3126.ders 19.söz-1.2.3.4.5.6.reşhalar-güzellerin güzeli olan
Ders metni
19. söz 19. körpü Risale-i Ahmediye'ye dairdir. Aleyhissalatu Vesselam. Muhammed'in aleyhisselatuvessalam. Evet, şu söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir. 14 reşahatı tazammun eden 14. nemanın 1. reşası Rabbimiz'i bize tarif eden üç büyük külli muarrif var. Gerisi şu kitap Kitab-ı kainattır ki, bir nevze şehadetini 13 lema ile Arabi Nur Risalesinden 13. dersten işittik. Birisi şu Kitab-ı Kebirin ayet-i kübrası olan Hatemül Enbiya aleyhissalatu vesselam'dır. Birisi de Kur'an-ı Azimüşşan'dır. Şimdi şu ikinci bürhan-ı natıki olan Hatemül Enbiya aleyhissalatu vesselam'ı tanımalıyız diye dinlemeliyiz. Evet o bürhanın şahsı manevisine bak. Sat-ı arz bir mescit, Mekke bir mihrak, Medine bir minber, o bürhan-ı bahir olan peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, bütün ehli imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep Bir halkı zikrin ser zakiri. Bütün enbiya hayatlar kökleri. Bütün evliya taravetdar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki. Her bir davasını mucizatlarına istinaf eden bütün enbiya ve kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. Zira o la ilahe illahu der hava eder. Bütün sağ ve sol yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nurani zakirler aynı kelimeyi tekrar ederek icma ile manen sadekte ve bir hakkı natakt ederler. Hangi vehmin haddi var ki böyle hesapsız imzalarla teyit edilen bir müddeaya parmak karıştırsın. Bir dakika şöyle. 19. söz Risale-i Ahmediye'ye dairdir. Ve Muhammeden bi mekaleti ve lakin medelegate medelegate bi Muhammedin aleyhissalatu vesselam. Evet şu söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsah-ı Muhammediyedir. Aleyhissalatu vesselam. Şu söz güzeldir fakat onu güzelleştiren güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir. Evet. 14 reşâhatı tazammun eden 14. lemanın birinci reşâsı. Bu söz güzeldir fakat onu güzelleştiren güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir. Yani Peygamber Efendimiz'in evsafından, vasıflarından, sıfatlarından ona dair hakikatlerden bahsettiği için Peygamberimizin de vasıfları, hakikati güzel olduğu için bu söz güzelleşti diyor yani. Değil mi? Onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyet-i Aleyhissalatu Vesselam 14 reşahatı tazammun eden, 14. İlamanın 1. reşası. Rabbimiz bize tarif eden üç büyük külli muarrif var. Rabbimizi bize tarif eden üç büyük külli muarrif var. Üç tane külli tarif edici var. Rabbimizi bize tarif eden birisi şu kitab-ı kainattır ki bir nebze şehadetini 13 lema ile Arabi Nur Risalesinden 13. dersten işittik. Bir kainat Cenab-ı Hakk'ı tanı Atıyor. Kainat kitabı. Onu diyor 13. ülema ile Arabi Nur Risalesi'nden 13. dersden işittik. Birisi de şu Kitab-ı Kebirin Ayet-i Kübra'sı olan Hadimül-Enbiya Aleyhissalatu Vesselam'dır. Nasıl mesela Ayet-i Kübra gibi Risalelerde dağlara bakıp, denizlere bakıp onların sahip olduğu hakikatleri görerek oradan Cenabı Hakk'ın varlığına intikal ediyorsak burada da Peygamber Efendimize bakacağız. Onun sahibi olan hakikatleri göreceğiz. Onlardan Allah'ın varlığına yine bir delil olacak diyor. Yani bir de Kur'an. Kur'an'a bakıyoruz. Yani nasıl Ondan sonra ağaçlar, hayvanlar, dağlar, Allah'ın varlığına delil oluyorsa Peygamberimizin de masal oğlu sıfatlar da inanç şekline delil oluyor. Burada da o ikinci büyük delil olan Hatemül Enbiya nebilerin sonuncusu Hatemül Enbiya ve da burada. Birisi de Kur'an'a azimüşşandır. Şimdi şu ikinci bürhan-ı nâtiki olan Hatimül-enbiya aleyhissalâtü vesselamı tanımalıyız, dinlemeliyiz. Şimdi şu ikinci bürhan-ı nâtiki. Savaş konuşmuyor, dağlar konuşmuyor ama Peygamberimiz konuşuyor. Konuşan delil, kendisi de konuşuyor. Bürhan-ı nâtiki olan Hatimül-enbiya aleyhissalâtü vesselamı kal mu aleyküm dinlemeliyiz. Evet, o birhanın şahs-ı manevisine bak. O birhanın şahs-ı manevisine bak. Satıar bir neşid. Mekke bir mihrab, Medine bir minber. O bürhan-ı bahir olan peygamberimiz aleyhissalatu vesselam bütün ehli imana imam. Evet, o birhanın şahs-ı manevisine bak. Satıar bir mesjid. Evet. Ondan sonra bütün Müslümanlar bütün yani Küreyaz'ın her tarafında İslamiyet var. Müslümanlar var. Sanki bütün Küreyaz tek bir Mescid olmuş. O da bütün Müslümanlara imam. Biz mesela buradaki yol gidiyoruz. O da bütün Küreyaz'daki Müslümanlar ona tahlil oluyor. Değil mi? O zaman sata bir Mescid zaman mekan olarak zaman mekan olarak Ve yani şu anda yani bir nevbeşerin beşten biri ona tabi olmuş. Böyle bir zat yani. Mesela dünya nüfuzunda milyar Müslüman olduğunu düşünürsek yani insanlığın beşte biri onun arkasına ona tabi olmuş mesela. Satarız bir mescit, Mekke bir mihrak, Medine bir minber. Yani böyle büyük bir mescitte namaz kıl duruyor gibi. Büyük bir cemaatten namaz kılıyor yani şimdi 40 kişiye namaz kılıyor 1.000 kişiye kıldırmak var. Milyon kişiye kıldırmak var. Milyar kişiye namaz kıldırmak var. Milyon kişinin önüne geçip namaz kılmak. Öyle bir cemaati Kübra'nın imamı ya. Satar bir mescit, Mekke bir mihrap, Medine bir minber. Mekke bir mihrak, Medine bir minber. O bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam bütün ehli imana imam. O bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam bütün ehli imana imam. Bütün ehli imana imam. Bütün insanlara katip. Bütün insanlara o konuşuyor, o anlatıyor. Bütün insanlar dinliyor. Bütün insanlara hitap ediyor yani. Kur'an tika bir şey var. Doğru yanlış iyi kötü bütün insanlara hitap eden yani peygamber evliya aslıya filozof edebiyatçı tarih boyunca şey doğru ve yanlış bütün insanlara hitap edecek ikinci bir saat yenmişken yok yani yani o hitabı doğrudur yanlıştır iyi südra Tabii. Bütün insanlara atıyıp bütün enbiyaya reis. Evet, insanlar ben yani nev-i beşerin ondan sonra ondan sonra kumandanları yani diğer peygamberler herkes yani her bir peygamber ayrı bir tavmi, ayrı bir şeyin kumandan olmuş manevi. Kumandanlara kumandan yani. Bütün enbiyaya reis. Diğer peygamberlere reis. Bütün evliyaya seyyid. Bütün Enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzakir. Bütün peygamberlerden ve evliyalardan ledana gelmiş büyük bir zikir halkasının Ser zakiri yani başında o zikir halkasını yönetiyor gibi yani baş zakiri yani. Bütün enbiya hayatbar kökleri, bütün evliya tarabet dar semereleri bir şeceri nuraniyedir. Bütün enbiya hayatbar kökleri. Şimdi peygamberimizden öncesinde kimler var? Bütün peygamberler var. O çünkü en korkunç peygamber. Yani peygamberimiz bir ağaç gibi düşün Diyorsa Peygamberimize Mesbaşturan. Bütün diğer bütün peygamber onun kökleridir. Sonra bütün evliya tarabet bar semereleri. Bütün evliyalar, asfiyalar vesaire var. Onlar da o ağacın meyveleri oluyor. Taze meyveleri. Çünkü onun getirdiği dersle, onun getirdiği hakikatla ortaya çıkmışlar. Onun nevisi oluyor. Bir şecere-i nuranidir ki, nurani bir ağaçtır ki, her bir davasını, mucizatlarına istinat eden bütün enbiya, şerametlerine itimat eden bütün evliya, tasdik edip imza ediyorlar. Her bir davasını, mucizatlarına istinat eden bütün enbiya, Şimdi Resul Ekrem Aleyhissalatu ve Sellem davasının en birincisi ne? Tevhid davası. Değil mi? Allah'ın varlığını, birliğini insanlara ispat ediyor. Eee, kendisine önce gelen 124.000 peygamber de bunu ispat etmiştir. O zaman, eee, onların, eee, şeyleri dolayısıyla veya doğrudan Peygamberimiz tasdik hükmüne geç. Mesela ben bir şey söylesem, başkası da benim söylediğimi söylese onun sözü beni teyit olur yani. Değil mi? Aynı şeyi söylüyor çünkü yani. Peygamberimizin söylediği hakikatı 124 peygamber de söylüyor ve mucizeleri var. Muzelerine dayanarak söylüyorlar. Oradan çok büyük bir kuvvet geliyor yani. Evliyalar da aynı şeyi söylüyor. Onlar da kerametlerine mesela direkt söylüyor. Sadece peygamberimiz söylüyor olsa tek başına olmuş olur. Öyle değil. Ondan evvel 154.000 peygamber, ondan sonra 124 milyon evliya aynı hakikatı söylüyorlar. Peygamberler mucizelerine dayanarak evliyalar da kerametlerine istisna ederek aynı hakikatı iddia ediyorlar. Dolayısıyla eee, tasdik etmiş oluyorlar yani. Her bir davasını mucizatlarına istinad eden bütün enbiya, kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. Lira o la ilahe illahu der, dava eder. Ne demiş? La ilahe illahu. Evet. Yani Allah'tan başka ilah yoktur. La ilahe illahu der. Dava eder. Bütün sağ ve sol yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nurani zakirler aynı kelimeyi tekrar ederek icmâ ile manen sadakte ve bir hakkı natak de derler. İcmâ ile yani icmâ ile dediği hepsi birlikte manen sadakte ve bir hakkı natak derler. Sadat de. Doğru söyledi. Ve bir hakkını tak de. Dur, doğru konuştun derler. Hangi vehmin haddi var ki böyle hesapsız imzalarla teyit edilen bir miktraya parmak karıştırsın. Burada ne diyor? Hangi vehmin haddi var ki böyle hesapsız imzalarla teyit edilen bir miktraya parmak karıştırsın. Şey açabilir misin? Mesela bir şey bir kişi söylese hani yanılmıştır ne kadar şey bile olsa bir kişi insan yine şey yapabilir. Bak