadan nefret ve âlim-i bekaya geçmek için eseri rahmet olarak iştiyak-ı engiz bir halet verir. Kendi insaniyeti dalalete boğulmayan insan o haletten istifade eder, rahatı kalp ile gider. Şimdi o haleti imtihan eden, netice veren vecihlerden nümune olarak beşini beyan edeceğiz. Birincisi. İhtiyarlık mevsimiyle, dünyevi güzel ve cazibedar şeylerin üstünde fena ve zevalin damgasını ve acı manasını göstererek o insanı dünyadan ürkütüp o faniye bedel bir baki mahlubu arattırıyor. İhtiyarlık mevsimiyle. Dünyevi, güzel ve cazibedar şeyler üstünde. Fena ve zeval damgasını ve acı manasını göstererek Mesela güzel bir şey elde ettin. İhtiyar sın ama yani. Çok güzel bir evin olduğu, çok güzel bir bahçenin olduğu, ne bileyim çok güzel Cenabı Allah bir şeyler verdi. Mutlu olman lazım. Hemen vicdan, akıl ne diyor? Niye seviniyorsun ki diyor yani. Kaç sene yaşayacağın gibi diyor yani. 5 sene, 10 sene burada anca yaşarsın. Ondan sonra Mezaristan'da senin için açılmış çukurlar var diyor. Seni oraya yatıracaklar ondan sonra diyor. Ne oluyor? Bütün şeyin gidiyor yani. Hani bunu hemen vicdan söylüyor yani. Çünkü insan bir şeyi çok sevdiği zaman hemen onun elinden çıkmasını istemediği için o öyle baktığı için tam tersi aklına geliyor bu sefer. Sen işte bağlandığın anda onun fenası aklına gelir. O zaman da bütün aldığı lezzet zail olur yani. Bu sefer de o zaman Yani yok olmayacak bir şey olsa keşke o zaman işte cenneti, ebediyeti de Cenabı Hak gösteriyor yani. Esas bununla tatmin olunuyor. İhtiyarlık mevsimiyle dünyevi, güzel ve cazibedar şeyler üstünde fena ve zevalin dangasını ve acı manasını göstererek o insanı dünyadan ürkütüp o faniye bedel bir baki matlubu arattırıyor. İkincisi, insanın alaka peyda ettiği bütün ahbaplardan %99'u dünyadan gidip diğer bir aleme yerleştikleri için o ciddi muhabbet saykasıyla o ahbabın gittiği yere bir iştiyak ihsan edip mevt ve eceli meşrurane karşılattırıyor. Tabii insanın yaşı küçükken sevdiklerin çoğu bu tarafta oluyor. Bizim Serhat Kırcagil abi insan diyor yaşlı ol bu nereden anlaşılır? Sevdikleri ne tarafta çoğalıyorsa mesela diyelim ki sevdiği işte akrabaları, sevdikleri filan yaşıtları vesaire öbür tarafta yani kalbin öbür tarafında sayıları artmaya başladıysa o insan diyor yaşlanmış demektir. Çünkü yaşadıkça annen ölüyor Yaşadıkça baban ölüyor, yaşadıkça deden ölüyor, ne bileyim komşun ölüyor falan çoğalıyor ilk başta. Mesela ben çocukken dedemin ikisi de sağdı, ninemin ikisi de sağdı. Şimdi hiçbiri yok. Şu anne baba mesela gençti, kurbağa gibiydi. Şimdi onlar dedenin gibi oldu, dedenin gibi oldular. Onlar da rehat edecekler falan. Yani böyle o taraf çoğalıyor. Bu sefer sertifikamı o tarafa geçince sen de o tarafa doğru bir mail, onların yanına gitmeye bir mail Cenab-ı Hak ihsan ediyor. Dolayısıyla mevtin o şeyini kaldırıyor yani. Mevte karşı olan o şeyi endişeyi kaygıya izhar etmiş oluyor. Üçüncüsü insandaki nihayet tesli zayıflık ve acizliği, bazı şeylerle ihsas ettirip hayat yükü, yaşamak tekâlifi ne kadar ağır olduğunu anlattırıp. Şekâlimiz balde düştü. Yani düştü böyle ayağa kaldırıldı. Yani fazla bir şey olmadı. Yani 3-4 gün falan keşke ölseydin, keşke ölseydin, bunları çekmeseydim dediği yerim bizzat işittim yani. Yani çünkü yataktan kalkamıyor, sağa bile dönemiyor, sola dönemiyor, şişti. Ağrı var, sızı var. Mesela o kadar şey acele şey yapıyor. Yani acizliği, zayıflığı insan inkişaf ettikçe hayat yükü de ağırlaştıkça insan ölmek istiyor. Yani Cenabı Hak bir şekilde böyle ölüme karşı bir şey uyandırtıyor yani yaşlandıkça. İnsandaki nihayetsiz zayıflık ve acizliği bazı şeylerle ihsas ettirip, hissettirip hayat yükü ve yaşamak tek halef bir mükellefiyet sorumluluğu ne kadar Ne kadar ağır olduğunu anlattırıp istirahata ciddi bir arzu ve diyar-ı ahire ve ahiret tarafına gitmeye samimi bir şevk veriyor. Tabii insan tutmak istiyor ama endişesi, korkusu olmayacak tabii yani. Şimdi gideceğiz ama meşakkatin daha fazlasıyla karşılaşırsam bir de o var. Bir tane söyle diyor, "Ölmekten korkmuyorum da." diyor. Orada diyor, "Yani durumdan ki vaziyetten korkuyorum." diyor diyor. Orada da işte yani bizden ne istiyorsa şimdi bu hayat ne istiyorsa yapıyoruz mu? Hayat ne istiyor bizden? 