NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3131.ders 20.söz-iki mühim suale-daire-i ubudiyetin vezaif ve ahvalini

Sözler · 1:28:53 · 13 Eki 2026

Ders metni

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. İki mühim suale karşı iki mühim cevap. Eğer desen madem Kur'an beşer için nazil olmuştur. Neden beşerin nazarında en mühim olan medeniyet harikalarını tasrih etmiyor? Yalnız gizli bir remz ile hafi bir ima ile Hafif bir işaletle, zayıf bir ihtar ile iktifa ediyor. El cevap: Çünkü medeniyet-i beşeriye harikalarının hakları bahs-i Kur'an'ide o kadar olabilir. Şu soru neydi? Eğer desen madem Kur'an beşer için nazil olmuştur. Neden beşerin nazarında en mühim olan medeniyet harikalarını tasrih etmiyor? Yalnız gizli bir remz ile, hafi bir ima ile, hafif bir işaretle, zayıf bir ihtar ile iktifa ediyor. Kur'an beşer için nazil olmuştur. Neden beşerin nazarında en mühim olan medeniyet harikalarını tasrih etmiyor? Yalnız gizli bir remz ile, hafi bir ima ile, hafif bir işaretle, zayıf bir ihtar ile iktifa ediyor. El cevap yani mesela Mesela insanların çok önemli ürettikleri şey ne? Bilgisayara mesela. Neden bilgisayardan bahsetmiyor? Hep telefondan bahsetmiyor. Şeyden bahsetmiyor. Değil mi? O sinekten, böcekten, güneşten bahsediyor da onlardan niye bahsetmiyor? Soruyu anladın mı Abdullah? Ne anladın söyle bakalım. İn 32 4 5 100 güzel. As. Gitti. Gitti mesela yazarken gitti ya şey olarak kaleci. Lan ne bu bu istiyorsun? He? O da bu adını sana. Şimdi. Şöyle. Şey olsun diyor. Hani ben konuyu şey yapayım diye ben okumak istiyorum. Şimdi hani mevzuyla alakalı mı diye? Bizim mevzuya. Bilmiyorum ki bir bakayım bu okuduk mu? O dediği şey neden felsefe Kur'an'ın bahsettiği gibi o bahsetmiyor meseleyi. O ayrı bu o başka bu. O da medeniyet haricilerinden niye bahsetmiyor? Yoksa yok. Hatta büyük bir teyare ancak seharatlara kadar onun nispetinde yani ne kadar küçük olduğundan dolayı. Rus siyaset falan da geliyor. Rusyada yapmışım. Ette ayıp iş bak. Hatırlamadığıma göre demek ki bir daha okumak lazım. Birincisi eğer desen madem Kur'an beşer için nazil olmuştur. Neden beşerin nazarında En mühim olan medeniyet harikalarını tasrih etmiyor. Yalnız gizli bir remz ile hafi bir ima ile hafif bir işaretle zaif bir İkdar ile iktifa ediyor. El cevap çünkü medeniyet-i beşeriye harikalarının hakları bahs-i Kur'an'ide o kadar olabilir. Zira Kur'an'ın vazife-i asliyesi daire-i rububiyetin kemalat ve şuuratını ve daire-i uhudüyetin ve zaif ve akvalini talim etmektir. Şimdi Kur'an'ın amacı, maksadı neydi? Daire Dair-i rububiyetin kemalat ve şuuratını. Yani Allah'a dair-i rububiyet yani Allah'ın Rabbimizin kemalatını, şuuratını anlatmak. Değil mi? Yani Allah'ı anlatmak, Allah'ı sevdirmek insanlara. Allah'ın kemalatını, büyüklüğünü göstermek. Onun bizler için neler yaptığını, değil mi? Bunları nazara vermek yani. Maksadı bu. Artı ondan sonra da bizim o rububiyet dairesine karşı vazifemiz Nedir? Nasıl bir vaziyet almamız lazım? Daire-i ubudiyetin vezaip ve ahvalini talim etmektir. Yani bir Allah'ı anlatmak. Bir de bizim Allah'a karşı ubudiyetimiz nasıl olmalı? Onu öğretmektir yani. Kur'an'ın şeyi bu. Vazife asliyesi bu. Öyleyse şu şu havarg-ı beşeriyenin o iki dairede hakları yalnız bir zayıf rems, bir hafif işaret ancak sıcak düşer. Çünkü onlar dairi rububiyetten haklarını isteseler o vakit pek az hak alabilirler. Mesela tayyari beşer haşiyye şu ciddi meseleyi yazarken ihtiyar olarak kalemim üslubunu şu latif latifeye çevirdi. Ben de kalemimi serbest bıraktım. Ümit ederim ki üslubun latifeliği meselenin ciddiyetine halet vermesin. Doğru. şey demiştik. Yani üslup. Mesela Tayyare konuşabiliyor mu? Konuşamaz. Ama Tayyare Tayyare'yi konuşuyor gibi anlatınca üslup biraz latif, latifeli oldu. Mesele ciddi ama. Kur'an'a dese bana bir hakk-ı kelam ver. Hayatında bir mevki ver. Tayyare'yi beşer Kur'an'a ne diyor? Bana bir hakk-ı kelam ver. Hayatında bir mevki ver. Yani benden de bahset yani. Elbette o dairi-i rububiyetin tayyareleri olan seyyarat, arz, kamer, Kur'an namı diyecekler. Burada cirmin kadar bir mevki alabilirsin. Burada cirmin kadar bir mevki alabilirsin. Eğer beşerin tahtel bahirtezi ayet-i Kur'aniyeden mevki isteseler o dairenin tahtel bahirtezi yani bahri muhit-i havai'de ve esir denizinde yüzen Zemin ve yıldızlar ona diyecekler yanımızda senin yerin görünmeyecek derecede azdır. Yani şimdi güneşin yanında tayyareyi beşer konuşsan görünür mü? Görünemez. Yani Güneşteki sanat harikalarının yanında ondan sonra Allah'ı tanıtma bildirme noktasında şey değil mi? Eğer elektriğin parlak yıldız misal lambaları Hak-i kelam isteyerek ayetlere girmek isteseler o dairenin elektrik lambaları olan şimşekler şahaplar ve gökyüzünü zinetlendiren yıldızlar ve misvaklar diyecekler. Işığın nispetinde bahis ve beyana girebilirse eğer havarı kime de niyet de kaykı sanat cihetinde haklarımı isterlerse ayetlerden makam talep ederlerse o vakit bir tek sime onlara susunuz diyecek. Benim bir fanadım kadar hakkınız yoktur. Zira sizlerdeki beşerin düzü ihtiyarıyla kesbedilen bütün ince sanatlar, bütün nazik cihazlar toplansa benim küçük vücudumdaki ince sanat ve nazım cihazlar kadar acib olmaz. İlahi ayeti sizi susturur. Eğer o harikalar daire-i umuriyete gidip, o daireden haklarını isterlerse, o zaman o daireden şöyle bir cevap alırlar ki, "Sizin münasebetiniz bizimle pek azdır. Dairemize kolay giremezsiniz. Çünkü programımız budur ki, dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır. Vazifesi çok bir misafirdir. Kısa bir ömürde hayat-ı bediye lazım olan livazımatı tedarik etmek de mükelleftir. En ehem ve en elzem müşterek Takdim edilecektir. Halbuki siz ekseriyet itibarıyla şu fani dünyayı bir makarrebedi nokta-i nazarında gaflet perdesi altında dünya peresi hissi ile işlenmiş bir Sizde görülüyor. Öyleyse hakperestlik ve ahireti düşünmek hissasları üzerine müesses olan ubudiyetten isterseniz pek azdır. Lakin eğer kıymettar bir ibadet olan sırf menfaat-i İbadullah için ve menafi-i umumiye ve istirat-ı ammeye ve hayat-ı ictimaiyenin kemaline hizmet eden ve elbette ekalliye teşkil eden muhterem sanatkarlar, mülhem keşşaflar arkanızda ve Varsa o hassas hakları şu remz ve işareti Kur'aniye saye teşvik ve sanatlarını takdir etmek için elhal kafi ve vafidir. Evet, burası ehli fene hitap ediliyor. Yani lakin Evet. Yani lakin eğer kıymettar bir ibadet olan sırf menfaati İbadullah. Yani menfaat-i İbadullah için çalışma kıymettar bir ibadetmiş. Öyle mi? Menfaat-i İbadullah öyle Allah'ın kullarının menfaati için çalışıyor. Bu bir ibadetmiş yani kıymettar ibadet. Menafi umumiye. Adam Musa bir şey buluyor. Menafi umumiye. Umumi menfaat işte. Adam mesela ne buluyor? Diyelim Elektriği buluyor mesela. Menafi umumiye. Uçağı buluyor. Menafi umumiye. Umumun menfaatine bakıyor yani. Menafi umumiye. Menafi umumiye. İstirahat-ı amimeye. Hayat-ı ictimaiyenin kemaline hizmet eden ve elbette ekalliyet teşkil eden muhterem sanatkarlar. Bülhem teşşafta. Arkanızda içinizde varsa muhassaz zatlara şüremiz ve işârat-ı Kur'aniye say teşvik ve sanatlarını takdir etmek için en hakaret Abi bakmış. Mesela şimdi zordaki üstadlardan okuyacaksın ya. E bunlar eee tam bunları tarif ediyor. Mesela muhterem sanatkarlar. Adam çip yapıyor, bir şey yapıyor, değil mi? Mülhem keşifler. Yeni bir şey keşfediyor, İslami mazhar oluyor. Ondan sonra yani e onlara da Kur'an teşbih ediyor