milyonlarca milyarlarca hem de böyle peygamber seviyesinde El İhsan seviyesinde böyle zatlar söylüyor. Artık bunda hiçbir hiçbir şüphe olabilir. Ve bunun ehil insan uzmanları Tabii ehil insan uzmanları söylüyor. Öyle yani. İkinci Reşâ, o bir o nurani bürhan-ı tevhîd nasıl ki iki cenâbın icma ve tevatürüyle teyit ediliyor. O nurani bürhan-ı tevhid nasıl ki iki cenâbın icma ve tevatürüyle teyit ediliyor. O nurani bürhan-ı tevhid bürhan-ı tevhid yani tevhide bürhan. O bürhan-ı tevhid, nasıl ki iki cenahın, iki cenah dediği yani. Kendisinden önceki peygamberler, kendisinden sonraki evliyalar, ikinci Allah'ın icma ve tevatürüyle teyit ediliyor. Öyle de Tevrat ve İncil gibi Kütüb-i Semaviye'nin Tevrat ve İncil gibi Kütüb-i Semaviye'nin yüzler işareti. Haşiye, Hüseyin-i Cisri ve Salih-i Hamidiye'sinde 114 işareti o kitaplardan çıkarmıştır. Tahriften sonra bu kadar bulunsa elbette daha evvel çok Tasrihat varmış. Hüseyin Cisri ne yapmış? Hüseyin Cisri Risale-i Hamidiye'sinde 114 işareti o kitaplardan çıkarmıştır. Yani İncil'den, Tevrat'tan Peygamberimizin peygamber olarak geleceğine dair o ayetleri bulmuş. Tarihten sonra bu kadar bulunsa elbette daha evvel çok tasrihat varmış. Değil mi? Bunu mesela mektubatta 19. mektupta bunlardan örnekler veriyor, değil mi? Yani İncil'de olsun, Tevrat'ta olsun, Peygamber Efendimizin geleceğine dair açık net ayetler var yani. Onlar o örnekleri var yani. Onun gibi 114 tane yani. Bir tane, iki tane değil. 114 tane işaret o kitaplardan çıkarmıştır. Tarihten sonra Hristiyanlar onları hep böyle tahrif etmek isterler, değil mi? Etmişlerdir de. Ama Dikkatleri halde yine bu kadar kalmış yani. Tarihten sonra onlar bu bu kadar bulursa elbette daha evvel çok taslihat yani çok böyle açık şeyler olmuş. Yüzler işareti. İrhasatın binler rumuzatı, Hatiflerin meşhur beşaratı, Kahinlerin mütevatir şahadatı, Şak-ı Kamer gibi binler mucizatının delâlatı. Şeri Hayatın hakkaniyetiyle teyit ve tasdik ettikleri gibi. Tabii bunlar hep böyle 19. mektupta örnekleri var yani. İrhasatın binler bu muzatı. İkinci de Her halde öyle olur yani. Çok orada örnekleri var bunların. İrhasatın binler hatiplerin meşhur beşaratı. Şahinlerin mütevatir şehadatı. Mesela bir tanesinde o Buheira-i Rahi. Buhayra şehri Suriye'de Buhayra diye Şam'ın altında biz oraya gittik yani. Şehrden önce saat kadar da aşağı iniyorsun. Buhayra diye bir şehir var. Oranın şeyi kilisesinin rahibi Feyhadu'nun çocukluğunda o annesinin klanıyla hani Şam'a şeyle gidiliyor ya. O mal ticaret için. Oraya konakladıkları zaman ondan sonra İşte o bulut şeyi var ya. Bulut gelmiyor. Hafil geliyor şehre. Kervan kalıyor. Soruyor şeyde birisi kaldı mı kervanın? Çocuk var diyorlar. O da gelsin. Peygamberimizi çağırdıkça üzerinde bulutla beraber geliyor. Bulut geliyor. Sonra onun şeyine bakıyor işte mühre bakıyor. Bu diyor işte müjdelenen peygamber diyor yani. Yahudiler hasut diyor diyor. Bunu hemen Anlarlar diyor. Öldürürler diyor. Ondan sonra Şam'a gitmeyin diyor. Yani kendi onun olduğunu anlattığı yemiyor muydur? Bakkalları da görsün yani şey o kadar Tevrat ve İncil'de. Bu şeyin eee ve Tevrat görsün onu tanıyacaklarını bilecek kadar de açıl metin açın. O Behira şehirde duruyor. Aynen duruyor. Çünkü taştan yapılı büyük Mahalle gibi yani büyük bir şey. Biz o şeyin için gezdik. O rahibün evi ile kilise karşılıklı bir sokakla sokağın önünde kâhinin evi var o falan kilise var. Kâhin hiç evden çıkmıyormuş. Rahip işte. Yani rahip hiç evden çıkmıyormuş. O zaman çıkıyor. Onun üstünden. Ve diyor işte biz bunları satmamız lazım diyorlar yani Şemal gibi. Hepsi bunu satın alıyor şeyin. İki araba bütün malını tamamen satın alıyor diyorlar. Yeter bitmeyin diyor Şemal. Muhareke lan. He. O zaman geri dönüyorlar İslamiyet'ten. Daha peygamber çocuk da hem peygamberliği daha ondan sonra vaki değil. Ama onlar işte o şeyin evsafı vardır diyor. İncil'de evsafı vardır diyor. Hemen o hesaptan biliyorlar yani. He? He. Evet. Bir de o mülzevi düşat çıkmaya hem bir kafile çıktığında çıkıp sorar mısın? Davayı eden var mı? Çiğde davayı eden var mı? Tabii. Müslüman oluyorsun ya. He, daha o zaman istemek yok ki daha. Daha istemek gelmiyor şimdi. Gelmeden ibadet. Tabii gene de ibadet. Bazen çocuk gibi hemizden daha. Şey Bak ya şey o Tevrat, İncil ve Zevârdaki şey Seman Kadr Seman Farsı Belgesi bir ayettir bu. Ondan sonra Hristiyan'da da tanışıyor. Hristiyan oluyor. Manisa civarında orada da böyle Hristiyan oluyor. Ondan sonra İncil'deki hadis-i Muhabbâta ve Sâdık'ın devsaat'ını gördü. Hadis-i Muhabbâta ve Sâdık'ın haberi yok. Yani görmemiş, bilmemiş, nüvesim o kadar açık öyle ki Marisa'da o şeyin İncil'deki ekbastan görünce Mekke'ye Medine'ye doğru yola koyuluyor. Ondan sonra Yolda esir oluyor, kör oluyor. Yani o kadar net ve açık şeyde İncil'de kesiliyor ve tabii ki. Daha görmemiş Hazreti Nuh'un doğduğu Hatta o Beyra Şehr'de bir mescit var caminin. Eee, o camide de Peygamberin devesinin ayak izleri batmış yani böyle onu da gördük. Öyle bir mucize olarak mesela duruyor. Öyle gösterdiler artık herhâlde öyledir yani. Şey öyle şeyler var yani. Kahinlerin mütevatir şehadatı şak-ı Kamer gibi dinler mucizatının belâlatı. Yani daha peygamber olmadan böyle şeyler olduğu gibi yani. Peygamberken de işte şakkı kamer gibi yani şakkı kamerin şakkı gibi binler mucizatının delalattır. Evet. Normalde mesela bir insan mucize gösterir mi? Haşa gösteremez. Mucize gösteriyorsa o onun fiili değildir yani. O Allah'ın fiilidir. O zaman mucize Allah tarafından tasrih hükmüne geçer diyor. Mesela bir işte parmaklarımıza bakınız. Onun "Çeşme gibi su akıtıracağım." diyor. Tam o anda eee yani mucize eee peygamberliğini ispat için oluyor. Mesela kafirler, münafıklar gibi şeyler geliyor mesela müşrikler. Yani peygamberlik iddia ediyorsun. O zaman mucize göstermen lazım diyorlar. "Tamam." diyor. Cenabı Hakk'tan mucize istiyor. O an mucize yaratılıyor mesela. Normalde bir insanın yapacağı şey değil bu. İşte o anda sözünü tasvip hükmüne geçer diyor. Mucize belki. Cenabı Allah'tan. Bunu yine açıklaması 19. cüzde var yani. Şeriatın hakkaniyeti ile teyit ve tasdik ettikleri gibi. Bir de bu var. Yani öyle bir din, öyle bir şeriat getirmiş ki, öyle hakikatları var ki bunu mesela bir insanın beşerin kendi aklından böyle esaslar, böyle kaideler baz edebilmesi mümkün değil yani. Değil mi? Şeriatın hakkaniyetiyle Anayasa prosedürleri bir araya geliyor. Herkes geliyor. Şu atıyor 1400 senedir şerhatın gir meselesini cehenneme yor. Gün geçtikçe de rumuzu tavazlı ediyor diyor. Değil mi? Gün geçtikçe de rumuzu yani hakkaniyeti daha da karlıyor. Zatın da gayet kemaldeki ahlakı hamidesini zatın da gayet kemaldeki ahlakı hamidesini Vazifesinde nihayet üstündeki secaya-i galiyesini, kemal-i emniyetini, kemal-i emniyetini. İşte o da mesela Ebubekir Sıddık Radıyallahu ve o şeyde Mekke'den Medine'ye hicret ederken o Fira mağarasında, değil mi? Ondan sonra Ebubekir Radıyallahu telaş ediyor. İnnallahı mehanati. Korkma, Allah bizimle beraberdir. Yani korkma, bizimle beraberdir. Eee, biz o mağaraya gidenler vardı kaç ay gittiği zaman. Mağara falan değil yani. Böyle küçük bir şey yani. Ondan sonra tabii iyi şeyler görecekler. Orada işte örümcek ağı var, işte güvercin var, iki yumurta var filan. Yani şöyle burada olmaz diye bakmıyorlardı yani. Veya da böyle dikkat etmiyorlar. Dikkat ile şöyle biraz baksalar yani arada bir metre yok. Bir ağ var yani. Görmemeleri mümkün değil yani. Orada korkun Allah bizimle beraberdir. Normal insan korkar yani. Ellerine konuşuyor, bekliyorlar mesela yani. E bu itminan ancak peygamber doğurur. Yani bu tarzda yani. Kemal-i emniyetini veya işte secdedeyken bir müşrik geliyor, kılıncı eline alıyor veya taşıyor. Şimdi diyor seni benden elimden kim kurtaracak? Kaldırmış vuracak. Kılıçtan sonra. Allah kurtaracak diyor. O adam sırtına bir darbe yiyor. Kayıptan bir darbe geliyor. Kılıcı düşüyor. "Peygamberimiz kurucu alıyor. Şimdi de seni kim kurtaracak?" diyor. "Aman ver." diyor. "Aman verdi." diyor. Yani "Rabb'et beni de." diyor. "Affet beni." diyor mesela. Böyle şeyler var. 19. mektupta yani böyle mucizeler var mesela. Bu hep o kemal-i emniyetinin örnekleri yani. Allah'a olan güvenliği, itimadı ve risaller olarak okuyoruz yani. Kemal-i emniyetini, kuvvet-i imanını, kuvvet-i imanını. İşte tabii rahmetlimiz gelince o şeyin düzeni değişiyor. Mekke'nin düzeni değişiyor. İnsanlar pek çoğunun şeyi bozuluyor sistemi şeyi. Hazret amcası Ebu Talib'e gidiyorlar yani sen yeğenine söyle bu işten vazgeçsin yani. Bizim şeylerimiz gidiyor yani. Ne istiyorsa ne istiyorsa öyle edin. Ne diyor? Birine güneşi versen birine ayıp eder. Vallahi ben bu davadan vazgeçeyim. Düşmen. Daha büyük bir hakikatı görmüş. İstiyorsa böyle ayrılış yani böyle sadece para istiyorsa para. Bana işe verirsen en güzel kızlarımızı verir. Liderimiz olsun. Yani bühret ister, liderlik ister, para ister, şey ise açık haşat. Liderimiz de olsun. Para istiyorsa para. Engelli olan verelim şey yapalım. Tek gün namaz