8-5 mesai istiyor veriyoruz. Günde 3 öğün yemek istiyor veriyoruz. Bir sürü işte hayatın işte akrabalık hepsini veriyoruz yani bu hayatta mutlu şey olsun. Ahiret hayatı da bizden bir şeyler istiyor. He erkek dizine ölümün yüzüne bak dinle ne isterdi? Gözünü yumma diyor yani. Ya bu dünyanın saadeti için ne gerekiyorsa yapıyorsa ahiret saadeti için de işte onlar da belli işte. İslam'ın şartı, imanın şartı, işte vazifelerimiz belli. Onları yaparsa insan o zaman o tarafa gitmeyede bir endişesi olmaz. Yani. Dördüncüsü insan-ı mümine nur-ı iman ile gösterilir ki insan-ı mümine nur-ı iman ile gösterilir ki Kime gösterir? İnsan-ı mümine. Yani iman etmiş. İman etmiş. Yani Allah'ın varlığına, ahiretin varlığına iman etmiş. Ne ile? Etmiş. Nuru iman ile. İman nuruyla gösterir ki mevt idam değil. Mevt yani ölüm idam değil. Tebdili mekandır. Mesela şimdi hapse giriyor. Ne deniyor buna? Hapsi, ömür boyu hapis deniyor mesela. Değil mi? Veya idamlık deniyor. Hani bir adamın suçu suçu büyüksün mesela ya idam ediliyor, şimdi idam yok daha. Hani eskiye göre ya idam ediliyor ya ömür boyu hapis. Şimdi ömür boyu hapis idam edildiği zaman da yine aslında idam yok olmuyor yani. Adam sadece cesedinden ruhunu ayırmış oluyorsun. Yani ruh gene devam ediyor yani yaşanıyor. Yani insan öldüğü zaman ruh devam ettiği için idam sayılmaz ona. Mesela diyelim ki şu elbiseyi çıkartıyorsun. Öldün mü yani yok mu oldun? Yaşamaya devam ediyorsun. Ama elbise cansız hale geldi. Mesela bunun üzerindeyken elbise canlı gibi oluyor. Sen canlı olduğun için elbise de canlı gibi oluyor. Ama elbiseyi çıkartıp attığın zaman o cansız oluyor. Mesela ruh da ceset de cansız. Ruh canlı olduğu için o can gibi gözüküyor. O ruhtan ruh çık çıkartınca el cesedini atınca o cansızlaşıyor. Ama ruh yine hayat devam ediyor. İnsan yine devam ediyor. Yani ölüm idam değil, yok olmak değil. Tebdili mekandır. Mekan değiştirme. Kadir ise zulümatlı bir kuyu ağzı değil, nuraniyetli alemlerin kapısıdır. Kabre girince böyle bir karanlık bir kuyuya girdim. İşte orada kaldım. Orada işte karanlıkta kaldım, yok oldum değil. Kabir nedir? Nuraniyetli alemlerin papasıdır. Yani ebedi aleme cennete ebedi aleme açılan kapı kabir. Oradan gidiliyor yani. Kabir ise zulümatlı bir kuyu ağzı değil. Hatta çücük örneği veriliyor ya. Mesela anne rahmindeki çocuk mesela dar bütün elden geçiyor. Yokluğa mı gidiyor? Daha bir yerden daha geniş bir aleme geliyor. Yok olmuyor. Yani bak dar bir alemden, karanlık bir alemden daha parlak güneşli olan, değil mi? Ziyadar, havadar olan bir aleme geliyor. Buradan da giderken böyle yokluğa gene gitmiyor. Oraya geliyor aynı nispette. Yine buradan daha parlak, daha nuraniyetli bir aleme geçiyor. Sürekli ondan sonra devam ediyor yani. Kabir ise zulüm atlı bir kuy ağzı değil, nuraniyetli alemlerin kapısıdır. Dünya ise bütün şaşasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir. Dünya ise bütün şaşasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir. Evet, lemelarda yine Cenabı Hak diye bu dünyayı o kadar güzelleştirmiş ki insanlar bunun güzelliği karşısında Sarhoş olup ahiretini unutuyorlar değil mi? O Kudüs bas dedim diyordum. Cümleyi de okuyalım. Evet. Şuralarda bir yerde diyor ama. Nasıl bulacağız şimdi? Yani Kudüs ismi öyle güzel temizliyor ki diyor. Ondan sonra o kadar güzelleştiriyor ki diyor insanlar. He şurası işte. Bak. Bir kuş kolayca kanatlarını, bir kâtip rahatça sahifelerini temizlediği gibi bu tayyâr-ı arzın ve bu tuyr-ı semaviyenin kanatları ve bu kitab-ı kainatın sahifeleri de öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki ahiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar ahiretin hadsiz güzelliği Görmeyen. Demek ki ahiret çok güzel olacakmış. Hadsiz bir güzelliği olacakmış. Ahiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar. Perestiş ederler. Evet. Ama işte dünya ise bütün şa şaasıyla ahirete nispeten bir bir zindan hükmündedir. Bazen böyle çok güzel eee manzarası olan ne bileyim hava