diyor. Yani bir rems yeter onlara diyor yani. Yani Yukarı kısımları alalım mı? 2. suale cevap eğer desen şimdi şu tahkikattan sonra şüphem kalmadı ki, kalmadı ve tasdik ettim ki Kur'an'da sair hakâikle beraber Medeniyet-i Hazıranın harikaları, harikalarına ve belki daha ilerisine işaret veren bir vardır. Dünyevi, uhrevi, saadet ve beşeriye lazım olan her şey Diğer nispetinin içinde bulunur. Fakat niçin Kur'an onları sarahatla zikretmiyor? Ta muannit kafirler dahi tasdik ve mecbur olsunlar. Kalbimizde rahat etsin. Ve sordu şunu burada. Eğer desen şimdi şu tahkikattan sonra şüphem kalmadı ki Kur'an'da tasdik ettim ki Kur'an'da sair hakaiple beraber Medeniyet-i Hazıranın harikalarına Belki daha ilerisine işaret ve remz vardır. Dünyevi ve uhrevi saadet-i beşere lazım saadet-i beşere lazım olacak her şey diğer nispetinde içinde vurulmuş. Dünyevi ve uhrevi saadet-i beşere lazım olan her şey diğer nispetinde içinde vurulmuş. Fakat niçin Kur'an onları sana hatta zikretmiyor? Daha muannit kafirler dahi tasdike mecbur olsunlar. Kalbimiz ve rahat olsun. Ve cevap din bir imtihandır. Teklif ilahi bir tecrübedir. Ta ervah-ı aliye ile ervah-ı safi ile müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir maddele ateş veriliyor, ta elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de bu dar imtihanda olan teklifat-ı ilahiye bir ibtiladır. Bir müsabakaya sebeptir ki istidadı veşer madeninde olan cevahir-i aliyeye ile mevat-ı süfliye birbirinden tefrik edesin. Maden Kur'an bu dar imtihanda bir tecrübe suretinde, bir müsabaka meydanında beşerin tekemmülü için nazil olmuştur. Elbette şu dünyevi ve herkese görünecek umuru gaybi istikbaliye yalnız işaret edecek, hücretini ispat edecek derecede aklı kapalı açacak. Eğer sarahaten zikretse, sır teklif bozulur. Adeta gökyüzündeki yıldızlarla yazılan, gökyüzündeki yıldızlarla vazıhan la ilahe illallah yazmak Adeta gökyüzündeki yıldızlarla vazıhan la ilahe illallah yazmak müslümlü bir veda girecek. O zaman herkes ister istemez tasdik edecek, müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh beraber kalacaklar. İl-i lail ile Ebubekir-i Sıddık müsavi görünecek. Sırrı teklif zayi olacak. Elhasıl Kur'an-ı Hakim hakimdir. Her şeye kıymeti nispetinde bir makam verir. İşte Kur'an 1300 sene evvel istihbarın zulmatında müstetir ve kalbi olan semerat ve terakkiat insaniyet görüyor. Gördüğümüzden ve göreceğimizden daha güzel bir surette gösterilir. Demek Kur'an öyle bir zatın kelamıdır ki bütün zamanları içindeki bütün Eşyayı bir anda görüyor. İşte mucizat, elbiya yüzüne parlayan, iblenme, icaz, kura. E şimdi bizim konumuz fenlerden gelen dalalet ve bunun izalesiydi. Yani burasının pek alakası yok gibi değil mi? Güzel bir mevzu da. O bizim mevzu değil mi? Sen aynı kanaattesin değil mi? Bunu ayırıyorum o zaman. İyi bak şunu da o zaman okuyalım. Sadece 252. Bunun da alaydaki yoksa iki tane şeyden tumus olacak deriz. Bir kavle göre Kitab-ı Mübin Kur'an'dan ibarettir. Yaş ve kuru her şey içinde bulunduğunu şu ayet-i kerime beyan ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Buldunuz mu yerini? Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zira muhteris derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmalleri, bazen düsturları, bazen alametleri ya saraten, ya işareten, ya ramzen, ya iphamen, ya iftar tarzında bulunur. Fakat ihtiyaca göre maksad-ı Kur'an'a münasip bir tarzda iktizai makam münasebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor ez cümle. Beşerin sanat ve fen cihetindeki terakkiyatlarının neticesi havarik-i sanat ve kara bi fen olarak tayyare elektrik şümen tegraf gibi şeyler vücuda gelmiş. Beşerin hayatı maddiyesinde en büyük mevki almışlar. Elbette umum nev beşere hitap eden Kur'an-ı Hakim şunları mücmel bırakmaz. Evet bırakmamış. İki cihet ile onları da işaret etmiştir. Birinci cihet mucizat-ı enbiya suretiyle ikinci kısım şudur ki bazı hadis-i tarihi suretinde işaret eder cümle. İlahi. Haşiye şu cümle işaret ediyor ki, Şümendifler âlim İslam ve siret altını almıştır. Kafirler onunla İslam'ı mağlup etmiştir. O cümlesi o remzi çıkandırıyor. Ayeti pek çok envara esrarı işaretle beraber elektriğe dair remz ediyor. Şu ikinci kısım hem çok zatlar onlarla uğraştığında Hem çok dikkat ve izaha muhtaç olduğundan, hem çok olduğundan şimdi şibende per ve elektrik işaret eden şu ayetlerle iktifa edip o kapıyı açmayacağım. Birinci kısım işte mucizat enbiya suretinde işaret ediyor. Biz dahi o kısımdan bazı cümleleri olarak zikredeceğiz. Mukaddes işte Kur'an-ı Hakim eddiyaları insanın cemaatlerine telakkiyat-ı maneviye geyide birer piştar imam gönderdiği gibi Yine insanların terakkiyat-ı mazliye suretinde dahi enbiyanın her birisinin eline bazı harikalar verip yine o insanlara birer usta başı rüşt etmiştir. Onlara mutlak olarak ittibahı emrediyor. İşte enbiyaların manevi kemalatını bahsetmekle insanları onlardan istifade etmiş olduğu gibi. Yani burası da aklı olanlar bir şuraya kadar. El azza sayir enbiya ya eleyhi müslüman. Bu mucizeler bir havalet sanat işaret ediyor. Hazreti Adem Aleyhisselam'ın mucizesi ise esasa da sanatıyla beraber ulum ve filunun havalet ve kemalatının firistesini bir sureti icmali işaret ediyor, teşvik ediyor. Ama mucizi mucize-i kübra-i Ahmediye Aleyhissalatu Vesselam olan Kur'an-ı Muzül Beyan ise talim-i esmaların hakikatine mufassalan mazhariyetine, hak ve hakikat olan ulum ve filunun doğru hedeflerine, Dünyevi ve uhrevi kemalatı ve sadatı vazıhan gösteriyor. Hem pek çok azim teşvikatla beşeri onlara sevk ediyor. Hem öyle bir tarzda sevk eder, teşvik eder ki O tarzı da şöyle anlattırıyor. Ey insan, şu kainattan maksad-ı ala tezahür-i rubiyete karşı ubudiyete külliye-i insaniyedir. Şüphe ettim maksad-ı ala neymiş? Tezahür-i rubiyete karşı ubudiyete de külliye-i insaniyedir. Yani Cenab-ı Hak rubiyetini tezahür ettiriyor, gösteriyor. İnsanlar da ona mukabil edecek. İnsanın gaye-i aksası Ulum ve kemalat ile yetişmektir. Hem öyle bir suretle ifade ediyor ki, o ifadeyle şöyle işaret eder ki, elbette nevbeşer ahir vakitte ulum ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir. Evvel Kur'an-ı Uzülbeyan cezalet ve belâgat-ı Kur'aniyyeyi mükerren ileri sürdüğünden remzen anlattırıyor ki, ulum ve fünunun en parlığından belâgat ve cezalet bütün envai ile ahir zamanda en mer'fu bir suret alacaktır. Hatta insanlar kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek, hükümleri birbirine icra ettirmek için en keskin silahını cesareti beyandan, en lukman lüzumsuz kuvvetini velâgat-ı edadan alacaktır. En asıl Kur'an'ın eksel ayetleri her biri birer hazine-i kemalatın anahtarı, birer de fiili ilmin miftahıdır. Eğer istersen Kur'an'ın semavatına, hayatın hükümlerine yetişsin Geçmiş olan 12-20 adresi üzeri 20 basamaklı bir merdiven yaparak çıkıp onunla görür ki Kur'an ne kadar fada bir güneştir. Hakikî ilahi ve hakikî mümin günah üstünde nasıl safi bir nur serpilir? Fada bir ziyan neşretiyor vak. Netice madem enbiyaya dair olan ayetler şimdiki terakkiyat-ı müşterim harikalarını bir emri işaretle beraber daha ilerideki hutununu çiziyor gibi bir tarz ifade İadesi var. Madem her bir ayetin müteaddit manaları delalet-i muhakkaktır. Veya ki müttefikun aleyhtir. Madem enbiyaya ittiba etmek, iktida etmeyi dair evamil mutlaka var. Öyleyse şu geçmiş ayetlerin mani sarihalarına delalet ile beraber sanat ve fünun-u beşeriyenin mühimlerine içâri