yiyeyim. Öyle yani. Gayet itminana itminana yani etmiyor. Acaba o demiyor yani. İtminann, gayet itminannını nihayet rüşhunu gösteren fevkalade takvası. Birçok eee yani söylediği hakikatlara kendisinin mazhariyeti noktasında böyle herkesten ziyade iman ediyor. Herkesten ziyade inanıyor. Yani kendisi o güneş gibi imanı var yani. Yani o söylediği hakikatlara kendisinin yakinen hakaleti derecesi de mazhar olması yani benim anladığım müşrikün gösteren feykulade takvası, feykulade ubudiyeti. Bir gün sabahlara kadar namaz kılıyor değil mi? Namaz kılmadan ayakları kanıyor evliyalerin için. Hazreti Ayşe validemiz ne diyor? Sen diyor cennetten müjdelenmedi mi diyor? Yani niye bu kadar "İbadet ediyorsun." diyor. "Ya ki diyor, ben Allah'a ibadet edenlerden olmayayım." diyor mesela. Yani hepsinden ziyade ubudiyeti, feykalade ubudiyeti, feykalade ciddiyeti, feykalade metaneti. Yani çıktığı zaman bütün dünyanın dinleri, devletleri hepsi karşısında. Yani bir insan böyle bu bu derece bir metanet Eee, arkasında Cenabı Rab'b'ta dayanmazsa, inanmazsa da öyle bir metaf gösteremez yani. Değil mi? Yok de istinaf Feykülü ad-Metaneti davasında nihayet derecede sadık olduğunu güneş gibi aşikare gösteriyor. Yani kendisi inanmayan inanıyormuş gibi haşa böyle davranıp da o haşere gösteremez yani. Davasında nihayet derecede sadık olduğu onu güneş gibi aşkara gösteriyor. Mutlaka onun yani şeyi ortaya çıkar bir şekilde yani. Yani insanları kandırıyorsa, kendisi inanmadığı halde böyle hita ediyor olsa daha bir tarafta belli olur yani. Ama onu dahilde hariçte dinler dikkatli, müdahil gözlerle tarafsız ettiği halde öyle hiçbir şey, hile, şüpheye medar hiçbir şey görünmüyor yani. Üçüncü de Eğer istersen gel Asr-ı Saadete Cezire-ül Arab'a gideriz. Asr-ı Saadete Asr-ı Saadete Cezire-ül Arab'a gideriz. Yani bulunduğu asra Saadet Asrı denmiş yani. Saadet Asrı ne demek? İnsanlık aleminde insanların Saadete mazhar oldukları asır demek değil mi? Şimdi Saadete asr O zaman ne ile saadete mazhar olmuşlar? O mutluluk denen saadetlerin sebebi ne olmuş? Şimdi hacca gidenler biliyor. Arabist Mekke'de ne var? Kum var. Sıcak var. Taş var. Toprak var. Bir de hurma bulabilirsin. Onun dışında bir şey yok ki. Mehirler, ırmaklar, şeyler neler öyle hani bir insanı mutlu edecek bir şey yok. Ben öyle. Ya mutlu olunacak bir yer değil. Hani öyle dünya güzeli Yere gitse. Öyle çok yetenekli şey o zaman mutlu olursun orada mesela. Öyle değil ki. Kum çöl üzerinde sivri sivri taş Yıllık dağları arasında kurulmuş bir şehir. Demek ki maddi bir şeyle mesut olmamışlar. Demek ki manevi bir şeyle hakikatla mesut olmuşlar. Yani çünkü maddi bir şey yok ki. Maddi bir şeyle mi acaba mesut olurlar diyesin yani. Mesela son model arabalar olsa son model teknoloji olsa deriz belki bunlardan da orada mutlu olur. Öyle hiçbir şey yok yani. Sonra o zaman demek ki imanlarından dolayı hakikatten dolayı o Cenabı Hakk'ı iman et ve elinde. Cenabı Hak'ın tanımaları tanımaları dolayı saadeti belli çünkü başka bir şey yok yani. Eğer istersen gel asr-ı saadete Cezretül Arab'a gideriz. Cezretül Arab'a gideriz. Hayalen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz. İşte bak hüsnü siret ve cemal-i suret ile mümtaz bir zatı görüyoruz ki hüsnü siret cemal-i suret ile tarz bir zatı görüyoruz ki. Hem ahlaken ismi siret hem de yani böyle suret olarakta değil mi? Cemal-i suret ile mümtaz bir zatı görüyoruz ki elinde muciz nima bir kitap. Elinde ne var? Muciz nima bir kitap. Yani böyle ben de yazarım diyeceğim bir kişi kitap değil. Değil mi? Bütün insanlar birleşse bir ayetini bir suresini nazile getiremeyecekleri bir kitap var elimde. Bu cilmi malik kitap. İnsanlığın da hakik aşina bir kitap. Ne söylese, ne anlatsa bütün akıllar, kalpler hemen sadaka ediyorlar yani. Doğru söyledim. Yani öyle hakik aşina bir kitap. Bütün beni Adem'e belki cin ve inse ve meleğe belki bütün mevcudata karşı bir kubbe-i ezeliyi tebliğ ediyor. Evet. Bütün beni Adem belki cin ve insan ve meleğe belki bütün mevcudata karşı bir hutbe-i ezeliyi tebliğ ediyor. Onun ne var hutbenin içinde? Sır hilkat-i alem olan muamma-i acibanesini hal ve şerh edip sır-ı hilkat-i alem ne demek? Sır-ı hilkat-i alem. Evet. Yaratış sırrı. Evet. Bu kâinat yaratılmış İnsanları yaratmış. İnsanları yaratmış. Bu dünyaya göndermiş. Niye göndermiş bizi bu dünyaya? Biz bu dünyaya yaşıyoruz. Niye yaşıyoruz? Değil mi? Bütün bunların sırları bu. Hakiki sebepleri ancak o beyan ettik yani. Şimdi mesela felsefe ne diyor? Yaşamak için geldik dünyaya. Bu yaşamak için yaşamaya geldik gibi bir şey. Değil mi? Yani niçin yaşıyoruz? Yaşamak için yaşıyoruz gibi. Cevap değil ki yani. Niçin yaşıyoruz yani? Yaşamaktan maksat ne? Ancak onu hallediyor, şerh ediyor. Yaşamak için kendisi niye ölüyor? O zaman niye ölüyoruz yani? O zaman niye hastalıklar var, musibetler, acılar var, siberler var madem yaşamak gerekirse? Sırrı hınkatı âlem olan Muammalı acibanesinin hal veşer ediyor. Şimdi nereden geliyorsun diyorsun? İşte cevap yok felsefeye göre. Nereye gidiyorsun diyorsun? Pensere yine bilmiyor. Toprağa gidiyorsun, toprak buluyorsun. Ondan sonra onu bilmiyor. Nereden geliyorsun? Anne tarafından geliyorsun. Ondan önce Ondan öncesini de bilmiyor. Değil mi? Sırrı hakikat-i âlim olan muammal ya cibanesini hal ve şer ediyor. Sırrı kainat olan tısır-ı muhlakını fetih ve keşfederek. Niye bu kadar kainat güzel yaratılıyor? Her şey çok güzel yaratılıyor. Yani tılsım muğlak. He, sonunda da tahrip ediliyor. Tekrar bir andan da yaratılıyor. Sırrı kainat olan tılsım mulakını ketif ile keşfederek bütün mevcudattan sorulan bütün okulu akılları hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müti Sual-ı azim olan necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? suallerime muknı makbul cevap verir. Nereden geliyorsun? Mecisin nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? suallerine muknı makbul cevap verir. Nereden geliyoruz? Evet. Nereden geliyoruz? Al-i Neva'dan geliyoruz. Nereye gidiyoruz? Cenabı Hakk'ı anlıyor. Cenabı Hakk'ın esmasını tanıyacağız. Ahiret ticaret dediğimizde. Hem tüccar hem seyirci hem yendik. O zaman Allah'ın esmasını tanıyıp Yani bizim cennet cehenneme gitmeniz bir şeyi bir hikmeti. Yani bize mevludattan bin şeylerinden birisi bize ayısı 99'dur. Ya Rabb'a kahit. Yani bizim cennetten cehenneme gitmemiz hikmetlerin o biri. Binlerce hikmet. İyime de Allah'ı tanımak için gelmedi. Allah hepimizin beyinle ibliseydi. Hiç uğraşmasaydı kendi için. Hani biz bilgisayara ekliyoruz ya. Tanımasak olmazdı Cenabı Hakk'ı yani. Niye böyle bir şey var? Tamam yani niye tanımak Allah bizi kendisini niye tanıtmak istiyor yani? Her cemal mükemmel sahibi kendi cemalini görmesini göstermek ister. İki şekilde bir kendi kendi ifade etmek ister. Bir daha Aynı ler vakfı filan. Tamam o kendi istiyor. Yani bize bize ne faydası var yani? Bizim ihtiyacımız var mı böyle bir şey? Bir mahalle madeninin ailesi güzelleşir. O güzele aileler o zaman biz o güzelleşir bir güzelleşir. Sizin ihtiyacınız var mı güzelleşmeye? Var. Çiftlik olmaz mıydı? Eee sual cevaplar yani. HSF'de bunları bu suallerini bile soramaz değil mi? HSF bunları bile soramaz. Abi harlıtmış HSF'de bunları. Doğru müydü bilmiyorum. Dilim buna bakar buna bakmaz. Problemi çözdüm demiş yani yani mesela o klorit da sıt bir şey. Evet. Hepsini cevapladı. Daha da böyle eee ilk risalelerde hepsi var yani. Daha da böyle yani. Gerek cümle değil böyle daha uzun cevapları var yani. Ve insan bunu merak ediyor yani. İnsan aslı nedir ya? Nedir? Yani insan kendini merak ediyor. Ben neyim? Aslım ne benim yani? Değil mi? Kendisini merak ediyor insan. Nasıl bir cihazın işini merak ediyorsa işini ne var diye. Sen kendisini de merak gidiyor. Akıl mıyım, kalp miyim, ruh muyum, en miyim, güç irade miyim, neyim yani ben? Biz arayız, gözümüz sarar ise son gün bunlar olması lazım. Ben ne diyeyim? Şimdi yaşıyorum. O tuttan böyle bunlar. Evet, sen hap ver. O merak o şey nasıl lazım? O aslında merak duygusu tahrip edilmiş. Başka noktalara kaymış. Asıl merak etmesi gereken şey gelemiyor ya. Başka meraklılar başka şeylerden dolayı. Üç üç suali müşkil olan ne desen nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun suallerine muküi mahkul cevap verir. Dördüncü reşe bak öyle bir ziya-i hakikat nesil eder ki: Eğer onun o nurani daire-i hakikat-ı irşadından hariç bir surette kainata baksan, eğer onun o nurani daire-i hakikat-ı irşadından hariç bir surette kainata baksan. Evet. Yani onun tabii biz şu anda İslami terbiyeyi görmüşüz. Kur'an'ın nuruyla nurlanmışız. Artık bakarken öyle bakıyoruz. Onu böyle kenara çıkarıp bakmanız mümkün değil. Ama farz-ı mahal olarak yani onun getirdiği nurla değil de onun getirdiği felsefeyle böyle kainata bakılsa nasıl görünür kainat? Elbette kainatın şeklini hir matemhane-i umumi hükmünde. Matemhane-i umumi. Mesela şimdi matemhane mesela bir evde Ev sakinlerinden vefat edenler olduğu zaman orada matem hane oluyor, değil mi? Orası matem hane oluyor artık. Şimdi