şartları işte esintisi bilmem işte oksijen bilmem şusu busu güzel olan bir yer görüyoruz. Ya diyoruz keşke burada yaşasam yani. Değil mi? İnsan arzu ediyor. Ya sen dünyanın neresini görürsen en güzel yerini gör. Ondan sonra bilmem ne tepelerini gör mesela. Eee cennetle ahiretle yan yana konunca onun yanında zindan gibi kalacakmış yani. Dünya ise bütün şaşasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir. Yani öyle dünyada böyle güzel bir bir yerde yaşamanın bir bedeli var mı? Değil mi? Bedeli nedir? Onun bir bir parası şeyi vardır yani bir ücret şeysi vardır. İşte kaç liraysa burada bir bedeli vardır yani. Evet, bedeli onu vermezsen orada yaşayan diyorsun yani. Sadece uzaktan seyrediyorsun yani. Onun karşılığında varsa verirsen orada yaşayabiliyorsun. Cennetin de o zaman bir bedeli olması lazım yani. Benim onun bedeli nedir? Cenabı Hak söylemiş, herkes biliyor yani. O bedelini hazırlarsan gidersin cennetin o köşesine alırlar, yerleştirirler ama onu götürmezsen o tarafa o bedeli orada da uzaktan zaten cennettekiler cehennemdekileri seyredecekmiş. Cehennemdekiler de cennettekileri seyretmişler. Uzaktan seyrettiklermiş. Ondan sonra kahrolanlarmış yani Cehennemlikler cennete göre kalıyor ya. En azından bir şey yani seyretme şeyi Ama o görünce mutlu olmayacak işte. Azabı artacak. En azından o bir şey Yani diyecek yani neyi kaçırmışız? Neler kaçırmışız? Daha çok kahrolanlar olacak yani. Tabii daha çok rahatsız olacak. Ya bir de keşke keşke yani zor bir şey değildi namaz kılmak. Zor bir şey değildi işte gözünü Haramdan sakınmak, zor bir şey değildi oruç tutmak. Keşke ben de yapsaydım diyecek mesela. Tabii oradaki pişmanlığın bir faydası olmayacak yani. Şimdi ben çok gördüm yani mesela. Bu arada rastlıyorum mesela. Alanlar var mesela çok ucuza öyle arsalar almışlar, tarlalar almışlar ki yani çok komik rakamlar almışlar. Ama şu an kıymeti efendime söyleyeyim çok Ya çalışsa kazanıp müküm bek yani. Çalışarak al Ama şimdi burada Cenab Allah böyle her şey ucuz. Çok ucuz bize dükkân da bana. Tabii. Şimdi orada Çok kıymetli olacak. Yani onu da ne yaparsan yapın. Bir şey zerre kadarı olması da. Hani şu mal varlığı beyan oluyor ya. Mesela adamın 10 yaşındaki mal varlığı işte diyelim ki 100 trilyon, 20 yaşında 200 trilyon, işte ölüm diyelim ki 60 yaşında, işte 70 yaşındaki mal varlığı kaç olur? Mesela diyelim ki 60 yaşında da öldü adam mesela. 59 yaşında mal varlığı 500 trilyon diye hani zenginden bahsediyorsa 59 yaşına geldiğinde mal varlığı 500 trilyon. 60'ta öldü. 61. yaşında mal varlığı kaç olur? Kocaman sıfır. Devam etmiyor yani. Ucuza kapatmış ama devam etmiyor. Ama ahirete müteallik bir mal varlığı olsa o büyüyerek gidecek. Sürekli katlanarak ve sonsuza kadar da katlanarak gidecek. Hiçbir zaman sıfır olmayacak. Hangisine yatırım yapmak lazım? Hangisini öne almak lazım yani? Önce hangisini garantilemek doğru değil o kelime ama en azından elimizden gelen gayreti önce hangisine sarf etmek lazım. Belli yani. Sabancı'dan bahsediyorlardı. Hani herkes bildiği için. Yani adamın fabrikaları o kadar ben Çanakkale'deydim. O zaman seramik fabrikası da onunmuş. Dediler "Senede zaten bir defa gelebiliyor." dediler. Helikopterle geliyormuş. Senede bir gün oturup çay içip gidiyormuş yani. Adam fabrikasını görmüyor bile gelemiyor yani. o kadar çok. Hani 30-65 günden şey yaptığın zaman nerede şimdi adam? Hepsi ne oldu? Bitti, gitti yani. Belki seviniyordu, belki onunla havalanıyordu, bir şey oluyordu ama şimdi ne olacak? Değil mi? Şimdi onu öbür tarafta fabrikanın sayısını sormayacaklar. Sen orada ondan sonra ne yaptın yani? Allah'ın rızasına uygun ne yaptın? Tabii orada onları güzel şey yaptıysa tabii onun sevabını alır. Ayrı bir şey. Yani Esas. Mesnevide bir cümle geçiyordu. Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme diyor. Şartı var. Önce o olacak. Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde mi? Nasıl? Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet ver. Mantık. Mantık bu. Önce orası sonra. Zaten sözlerde de öyle bir cümle geçiyor. 