bir tarzda delalet hem teşbih ediyor denebilir. Yani şimdi bu eee yani bilim ve din çatışmaz meselesi vardır Şimdi bilim ve dinin çatışmaz meselesinde iki nokta var. Yani yani bilim din bilimi teşvik eder. Bilim din bunlar zıt şeyler değil. Yani Kur'an'da bak bilim ve fen ve araştırma yetişmiş gibi makamında. Ama bizim makamımız bu değil. Bizim makamımız yani bilimin kendisi değil de şey kıskıyla meşguluz biz. Yani bilimin yorumlanması kısmıyla meşguldür. Bizim dersimizin ana konusu o. He yanlış yorumlanması dine çatışmaz. Yani yani makam farklı bunlar. Almışız ama makam farklı yani. Yani insanların fenli talak dine muhalif değil, Kur'an'dan işareti diyor. Bunu da ayrı bir konu bu. Bizim konumuz neydi? Adam anlatıyor fiziği, kimyayı, biyolojiyi vesaire. Bunu Öbür tabiata havale ediyor. O zaman dinle çatışmış oluyor. Tabiata havale tabiata havale etmezse çatışmayacak. Zaten edemez zaten yani. Edemeyeceği için o zaman kötü niyetli insanlarla çatışıyor değil. Yani ben de bununla alakası yok yani izme suyla. Değil mi? Ömer Hanım. Yani uzundan köşesinden belki eee bulursa bir alakası da o zaman da konu uzuyor yani. Anladın mı? Tamam, o zaman 11'in gecesi okumuştuk. Geçiyoruz. 8. nolu ay okuması diyor. Geçiyoruz. Sonra böyle bir yer var da. Sonra Mesnevi'de bir yer var. Mesnevi'yi bulalım, abiler. Sayfa 75. Mesnevi-i Nuriye. Anladın mı? Sende yok yalnız o. Kusura bakma. Kusura bakma. Onu sen kendine bastırabilirsin. Sen biraz sabret. Ben zaten bunları turda geçeriz. Şu an bu sana kalır ya. Sen 10 şut dışarı at. Buldunuz mu? Mesnevi sayfa 75. Abdullah. Buldun mu? Vuracak mısın? Arkadaş, bu risale Kur'an'ın bazı ayetini şühudi bir tarzda beyan eden bir neviyet tefsirdir. Vehabi olduğu mesail Furkan Hakim'in cennetlerinden koparılmış birtakım gül ve çiçekleridir. Fakat ibaresindeki işgal ve icazdan tevakkuş ümit mütalaasından vazgeçme. Mütalaasına tekrar ile devam edilirse mehluf ve mehlus bir şekil alır. Keza nefsin temerrüdünden de korkma. Çünkü benim nefsem malem bu risalenin zatvetine dayanamayarak inkıyada mecbur olduğu gibi Şeytanım da eynel meferz diye bağırdı. Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha asi, daha taki, daha şaki değiller. Ceza ek birinci babta tevhidin beyanı için zikredilen delillerde vaki olan tekrarları faydesiz zannetme. Hususi matamlarda ihtiyacı bina zikredilmişlerdir. Evet, hatta hakla siperde oturup Müdafaa eden bir nefer, etrafında bulunan boş siperlere gitmeyip, bulunduğu siper içinde diğer bir pencereyi açması elbette bir ihtiyaca binaendir. Kezalik bu risalelerin ibarelerindeki işgal ve ilakın keyf için iftiharından çıkmış olduğunu zannetme. Çünkü bu risale dehşetli bir zamanda nefsimin hücumuna karşı yapılan ani ve irticali bir münakaşa Kelimeleri o müthiş mücadele esnasında zihlimin eline geçen dikenli kelimelerdir. O ateşle nurun karıştıkları bir enyanda başım dönmeye başlıyordu. Kah yerde, kah gökte, kah minarenin dibinde, kah minarenin çerçesinde kendimi görüyordum. Çünkü takip ettiğim yol akıl ile kalp arasında yeni açılan berzahi bir yoldur. Neymiş Emel Hanım? Olamaz değil mi orada? Saybe tutmaz orada eski kitap. Bu senin Saide'dir, Saide bulsun. Sana bulduğu gelir. Daha iyi bak. O da katrenin sonu bak. Değil mi? Oradan mı? Bak yenisini ver burada. Sadesi var. Çah yerde. Çah gökte. Çah minarenin dibinde. Çah minare şerebesinde kendimi görüyorum. diyordu. Çünkü takip ettiğim yol akılla kalp arasında yeni açılan berzahi bir yoldur. Bak. Şimdi bu mevzumuzla çok alakalı işte. Takip ettiğim yol akılla kalp arasında yeni açılan berzahi bir yoldur. İşte yani çok alakası var. Yani az tuz değil de. Tabii ya. İşte mesela fenne anlattı ya. Burada akıl bilim oluyor. Diyor ki, bak diyor işte, tabiat yapıyor diyor. Kalp diyor ki, Allah yapıyor. Çatallaştığı için işte yeni ikisinin de gideceği bir yol lazım. Yani hem akıl hem kalbin ikisini beraber çok ayıramazsın. Ayırdığı da var dinsizin mesela. İşte onu ayıracağız. Yani bunun tam neresinde şey yapacağımıza bakacağız. Da şu an yani mesela akıl yolla gitsen şimdi bilim Böyle diyor yani şimdi ne yapacağız? Bilimden gitsen din böyle diyor ne yapacağız? Yani ikisinden birini bırakmak zorunda kalıyorsun. Şimdi yine bırakamazsın. Ebedi cehennemi cehennemin üzerine alay oynarsın. Sonra işte bilimli de adam işte bu bilimsel gerçekler gözüküyor. Onu nasıl bırakacağım? Orada işte orta yani eee bilimsel gerçek dediği şey ondan sonra Eşyada gördüğü sanat ve sıfatta bilimsel gerçektir. Ama bunun zahiri sebebi de bilimsel gerçektir. Ama hakiki sebebi kudrettir. Orada işte yani bilimin doğru tespitlerini de inkar etmedi. Ama bilimin doğru tespitlerini de bilimin doğru tespitlerini akıl şey yaptıktan sonra oradan kalbe bir yol açmak gerekiyor yani Cenabı Hakk'ın gide. İşte o yol üstadı açılıyor yani. Onun için biraz zor oluyor. diyor yani. Mesela akla geçtiğimiz zaman inanın dibine gidiyordum. Kalbe geçtiğimiz zaman inanın tepesine çıkıyordum. Böyle inip çıkmaktan bir izar olmuştum. Onun için diyor akıldan kalbe, kalpten akıla inip çıkmaktan bir izar olmuştum. Bunun için bir nur bulduğum zaman hemen üstüne bir kelime bırakıyordum. Fakat o nurların üstüne bıraktığım kelime taşları velalet için değildi. Ancak kaybolmamak için birer nişan, birer alem Olarak bırakırdım. Sonra baktım ki o zulmetler içinde bana yardım eden onurlar Kur'an güneşinden ilham edilen misbah ve kandillerdir. var senin mi abi? Sanki oruç yedik aklıyla İşte siz daha iyi bir Dur şimdi bakacağız. Şimdi bak arkadaş bu rüsade eee Ama bak şurada ne yazıyor? Benim nefis ve şeytanın. Eee Bu lisanının satvetine dayanamayarak inkâda mecbur olduğu gibi şeytanı müdahilen mefer diye bağırdı. "Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis şeytanım daha asla yani alakası yok mu?" Yani bu yaptığım bu izahlarda nefsim kabul etti diyor yani. Benim nefsim kabul etti. Bu yapılan bu izahlar yani açılan yolu sizinki de kabul eder diyor yani. Kabul etmez diye korkma diyor yani. Benimki kabul ettikten sonra sizinkini haydi haydi kabul ederdim. Çünkü benimki sizinkinden daha asi bir nefisim var. Onu susturmuşum ben. Sizinki de benimki kadar değildir diyor. O şey siz de haydi haydi susturur diyor. O için bence bu çok alakalı yani. Bence şöyle alafe zeyt de bizi şey etmiyor ya. Sonra mesnevi sayfa 50'ye geçelim. Malumdur ki insan hasl-el-beşer çok yollara şüruh eder ve o ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rast gelir. Bazen kurtulursa da bazen de boğulur. Ben de kader-i ilahinin sevkiyle pek aciz bir yola girmiştim ve pek çok belalara ve düşmanlara tesadüf Teşadüf ettim. Fakat az ve fakrımı vesile yaparak Rabbime itica ettim. İnayet ezeliye beni Kur'an'a teslim edip Kur'an'ı bana muallim yaptı. İşte Kur'an'dan aldığım dersler sayesinde o belalardan halas olduğum gibi nefis ve şeytan ile yaptım. Bir kaç saatte geçsin? Tamam. Sağ ol. Selam. İnayet ezeliye beni Kur'an'a teslim edip, Kur'an'ı bana muallim yaptığı, işte Kur'an'dan aldığım dersler sayesinde o belalardan halas olduğum gibi nefis ve şeytanı gayattığım muharebelerden de muzafçeren kurtuldum. Bütün ehli dalaletin vekili olan nefis ve şeytanla iknisa deme, sübhanallah ve elhamdülillah la ilahâ illallah. Allah Billahi kelimelerinde vuku buldu. Bu kelimelerin kalarında tahassun ederek düşmanlar o düşmanlar da münakşılara girişti. Ben savaşırken nefs ve şeytanlar Adam mesela harpte savaşırken nerede? Meydanda