yer yüzünde kainat da bir matem hane olmuş olacak bu sefer. Yani kainatın şeklini bir matemhane-i umumi hükmünde mevcudatı birbirine ecnebi. Mevcudatı birbirine ecnebi. Çünkü mevcudatın birbirleriyle münasebet bağları kurulamıyor gözüm. O zaman sen sen, ben ben olmuş oluyor. Ama iman olduğu zaman ben Allah'ın kuluyum, sen de Allah'ın kulusun. O zaman kardeşiz. Yani İkimizde aynı meyveden gelmişiz yani. Aynı ağaçtan gelmişiz. Kardeşiz. Ama Allah'ı bilmeyen için sen sen ben ben. Birbirini ecnebi oluyor. Mevladı birbirine ecnebi. Onun için iman İslam'ın inşa ettiği zaman insanlar arasında bir bağla kuvvetleniyor. O bağlar manevi bağlar. İman zayıf kaldığı zaman insanlar arasındaki Allah, teyze, dayı, onlar bile ana, baba bile kalkıyor yani. Avrupa'da, Amerika'da olduğu gibi. Çünkü manevi şeyler olmayınca maddi olacak. Maddi hatta da o bağlar yok yani. Değil mi? Mecdatı birbirine ecnebi, belki düşman, camidatı dehşetli cenazeler. Bütün zevil hayatı zeval ve firakın sillesiyle ağlayan yetinler hükmünde görürsün. Evet. Yani şu şu anda yaşıyoruz dünyada. Bizden ölü de insanlar yaşıyordu. Onlar öldüler. Şimdi biz yaşıyoruz. Bunu biz de vereceğiz. Hani böyle bir mezbahane mi oluyor? Bu hayvanların kesildiği yere ne denir? Mezbahane. Değil mi? Oraya hayvanları getir, oğlum. Biraz duruyor, kesiliyorlar. Sonra başkaları geliyor, onları kesiyorlar. Yani dünya böyle bir mezbahane gibi olur bu sefer. Kesin bandı. Kesin bandı yiyor. Yatmışım bu Bandın üstüne. Gidiyorsun yani. Öyle bir zaman sonra kesileceksin. İnsan bu dünyada mutlu olabilir mi yani? Değil mi? Yani ölümünü bekleyen idam fermanı yazılmış, hüküm çıkmış, herkes vaktini bekliyor. Öyle olur yani. Yok olmayı bekliyor. Ama iman gözüyle ne oluyor? Eğer istikamet de ayrıysındaysan, iman de ayrıysındaysan Allah'ın izniyle %90 tanıyacağız. Cennete gideceksin. Ondan sonra cennete gitmeyi bekleyen, ondan sonra übetli huzurunda ondan sonra cenneti namzet adaylarsın ya. İnsan beklemekten sonra da mutlu olur. Böyle ile aklı fadel dedik. Allah Yani dünyalı cennetin bekleme zamanı olarak görüyor. Tam anlamıyla. Tabii. İşin insanın saraylarında yaşasa o bir diyor. Yani ben her ne kadar şimdi saraylarda yaşıyorum ama 5 sene, 10 sene sonra beni buradan alacaklar. İdam edip toprağın içine gömecekler. Hareler, böcekler gelip beni yiyecek, yok olup gideceğim. Sarayda da olsam, dağlar nerede olursa olsun, oradan bitti artık yani. Başka saray diye bir şey kalmadı. Bunu akıllı söyleyecek. Ya aklını çıkaracak, hayran olacak. Asıl böyle şapka gibi bir şey değil yani böyle çıkarırsın yani. Zaten akıllı çıkarırsın bunu bunu. Yaşamanın anlamı yok. Akıl başında bu sürekli onu bunu her akşam her gün hatta bir tanesi öyle demiş. Mektup yazmış. Ben demişim her akşam ölümü düşünüp ölü ölü ölüm azabı çekiyorum. Bir defa öleyim de ortadayım diye ondan sonra inkar etmiş yani. İnkar etmeden önce yazıyor. Her gün ölüm düşünmekten artı ediyor. Bu baba her gün çekiyor. En iyisi öleyim de bir defa çekeyim de ondan sonra. İnkar etmiş. Bütün zevil hayatı zeval ve firakın sillesiyle ağlayan yetimler hükmünde görürsün. Şimdi bak onun neşrettiği nur ile o matemhâni-i umumi şevk-i cezbe içinde bir zikran-i inkılap etti. Şimdi bugün ne gecesiydi? Mevluk gecesi. Eee bu dünyayı kim teşrif etti bugün? Aleyhissalatu<0x73> vesselam. Hazreti Muhammed Aleyhisselam'ın kimdir yani? İşte onun neşrettiği nur ile o matemhane-i umumi şevk-i cezbe içinde bir zikrane inkılap etti. Öyle bir zat geldi o dünyaya. İnsanlığa ondan sonra böyle bir nur getirdi. O getirdiği nur ile insanlık eee ondan sonra bir şevk ve cezbe içine girdi yani. Kalbi ruhu Bütün mahiyeti, o hakikatla doldu. Ondan sonra o neşe ile yeryüzü, kainat cezb şevk cezbe içinde bir zikr haneyi kadar etti. Öyle olmadı mı yani? Öyle oldu. Hepimiz bunun şahidiyiz ya. Değil mi? Onun neşrettiği nur ile o matemhani umumi şevk-i cezbe içinde bir zikranı inkılap etti. O ecnebi düşman mevcudat girer dost ve kardeş şekline girdi. Bakıyorsun mesela ağacı görüyorsun. Mesela bir ağabey vardı da. Ağaç kardeş diyor. Yaprak kardeş ondan sonra Yani öyle baktım böyle yani Yani salondaydım. Şeker ona seviyor böyle. Yani bir muhabbet oluyor yani. Kardeş oluyor, dost oluyor. Çünkü beni yaratan Rabb'im yaratmış yani. O öyle bakıyor. Onun sanatı, onun eseri diye bakıyor. O ecnebi düşman ve cüdat birer dost ve kardeş şekline girdi. O camidat-ı meyyite-i samite birer munis memur Birer musahhar, hizmetkar vaziyetine aldı. İşte öyle dalaletle ondan sonra ruhu kararmış, ondan sonra azap içinde insanlar mesela bu rahmet bulduklarını gördüğü zaman sen öyle şahit oldun. Gidin kara kara bulutlar üzerime inin filan diye böyle. O bulutu görünce gelip beni böyle boğacak zannediyormuş. Halbuki rahmet bulutu yani. Rahmet getiriyor. Onu düşman olarak görüyor yani kendine. O camidat-ı meyyiti samite birer munis memur, birer musahhar hizmetkar vaziyetini aldı. O ağlayıcı ve şekva edici kimsesiz yeklimler birer tesbih içinde zakir veya vazife paydosundan şakir suretine girdi. Beşinci eşya hem o nur ile nur ile dediği nut mesela şu lamba şimdi buraya aydınlatıyor. Mesela şu Bu beyi kapatsan ne olur? Kimse kimseyi göremez. Açınca herkes nurlanıyor. Herkes herkese görülüyor. Bu maddi nur. Işık yani. Bir de manevi nur. O da ilim oluyor. Hakikat oluyor. Yani hakikat getiriyor bize. Şimdi o getirdiği hakikatla ne oluyor? Hem o nur ile kainattaki harekat, tenevvüat, tebeddülat, tagayyulat, harekat İşte nedir hareket mesela? Güneşin hareketi, dünyanın hareketi, havanın hareketi, buyun hareketi, ağaçların hareketi, kainetteki harekat, tenevvüat. Tenevvüat ne? Değil mi? Bin yüz kültürlü mahlukat var kainatta. Tenevvüat, tebeddülat. Gece, gündüz, kış, yaz, bahar, sonbahar, sürekli gençlik, ihtiyarlık. Sürekli böyle Cenabı Hak değiştiriyor. Tebeddülat. Tagay Hiçbir şey böyle sabit kalmıyor. Sürekli değişiyor. Tegayyurat tegayyurat manasızlıktan, abesiyetten, tesadüf oyuncaklığından çıkıp manasızlıktan, abesiyetten, tesadüf oyuncaklığından çıkıp birer mektubat-ı Rabbaniye, birer sahife-i ayat-ı tekviniye, birer Meryem-i Esma-i İlahiye, alem dahi bir Kitab-ı Hikmet-i Samdaniye mertebesine çıktılar. Mesela bu manasızlık meselesinde bu fuarlar oluyor ya. Mesela halı fuarı diyelim mesela. Bütün fabrikaya halıcılar mesela yaptıkları halıları ne yapıyorlar? Getiriyorlar, oraya diziyorlar. Sonra kaldırıyorlar. Şimdi adam oradaki şeyi bilmese meseleyi bunlar buraya niye gelirler? Uyanmaz söylediler. Çünkü geri götürüyorlar. Ne manası var ya? Madem gideceklerdi niye gidecekler? Gösteriyorlar halı dediği için üstüne oturuyor. Yani bunlar gösteriyor geri gidiyor filan. Yani oradaki mesele ne o? Tanıtma, bildirme, yani halıyı gösterme değil orada. Fabrikatı gösterme yani arkadaki o gayri hakikatları göstermek için o şey oluyor. Şimdi bu kainatları Allah bize gösteriyor. Mesela baharı yaratıyor, gösteriyor, kaldırıyor. Ne oldu şimdi mesela? Eğer o bahardan maksat bahar olsa abes olur. Cenabı Hak orada kendini tanıtmış oluyor. Bakıyorsun tanıdın, bitti abi görevi bitti, kaldırıyor yani. Sen orada kendisini kendisini tanıtmalı olduğu için kendinizin tanıtma vazifesini hiç örten aslında. Orada durmaz anlamıyor kaldırıyor bak. Mesele hakikatını bilirse Manasızlıktan kalk. O zaman manasızlıktan kalkıyor. Ama onu bilmesen öyle olduğunu o zaman manasız olacak. Sürekli değişiyor mesela. Niye değiştiriyor? Yani nihayetsiz hazineleri olduğundan mı? O değişik, değiştirmeyle bildiriyor. Yoksa bir tane tabloyu koy. Hep dursun. Öyle ki kaç tane tablolarda arkada. Nümune gösteriyor ki, demek ki yani bu yani cennette, ebedi alemde o nihayetsiz hazinelerini ondan sonra burada haber veriyor, gösteriyor. Onlara ondan sonra tanıttırıyor veya işte lokantalarda, şeylerde böyle küçük küçük tabaklarda şeyler geliyor. Hocam diyor, ben bir kaşık doyurur mu? Yani doymak için değil ki. Tatmak için, tanımak için ya. Tadını almak için. Yoksa abes yani. E dünyada da yani bu kadar nimetle yani kısa bir süresinde az bir şey tadıyorsun. O zaman geldin kattın öldün. Manasız yani. Demek burası asıl maksat değil. Bu da kattırmak, kanıttırmak ve ebedi saadet saraylarındaki daimi asırlarındaki müşteri kazanmak, işte oraları rağbet uyandırmak için bir eee faaliyet bu. O zaman hemen mana kazandı yani. Değil mi? Yoksa bunu bilmiyor. Hani ahireti bilmezsen, Allah'ın kendisini tanıttırmak isteyenini, sevdirmek isteyenini bilmezsen o zaman manası oluyor yani. Hepsini bunu bilmediği için Ondan sonra geldik diyor, yaşadık gidiyoruz. Yani ne oldu? İman asıyor, bir şey anlamadım diyor. Anlamazsın tabii. Yani eşya mütebed eşya değil ki mesele. Hem Nur ile kainattaki harekat, tenevvüat, tebeddülat, takayyürat, manasızlıktan, abesiyetten, tesadüf oyuncaklığından çıkıp, birer mektubat-ı Rabbaniye o zaman oyuncak gibi oluyor. Mesela çocuğun oyuncak nasıl oluyor? Getiriyor oyuncak sepetini, deviriyor, onlarla kuleler yapıyor, bir şeyler yapıyor. Biraz sonra tekrar bozuyor. Tekrar sepete koyup kaldı. oluyor mesela. İşte oyuncak. Oyuncak oluyor. O zaman eğer eee hakikati bilmezsem dünya da bu oyuncak yani. İnsanlar geliyor, bir şeyler yapıyor. O zaman girip geliyor, geri gidiyor. Oyuncak oluyor. Yani o zaman oyun oynamış gibi oluyor. Haşa. Ama bu eee bir oyun değil. Buradaki insanların en küçük amellerinden, en küçük tezihlerinden ondan sonra ebedi hayat için ondan sonra ne alınmıyor? Esas olmuyor yani. İnsanların burada evlat mısın yani o insanların ondan sonra o tercihleri, şeyleri onların elediği alemdeki onların kazanacakları o mertebeler, o şeylere ne olmuş oluyor? Sebep mi oluyor? Yani dünyadaki her bir şey, her bir muamele dünyadaki muameleye göre orada muamele görecek yani. O zaman oyuncak olmuyor yani. Çok ciddi oluyor sonra. Yani bizim bu dünyadaki en küçük, en ufak tercihlerimiz ebedi hayatta çok büyük neticeler meydana getirecek yani. O zaman en ufak bir şey bile çok önemli oluyor yani. Basit yani. Daha sonra o zaman oyuncak değil gayet ciddi esaslı hakikat olmuş oluyor, değil mi? Çünkü dünya 60 sene yani senin sonsuz bir hayatın bak sonsuz Ebedi ve hayatın bu 60 seneye göre belirlenecek. 