8. sözün sonunda. Hani marketlerde bir şey satarken yanına yapıştırıyorlar ya. Bunu alırsan bu yanında bedava değil. Bu iş de böyle aslında. Yani insan ahiret saadetini esas aldığı zaman dünya saadetini Allah yanında bedava veriyor. Ama ahiret saadetini esas aldığı zaman onu da alamıyor, öbürünü de alamıyor. Yani ikisi beraber yapışık satılıyor. Ama ayrı alırsan öbürün hediyesi var. Ama dünyaya alayım dediği zaman onu da vermiyorlar. Öbürü de kaybediyor zaten. Acayip bir cümle. Sayfa 39. El hasıl her kim hayat-ı faniyi esas maksat yapsa her kim yani bu da ezberlenecek bir cümle. Yani bunlar ezberlenmeye de hepsi öyle de zaten. Hani bunlar daha ziyade. Her kim Ben sadece bu dünyada bir rahat edeyim de. Ne diyordu Ömer Sen'in arkadaşın? Şu dünyada bir camiye gidiyorum önünde iki kişi gidiyordu. Söyle diyor ki gel namazı geçeyim. O da o da diyor 2,5 yıl namaz kılmıyorum diyor. O da diyor ki bu dünya hayatını halledelim de hayrette sonra düşündünüz. O kolay demiş. Dünyayı kazanırsın demiş. Hayret kolay demiş. Bilmiyor tabii hangisinin bolayı olduğunu hangisinin Öyle kolay değil. Nerede kolay yani? Bir defa yani ahiretin kolay olup olmadığını da söz söylemenin yetkisi kime ait? Kur'an. Ahiretin Kur'an ne diyor? Bu şartları sağlarsan diyor. Değil mi? Her zaman söylüyorum ayeti kerime. Yani altında ne kadar beşaret ver ki Kime? Müminlere, iman edenlere, salih amel işleyenlere deşaret ver ki altıda nehir nehirler akan cennetler onlarındır. İnsan Müjdele demiyor. İman edenlere ve salih ameller işleyenlere müjdele diyor. Nasıl kolay? Sen bunu yapmadıktan sonra nasıl kolay yani? Olay değil ki. Kendi kendini kandırıyor yani. Bir de müjde mesela müjde kelimesinde bir belâgat var Kur'an'da. Mesela onu da söyleyeyim sırası gelmişken. Mesela bir memura sen işte bir ay çalıştın müjde maaşını veriyorum desen olur mu? Zaten vereceksin yani maaş Müjde yani sana 10 katını vereceğiz bu sefer. Hani fazla olursa müjde deniyor. Değil mi? Mesela demek ki yani insanın yaptığı ibadetin karşılığı değil yani. Çok kat kat karşılığı ki hani müjde oluyor o zaman. Çünkü yatıyorsun kalkmıyorsun yani. Yaptığın bir şey yok ki namazda. Bir şey değil yani. Ama Cenabı Hak onu kabul ediyor. Onun bir kıymeti var. Onun ebedi cenneti veriyor. Sabahtan akşama kadar kaç defa yedik kalkıyorsun? Kaç defa ayın sonunda. Değil mi? Mesela bir kömür tekniği madende çalışıyorsan, ne bileyim bir yağmazsan kaç lira oturup kalkıyorsun? Kaç lira alıyorsun? Değil mi? Namazın belki kaç katı iş yapıyorsun? E şimdi böyle bir cennet yani namaz kılma karşılığı olur mu? Olmaz. O Cenabı Hakk'ın fazlalığı veriyor. Yani müjde fazladan verdiği için müjdeler şeyi var orada. Ya beşir ile ziyinde. Sen de yani kolay mı? Mesela şu evi almak kolay mı? Kolay değil. Parasını vereceksin öyle alacaksın yani. Şimdi cennet kolay mı? Nasıl kolay yani? Onun da bir karıştığı varıştır yani. Karşılığını hazırlarsan kolay. İnsanlar bir acayip ya. Elhazir her kim hayat-ı faniyi esas maksat yapsa zahiren bu kelime de çok güzel ya. Yani sen bu dünyada yaşarken birinci önceliğin ahireti düşünerek mi yaşıyorsun? Dünyayı düşünerek yaşıyorsun. Yani esas olan hangisi? Esas olan yani. Bir esas olan vardır, bir de tabi olan vardır. Burada esas şartı var. Her kim hayat-ı faniyeye esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da manen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bakiyeye ciddi müteveccih ise, bak ciddi müteveccih ise saadet-i dareyne vasıtadır. Yani saadet daireyi hem dünya hem ahiret saadeti yönünde yani. İki saadet. Saadet daireyi ne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da dünyasını cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için. İntizar salonu ya bir şeye gireceksin mesela bekleme yeri. Biliyorsun hem bekliyoruz ama sıkıntılı. Ama biraz sonra işarete alacaklar. Orası çok güzel bir yer. Orada beklemek sıkıntı vermez diyor. Dünya cennetin intizar salon hükmünde gördüğü için. Mesela dünyada ben yaşıyorum. Şimdi kendime bakıyorum. İnsan kendini bilir. Nefis diyor ne kadar alçaksa da diyor, sefilse de diyor, nefis kendi pusurunu bilir diyor. Yani insan kendisi nereye