mı duruyor? En sağlam velal oradan ateş ediyor değil mi? Şu hatta mesela Kur'an'ın ayetleri içerisinde bir olan savaşıyor. Bizimde risale için ben yerimizi orada sağlamalıyım. Meydan da olsa de topu tutar lamadım. Sen kaleye girip orada savaşın. Her bir kelimede yani rıza cümleleri sesinden onlar sağlam bölge. Emniyetli bölge. Kendi felsefemi yapayım iki tane cümle diyeyim de adam çok eğitimli bir zaman. Olmaz ya. Her bir kelimede 30 defa Meydan muharebesi meydana bu ka'a geldi. Bursa'da yazılan her bir kelime her bir kayıt kazandığım bir muzafferiyet işarettir. Bursa'da yazılan hakikatler zıtlarına bir imkân-ı vehmi kalmayacak derecede yazılmıştır. Uzun bir hakikate delili ile beraber bir kayıt veya bir sıfat ile işaret yapılıyor. İhtar bu zamanın cereyanı, ilim gibi şoklarını vehmi tehlikeler atmıştır. İnşallah Allah'ın izniyle onları kurtaracak. Alakası var mı? A şu yok ya. Şey anlatıyor. Konuşu üstadım. Eee şimdi bizim mevzunun ana mevzu nedir? Fenden gelen dalaleti izalesi. Resalarda yapılmıştır. Konu bu. Yapılmıştır. Eee üstadın kendi şahsında misali bu. Daha nasıl yapılıyor? Şimdi Şimdi konu iki iki ana bölüm. Yani böyle bunlar hazırlama yani. Ya bundan sonra geleceğimiz derslere hazır olup bitirecek işi yani. Bunlar böyle dinlendirici, hazırlayıcı pat diye mevcut Nasıl muhatap olunacak? Yani şimdi adam mesela kanser hastası olmuş. Sen bu adama tabii ki ilacı verirsen bir defa ilacı kullanmaz ki. İğlendir. Yani burada alıştırıyor yani bak. Mevzu hazırlıyor yani üstat da bak kullan yani üstadın sapana gelmiş bu şeyler. Bu dersler böyle. Ama direkt mevzunun hani tabiat nedir tezatı nedir onun tam açıklaması değil ama onların açıklamalarını mesele hallettiği yine. Sözler sayfa 544. Böyle kitap değişiyor. Size zahmet oluyor ama onu aşk bunu açıyor. Ama siz de şimdi mevzuların hangi kitaplardan geçtiğini değil mi? Nasıl hallediği ile ilgili falan yani kitaplar hakkında kitaplara şiiriniz artıyor. Yani bu ne iş oluyor? Vehküller Vakıf sitesinde benim hadi soruyorum yani arkadaşlar. 544 sahifi ilk Cübra 544 03'e 05. Hem felsefe esbaba tesir verip tabiat eline icat verir. 03'e 05. Felsefe esbaba tesir verip tabiat eline icat eder. 22'nin sözde kat'i bir surette ispat edildiği gibi her şeyde halet-i küllişe haz parlak zikri görmeyip aciz, camit, şuursuz, kör ve iki eli tesâbîp ve kuvvet gibi iki körün elinde olan tabiata mastariyet verip dinler hikmeti aliyi ifade eden ve her biri birer mektubatı samadani hükmünde olan mevcudatın bir kısmını ona mal eder. Hem onun sözde ispat edildiği gibi Cenabı Hak bütün esmasıyla, çâhilât bütün hakâikıyla, silsile-i nübüvvet bütün tahkikatıyla, Kütüb-i Semaviye bütün ayetleriyle gösterdikleri haşir ve ahiret kabzını bulmayıp, haşir-i nefyi edip elvahıra bir ezeliye pisat etmişler. Alakası var mı Mustafa? Okuduğum yeri. Bu arada bir su veriyor musun senin Fatih? Hem felsefe esbaba tesir verir, tabiat Yine icat verir. Felsefe ne yapar? Tabiatı tesir verip esbaba tesir verip tabiat eline icat verir. Felsefe ne yapıyormuş? Felsefi abes yiyor. Ha? Ne yapıyormuş ha? Ha? Felsefi abes yiyor abes felsefi yiyor ha? Eksi ik Messi Messi Messi kelasi Ne yapıyorsun? Tesir verip tabiat yerine icat verir. Firavut da işte orta. Ne diyor adam mesela? İşte bu bunu böyle etkiler diyor. Onu böyle buna tesir eder. Gübelersen diyor. Gübe diyor onu diyor mesela. Eee, daha iyi gül olmasına sebebiyet verir diyor. Sanat biliyorum. Yani işte Allah'tan bahsediyor. Değil mi? Sebeplerden bahsediyor yani. Ehli felsefe Bunun tabiatında doğasının da var diyor. Gel. Aleyhüsselam. Bunun diyor tabii şunu benim odada eee, şeye koyar mısın orada rafını tam? Mesela Mesela adam bunun doğasında var. Doğal gaz. Yani böyle doğasında var. Mesela bu kelimeler yani yani Allah'a vermeye gerek yok. Haşha bunun doğasında var deyince otomatikli eee yoldan çıkmış oluyor yani. Şimdi bunların bu kelimelerin yanlış olduğunu izah etmemiz icap edeyim. Yani doğası ki Rahmani süt. Allah'ın rahmeti demiyor. İnek diyor. İneği beslersen diyor. O da diyor süt veriyor. Normal bu diyor ya. Normal sütü. Orada bir mucize görmüyor. yani. Bu diyor, süt diyor. Ot diyor, süt oldu. Basit görüyor. Yani bunların işte düzeltilmesi gerekiyor. Bunu tabii bilim, bilimde daha bilimsel kelimelerle yaptıkları için eee insanlar anlamıyor ki zaten ne dedi bu adam yani. Değil mi? Proton diyor, elektronu çeker diyor. O onu iter diyor. Yani bunu Allah'ın bir kanun olarak söylüyor. diyorsan sıkıntı yok. Allah böyle bir kanun koymuş. Dersen sıkıntı yok. Ama bunu hiç Allah'ın kanunu demeden hiç Allah'la alakasını düşünmeden o çekiyormuş gibi düşündüğün zaman ondan sonra kudret diyoruz. Hani Allah'ın kudretiyle oluyordu. Değil mi? Mesela farkına varmadan böyle fen yoluyla insanın içine neyi sokuyorlar? Dinsizliği sokuyorlar. O hatun modelini diyorlar. Yok da onlar hatun değil. Yok. Bir şey hatun. Allah kudret olur. İşte yani bu felsefe işte bu asırda böyle bir şey çıktı ortaya. Ne demesi gerekiyor? Anlattık işte mesela yani. Sani akim beden insanı bir şiir hükmünü havk etmiştir demesi gerekirken ne diyor? Bu insan diyor evrilmeşe evrilmeşe yoğrana yoğrana önce maynundu yoğrana yoğrana yoğrana yıllarca milyonlarca sene geçerek bu insan oldu diyor. Bir araya böyle milyonlarca sene deyince iyice insan kopuyor zaten böyle. Adam bittiyor o kadar sonra. O zaman lan dediği bir de bu zamandaki maymunlar da bir kaç gün sonra esrarengiz şey Bu diyor bir defa olmuş diyor bu seferde. Onu da diyorsun. Bir defa olmuş. İki defa olsun. Adam Ne desen mülahu uygır. Gördün mü sen bu yani? Dün dersde dedim ya. Sen yani maymunun insan olduğu aşamaları gördün mü? Nereden biliyorsun ya? Uyduruyorsun yani. Delil yok. Yani gördün mü veya olduğuna dair bir delil var mı? Göster. Mesela şey yapmışlar 1900'lerde sahte iskele düşmüşler yani. Kafatasını bir yerden getirmişler, bilmem nesini bir yerden getirmişler. İşte bak bu ara. Bu maymun, bu da insan, bu da Biraz maymuna göre bir insana benziyor, dişi formunda diye. Sonra bu 9 sene gelişiyor. Kemiklerin yaşlarını hesaplama şeyi gelişiyor. Kemiklerin yaşlarını hesaplıyorlar. Aynı canlıların değil. Birisi 500 sene önce yaşamış bir hayvanın kemiği, öbürüsünün kemiği. Bu kadar sahtekarlığın daha ne kası yok. Kabul ettim her türlü işte. Dinsizlik. Onunla dini o. Niye yapalım şimdi? Maksat zaten bu iyi niyet yok ki burada zaten maksat var. Kasti olarak şey yapılıyor. Adam tam yani dilsizlik abi mesela silsile olarak niye dayanan burada şey yaptı? En iyi için yani nefsim var kendisi bir zerre tabi olmak istemiyor. Yani bir yara sizin huzurunda eğilmek istemiyor. Şöyle olmak istiyorum. Yani ben bir yere bağlı olmak istemiyorum. Bana emir veren önünde şükür edeceğim birisi olsun istemiyor yani. Nefsin enaniyetinden geliyor. Ama kardeşim sen eğer seni Allah yaratmamışsa sen kendin bir ilahsan tamam hür ol. Allah seni yaratmış yani sen artık yaratılmış mahluk olduğun için hür olamazsın yani. Yani hür olmak için Senin üzerindeki her şeyin sana ait olması lazım. Sen Allah'ın verdiği göğsü kullanacaksın, hür olacaksın. O zaman Allah'a verirsin göğsü, kendi bir yerine göğs takarsın, istediğin yere bakarsın. Ama Allah'a sana vermişsin bir göğsü, Allah'ta buraya bakacaksın, buraya bakmayacaksın diyorsa o uyma zorundasın yani. Biz cüret doğmamışız ki, baştan doğan mı? Şey doğmuş. Allah yarattığı için misin? Yani şura olma diye bir şey olmaz. Mesela