60 sene içerisinde işte 10.000, 20.000 kaç gün yaşayacaksak mesela, 30.000 gün yaşayacaksak mesela onun içerisinde yani yarınki amellerine göre her bir amelimiz ne kadar önemli oluyor yani. Onun için yani vakıfı bilen insanlar yani her amellerinde mutlaka istikamet üzerinde olmak için çok değil mi? Gayret gösteriyorlar. İstersen gösterme yani. O zaman da onun neticesine hazır ol. Evet. Tesadüf oyuncaklığından çıkıp birer mektubat-ı Rabbaniye, birer sahife-i ayet-i tekviniye, birer mektubat-ı Rabbaniye. Mektubat-ı Rabbaniye ne demek? Yani mektup yazıyor, mektup yazıyor. Bütün kainat, yeryüzü, gök, her şey Rabb'im Mektubumuzun mektubu. Ağaçlar, hayvanlar hep mektup. Mana ifade etmek. İlla bir mana böyle kelamla ifade edilmez. Kelamla mesela ki insanı seviyorum dersin. Kelamla olur. Muhtac olduğu anda yâgım edersin. O seviyorum demekten daha ileri geçer. O da bir kelamdır ya. Tebessüm edersin veya ne bileyim yani fiil de bir konuşmadır. Hareket de bir konuşmadır. Bir mesela bir Diye verirsin. O da bir konuşmadır. Yani konuşma. Kur'an Allah'ın kelamı olduğu gibi Allah mesela güzel bir ağaç yaratıyor. Çiçekler içerisinde, meyveler içerisinde güzel bir ağaç yaratıp sana takdim ediyor mesela. Bu da bir konuşmaktır ya. Bu da bir kelimedir. Öbüründen daha kıymetli bu. Eşeder yaratıyor, elma yaratıyor, veriyor. Bu da bir konuşmadır yani. Yani senin ağzının lezzetlerinin en inceliklerine kadar nazara aldım sana bu elmayı takdim ediyorum diye. Bak bize ne kadar yani sana çok değer veriyorum demekle bir şeftaliyi yaratıp de şu hurma var ya Trabzon hurması. Onu yaratıp elması arasında fark var mı? Bir sahifi ayet-i tekviniye bir meleyayı esma-i ilahiye. Meleyayı esma-i ilahiye de aynaları yansıtıyor. Evet. Yani bu kainat kendini göstermiyor sadece. Kim de gösteriyor? Allah'ı da gösteriyor yani. üzerinde bir ayna gibi. Ondan sonra Ondan sonra üzerindeki nizamla, intizamla, içmekle, sanatla yani bir sürü üzerinde masal olan aykâplarla Allah'ı gösteriyor mesela. Yani ayna gibi. Meraya-i Esma-i İlahiye âlem dahi bir Kitab-ı Hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar. Âlem dahi bir Kitab-ı Hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar. Yani bunlar hep neyin oldu? Resul-i Ekrem Aleyhissalatu vesselam'ın getirdiği dersle oldu yani. Getirdiği nurla oldu. Mesela şimdi biz risale-i okuyoruz. Risale-i Nur'un menbağı Kur'an. E Kur'an'da Peygamberimizin kelamı yani onun eline verilmiş yani. Oradan geliyor yine. Aynı şekilde yani. Her insanı bütün hayvanatın madununa düşüren hadsiz zaaf ve acısı pak ve ihtiyacatı bütün hayvanlardan da Tehabbet baht eden, vasıta-i nakli hüzün ve elem olan, elem ve gam olan aklı. O nur ile nurlandığı vakit insan bütün hayvanat, bütün mahlukat üstüne çıkar. İnsanı bütün hayvanatın mağduruna düşüren hadsi zaq-ı aczi. Burası nasıl oluyor? İnsanı bütün hayvanatın mağduruna düşüren hadsi zaq Şimdi hayvan hayvan yaşıyor dünyada değil mi? Yaşıyor. İnsan da yaşıyor. Hayvana baktığın zaman hayvan mutlu mu? Kuşlar mutlu mesela sürekli ötüyor mesela. İğneye baktığın zaman kuyruğunu sallayıp duruyor. Değil mi? Ondan sonra hayvanlar hep mutlu yani mesela. İnsan mutlu mu? Yani insan halbuki hayvandan daha sanatlı, daha mucizatlı, aklı var, kalbi var, bir sürü üstün özellikleri var. İnsanın daha mutlu olması lazım. Değil mi? Yani hayvanın istidat ve kabiliyetinin belki 1.000 katı fazla, 1.000 katı daha mutlu olması lazım. Anlatan tersi. Niye öyle oluyor? Evet. Evet. Yani o nurla nurlanmadıkları için işte. Yani çünkü insanda zaaf ve az var. O zaafı adli Allah'ın kudretini, rahmetini tanıdığı zaman o zaafı az eee insan Allah'ın kudretine ulaştırırsa insan mutlu olur. Ulaştırmazsa o az bu sefer insanın daha perişan eder. Ya insanın fakirliği Allah'ın rahmeti Ulaşırsa itme. Ben ben fakirim ama Rabbim çok zengin. Rabbimin cenneti var. Ebedi rahmeti var. Beni içine alacak. Benim fakirliğim önemli ekit diyecek mesela. Ama Allah'ı bilmezse o zaman fakirliği onu perişan edecek. Veya insan aciz mesela düşmanları çok aciz. Benim Rabbimin kudreti benim Rabbimin bu kainatı yaratmış. Ve bütün bu kainata hükmediyor. Öyle bir kudreti var. Her şeye kadirdir. Dediği yanımda benim o zaman ne oluyor? Aç yarası kapatmıyor. Haklı yarası kapatmıyor. İnsan mutlu olur. Ama Allah'ı bilmezse o az yarası haklı yarısından dolayı insan perişan oluyor. İstidat ve kabiliyet ile hayvanların 100 derece yukarı olduğu halde hayatı dünyeviyece 100 derece aşağı iniyor bu sefer yani. İnsanı bütün hayvanatın bir de akıl var. Dediğimiz gibi yani yaşıyoruz ama ondan sonra bu kaporta eskiyor. Eskiye eskiye eskiye eskiye bir gün ondan sonra bu kaporta Patlak verecek yani. Ve Azrail'e selam karşı karşıya geleceğiz. O gün de çok yakın yani. Şöyle düşünelim yani çok iyi tanıdığımız kişilerden gidenler yok. Yani biz dedemle güreşirdik mesela. İyi hatırlıyorum. Dedem öyle belki 20 sene olacak yani. Kayseri'nin geçmiş. Ondan sonra onun üstüne de ölmüş. Buradan da geçmiş mesela. mesela. Demek ki geçiyor o zaman yani. Sıra size gelecek. Ondan sonra o zaman ne olacak yani? Eğer ölümü, kabri sonra ebedi bir hayatın, ebedi bir alemin kapısına çevirebilmişsek öyle bir imana o imanın müktesabı olan bir amele muvaffak olabilmişsek Cenabı Hakk'ın yardımıyla rahatız ona. Ölüm gelsin yani önemli değil ki. Anlamı açık yani. Namazımı kıldım. İnanları terk ettim. dedim. Allah'ın rızası istifa ettikten sonra yaşa kesin yani. Geldiği zaman en az ben bir an evvel cennete giderim yani. Sen hiç korkmaz yani. Ama vazifesini yapmamışsa o zaman korkar. Hem insanı bütün hayvanatın madununa düşüren hadsi zaaf ve aczi pak ve ihtiyacatı bütün hayvanlardan daha bedbaht eden vasıta-i nakli hüzün ve elem ve tekam olan aklı. Aslında akıl bir nimetken akıl hakikatleri anlamak için değil mi? Pırlanta misal bir anahtarken eee o nurlar olmazsa o sebep ne oluyor? Vazıta-i nakli hüzün ve elem ve gam olan aklı. Yani hüznün, elemin, gamın nakil vasıtası. Diş birisi düşünüyor. Ne kadar böyle kendine gam verecek, üzüntü verecek şeyler varsa toplayıp getiriyor. Geleceği düşün. Bir gün bana birisi dedi ki ben dedi kendime şaşıyorum dedi. Niye şaşıyorsun dedi. Valla hiçbir şeyim yok yani dedi böyle. Gayet iyiyken sanki kendi kendine kötü etmek için düşünüyorum diyor. Geçmişte benim bir anım sıfatı vardı diyor. Düşünüyorum hepsini buluyorum. Hazır saadetimi dedi mahvediyorum. Aslında yani kendisini tanımış yani asıl öyle durmaz ki yani. Gidiyor buluyor geliyor ondan sonra Önüne döküyor, adam perişan oluyor. Geç ileriye gidiyor. Fabri ihtiyarlı düşünür. İhtiyarlı bana kim bakacak? Ayakta tutmaz, elim gitmez, gözüm görmez falan. Sonra Kadir de bana işte paralar yemeğe geldiği zaman ne olacağını diyor. Ondan sonra şöyle böyle onu söyle o taraf dan gelmiş bakıyor. Keşke aklım olmasaydı bunları düşünmeseydin diyor sana. E şimdi akıl gayet bir nimet ya bu süre nimet oluyor. Değil mi? İşte peygamberimiz öyle büyük bir zat ki yani o aklı nikmet yani nikmet olan aklı nimete çeviriyor. İyi ki aklım varmış gibi ya. Aklım olmasaydı ben bu kitapları okuyamazdım. Bu kitapları anlayamazdım. Allah'ı tanıyamırdım. İnsan olamazdım. Bu seferde birisi aklı olduğu için pişman oluyor. Sen abdun olduğu için Allah'a şükür ediyorsun mesela. Tabii. Fatlı şekilde. Bu sefer dayanamıyor. Ya intihar edecek. Ya da susturacağım. Yani diyor efkenden atılır diyor. Kendi söylüyor. Anladın fiili atına döküyor. Tamam suyu damlıyor. İçiyor, sarhoş ediyor. Üç kere saat iptal oluyor akıp. Sabah uyandığı zaman hiçbir şey değişmemiş. Her şey aynı. Çözüm değil ki yani. Vasıta-i nakli hüzün ve elem ve gam olan aklı o nur ile nurlandığı vakit insan bütün hayvanat bütün Bütün mahlukat üstüne çıkar. Evet, bu sefer de böyle olur. İnsan bütün hayvanat, bütün mahlukat üstüne çıkar. Onurlanmış aciz, fakir, akıl ile, niyaz ile, nazinin bir sultan ve fi zar ile nazdar bir halife zemin olur. Bir bakar ki, ondan sonra kainat içerisinde en perişan bir varlıkken mahrum iken Bakar ki, ondan sonra bir sultan olmuş. Bütün her şey onun için yaratılmış. Bu kainat insan gelecek, doğru insan yaşayacak diye yapılmış, yaratılmış. İnsanlar için yapılmış, hazırlanmış. Sultan oluyor. Bütün ağaçlar, hayvanlar ona hizmet için yaratılmış. Değil mi? Böyle çıkıyorsun. Diğer türlü onlara dilencilik vaziyetindeyken onlar Nazenin bir sultan fizar ile nazdar bir halife i zemin olur. Demek onun olmazsa kainat da, insan da daha her şey dahi ikiçe iner. Evet, elbette böyle bedi bir kainatta böyle bir zat lazımdır. Yoksa kainat ve eflak olmamalıdır. Bu cümle de çok manidar, değil mi? Elbette böyle bedi bir kainatta. Yani kainat güzel mi? Çok güzel, eşsiz güzel. Şimdi böyle bir kainatın tanıttıcısı, tanıttırıcısı da öyle eşsiz olması lazım. Öyle kelebek. Evet. Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım diye. Mesela 11. sürede de vücudu üstat vücudu kasrın lahisidir. Ahalinin istimaı kasrın vekasına sebeptir. Peygamberimiz var diye Aleyhissalatuvessalam Allah kainatı yaratıyor. İnsanlar onu dinliyor diye bu kainat sebebi beka veriyor. Allah. Dinlemedik böyle. Tabii dinlemedikleri zaman o kâsır tertip ve tahvil edilecekti. Çünkü Cenab-ı Hak il mezhebiyle bu kâinat sarayından ondan sonra eee insanlar müvelli olacak, mübeşşir olacak, hakikatları ders verecek, o şahsiyette, o fıtratda, o mahiyette bir zatın olduğunu biliyor Cenab-ı Allah. Ondan sonra bu kâinatı yaratırsam diyor, bu Allah beye bakarak bir zat var. O zaman kâinatı yaratayım diyor diğeriniz. Yoksa öyle bir zat ol Olmasaydı bu kâinatın yaratılmasından maksat hazır olmayacaktı. O zaman yaratılması habes olacaktı. O şimdi sen olmasan malumsuz bir kitap. Eee ne olsa diyor anlaşılmaz bir kâinatın mübarek kalır. Anlaşılmaz bir kitap malumsuz olur. O zaman kâinat şimdi bak Peygamberimizin dersiyle anlaşılıyor yani. Olmasaydı anlaşılmayacaktı. O zaman anlaşılmayacaktı. O kitabın yazılmasının da bir anlamı olmayacaktı. O kitabı yazmayacaktı yani. Yani kainat kitabını yazmayacaktı. Madem bu kainat bu kadar güzel yaratılmış, eşsiz, bedi yaratılmış, o zaman bu eşsiz kainatları da insanlara ders verecek, bu kainatları anlayacak, talim edecek kendisi sonra insanlara böyle bir zat lazımdır. Yoksa kainat ve eflak olmamalı. Maşallah. Yani kainatın kemalatında, Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesselam'ın kemalatını delil çıkartıyor değil mi? Mesela şimdi bir eser var mükemmel. Tanrıçısi onu tanıtamıyor. Olmaz ki. Onu tanıtacak birisi olması lazım. Yani bu kainat bu kadar manalarla yüklenmiş, bir kainat yaratılmış. Bu manaları ders verecek da ders veremiyor. Yok. Kendisi de anlamamış. Olmaz ki. Bu manaları kendisi de anlamış. İnsanlara da anlatabilecek bütün manaları nüfuz eden bir zat az. Değil mi? Hikmet olarak baktığın zaman gereşiyor. O zaman mecarat mükemmelse onun tanıttırıcısı da mükemmel olması lazım. Ki öyle zaten. Altıncı reşya. İşte o zat bir saadet-i ebediyenin muhbiri müjdesi Bir rahmet-i dini hayenin kaşeti İrancısı. Şu kapıyı açalım mı? Bir hava da lazım gelmez. Hava olmazsa. İşte o zat bir saadet-i ebediyenin muhbiri müjdeci. Ne demek? İşte o zat bir saadet-i ebediyenin muhbiri müjdeci. Yani cennetten haber veriyor. İnsan bunu duyduğu zaman ne yapması lazım? Senin cinden hava üşmesi lazım yani. Uçmuyor yani. Tuhaf değil mi? Cennetine gayrı veriyor. İnsanın bütün latifeleri ile ondan sonra memnun edecek, nesut edecek bir cennetten, ebedi bir cennetten haber veriyor insanlar. Bir hareket yok yani. Sahabeler öyle atıp sahabeler. En hücreyi almışlar, bahsetmişler. Tabii. Demek ki insan algılayamıyor yani böyle şey yapamıyor. Cenneti tam şey yapamıyor yani böyle. Biraz tevekkül etmesi lazım. Bir saadet ebediyenin muhbiri müzecisi. Yani haber veriyor. Böyle bir saadet ebediye var. Yani ebedi bir saadet diyarı. Bir çocuğa desek ki sana 1 milyar lira vereceğim. Sevmeyecek. Balon esek adamlar çok sev. Böyle bir şıklar var ya anlatayım bazı. Bir sultan varmış, klan varmış. Çok zengin bir adam varmış. Çocuğuna diyormuş ki Bak evladım, öyleyse. O gördüğün arsalar, araziler, bütün bu meydanlar, oğlan senin olabilir hepsi. Buralarda binalar yapılırsa sen şöyle zengin olacaksın filan. Her şey. Bir gözün gitti yere kadar. O da oynayan köpek bu köpek de benim olacak mı bu vakit diyormuş. Adamın içinde böyle doğanmış kapris yani. Adamın çocuğu nelerden bahsediyor? Çocuk diyor o köpek de benim olacak mı o köpek onu duyguları ona göre yani sürüyormuş. Adam dolmuş kalmış yani ne diye iş açıyor şu an. Ya bu değil biz havaya uçmuyorsak bizim kill rakiplerimiz şapın da işareti yapmış Anlamıyorum. Ben çocukken böyle annem babam işte böyle akrabalar konuşuyordu işte ev almış işte yeşilliğe bakıyormuş falan filan. Ben de hiç ben ev yaşa ne baksa ne olur baksa ne olur mesela bana çok manasız geliyor. Bunlar ne konuttur be? Bunlar be. Ufaktım o zaman. Çünkü öyle bir his yok yani. Yeşilliğe baksan ye, bakmasan ye. Yani senin aleminde o şey uyanmamış yani. Onlar için önemli yeşilliğe bakması. Şu anda da mesela bir cenneti arzu yani o cenneti yani ebedi bir hayat arzu inşaf etmeyince onda bir şey olmuyor. Ben bir mana ifade ama onu biraz tefekkürlü de insan onu hissedebilir. Elinden alın. Mesela tersini düşünme zaman. Yani ebedi hayatı müşteri değilsen o zaman hayatın bitmesine razı olman lazım. Razı mısın? Değilsin. O zaman demek ki müşterisin yani. Değil mi? Bir tanesi öyle diyormuş. Mehmet abi anlatıyormuş ya adam işte ölümün adamı korkutacak oradan da o korkudan kurtaracak filan. Çocuk diyormuş ki "Korkmuyorsun diyor şu an elinden." Boğazının bir sıçmış Hani korkmuyorum demiş yani. Niye yalan söylüyorsun demiş yani. İnsan öyle de başına gelmeyince ondan sonra düşünemiyor yani hissedemiyor. Öyle bir elinden çıkıyor gibi olunca hemen hissediyor yani. Şimdi sonsuz bir hayat cennette. Ne kadar güzel bir şey yani. Her istediğini yapabiliyorsun. Her şey var. Yemek istersen istediğin var. O yani her aklına gelen yapıp her şey var. E sonsuza kadar oradasın. Güzel bir şey değil mi yani? Kitap okumak istersen okuyabilirsin. Yatmak istersen yatarsın. Yüzmek istersen izlersin. Neyi böyle istersen hepsini yapabileceğin ne? Bu gerçek yargı. Sonsuza kadar oradasın. Ne kadar güzel bir şey. Yani. Dünyada böyle azıcık bir hat edelim diye neleri veriyoruz? Peygamberlerin evliyalarının ası bir anlamda görüşse. Tabii. He yani. E bunun şeyi ancak iman ve salih amel. Yani orayı ondan sonra paralel değil yani oranın şeyi. İman ve iman edeceksin. Allah'a halip iman edeceksin. Ondan sonra Allah'ın emirlerini yerine getireceksin. Olanın ücreti. Yani böyle herkesin alabileceği bir şey yani. Hani parayla olsa zenginler alabilir. Ama böyle olduğu zaman iradesi olan, aklı başlı olan herkes alabilir. Gerilebilir yani. Yani iman edenlere ve salih amel işleyenlere beşeret ver ki altında nehirler akan cennetler onlarınmış. Ayet ya. Bir de o beşaret kelimesinde de bir mucizelik varmış. Mesela cennete müjdele diyor. Mesela müjde kelimesi beklenenin beklenen bir şey müjde olmaz. Mesela müjde maaşın verilecek. Zaten verilecek yani. Hıh hı. Müjde işte 10 katı verilecek dediğin zaman müjde olur. Değil mi? Yani mesela bu amelimizin karşılığında bir cennet Çok fazla yani. Sen 8 saat çalışıyorsun günde. Ömür boyu çalışıyor, bir ev alamıyor. Değil mi? Günlük bir saat ibadetle evin odasını alamazsın. Cenabı Hak müjde ver diyor. Böyle bir içinde binler saraylar, kasırlar olan cennetler onların olacak. Yani beklenen bir şey değil, beklenen fevkinde bir şey. Onun için müjdele diyor yani. İnşallah. O müjdelenenlerden olur inşallah ya. Yani bu kadar yaklaştıktan sonra hakikate geri dönmek hiç hoş olmaz yani, değil mi? İşte o zat bir sad ebediyenin muhbiri, müjdeci Bir rahmet-i bi nihayenin kaşifi ilancısı. Bir rahmet-i bi nihayenin kaşifi. Ne demek? Rahmet-i bi nihayenin kaşifi. Evet. Allah'tan haber veriyor. Allah kim? Yeryüzünü nimetlerle dolduruyor. Ve sonsuz rahmeti olan. Hani demin diyordum ya niye yaratmış bizi? İşte bunun için o nihayetsiz rahmetine Nihayetsiz nimetlerine, nihayetsiz tapmaklara, nihayetsiz eee lezzetlere vasat etmek için. Şefkatinden dolayı, merhametinden dolayı. Mesela sen şimdi elbisesi bir insanın çocuğu giydirsem, aç insanı doyursan, hasta insana hep merhametinden, şefkatinden olur. Değil mi? Bak bizim hiçbir şeyimiz yoktu. Sen Allah bize ruh verdi, beden verdi, göz verdi. Yani fakirdik. Nihayetsiz fakirdik. Bak bir sürü şey verdik. Hâlâ da veriyor. Rahmet başka bir şey açıklaması yok bunun ya. Rahmetinden yapıyor. Sen o rahmete karşı şükürle hürmet etmek yeri kalıyor yani. Çünkü ademden bizi çıkarıyor. Ademden vücuda getiriyor. Vücut nimettir. Bize nimete mazhar ediyor. Şu an görüyoruz, duyuyoruz. Tabii hep hala devam ediyor bu. Arkasını tek bir kedinin alır rahmet. O rahmeti tanımamız gündemimiz ve şükret Bir rahmeti bi nihayenin kaşifi İrancısı keşfediyor, ilan ediyor. Saltanat-ı Rububiyetin Mehasininin Delâli. Kimmiş Resul Ekrem