layık olduğunu bilir. Böyle ya üstat diyor yani insan kendini bilir diyor. Ben kendime baktığım zaman tabii nefisi aldatmamak şartıyla kendimi eğer cehennemlik olarak düşünüyorsam bu dünyada Cehenneme gitmeyi bekleyen adam gibi. Nasıl mutlu olacağım? Tamam hazipelerimi okuyorum. Allah'a iman ediyorum. Namazlarımı, farzlarımı yerine getirme diyorum. Kebir'den kaçmaya çalışıyorum. İşte diğer Allah'ın emirlerini yapmaya çalışıyorum. Kusurum olduğu zaman istiğfar ediyorum, tövbe ediyorum. Mümkün elimden gelen gayret gösteriyorum. İnşallah ümit ediyorum mesela. O insan ne kadar mutlu olur yani. Onun için yani bir hele nur talebesi Yani önce vicdanen üstat diyor ya mahkemede şeyde yani beni böyle hapse atmakla azap vermekle beni cezalandıramazsınız. Ancak beni vicdanen bana ceza yani vicdanımı benim taze bir edebilirsin istiyor yani. Ancak ondan bana azap o verir diyor yani. Ben de yani vicdanen kendimi mahkum edecek bir şey yapmadım. Ben bir hizmet ettim. Gençliğe insanlar ebedi hayatı kurtarmanız için çalıştım diyor. Yani ben yaptıklarım ondan pişman değilim ki diyor ya. Siz beni ceza zalandıracaksınız. Özür edeceğim, pişman olacağım. Evet. Dünyasını cennetin intizar sonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder. Evet, şuradan gel düştük. Sayfa 204. Telefonu basacaksın ağabey. Elinizden gelirse diye bastım çıkar. Sayfasını varsın hatırlamıyorum yani. Dünya ise bütün şaşaasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir. Elbette Bir de mesela cenneti nasıl anlatıyordu şeyde 20. Mektub'ta geçen okumuştuk. Dünyanın 1.000 sene mesudane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen cennet hayatı. Dünyanın 1.000 sene mesudane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen cennet hayatı. Şimdi bunu zannene koyduğun zaman elbette zindan üstünde oluyor. Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinan'a, cennet bahçelerine Ve müziç dağda-yı hayat-ı cismaniyeden âlem-i rahat'a ve meydan-ı tayran-ı ervaha geçmek mahlukatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzur-u rahmana gitmek bin can ile arz edilir bir seyahattir belki bir saadettir. Beşincisi Kur'an'ı dinleyen insana Kur'an'daki ilm-i hakikati ve nur-u hakikatle dünya Dünyanın mahiyetini bildirmekliğiyle dünyaya aşk ve alaka pek manasız olduğunu anlatmaktır. Mesela bir adam şeyi tutsa dikenli bir şeyi tuttukça eline batar. Daha da sıkı zayıf tutarsa daha da batar. Değil mi? Bir de böyle çekerlerse yol olarak gider. Yani 23. sözde onu diyor değil mi? Ben de o da kendimi kendime İncekleri elimi uzattım. Elimi batıp kanatıyorlardı. O müfa terenin gitmesiyle olan müfarakattan elimi parçalıyorlardı. Onu bıraktığı an rahatlıyor. Bıraktığın anda kurtuluyorsun. Yapıştığın anda batıyor. Yani dünya örnek vermiş oluyor. Yani Kur'an'ı dinleyen insana Kur'an'daki ilmi hakikati, nur-u hakikat ile dünyanın mahiyetini bildirmekliği ile dünyaya aşk bir alaka pey Manasız olduğunu anlatmaktır. Dünyaya aşk ve alaka pek manasız olduğunu anlatmaktır. Önce hedefi belirlemek lazım. Bizim hedefimiz nedir? Baki hayatı kazanıp orada bekayı bekaya kavuşmak değil mi? Esas budur yani insanın kalbine münasip olan şey budur. Baki hayatı kazanıp orada beka bulmaktır. Yani dünyayı da seveceksek de Buna hizmet ediyorsan, vesile oluyorsa Mesela bir eve bakıyorsun. Ya bu ev çok güzelmiş. Niye burada güzel kitap okunmuş? Güzel namaz kılınır burada. Güzel tefekkür edilir diye seversen bu güzel bir şey. Ama bu da iyi yatılır. Buna iyi kebap yapılır dersem o zaman olmuyor yani. Yani o niyet işte o o göz bakılacak. Gördüğü yere. O dedi ne kazı yuttur dedi estağfurullah. Evet maalesef yani o zaman da onun sevdiklerimizle beraber haşır olur yani. Onlarla beraber. Dünyaya aşk ve alaka pek manasız olduğunu anlatmaktır. İşte o adam hedef yani hedef işte önce bekayı hedeflemek lazım. Yani asıl kurtuluş orada diye düşünüyor. Yani bir insanın hedefi olacak yani. Mesela bazı kardeşler var mesela. Yani üniversite imtihanı kazanmayı hedefliyor. Hedefi var. Mesela ona bir şey deki ona göre değerlendiriyor bu sefer. Mesela gel top oynayalım