bu kalemi ben sana veriyorum. Bu benim kalemim yani. Ben sana verdikten sonra sen benim istediğim el falan kullanırım diyemezsin yani. Benim şu. Bunun da tasarruf söz sayılır benim yani. Anlatabiliyorum. Benim dediğim yerde kullanmak zorundasın yani. Çünkü mültsayılı konuşuyor yani. Ben Sen ne imalısın? Yok ben istediğim yerde kullanırım. O zaman ver benim kalem. Sen kendin bir tane kalem Gözü, kulağı, eli, ayağı her şeyi veren Allah. Yani o vakti yani 4 saat serbest Onu da böyle o vakti de ilk Allah'ın kendi mahluku yani mahluk olduğunu ona göre kullanmak yani. Yani hepsi beraber o da önemli çok önemli yani. O zaman onun içinde geçti de o konu çıktı da. Tabii yani mesela bu zamanda şey felsefesi var şu an. Özgür, genç, özgürlük. Bu temel yanlış ya. insanların bu özgürse, bir yere bağlı olma, kimse sana karışamaz. E bu işte yanlış. Değil mi? Şey temel temeli yanlış yani. Değil mi? Karışamaz diye bir şey var mı? Karışır. Karışamazsa o zaman verirsin. Allah sana ne verir? Hepsini Allah geri verir sana. Ondan sonra kendin bir tane ruh yaparsın, bir tane de ceset yaparsın, girersin içine istediğin gibi yaşarsın yapalım. Hem hem Allah'ın verdiği ruhta Allah'ın verdiği olamazsın. Bu matı yamyamış bunu yani. Ben anlattım ya. Yani malik mülkiye ya da satrop mülkiye şah yani lük sahibi mülkün istediği için tasarruf ediyor. Emanetçi mülk sahibine uymak zorunda. O zaman sahip mülkiye bir adam diyor. O zaman o laf bak yanlış o bir adam sayılır. Ya orada kastettiği bu Bu zamanın Ceberut rejimine karşı esir olmamış yani. Onların boyunu rahat dizdi. Onu kastedeceğim bak. Bakan tabii ya. Sarı onu çıkarmamış. Ben Allah'a tabi yemiş. Ben sizi bilmem demiş. Yani orada Allah'a o ayrı bir o da ayrı bir konu. Allah'a abd olan mahlukat da abd olmaz. Allah'a abd olmayan mahlukat da abd olmaz. Ben demiş Allah'a abd olmayı seçiyorum demiş. Zaten doğrusu. Eee, siz kim oluyorsunuz de benim sarımı çıkaracaksınız. Kimsiniz siz? Sarımı değişirsiniz. Çıkaramazsınız. O noktada yani. Üstadın şeyi doğru yani. Ben sizi tanımıyorum diyor yani. Yani Kur'an'a gözükmedin. Tanıyayım diyor. Siz niye gözükmediniz diyor ya? Ya kız ben de ki diyor. Afrika'da diyor insan eti yiyen yamyamlar mı diye diyor. Kuralı var diyor. Siz diyor Yok, ben niye hapsetiyor musun? Ben ne yapmışım burada? Bana açıkla diyor ya. Şimdi o ayrı bir konu ya. Ve üstat kabul etmiyor. Ve kabul etmiyor ve şu an üstat hapsedilen çıktı. Şu anda hepsinin başına geçti yani. Dünyanın başına geçti. Üstat yani hapsedemediler. Hapsetseydin mi edemediler yani. Çıktı hapisten. Şu anda The Sarı Nur Devlet elinde Devlet hapishanede zindanlarda çürük öldürmek isteyen devletin şimdi matbaalarına basılıyor. Şuradan bu demek yani. Evet, 544 sözlerde ki 544. Hem felsefe esbaba tesir verip tabiat eline icat verir. 22. sözde iyi bir surette ispat edildiği gibi, her şeyde hâlik-i külûşe has, parlak zikri görmeyip, aciz, cami, şuursuz, kör ve iki el tesadüf ve kuvvet gibi iki körün elinde olan tabiata mastariyet verip, binler hikmet âliyi ifade eden, her biri birer mektubat-ı samadaniye hükmünde olan mevcudatın bir kısmını ona mal eder. Hem onun üç elinde ispat edildiği gibi Cenabı Hak bütün esmasıyla, kainat bütün hakikıyla, silsile-i nübüvvet bütün tahkikatıyla, Kütüb-i Semaviye bütün âletiyle, gösterdikleri haşir ve ahiret kapısını bulmayıp haşr-i mef'i de ervah ile bir ezelliyet isnad etmişler. Şimdi bu paragrafın alakası var mı? Bu paragrafın alakası var mı? Nasıl yok yani? Bak bir daha alayım. Hem felsefe esbaba tesir verip felsefe ne yapıyor işte felsefe işte mevcut değil mi zaten? Bu nasıl alakası yok? Esba o tesir verip tabiat eline icat verir. Zaten biz bunu şey etmiyor muyduk yani? Yani dersin şeyi yani fenler bu şekilde yani fenleri anlatıp Allah'a dayandırması gerekirken hastalık neydi bu zaman hastalığı? Fenler Hastalığı tek kelime ile ifade edecek olursak, fenler anlatmış oldukları o fenleri onlar yani yanlış yok. Kainatta olup biten şeyleri anlatıyorlar. Ve eşyayı tarif ediyorlar veya çeşitli şey bunları Allah'a dayandırması gerekirken Allah'ın ilmiyle kudretiyle oluyor demesi gerekirken götürüp şu şöyle oluyor, bu böyle oluyor. Tarif et falan oluyor. Hastalık boyutu ve bunun tedavisi yapılıyor diyorduk. Eşini burada hastalığı biraz ifade etmiş olmadı mı yani? Alakası yok mu şimdi bu ile? Hem felsefe esbaba tesir verir. Tabiat eline icat verir. Demirin diyor tabiatında bu var diyor. Mesela. Çimento ile diyor intizac eder. Burada tabiatında var. Yani Allah bunları böyle yaratmış dese sorun yok. Bunlar böyledir zaten diyor yani. O zaman ne olmuş? diyor. Yani tabiatın oksijenin yanıcıdır. Bu zaten böyledir. Ezelden beri bu böyledir dediği zaman demeyecek Allah bunu böyle yaratmıştır. Bu tabiat üzerine yaratmıştır ve bu tabiatını da muhafaza ediyor. Ona göre işlerini yapıyor Allah. Yani eşyayı yaratırken her şey bir özelliği vermiş. Allah bu özelliklere göre sanatlarını değiştirebilir Allah. Yani oksijen yanıcıyken, yakıcıyken, yanıcı yap yani yakıcı mı? Yanıcı. Yoksa yakıcı. Yakıcıyken yanıcı yapabilir. Bu Allah'ın elindedir. Ve bu özelliği Allah böyle belirlediği için artık bunu belirlemiş ama değiştirebilir. Belirlemiş. Buna göre artık diğer molekülleri, diğer şeyleri de buna göre yapıyor. Ama mecbur değil yani. Yani Allah demiri yaratıyor. Demirin mesela 1.700 derece de eridiyor demiri. Bunu Allah belirliyor. 1.800 dese 1.800 olacak. 1.200 belirliyor. Artık bundan sonraki bütün işlerinde kendi koyduğu kuralı icra ediyor ki insanlar şaşırtmasın. Yoksa tabiatında var. Yani demir var da Allah onu eritiyor değil. Onun demir de yaratan 1.000 derece erimesini de tayin eder. Yine Allah'ın iradesi. Dese sorun yok. Bak orada işte onu tabiata dayandırdığı için sıkıntı yapıyor. İhtilafa ne olacak? Allah diyecek yani. Allah demiyor. Tabiat diyor. O zaman da dinsizliğe doğru insanları sürüklemiş oluyor. Burada şimdi bunu hülasa etmiş oldu yani. Felsefe esbab ama bunu sadece fenciler yapıyor değil. Herkes yapıyor. Yani herkes derken herkes yapabiliyorsun. Yani bunu dağdaki çoban da yapabiliyorsun. Taşı kafasına vurursun, kafası yarılır. Senin kafan niye yaralı dersin? Taş sert benim kafam yumuşak olduğu için yarıdı benim kafam. Taş niye serttir dersin? Taş sert olur zaten taş da. Taşı Allah sert yarattığı için serttir dedik. Orada çoban da aynı hataya düşüyor. Yani illa fenci bunu sistematik yapıyor. Yani biraz daha böyle filmselleştiriyor. Yani sistemleştiriyor yani. Sistemleştiriyor. Ve mesela şey kelimelerden. Yani fenciler kaidesini buluyor. Kaidesini buluyor. Kaidesini bulduğu zaman bir şey umut eşiyor yani. Anlatıyorum. Mesela şimdi ben sütte yoğurt yapacak. Mesela bunun eee belli bir derecede değil mi? Karmağını şey yapacak ama yakacak ama şey olmayacak. Yani tutabileceksin. Yani ısısını hissedeceksin ama tutabileceksin. Öyle şey var ya mesela. Uzun süre bu derecede ısıtırsan, mayayı da atarsan içine süt oluyor. Bilim ne yapıyor? Bunu tespit ediyor. Yani her süt de bu olur diyor. Kayda haline getir. O bilimsel oluyor. Yani bilimsel olmadığı kayda haline getirmek yani bütün sülalere ama bunu mesela şey mesela köydeki ninen bunu kayda haline getirmiyor. Tecrübe ediyor. Aslında tecrübeli bir kaydeder. Sen ninenin böyle hayat boyu kazandığı tecrübeyi bilim adamları laboratuvarlarda denilse bütün dünya çapında araştırıyor. Yani arada çok birisi bunun kitabını yazıyor. Eee şeye