Aleyhisselam? Bir kardeş şöyle dedi: "Ben Risale-i okuduktan sonra peygamberimizi sevmeye başladım." diyor. Hani önceden seviyordum da. Niye sevdiğimi bilmiyordum diyor ama. Mesela okuyunca neyi sevdiğimi anlamaya başladım diyor. Saltanat-ı Rububiyetin Mehasininin delili alınıyor. Kim anlatıyor bize? Kim kimden kime kimi tanıtıyor? Kim kimi sevdiriyor? Kimin güzelliğinden haber veriyor? Saltanat-ı Rububiyetin Mehasininin delili. Allah'ın bütün kainattaki rububiyetinin, saltanatının Mehasininin delili, güzelliklerinin delili. Seyircisi, kendi seyrediyor. Seyircisi şunuzu esma-i ilahiyenin keşrafı, göstericisi. Bu ne demek? Künüzu esma-i ilahiyenin keşrafı göstericisi. Evet. Esma-i ilahiye hazinelerinin keşrafı. Biz mesela Allah'ın nihayetsiz kudretinden haberimiz var mıydı? Allah'ın nihayetsiz cemalinden haberimiz var mıydı? Olabilir miydi? Hikmetinden, adaletinden. Cenabı Hak'tan haberimiz var mıydı? Onun binbir esmasında. Esmasının binbir ticrediyatında. Kainattaki her şeyin üzerinde onun nuru olduğundan haberimiz var mıydı? Yani içtiğimiz bir bardak suda bile değil mi? Allah'ın cemali gözüküyor. Haberimiz var mıydı? Bir hurma yiyorsun. Hurmanın hurmanın lezzetini alırken bir taraftan, bir taraftan da Allah'ın eee Ondan sonra bize olan teveccühünün lezzetini alıyorsun yani. Beni bana bunu benim için yaratmış diye düşünmekten kalbin ruhun ayrı zevk alıyor. Yani bunlar bütün bu manaları keşfedip bize bildiren o olmuş. O yüzden neden vereceksin ki? Künsu esma-i ilahiyenin keşşafı göstericisi olduğundan böyle baksan yani bu bu diyeti cihetiyle onu bir misal-i muhabbet Bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, ben nurani bir semeri-i şekiri-i hirkat göreceksin. Şimdi Resul Ekrem'in salavat-ı ve sevabında iki vecih var. Bir Allah'la kendi arasında, değil mi? Yani ubudiyeti cihetiyle onu bir misal-i muhabbet. Yani Cenab-ı Hak'a olan nihayetsi bir muhabbeti var yani. Bir muhabbet olarak görüyorsun. Bir gusali muhabbet. Bir timsal-i rahmet. Aynı zamanda eee bir rahmet yani insanlık için rahmet, her şey bir rahmet. Timsal-i rahmet, şerefi insaniyet. Yani insanlığın zirvesinde gerçek insan, hakiki insan, insan dediğimiz o hakikate en yüksek derecede mazhar olmuş. Zaten eee medeniyet, insaniyet-i sugra, İslamiyet İnsaniyeti kübra deniyor, değil mi? Yani insani duygular, insani vasıfların en tamamına mazhar. Zaten İslamiyet'in hakikatı oluyor. Şerefi insaniyet en nur Nurani bir semeri-i şecere-i ilkat göreceksin. Bu ne demek? En nurani bir semeri-i şecere-i ilkat göreceksin. Yani bu kainat ağacının meyvesi her insanın bir meyvesi ama o meyvelerin içerisinde en cemiyetli, en külliyetli, en nurani o ağacın masul ilkatların tamamını kendi mahiyetinde ihtiva eden bir meyve. En nurani. Mesela şimdi bu kainat esma-i ilahi'den gelmiş, mana uygundu değil mi? Bütün bu manaları görmüş, hepsini bir insan yani. Zaten o mesela miras risalesinde düşündüğümüz zaman hem kainatın çekirdeği hem meyvesi diyor ya. Kainat onun nurundan hakkedilmiş. Aynı zamanda da kainatın meyvesi oluyor. En nurani. Mesela biz de meyveyiz ama ne kadar istifade ettiği O hakikati ne kadar görmüşse o kadar bir meneviz. En nurani bir semeri şeceri hilkat göreceksin. Şöyle baksan yani risaleti cihetiyle bir bürhan-ı hak, bir sirac-ı hakikat, bir şemsi hidayet, bir vesili saadet görürsün. Yani vazifesi cihetiyle bütün insanlara da bu aymasa olduğu bütün hakikatları Göstermek, bildirmek, onlara da teşvik etmek, onlara da rehberlik etmek vazifesi var. Risalet ciheti. Yani kendisi namaz kılıyor ama insanlara da kıldırıyor. Kendisi Allah'ı seviyor, insanlara da sevdiriyor. Kendisi bu çağdaş bakıp bütün hakları görüyor. İnsanlara da yani sadece benim kendisi değil yani. O için nur talebesi de hem ubudiyet ciheti olması lazım. Kendisi İslam'ı en güzel şekilde anlayıp yaşaması lazım. Hem de insan diğer insanlara da eee bu da eee ileri insanlara da ne yapması gerekiyor? Bu hakikatları aktarması gerekiyor yani. Risalet ciheti o da o zaman peygamberin iki yönüne de masar olmuş oluyor. Değil mi? Şöyle baksan yani risalet cihetiyle bir bürhan-ı hak, bir sirac-ı hakikat, bürhan-ı hak. Ne demek bürhan-ı hak? Bürhan-ı Hakkın delili. Hakkın delili. Siracı hakikat. Hakkın şühu. Bir şemsi hidayet. Hidayet güneşi. Bir vesile-i sadet görürsün. Ne demek? Sadet vesilesi görürsün. Şöyle baksana. Yani risalet-i cihetiyle bir bürhan-ı halk. Şimdi risalet-i cihetiyle ne vardı? İnsanlara işte hakikatleri tebliğ ediyordu. Tebliğ ediyordu ama kendisi de delil oluyor. Bürhan-ı Hak. Değil mi? Kendisi de delil yapıyor. Güneş gibi. Hem her şeyi gösteriyor. Kendisine de gösteriyor. Değil mi? Yani Bürhan-ı Hak. Siracı Hakikat. Hakikat. Yani Mesela lamba gibi. Lamba olmazsa göremezsin. O da hakikat lambası. Yani onun varlığı hakikatın hakikatı gösteriyor bize yani. Mesela Risale-i Nur'u okuduğumuzda anlasa bir oradaki ilimle hakikatı görüyorsa Peygamberin sayesinde de hakikatları görüyorsun. Hakikatın lambası gibi oluyor. Yani hakikatları gösteren lamba gibi oluyor. Siracı Hak hatta Şems-i Hidayet. Siracı da geç Şems-i Hidayet. Yani Güneş gibi. Karanlık iş Şey bırak. Tabii. Bizim yanımızda onun elçisi, onun yanında bizim elçimiz. Bizim yanımızda onun emirlerini bize bildiriyor. Onun yanında bizim istek ve arzularımızı Cenab-ı Hak'tan istiyor. Bir vesile-i saadet görürsün. Vesile-i saadet. Vesile-i saadet nedir? Şu anda mesela insanın diyor fıtratı mükerrem olduğunda hakkı arıyor. Saadeti arıyor diyor. Her insan saadete tabi ya. Hep insanı şaşırtıyorlar. İşte şu arabaya binersen mutlu olursun. Şu evde oturursan cennette oturmuş gibi olursun. Şu yemeği yersen şöyle olur. Bilmem ne yaparsan böyle olur. Hep böyle insanları böyle serap gibi iniyorsun en güzel arabaya değişen bir şey olmaz. Şu elbiseyi giyersen çok uçarsın, giyiyorsun. Şey olmadı yani. Bir şey değişmiyor. Çünkü problem elbisede değil ki. Problem kalpte. Bunlar kalbe tesir etmiyor ki. Kalbe tesir edecek, ruha tesir edecek bir şey lazım yani. Sen en iyi en güzel saraya girsen değişen bir şey olmaz ki yani. O sadece daha yumuşak bir yere otursun. Yani kalbine, ruhuna hitap eden bir şey ol değil ki yok. Ama kandırırlar insanları yani. Ve kalbe ruha hitap eden Cenabı Hak'ın marifetidir, muhabbetidir. Dolayısıyla da peygamberim bak asr-ı saadet hiçbir şey yokken o vardı. Asr-ı saadet Onun için yani vesile-i saadet olması da iman Allah'ı tanıtması ve bildirmesi, hakikat dersini verdiği için vesile-i saadet oluyor. Demek ki biz de aynı şekilde hakikate ne kadar erebilirsek, hakikati ne kadar güzel görebilirsek, ne kadar parlak görebilirsek, hakikatla ne kadar böyle iç içe haşır neşir olabilirsek o kadar saadete kavuşacağız demektir. Yani kitap okuyabilirsin. Kitaplarla sen öyle ne kadar çok neşeli olursun. Türkçesi bu. Yani sen onu okuyabilirsek, ondaki manaları anlayabilirsek, muhakkak onları kalbin güzel olurum da nakş edebilirsek. Üstat ne diyor mu? Ben bunları yiyorum diyormuş. Siz koklasanız yeter. Koklasak bile eğilecek yani yemek lazım. Saadet vesileyi saadet görürsün. Ondan sonra bize bakan arkadaşlarımız sınıftaki oradaki buradaki bizi insan niye korkunç mutlu ya? Çok fakir. Üzerine elbise de doğru dürüst. Hiçbir şey ciddiydi ama çok mutlu. Üst üste bakanlar öyle diyormuş değil mi? Hiçbir şeysi yok. Eşyası bile hem bir elini de kaldıracak kadar eşyası varmış. Ama çok mutlu yani. Hatta o hapishanedeki o şey de çok malıydı. Musa Deniz hapishanesinin belki Üstadı Koğuş'un yan Koğuş'unda da böyle bir ateist mi dinsiz mi bir adam bir gazeteci orada yatıyormuş herhalde. Adam oradan şey terhis oluyor çıkıyor. Gazetede ilk yazdığı şey Saadet nerede? Huzur nerede? Biliyor musunuz diye başlık atmış. Huzur Saadet filan hapishanenin filan numaralı odasında. Koğuş o da Saadet'in numarası yani. Fazilet odur ki düşmanlar dahi tasdik et. Kapışhanede şey olur mu? Saadet. Oluyormuş demek ki yani. Yani bedeni orada ama ruhu zaten geziyor. Kainatta dolaşıyor. Tabii. Musibetin Musibetin envahi musikinin nameleri gibi ruhuma hoş geliyordu diyordu. Bir de onu şu onu yakalamaya çalışıyoruz yani. Yakaladık derken işte öyle yaklaşıp yaklaşıp ondan sonra yakalayacağız inşallah peki yani. Ondan sonra içeride dışarıda fark etmeyecek yani. İşte bak nasıl belki hatıf gibi onun nuru şarttan garbı tuttu. Belki hatıf gibi onun nuru şarttan garbı tuttu. Nısfı arz hunsu beş Onun hidayet, hediye-i hidayetini kabul edip hızı can etti. Nısf-ı az hunsu beşer. Onun hediye-i hidayetini kabul edip hızı can etti. Mesela bazı çiçekler var böyle. Normalde koklarsın kokmaz. Ama şöyle elinle karıştırdığın zaman kokmaya başlar. Görüyor musun o çiçeği? Yeşil yeşil küçük küçük yapraklı böyle değil. Leyla ne diyor? Kokla sen kok O zaman şöyle salladın mı kokmaya başlıyor. Dokunduğun zaman kokmaya başlıyor yani. Ben de risale-i Nur'una benzetiyorum. Yani şöyle bir dokunacaksın. Cümleyi bir karıştıracaksın yani. Şöyle bir içine gireceksin, bir dolaşacaksın, bir sonundan okuyacaksın, bir başından okuyacaksın. O kelimeni diyor, bu kelimeni diyor. Şöyle birazcık baktın mı kokmaya başlıyor yani. Gazete okuyor, kokmayacaksın yani. Böyle birazcık daha yaklaşacaksın yani. Bak. Nısf-ı arz. Hunsu beşer. Yani arzın konusu beşe beşte biri. Onun hediye-i hidayetini kabul edip kızdı can et. Bak bu kadar insanlar yani onun getirdiği bu hakikatleri bak Kur'an'ı ezberlemiş. Hatta hafız deyince biz ne anlıyoruz? Hafız Kur'an'ı ezberledi. Aslında eski hafız ve hadis ezberleyene denilmiş eskiden. Tabii. Kur'an'ı zaten herkes ezberlemiş. Gerçekten bak araştırın isterseniz yani. Hadis ezberleyene hafız deniyor yani. Bu ne demek? Niye hafız? İnsan niye ezberler? Onu demek ki Yani okumaya doyamıyor içini alıyor. Hafızam orada dursun diyor yani. Ne olur ne olmaz. Kitap bulamazsın, şey yapamazsın. Ezberliyor yani veyahut da çok okuyor, çok okuyor ki ezberliyor. Milyonlarca hafız var ya. Onun hediyesi hatta 1 milyon hadisi ezbere alan kim diyorsun? Ahmet İbn Muhammed mi? Bak 1 milyon hadisi ezbere madde şeyler var. 1 milyon 500 bin. Bazı hadisler 1,5 sayı. Anı vesile. Nasıl bir hızlı can bu değil mi? Nısf-ı az, hunsu beşer, onun hediye-i hediye-i hidayetini kabul edip hızı can et. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki böyle bir zatın bütün davalarının esası olan la ilahe illallah'ı bütün meratibiyle beraber kabul etmesin. O kadar yani bin onlarca, milyarlarca insan bu vaziyetteyken hızlı can etmişken bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki? Soracaksın. Gel arkadaşım. Ne oluyor sana diyeceksin yani. Soracaksın yani. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki? Böyledir zatın bütün davalarının esası olan la ilahâ illallah'ı bütün merâtibiyle kabul etmesin. Nefsi şeytanı çağırtacaksın, arat etmeyeceksin. Yani böyle olmuyor. Seninle anlaşalım. Tahkik üzerinde anlaşalım. Meseleyi tahkik edelim. Masaya yatıralım. Yani kim doğru, kim haklıysa onu da diyorsun yani. Kim yani bu kainatın hakikatlarına kimin dediği uygunsa onun dediği olsun. Diye böyle onu şeye çağıracaksın, mindere çağıracaksın seni. Bak edeceksin bütün bu kainat Zeyrelerden yıldızlara kadar bu haşmetiyle, bu nizamıyla, bu nizamıyla, bu görkemli yapısıyla kim gösteriyor? O kadar güzelliğiyle, bu kadar rahmetiyle şefkatli, merhametli, rahmetli bir zatın yaratıcılığını gösteriyor. O zaman buna göre karar veresiniz yani. Öyle bir zatın varlığına göre karar veresiniz. Bu zat niçin bizi niye yaratmış? Yokluk alemlerinden bizi buraya getirmiş. Buradan daha güzel, daha yüksek alemlere götürmüş. istiyor. Bize bizden ona layık olmamızı istiyor yani. Oraya layık şekilde bazı şeyler yapmamızı istiyor. Bak yaparsan senin yokluk alemlerinde ziyadat varlık alemine çıkarmış. Daha da yukarı gitmek istemiyor musun yani? Gitsen iyi olmaz mı? Gayet iyi olur. O zaman o zatın emrilerine boyun eğmek gerekiyor. Onun onun razı olacağı güzel şekilde hareket etmemiz gerekiyor. O zaman kendi şeylerinden vazgeç. Sen beni eşyaya yönetmeye çalışıyorsun. Yani eşya beni ne kadar tatmin edebilir ki? Dünyadaki bütün yemekleri insan ne olacak yani? Boğazından geçecek, kaybolacak. Değil mi? Yani eşyadaki lezzet tatminci değil. Ondan sonra Yani bir manasız yani. O zaman bunları terk edelim. Ebedi daimi hakikatlara olalım. İşte biraz kendine şey olabiliyor ya. Yani bana da bir yer kalsın. Burası da benim şeyim olsun yani. Burada da benim ne değil. Burada benim isteklerim olsun. Tamam. Bütün alem ve Allah'ın dediği olsun da şurada da ben kendime ait şeyler yapayım gibi olabilir. Hiç bırakmayacaksın yani. Yani Allah'ın dediğine uygunsa yap. Eğer Allah'ın dediğine uygun değilse terk etmek gerekiyor. Onun için mesela bizim âlemimizde mesela haram helal mevzusu çok önemli. Yani haramdan, günahtan öyle kaçmamız lazım ki yılanın akrepten maçar gibi. Ama meşruysa helalse o zaman tamam sıkıntı Yok. Mesela bazı şeyler vardır. Mala yani de boştur ama günah değildir. Tabii onun da gene hâlâ boş olduğu için gene ama günahsızsa zaten onu hiç tereddüt etmeden terk etmemiz gerekiyor. Çok Allah onu menekmiş yani. O zaman ne oldu? İşte o mertebe bütün mertebe zil olmuş oluyor. Bilmiyorum öyle başka ne olabilir? Tabii tabii. Evet diyor yani her şeyi Allah yapıyor ama diyor bunu da ben yapıyorum diyor mesela. Benim yaptığımı da Allah yapıyor diyecek. Yani Allah bana yaptırıyor. Allah'ın yardımıyla yapıyorum. Yani öyle tek bir yaratan var. La havle ve la kuvvete illa billah. Yani havıl yoktur, kuvvet yoktur illa billah. Allah'tan başka kuvvet sahibi yok. O zaman sen şey yapıyorum demen manasız. Sen istiyorsun o yapıyor. Biz orada karıştırıyoruz işte. Biz iş o yapıyor. Biz istediğimiz an olunca biz yaptığımızı zannediyoruz. Orada ana diz ayırdığın zaman insanın fiillerinde insanın hakkı fazla isteme kısmında var. İnsanın fiillerinin yaratılımı ve yaratılımı kısmında yine Cenabı Rabb'im fiili. Evet, anlattık eskiden. Değil mi? Çok anlattık yani. Gerçek tevhid budur yani. Her şey Allah'ın Yani sen mesela işte o 20. sözdeki o örnek var ya. İnsanların konuşması, söylemesi, konuşması, yemesi, içmesi, düşünmesi gibi en çok yaptığı fiilleri tahlil ediyor. Onlarda bile senin diyor değil şu hayalim de yetişmiyor diyor. Mesela konuşuyorsun, nasıl konuşuyorsun? Anlatmalarını nasıl konuşuyorsun? Yani sen değil bilmeyi hayal bile edemezsin. Mesela yemekleri yedin. Bütün vücudun bütün hücrelerine onun taksim edip, tevzi edip ondan sonra bütün vücuda gitme işinde senin şeyin ne? Sen sadece yuttun yani. Gerisinden haberin yok. Bilmiyorsun bile yani. Desen ki işte bak ben şimdi mideye yolladım. Orada şimdi karaciğerden şu kadar enzim sentezledim. Onu oraya yolladım. Şimdi orada onu pişiriyorum. Onunla meşgulüm şu anda. Fırat son onu işte İzmir'e bazı karım oralardan işte Akan'a geçirttim. Oradan işte göze yolladım. Kulağa yolladım bak. İşte şu anda bunları yapıyorum falan. Böyle bir şey var mı? Haberin mi yok yani? Haberin olmayan bir şeyi ben yaptım geriye mi? Haberin yok yani. Ben yaptığım zaman başımda olman lazım. Bize hep müdahil olman lazım. O zaman ben yaptım demen hoş yani. He. Uyuduğun zaman sabaha kalkma anladı Lazım çünkü paydos yapmışsın yani. Ama sen paydos yapıyorsun. Vücutta ifa et devam ediyor. Demek ki bir senin vücudunda senden başka bir sani zişuur tasarruf etmektedir. Sen o gemide bir dümenci neferis. Vazifeni güzel diyor. Ücretini al seyrine bak diyor. Yani bir gemiyi Allah yaratmış. Ve Allah yönetiyor. Sen sadece dümenci neferis sağa git sola git diyorsun. Gemi gene oraya çıkıyor. Oradaki vazifenin de oraya harita konmuş. Ona göre dömeni şey ölecek yani. Yasak bölgeye girmeyeceksin. O batafaya. Yasak bölge girmezsen helal bölgeye girdiğin zaman ondan sonra cennete geliyorsun. Mezarlık için önünde iki tane yol var. En basitinden. Bu yoldan gidersen 100 km sonra cennet mesela bir alem var. Bu yolun 100 km sonra yılanların, şeytanların, akreplerin, yangınların, tufanların, serilerin, depremlerin, çukurların, bilmem neler olduğu bir azap yeri var. Peki hangi yoldan gidersin? Cennete giden yine bu bu kadar basit yani. Gidebilir misin öbürüne? Biliyorsun o olduğunu. Gitsen ve belki kaza basabilir misin? İşte bir frena basıp geri dönmek istersin değil mi? Acaba oradan oraya geçiş yolları var mı ona bakarsın. Aynı şey değil mi şu anda? Yani 30-40 sene yaşayacağız. Ondan sonra eğer cennete gidenin yolu nedir? Allah'ın emrettiği yoldur. Allah'ın Allah'ın emrettiği yoldan gidersen sonunda cennet olur. Şeytanın nefsi emrettiği yoldan gidersen sonra cehennem var. Şimdi hangi yoldan gitmen lazım? Nereye gitmek istiyorsan o yoldan gideceksin yani bu kadar basit yani. Değil mi? Akıllı olan insan cennete gitmek ister. O zaman cennete götür yolda gider ya. Tabii. Burada tek mesele inanıp inanmama meselesi. Acaba gerçekten iman edersen, ibadet edersen cennete gider diyor. Yani böyle bir şey var mı haşa? O da 10. sözü okuduğun zaman, 29. sözü okuduğun zaman orada diyor ki: "Kim diyor haşret daha olan 10. sözü 29'un sözü dikkatle okuduktan sonra Haşr'in gelmesini, baharın gelmesi gibi cennetin cehennemin olmasını, bu dünyayı gördüğü gibi inanmaz isen gel parmağını gözüme sok. O derece kuvvetli ispat ediyor. Ve yani okuyanlar da bu ispatı görüyor. Yani gerçekten ya şu onun sözü okuyun. Çok övüyorlar, çok met ediyorlar nurcular. Şu onun sözü bir okuyayım dese gerçekten yani böyle göç veriyor yani. Cennet, cehennemi görüyorsun yani. Yani akıl gözüyle gerçekten olacağını inanıyor. İnan öyle ders var. O zaman geriye ne kalıyor? Yol belli, araba belli, her şey belli. Bir gitmesi kalıyor bak. Değil mi? Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki böyle bir zatın bütün davaların esası olan la ilahe illallah la ilahe illallah'ı bütün neatibi ile beraber Kabul etmesin. Evet. Saat Kaç Epey olmuş herhâlde. Daha yeni başladık ama Baygın ısınıyoruz ama 9 10 var. 10 ki yani o saat benim en büyük düşmanım yani. Sayın bilmiyorum yani okuyorsanız da okurum. Ama yeter bu. He? Nerede abi o? 12 İnşâret. Okuyalım sohbet büyü. Selam ile bitirelim he. Meşhur adımızın işaret eden