desen yok diyor ben şimdi o topu oynayacağım süre içerisinde bir deneme daha çözelim diyor mesela. Gelmem diyor. Yani ona göre. Bir hedefi varsa hedefine göre düşünüyor. Ya senin cenneti kazanmak gibi bir derdin var mı? Yok mu? Bana onu söyle. Eğer varsa bu iş çok kolay. Çok kolay yani. Ama böyle bir derdin yoksa bu iş çok zor. Önce bunu bir düşün. Yani böyle bir derdin olmalı mı, olmamalı mı? Eee, cennet bu ya. Değil mi? Yani bunun kazanılması kimin derdi olmaz yani. Şurada güzel bir şey görüyor adam, araba görüyor. Onu almak için değil mi? Onu dert ediniyor. Eee, sen cennete gitsen o arabanın ailesinde sana kaç tane verecekler? Mesela yani önce ebedi hayatı kazanan diye adam bir derdi olacak. Ondan sonra Allah onu insana muvaffak eder. Mutlaka onun yollarını gösterir. Ama böyle bir derdi yok. Şimdi hedefi olmayan bir şeyi nereye gider o? Mesela bir araba var, hedefi yok. Nereye gider bu? Nereye gider mesela? Araba var mesela, hedefi yok. Nereye gider bu? Nereye gideceği belli olmaz ki. Yok, su gibidir. Nereye boş bulursa o tarafa doğru git. Ama hedefi varsa hedefin o tarafa doğru gider. Yani insanın hedefi olacak. Yani benim hedefim önce Rabbimin İradesini kazanmak. Ondan sonra da ahireti kazanmak dedikten sonra bu 1. madde bu. He bunda mutmain değilse bunun da şeyi var. Öncesi var yani. E ben ebedi hayatta hakkında şüphelerim var haşa mesela. Olabilir. O zaman 10 günlük söz okursun. Dedem Allah hakkında haşa şüp o zaman gel 22. söz okursun. Yani onların hepsi var yani. Yeter ki bir şey yap. Yani işi ciddiye al yani. Çare çare var. Bir çare var tabii. Çare var. Niye yani biz eee yani üstat Allah her şeyin çaresini göndermiş. En küçük hastalığın burnunu yapıyor çaresi var değil mi? Yani bu insanın en küçük Küçük derdine çare var da kalbinin, ruhunun ebedi ihtiyaçlarının çaresi olmaz mı? Yani Cenabı Hak'ın rahmeti, hikmetine düş yani önce bu. Elbette bunun çaresi var ve Cenabı Hak ne yapmış? Bu çareyi en güzel bir surette İsa'yı Nur'la göstermiş yani. Ondan sonra İlaç var ama ilacı kullanmadan da faydası olmuyor. Kullanacaksın yani. Risale-i Nur'da var ama işte okumadan da o okunacak ki faydası olsun. Kur'an'ı dinleyen insana Kur'an'daki ilmi hakikati ve nur hakikat ve dünyanın mahiyetini bildirmekliğiyle dünyaya aşk ve alaka pek manasız olduğunu anlatmaktır. Yani insana der ve ispat eder ki dünya bir Kitabı Samedanidir. Ruh ve kelimatı nefislerine değil belki başkasının zat ve sıfat ve esmasına delalet ediyorlar. Öyleyse manasını bil al, nukuşunu bırak, git. Yani adam mesela bu mimar Sinan'ın yaptığı şey neydi? Cami mesela Selimiye var. Adam Selimiye Camii'sine baktığı zaman Selimiye Camii'ni mimar Sinan'sız düşünebilir mi? Düşünemez. Hemen aklına gelir yani. Çünkü beraber düşün yani usta yani Öyle de diyor işte kainata neye bakarsan bak mutlaka onu Cenabı Hakk'la beraber düşünmek icap ediyor. Acab laf tık hemen Cenabı Hakk'la beraber onun aklına yani beraber düşüneceksin yani. O kendine derabet etmiyor. Neye deralet ediyor? Huruf ve kelime. Dünya bir Kitab-ı Semada nedir? Huruf ve kelimatı nefislerine değil belki başkasının zat ve sıfat ve esmasına deralet ediyorlar. Adam mesela bu savaş uçaklarında F-16 filan mı? F-16'lar mesela havada gösteri yapıyor. Adam ne F-16 yapmış diyorsun ve içindeki pilot diyorsun ne kabiliyetliymiş. Bak hep onu düşünüyorsun yani. Bu uçak ne ne kadar güzel uçuyor demiyorsun. Ne kadar güzel uçuşturuyor adam diyorsun mesela. Yani hemen onu kendine vermiyorsun yani. Mutlaka bir şuurlu bir şeye teslim ediyor. Yani kendine delalet etmiyor. Kendisinden başka bir şeye delalet ediyor. Mahlukat da öyle. Başkasının zat ve sıfat ve esmasına delalet ediyorlar. Öyle ise manasını bil al, nukuşunu bırak git. Hem bir mezraadır. Ek ve mahsulünü al, muhafaza et, muzahrafatını at, ehemmiyet verme. Mesela bir tarlan var. Boş dursa boş duracak yerin. Ama ektiğin zaman ektiğin mahsulünü göre çok büyük karlar elde edeceksin. Ettiğin şey kıymetli ise mesela çok güzel para kazanacaksın. Ama boş durursa da belki de özelliğini kaybedecek. Boş durdurur musun? Boş durduğun zaman vicdanınla