Geliyor. Literatüre geliyor. Bilmem ne oluyor. Adam Tabii bunlar keşfedilmiş. Daha yeni keşfedilmeyen şeyleri keşfediyor. Tabii senin ninen sadece kendi ihtiyacına alakalı şeyleri keşfediyor. Daha derin keşfet. yapmanız. Değil mi? Bilin bunu daha laboratuvar şey yapın. Daha geniş çapta yapın yani. Ama bulduğu şeyleri buluyor. Tamam mı? Buluyor. Mesela sen yine neyi buluyor? Yumurtanın üstüne tavuk yiye bir oturduğu zaman onun cici olduğunu buluyor. Desin ki bak bu tavuk bu yumurtanın üstüne 21 gün oturduğu zaman Cenabı Hakk'ın kudretiyle Allah kulda yumurtayı cici yumurta ortadan civciv yaratıyor. Desin sorun yok. Desin ki o tavuk 20 gün oturursa yumurta civciv olur. Niye oldu? İşte ona sıcaklık verdi ya. Sıcaklık onu etkiledi ya. Ondan sonra tavuk yumurta yaptı. Sıcaklık falan peşmerge. Ne oldu şimdi? Bak gördün yumurtanın civciv olduğunu. Kime verdi? Tavuğa verdi. Tavuğun verdi ısıya verdi. Bilmem niye verdi. Allah dedi mi? Değil mi? Hani her yerde Allah'ın kul özellikle tecelli ediyordum. Her yerde hazır ve nazırdı. Ne oldu şimdi orada? Bunun gibi yani. E tamam tavuk oturmadı mı? Oturdu. Kısıpmadı mı yumurtayı? Kısıttı. Çevre bir öbür tarafını sıpmadı mı? Sıptı. Bunlar da var. Buna kim öğretse peki? Bunu öğreten kim bunu? Ve o yönünden de düşünüyorsun abi. Ya şimdi hayvan seni otursak mesela yumurta üstünde. Sen biliyor musun 21 gün oturman gerektiğini? Çevirmen gerektiğini biliyor musun? Kırmızı çevir. Ben otursam yurtdışına hemen. Bir de 24 saat oturuyor. Nasıl uyuyor? Tabii yani bunlar da var. Yani 21 gün var. Doğru. Adam 21 gün değil mi kardeşim yani? Yalan mı söylüyorum ya? Daha bilmiyorum onu var. Ama buradaki problem ne? Allah. Allah demediği için programı çıkıyor. Hem bilim ve Allah'ı nasıl birleştirdi şimdi burada? Adam dese o zaman sen Allah yapıyor desen eee eee bu sefer bu yerde sıcaklık yok muydu ya? Yani bak sıcaklık olmayınca olmuyor. Sıcaklık da var bak dese. Yani sıcaklık da var. Sen şimdi Allah diyorsun ama sıcaklık da vardı senin diyeceksin. İşte orada bilim ile dini birleştireceksin. Nasıl birleştireceksin? Allah bu şartları sağlarsan sana bu yumurtayı civciv yapıyorum demiş. Allah böyle kanun koymuş. Senden bunları istemiş tavukta. Bunları yaparsan diyor. Yoksa yani bir civcivin o gözleri, burnu, gagası, sarı sarı tüyleri, ayakları, bacakları, tırnakları, içindeki ciğeri, böbreği, dalağı, bilmem nesi. Yani Isıtmayla olur mu? Ne yapacaksın? Isıtmayla yani bir şey bir şey herhâlde yani ısınır. Sadece ısınır yani. Bir varlık meydana gelir. Ya bunlar basit şeyler. Tamam, var bunlar. Ama bir ısıtmayla olacak şey mi bu yani? Sen biraz düşünsene kardeşim yani ısıtmayla bir mucize meydana gelir. Tamam. Bunlar Allah'ın koyduğu koyduğu bir şartı adidir. Allah'ın koyduğu bir kaanlılık. Bunlar gerçek sebep olamaz. Zahir sebeptir. Bunların zahir sebep kısmı okuyacaksın. Allah'ın kanunuyla diyeceksin. Allah'ın adeti diyeceksin. İşte kudreti ilahı diyeceksin. Yani onu böyle yani o ısıyı de ikrar etmeyeceksin ama ısıyı müessir, tesir sahibi olarak anlatmayacaksın. Onu Allah'ın bir adeti, Allah'ın koyduğu bir kanun, Allah Allah'ın tercih ettiği usul olarak bir şey yapacak. Çok kanun olması şey dolaba yumurtayı koy. Ya sen cici cici çıkmış Bu sefer de soğutunca oluyor tabii. Kardeşim kadar düşün koymuştuk da öyle olmuş olsa yani basit bir şey var şimdi Tabii ya yani işte bu yani felsefe ile yani o zaman dinle din çatışıyor mu? Çatışmıyor. Çatışmıyor yani. Dinle din çatışmadan nasıl göstereceksin? Sana mı göster. Yani bilim inkar etmeden Allah demenin yolunu akılla kalitleştirme şeyi var diye. Bilim inkar etmeden ama bilimin nesini inkar etmeden? Yorumlarını değil. Göz çekiyor. He, yani gözüyle gördüğün. Yani gözüyle gördüğün senin sen yani bilim gözüyle gördüğünü bize söylese problem yok. Gözüne gördüğüne kendi yorum katınca sıkıntı çıkıyor. Gözüne gözündü. Ama aklı gözüne inmiş tabiri var. Sen gözünle gördün mü? bir de aklına düşüremediği. Dolayısıyla şimdi alet yok. Vallahi bir daha okuyorum bak. Felsefe esma ve tesir verip tabiat eliyle icat edilir. 22. sözde kat'i bir surette istifade edildiği gibi her şeyde halik külliye has parlak sikkiyi görmeyip bak alakası var işte. Bak her şeyde halik külliye has parlak sikkiyi görmeyip Adamın gözünü de sikke ve müjür var bölmüyor işte. Allah'ın kudretinin müjürü var bölmüyor. Gidiyor ısıtıyor ısıtıyor bir şey diyor. Görmeyip kör aciz camil şuursuz kör ve içeri tesadüf ve kuvvet gibi iki körün elinde olan tabiata mastaliyet verip bak mastaliyet verip yani bunlardan oluyor. Bunlardan çırıyor. Mastaliyet verip dinler hikmeti âli ifade eden her biri birer mektuba da samadani ekminde olan mevcudatın bir kısmını ona mal eder. Hem onun sözde ispat edildiği gibi Cenabı Hak bütün esmasıyla, kainat bütün hakikıyla, silsile-i nübüvvet bütün tahkikatıyla, kütüb-i semaviye bütün ayetleriyle gösterdikleri haşir ve ahiret kapısı bulmayı haşir-i nefyedir, ervahklara bir ezelî isnad etmiştir. Mesela şu bu şu hem kısmını hiç kalabiliriz yani iki cümle. Değil mi? Yani şurası çıksın. Yani ilk cümle bizimle alakalı değil. Son işi ahirete, ezeliyete yani felsefenin yaptığı diğer sapkınlığın diğer yapmış olduğu şeyleri söylemiş olduğu onunla zıt alakası İşte bu İşte bu hurafatlara sahib meseleleri kıyas edebilirsin. Evet şeytanlar güya eninin kaba ve pençesiyle dinsiz filozoflarının akıllarını havaya kaldırıp dalalet de elelerine atıp dağıtmıştır. Küçük alemde ene, büyük alemde tabiat gibi tahtı lardandır. Geçen hakikati tenvir edecek bir seyahat-i hayaliye suretinde Ni'm manzum olarak nemaat namında nemaat da yazdığım bir vaka-i risaliyenin ve halini şurada zikretmeye münasebet geldi. Şöyle ki Ne oldu? Oldu. Şekerleme mi? Bu risalenin telifinden 8 sene evvel İstanbul'da Ramazan-ı Şerif'te meslek-i felsefe ile münasebette bulunan eski sahid Yeni sayıda inkılap edeceği bir hengamdadır ki. Aslında bizim bu mevzu yine üstadın mücadelesine verilen misal. Hani üstadın o felsefeyi tar umar ederken ki göstermiş olduğu gayretlere misal olarak okuyorduk ya burayı. Bak burada söylüyor işte. Bursi Ali'nin nereye gidiyor? Bursi Ali'nin telifinden 8 sene evvel İstanbul'da Ramazan-ı Şerif'te Mesneki felsefe ile münasebette bulunan eski saygın yeni saygın inkılap edeceği bir hengamdadır ki hata-i şerifinin ahirinde aç ya. Oksijensizden oksijen geliyor insanın olur. Oksijen olmayınca insan oksijenli olur. Bir pazar günü olduğu için çok bir ses olmuyor dışarıda yani. Açabilirsiniz herkesiz. Bu hafta kadar olmaz yani. Az değil. Çünkü cennetin çoğu kapalı ya. O açıdan. İş eee ile işaret ettiği üç mesleği düşünürken şöyle bir vaka-i hayaliye bir hadise-i misali, ruya benzer bir hadise gördüm ki. Bak bu sonra buradan okuyacağım kısımlar alakalı mı değil mi? Bir bakın oldu mu? Şimdi bu ara kısım alakalı mı? İşte bu rafatlara sayır meseleleri kıyaslayabilirsin. Evet, şeytanlar güya elinin kaka ve peçesiyle dinsiz Alakası var mı? Şeytanlar dinsiz filozof. Bir de o filozoflar elanıyet veriyor ya. Siz bilim adamısınız. Siz diğer insanlar üstünsünüz. Onlar koyun gibi. Ondan sonra bir şey düşünmüyor. Bak siz her şeyi düşünüyorsunuz, araştırıyorsunuz filan diye bir de hava veriyor. Yeni tanıştık bir makale. Şey dedim abi. Ya da biz dedi bilime tabiyiz dedi bizim öyle şeyleri. Ben de bir şey söyleyeyim. Neyse orası yapın görelim. Bizde bir ilime tabi tabi. İlim kime tabi desin? İlim de Allah'a tabi yani. Sen bilime tabi isen bilimde Allah'a tabi. Otomatik bir Allah'a tabi oldun. Ya. Bilimli bir ilah çıkardılar bu din başına. Adam Allah'a tabi olacakken bilime tabi oluyor. Bilim ne? İlim de Allah'a yaratıyor. Ama işte insanları kandırıyorlar işte. Sanki bilim yani bilimi yaratıyor. Allah yani. Allah'ım ben sana tabi olmayacağım. Eee kime tabi olacağım? Sen yarattığına tabi oluyorsun. Öyle saçma bir şey olur mu? Bilime tabi oluyorsan yine Allah demek zorundasın. Bilim Allah diyor. O 6. meselede demiyor o. Mü'minlere değil fenleri dinleyin istiyor. Mü'minlere Allah demiyorsa onu at kenara diyor. Fen Allah diyor. Onu dinle diyor. Şu an bizim Allah diyor. diyor. İlim Allah demiyor mu? Allah'ı göstermiyor mu? Bilim neyi gösteriyor? Kâinat'taki nizam-ı nizamı gösteriyor. Kâinat'taki nizam-ı nizamı gösteriyor. Bu hassas bir nizam-ı nizamı gösteriyor. Bu hassas bir nizam-ı nizamı gösteriyor. Bu hassas bir nizam kendi kendi olamaz ki. Tesadüfen de olamaz. O zaman bir yapan yaratandan kendi adına düzene sokan olması lazım. O zaman Allah bizim Allah'ı gösteriyor. Zaten biz onu anlatmaya çalışıyoruz. Ama sanki böyle din ayrı, bilim ayrı gibi Birini kabul ederse öbürünü kabul edemezsin gibi duruma getirmişler. İnsanları kandırıyorlar ya. Senin iki rayı gibi ya. Ayrılmaz bir değil mi? Bilim neyi gösteriyor? Bilim Allah'ın kainatta yaratmış olduğu sanatları gösteriyor yani. Sen bu sanatları öğrenip sanatkarı tanıman gerekir. Ama işte orada bilim ne yapıyor? Zahiri sebeplerini buluyor. Zayir sebeplerini bulununca işte bulduk diyor sebepler. Din Allah yapıyor diyor. Bilim de işte su yapıyor diyor. DNA yapıyor diyor diyor. Biz bilim dediğine göre diyorsun. Onun bilim DNA yapıyor demiyor ki. Bilim DNA'nın orada hareketini görüyor. Onu sen DNA yapıyor diyorsun. Orada ona onun sebebi olarak Mesela şimdi anlattığım Mesela bıçakla ekmeği kesiyorsun. Adam bıçağı ile ekmeği kestiğini görüyor. Hatta kesmiyor da oradan bıçağın geçtiğini görüyor yani. Geçtiğine göre diyor bu kesmiştir diyor. Tamam mı? O bıçağı kim tutuyor? Nereden keseceğiz yerine nasıl keseceğiz yani ne zaman keseceğiz? Öyle bir zamanda öyle yerden öyle kesiyor ki insan çıkıyor ortaya. Bıçağın aklı şuuru var mı? Böyle değil mi? Onu sen Bıçak geçiyor demen için onun aklı şuurlu ve neyin ne yaptığını bilen bilinçli şuurlu bir varlığın kabul etmen lazım. Şimdi bunlar hep böyle cevap kısmına gelecek. Yani şimdi mevzu iki bölümden oluşuyor artık. Bir hastalık var. Hastalığın izahı, şusu busu, sonra tedavi kısmı. Şu anda öyle bir hastalık var. Ve bu hastalığı üstat keşfetmiş ve tedavi etmiş. Onun sökücü şeyleri var. Tam şeyi Yani ilahi kısmı bundan sonraki bölümde. Yani eee bilimin ortaya koyduğu tabiatın şunun bu ne olduğunu, hakikatın ne olduğunu, ne olmadığını izah kısmında bundan sonraki bölümüne gelmiş. Yaklaştı yani. Küçük alemde ene büyük alemde tabiat gibi taavvutlardandır. Burada ne demek istiyor? Küçük alemde ene büyük alemde tabiat gibi taavvutlardandır. Küçük alemde ene Büyük alemde tabiat gibi taahhütler andır. İnsan mesela kendisinden şükrü eden fiilleri kime veriyor? Adam mesela yürüyor mesela. Kim yürüyor diyor? Ben yürüyorum diyor. Mesela bu binayı kim yaptı diyor? Ben yaptım diyor. Şimdi kendi fiillerini kime dayandırıyor? Kendine dayandır. Kâinatındaki fiilleri kime dayandırıyor? Bu ağacı, ağaçtaki meviyi kime dayandırıyor? Ona tabiatı dayandırıyor. Yani o zaman iki tane taahhüt var. Yani Allah'ın yerine geçmeye çalışan iki taahhüt var. Biri ene o küçük alemde, biri tabiat büyük alemde. Ben diyor en iyi taahhüt var ettim. Tövbe et. Yani küçük alem dedi işte insan kendisi ya. İz yapmıyoruz. Bizde yapılıyor. Bu ayrı bir konu artık. Yani biz mesela yürümüyoruz yani. Biz yürümek istiyoruz sadece. Allah yürüt. Ama işte insan kendi yürüyüşünü anlat bakayım nasıl yürür. Hangi kası çektin? Hangi kası ittin? 1.500 tane kas varmış. Bir adam yürürken vücudunda 1.500 tane kas hareket ediyor. Sen 1.500 tane kası yönetecek kahan var mı senin? Aklın var mı o 1.500 tane kasın bir anda hepsini böyle yönetebilir misin? İnsan bir araba sürerken bile öbür arabaya baksa yoldan çıkıyor. Bir defa senin haberin yok. Allah yürüme işini bize bıraksaydınız yürüyemezsin. Allah teâlâ diyor şu ucundaki kasların yönetimini sana bırakıyorum. Yürüme sen sen sadece hangi kası itmem gerektiğini bana söyle de ben onu iterim. Harikası çekmek bana söyle de. Ondan sonra ben sadece yani gene ben çekeceğim yani ama sen sadece sen ay için çekeceğini söyle ama Veya deseydi ki meyvendeki yemeğin sindiriliş için bana ne zaman ben ne kadar asit salgılamam gerektiğini söyle yara falan. Sadece onu söyle asidi yapma sen gene yani. Deseydi onu bile bilmezdik yani. Ki yapmayı boş veriyor. Dolayısıyla yani vücudumuzda muazlam Allah'ın tasarrufu ilahi cirayet diyor. Bunu ben kendine veremezsin ya. Hışla da onu mahvetmiş. Onu tarumar ettim diyor. Tabiatı da tarumar ettim diyor yani. Bak ne diyor? Geçen hakikate tenvir edecek bir seyahat-i hayaliye suretinde ni manzum olarak Cembat da yazdığım bir vaka-i misaliyenin mealini şurada zifretmeye münasebet geldi şöyle ki: Bu risalenin telifinden 8 sene evvel İstanbul'da Ramazan-ı Şerif'te meslek-i felsefe ile münasebette bulunan Eski Said'in yeni Said'e inkılap edeceği bir hengamdadır ki. Alet hasıl var mı? İşte eski Said'de yeni Said işte bu senlerin koyduğu perdeleri kaldırıyorum diyor işte yeni Said'de dönerken yani. Yani yeni Said'de iman mertebesi. Eski Said'de öyle de. Artık demek ki bu hakikatların iyice inkişaf ettiği bir dönem oluyor herhâlde. Yani yeni sahidin, eski sahidin, yeni sahidin. Aslında eski sahid, yeni sahid. Her gün eski sahid, yeni sahid var ya. Mesela bir kitap okumadan önce eski sahidiz. Okuduktan sonra anlattıktan sonra yeni sahidiz. Yani bu yenilenme bir defa değil. Yani her zaman yenisi, eskisi var. Eski de o. Deriz hissi var. Mesela dünkü düşün Düşüncelerimizin eskidi. Şimdi yenisi geldi. Değil mi? Yani düşünce fikir olarak şey oluyor. Hep böyle yenileniyoruz. Yani vücut da öyle beden de öyle. Eski sayıda yeni sayıda inkılap edeceği bir hengamdadır ki Fatih-i Şerif'in ahirinde Sırat-ı Lâzım Anamta aleyhim gayr-ül malûb aleyhim ve l-dâlin ile işaret ettiği üç mesleği düşünürken şöyle bir vaka-i hayaliye bir hadise-i misaliye rüyaya benzer bir hadise gördüm ki kendimi bir sahrayı yazmış de görüyorum. Bütün zemin yüzünün karanlıklı sıprığı ve pocu bir bulut tabakası kaplamış. Ne nesim var, ne ziyan, ne abah hayat, hiçbirisi bulunmuyor. Her tarafı canavarlar, muzar ve muvahiş mahluklarla dolu olduğunu tebekküm ettim. Kalbime geldi ki şu zeminin öteki tarafında ziyan nesim, abah hayat var. Oraya geçmek lazım. Baktım ki ihtiyar sevk olunuyorum. Zeminin içinde tünelvari bir mağaraya sokuldum. Git gide zeminin içinde seyahat ettim. Bakıyorum ki benden evvel o tahtel arz yolda çok kimseler gitmişler. Her tarafta boğuluk kalmışlar. Onların ayak izlerini görüyordum. Bazılarının bir zaman seslerini şitiyordum. Sonra sesleri kesiliyordu. Ey hayaliyle benim seyahat-i hayalime iştirak eden arkadaş, o zemin tabiattır. Ve felsefe-i tabiyedir. Tünel ise ehli felsefenin efkarı ile hakikate yol açmak için açtıkları meslektir. Gördüğüm ayak izleri Eflatun ve Aristo gibi meşahirlerindir. Haşiy eğer desen sen ne cisim bu meşahire karşı meydana çıkıyorsun. Sen bir sinek gibi olup da kartalların uçmalarına karışıyorsun. Ben de derim ki Kur'an gibi bir üstadı