acı çekmez misin ya? Eksiklik bak şimdi şu kadar şöyle olacak benim. Bir sene boş dur öbür sene mutlaka ekersin mesela. Değil mi? Mutlaka o orada bir kazanç ihtimali varsa onu elde etmeye çalışırsın. İnsan hayatı da böyle, ömrü de böyle, dünyası da böyle yani. Hem bir mezreadır. Bakın gençlik mesela en verimli tarla. Gençlik. En verimli mahsul de hazai imani hizmeti Kur'aniye. Bire kaç veriyor? Değil mi? Yani bunu boş durdurmak insanın vicdan azabı çektirmesi lazım. Hem bir mezreadır, ek ve mahsulatını al, muhafaza et, muzahrafatını at ehemmiyet verme. Hem bir bir arkasında daim gelen geçen ayneler mecmuasıdır. Öyleyse onlarda tecelli edeni bil. Envarını gör. Onlarda tezahür eden esmanın tecelliyatını anla. Müsemmalarını sev. Zevale ve kırılmaya mahkûm olan o can parçalarından alakanı kes. Kılınmaya mahkûm olan O cam parçalarından alakanız tez. Bir gün nasıl olsa bu kırılacak. Değil mi? Ölüm geldiği zaman Hazreti Âzâd İbn Âsâ'm geldiği zaman bu Can parçaları kırılacak yani birgün kırılacak. Kırılmaya mahkum olan o can parçalarından alakanız kes. Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyleyse alışverişini yap. Gel, senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafirelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma. Mesela bir pazar açılmış diyelim. Belli bir süresi var. Senin de malların var mesela. O süre içerisinde götürsen çok yüksek fiyatı satmaya şeyin var. Ama ondan sonra götürürsen kapandı mı satamayacaksın. Elinde kalacak, çöleyecek belki. O pazar için yani o pazarı değerlendirmek istemez misin yani? Ama onun zamanında hemen satalım şunu. Paraya çevirelim. Yoksa bunun değeri kaybolacak. Bu dünya bir pazardır diyor ya. Şu anda sattın, sattın. Ömrünü, cihazını, ağzılarını şu an bu pazar açılımı çok yüksek fiyat veriliyor. Sattıysan büyük bir bedel alacaksın. Ama kaçırdın, pazar kapandı. Zaten çürüyecekler, toprak olacaklar yani. Bitecek toprak orası. Toprak satınsa hiç kimse kaçırmak istemez. Hem bir ticaret gah, seyyar bir ticaret gahdır. Neyse alışverişini yap. Gel, senden kaçan, sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma. Hem muvakkat bir seyyrengah Öyleyse nazarı ibretle bak. Zahiri çirkin yüzüne değil, belki cemil-i bakiye bakan gizli güzel yüzüne dikkat et. Hoş ve faydalı bir tenezzüh yap. Dön ve o güzel manzaraları ira eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme. Bazen mesela Eskendere'nin körfezinde bu var. Cenabı Hak güneşi çıkartıyor, bulutları getiriyor, denizi de düzeltiyor. Mis gibi bir manzara, değil mi? Doyum bakmaya doyamıyorsun. Veya başka yerde başka dağ manzarası, deniz manzarası. Yani hemen Cenabı Hak bize canlı lehalar gösteriyor. Desen o kapansa bile yani sorun değil. Cenabı Hak onun belki milyon dağ aynı şeyi daha güzellerini cenneti yine gösterebilir. Ben eğer o an bakıp da maşallah barekellah demişsem problem yok. O güzel manzaraları manzaraları irade eden, gösteren ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme. Hem bir misafirhanedir. Onu öyleyse onu yapan mihmandarı Kerim'in izni dairesinde ye iç şükret. Mesela kendi evinde olsan kimseye bir şey sormuyorsun, değil mi? Canın ne istiyorsa onu yiyorsun, onu içiyorsun. Ama misafirsen ev sahibinin sen izin alıyorsun. Buraya oturabilir miyim? İşte şuradan su içebilir miyim? İşte şundan yiyebilir miyim? Değil mi? Adam önüne koyuyor, buyur demezse gene yiyemiyorsun yani. Misafir. Eğer sen dünyada kendini misafir biliyorsan Cenabı Hak'ın misafiri misafiri kurallarına göre hareket edersin yani. Cenabı Hak izin veriyorsa yersin, vermiyorsa yemezsin, izin verdiği sınırlar içerisinde yersin, onun dışında yeme dediği zaman yemezsin, şuna elini değdirmediği zaman değmezsin, değil mi? O zaman misafirhanenin sahibinin hoşuna gidersin. Seni o zaman o misafirhaneden alır, daimi baki saraylarına yerleştirir. Ne kadar edepliymiş, ne kadar hürmetliymiş diye. Hem bir misafirhanedir, öyleyse onu yapan mihmandarı Kerim'in izni dairesinde ye şükret. Kanunu dairesinde işle hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekerane huzurlu bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma. Bu da çok güzel ölçüler veriyor yani. Senden ayrılan sana ait olmayan şeylerle mana Şansız uğraşma. Geçici işlerine bağlanıp boğulma. Geçici işlerine bağlanıp boğulma. Şimdi muhakematten bir yere okuyacağım da tabii bu bir şey olmasın. Yanlış anlaşılmasın sadece en güzel bulduğum işin istifade niyetiyle yani çok ağır gelebilir. Ama Maksatlarımız halis olduğu için nefsimi okuduğum için sıkıntı yok yani. Diyor ki mesela, lübü bulmayan kışır ile meşgul olur. Çok Çok kısa bir cümle ama özetliyor. Lüpü bulmayan kışır ile meşgul olur. Yani ben bu cümleden çok istifade ediyorum. Bazen kışırla meşgul oluyorum. Diyorum ben niye kışırla meşgul oluyorum ya? Ben aptal mıyım? Eee lüp lüple lübü lüple meşgul olmadığım için kışırla meşgul oluyorum diyorum. Hemen lübü meşgul olunca kışırla kurtuluyorum. Çünkü bir şeyle meşgul olmam lazım yani. Lüple meşgul olmuyorsam kışırla meşgul oluyorum. Kışla meşgul olamadığım için, hakikaten müteveccih olamadığım için diyorum şu anda böyle saçma sapan şeylerle meşgul oluyorum. Demek ki hakikaten müteveccih olsam bundan kurtulacağım diyorum. Ve hakikaten müteveccih oluyorum ve kurtuluyorum. Yani hakikaten müteveccih olamadığım için yani bir zulum bir zulumsuz hemen meşgul dediği insanı şey yapabiliyor. Çok yani veciz. Yani o lüzumlu işi lüzumlu gördüğüm için, ehemmiyetli gördüğüm için, değerli gördüğüm için değil yani. kayka mütebecci olamadığım için yapıyorum. Yani o çok önemli nokta yani. İnsanlar da öyle. Yani mesela lüzümsüz değersiz bir şeyle meşgul olur. Mesela oyun oynuyor diyelim insan. Yani o da biliyor oyunun saçma sapan bir şey olduğunu ve ama yapacak başka bir şey yok yani. Hani oyun oynamazsa penceren atlayacaksın aşağı. Öl yani. Yapacak bir şey yok çünkü. Yani bir şey yapması lazım insanın. Yani kitap okuyabilse zaten oyun oynamaz. Kitap okuyamadığı için insan oyunu hani oyun örnek olur. Kışın diyelim yani. Yani kitap okuyamadığı için insanın boşta duramayacağına göre mal aynı şeyle meşgul olabiliyor. O zaman diyecek ki yani ben asıl vazifemi yapmadığım için böyle iyi, asıl vazifeme dönmem lazım. Zaten dönmem lazım. Ömür hayat gidiyor. Ömür akıyor yani boşa akıyor. Onu değerlendirmem lazım diye zaten şey yapabilir. Hemen hakikaten mütebezzin olsa zaten verimli hale geçiyor insan. Gülbü bulmayan kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalata sapar. Sırat-ı Müstakim'i göremeyen ifrat ve tevhide düşer. Müvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma, geçici işlerine bağlanıp boğulma gibi zahir aykırı ile dünyanın iç yüzündeki esrarı gösterip dünyadan müfalakatı gayet hafifleştirir. Belki hüsar olanlara sevdirir ve rahmetinin her şeyde ve her şeyinin de bir izi bulunduğunu gösterir. İşte Kur'an şu beş veçe işaret ettiği gibi başka hususi veziklere dahi ayet-i Kur'aniye işaret ediyor. Veil o kimseye ki şu beş vecihten bir hissesi olmaya. İnşallah eve gittiğimiz zaman daha sonraki günler yani Buralarda çok güzel cümleler var. Yani onun soruna kadar okunursa daha deli olur yani. Çok güzel evvellik cümleler var. Güzel değil diyor batmakla gayip olan bir makbu. Çünkü zevale mahçun olan hakiki güzel olamaz. Ben Ankara'ya ilk gittiğim zaman Yonca'da takvim vardı. Takvimin altına bu cümleyi yazmışlar. Onun kadar çok istifat etmiştim ben. Şu cümle. Bir maksut ki fenada mahv oluyor. O maksudu istemem. Çünkü faniyim. Fani olanı istemem. Ne eyleyeyim? Çok böyle etkilemişti yani ben o zaman. Bir maksut ki fenada mahv oluyor. O maksudu istemem. Çünkü faniyim. Fani olan istemem. Ne eyleyeyim? Yine bak. Onlar sonra Muvaffak olmak nasip etsin yani. Kolay değil ama yani okuyunca kolay oluyor. İşin püf noktası o. Mesela bir ilaç, bir hastalık vardır. Bakıyorsun, iyileşmesi mümkün değil. Ama bir ilaç çıkıyor. Sürveriyorsun, anında iyileşiyor mu? Risal da öyle yani. Hiç iyileşmesi mümkün değil dediğin şeylere bakıyorsun, adam okuduğu zaman hemen hallo oluyor. Yani iyileşiyor insan. Onun için yani ilacımızı ne yapmamız lazım? İyi kullanmamız lazım yani. Sübhaneke la İbrahim benim ilken teâvün ettim. Allah seni salim.