ezelleyen varken Dalalet alud felsefenin, evham alud aklın şakirtleri olan o kartallara hakikat ve marifet yolunda sinek kanadı kadar da kıymet vermeye meşhur değilim. Onlardan ne kadar aşağıysem, onların üstadı dahi benim üstadımdan bin defa daha aşağıdır. Üstadımın nimetiyle onları dâk eden madde ayağımı da ıslatamadı. Bak, görüyor musun? Üstadımın nimetiyle onları dâk eden madde Üstadımı da ayağımı da ıslatamadı. Onlar maddede boğulmuş. Değil mi? Onlar maddede boğulmuş. İşte madde maddeye veriyor işte. Maddeyle açıyor. Yani maddeden kurtulalmıyor yani maddenin kolay gelir dersleri görürken anlayamıyorum. Ama işte bunun adam öyle mesela bir adam ilacı bulurken kuduz aşısının pastilleri kaç senede buluyor? Bir ömrü gidiyor adamın. Ama sen onu ağzına taktıyorsun 2 dakikada yani. Yani bir şey bulmak uzun sürer. Değil mi? Mesela tekerlek kaç senede bulur arabanın tekerleği? Sen beni takıp iğniyorsun. Yani iğne bulursan zor bulunuyor. Ondan sonra kullanılması kolay. Şu an ilaçlar çıkmış ortaya. Onun en güzel şöyle şeyi şu. Mesela tuvalyatı kapatacaksın. Mesela geldi bir tanesi "Atom ezelidir." dedi. Hadi onun ezeli olmadığını anlat bakayım hadi. Nasıl cevap vereceğim? Proton elektron çek evde çıkmayacağını ispatlayayım. İspat böyle bir şey. Birisi yaptığı zaman kolay in. Sen yaptığın zaman Ama işte üstat bu işi üstadın şeyi böyle bu yol açmış. Bu işin devdine düşmüş. Geçen doktor abilerle okuyorduk da o Ergin abi dedi birisi demiş ya üstat demiş bu iman konuları çok uzatmış demiş bana. Dedim o mesele uzaktan mı yapıyor ya? Tribünler izliyor yani. Yani işin içine girmiyor yani. İşin içine gir bakayım. Bir ateist ile bir konuş bakalım. Onu bir sustur hadi bakalım. İki dakika da susuyorsun çek çek bak uzunda kat kadar da sus şöyle. Değil mi? Adam tribünler izliyor yani. Sen son saat bak oraya bak sen. Ben Allah'a inanıyorum da sabah namazı niye kalkmıyorsun ya? Değil mi? Madem Allah. Onlar boş konuşuyor ya. Onlar sinek kadar değeri yok ya. Sinek kadar ya. Değil mi? Bak risalen okuyarak milyonlarca insan imanı kurtarmış. Sen kimin imanını kurtardın beni? Değil mi? Buyur hadi. Kurtar bakalım yani. Değil mi? Yani boş konuşuyor. Üstadı hapishanelerde yürütmeye çalışıyorlar. Zehirlemeye çalışıyorlar. Seni kim öldürmeye çalışıyor? Adam üst de tehdit görüyor da öldürmeye çalışıyor. Seninle uğraşan var mı? Yok. Sen sen zaten senin adamın şey bir işe yaramıyorsun diyor ondan sonra seninle uğraşsın akıp gel. Sizi şuradan götür. Hep gizlen. Yani madde yani zaten şimdi bu şey de gelecek. Şu söyleyeyim istiyorsan. Onların diyor isnat ettikleri maddenin bir hakikatı var. Bunu sorular bu. Sadece bir hakikatı var mı? El sepet dalaletten başlıyor hiç bir hakikatı yoktur. Şimdi bizim mevzumuz tekrar söylüyorum mevzumuzun. Yani dersin mevzusu. Çiçek, böcek, kainat, insan, ortaya çıkan bu Allah'ın sanat eserlerini Kur'an eee Allah'a veriyor, değil mi? Allah'ın kudretini, Allah'ın ilmini, Allah'ın iradesini böyle anlatıyor. Fenler de öyle yapması gerekirken fenler kudreti dahi yerine kime veriyor? Atoma bekliyor. Maddeye veriyor Zerreye veriyor, tabiata veriyor. Parlak elektrik manyetik kuvvet diyor mesela. Öyle kelimeler uydurmuşlar. Kemelere veriyor vesaire. Bizim mecbur işte Risale-i Nur bu husustaki bu hastalığı keşfetmiş, tedavi etmiş, çarelerini sunmuş, halletmiş. Üstadın bu husustaki faydalarını da ortada kendi şahsında bunları şey etmiş. Ve bunun da nasıl yapılacağını insanlığında beyan etmiş. Biz bunu Bu hastalığın tedavisini sağlık göstermeye çalışıyorsun. Önce bu. Onların mesela tabes ailesinin başında ne var? Dört yol var diyor değil mi? Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Neydi o yollar? Ne sığdı orada? Tebessinin başında. Eee Tabiat işmam eden diyor. Ne işmam eden diyor? Teşekkür ederim. Ehli iman bir melek istimal ediyor. Yani Kürt tabii insanların İnsanların ağızlarına cümlenin başı nasıl başlıyor? Bir ki insan, insanlara azap çıkan ve dinsizliği işgal eden değişiklik var. Evet. İnsanların ağzından çıkan Ve dinsizliği iş mahveden dehşet kelimeleri var. Bu dehşetinin bir insan farkında değil ki. Adam diyor mesela işte ondan sonra bu ilaç da beni ayak ölüyordum gibi bu ilaç beni ayak aldırdı. Yani tamam. Yani şimdi üstat diyor bu dehşetli kelime bu ya. Adama göre normal ya. Değil mi? Ayağını aldı. Sen kim ayağını aldırdı? İlaç. Şimdi Yani böyle mi demesi gerekiyor bir ehli? Değil mi? İlaçları icat eden, ilaçlara hasiyetini veren ve tesiri hafeden ancak Şafii hakikidir diyor. Değil mi? Hastalar arasında şeyde demlerde. İlaçlara hasiyetini veren, ilaçlara hasiyetini veren yani Allah o ilacı yaratırken demiş ki iradesiyle bu ilaç demiş şu hastalığa iyi gelecek. Allah irade etmiş bunu. O özelliği vermiş. Onu attıktan sonra da o özelliği de ortaya çıkartan yine Allah tesiriyle. Yani bu çok önemli bir cümle. İlaçlara haziri veren, işte şu ilaç şu işe bu işe böyle bunu veren, sonra tesiri halk eden. Onu verdikten sonra yine ilaç yerine gidip insanı tahammül etmiyor yani. O tesiri de yine yaratan Cenabı Hak'tır. Bizim maddeye bakışımız böyle yani. Maddeyi yaratan, maddeyi özellikleri veren Allah'tır. Özellikleri de Ortaya koydu. Yani yine Allah. Yani ben o karşı çıkacağım. Böyle karşı çıkacağım dedikten sonra. Tamam karşı çıkın ya da işte Risale-i Nur'da mücehhez bir şekilde sen de adamın karşısına çıkacaksın yani. Tamam kardeşim konuşalım olabilir. O tüm meydan söyle bakayım. Dayanaklarını söyle. Yani neye dayanıp bunları söylüyorsun? Adam mesela şimdi eee İnsan maymuna geldi. Söylüyor ya. Tamam, söyleyebilirsin. Yani çadır olabilirsin, cehenneme de söyle. Ama bunu neye dayanan söyle? Bana benim için önemli olan bu yani. Herkes her şeye konuşabilirsin. Ama bir sözün kıymetli ve değerli olması için onun neye dayanarak söylediği önemli yani. Sen bunu neye dayanarak söylüyorsun yani? Bir maymunluğundan geldiğin neye dayanarak söylüyorsun yani? Nereden çıkıyor bu laf filan? Ne diyecek? Hiçbir dayanağı yok. O zaman boş da haklıyım. O senin tahmin et yoru. Anlatabiliyor musun? Yani üzüntü desem ki mesela burada birisi öldü. Sen diyorsun ki bunu şu adam öldürdü. Tamam söyleyebilirsin. Belki sen bir şey söyle. Ya bunu niye niye bina söylüyorsun ya? Ya ben oradaydım fotoğrafını çektim bak fotoğrafı var. Mesela yani bak o adamın işte el zırh ayak zırh var burada silah bulundu mesela. Yani Tabii, her türlü bir şeyde delil olmaz. Yani delil olacak delil yani başka ihtimaller olmayacak yani o tam delil olacak yani. E sen şimdi daha bunun önünde olan işin kim yaptığını, nasıl olduğunu anlamıyor. Daha 70'in 20'li yıllar öncesinde maymunun insan olduğunu söylüyorsun. Bunu ne diye söylüyorsun? Dayanak yok ki boş laf ya. O şey yani parlamaya gerek yok. Parlamaz sen sadece eee Deli söyle bana. Gerisine ben düşüneyim yani. E ben böyle inanıyorum. Olabilir mi? Sen her şeye inanabilirsin. İnanmak serbest. Ona ademi kabul demiştim. Ben böyle inanıyorum. Dediğin zaman onun zaten bir mantıksal değeri yok. O ademi kabule geliyor. Yani onun bir de en iyi muhatap onun nasıl? Öbür de sen ki ben de ayıdan gelip dese ne yapacağız? Tamam yani Yani o sefer öbürse ben sinektim dese olmaz ki yani bir olmaz yani delil lazım yani. Ama bak üstat ne diyor? Ben diyor delilini bul Dediğini ortaya koymadım. Hiçbir şey yazmadım mesela. Allah razı olsun.

3131.ders 20.söz-iki mühim suale-daire-i ubudiyetin vezaif ve ahvalini — Nur Risale Dersleri