NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3133.ders 21.söz-1.makam-hakikî bir hayat-ı ebediyenin

Sözler · 42:29 · 15 Eki 2026

Ders metni

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. 21. sözden 1. makam namaz bahsi. İnşallah. Bismillahirrahmanirrahim. İnne salate kanet aleyl müminine kitaben mevkuten. Muhakkak ki namaz Ondan sonra müminler için farz kılınmıştır. Kitaben mevkuten. Yazılı vakitlerde. tayin edilmiş vakitlerde. Ondan sonra müminler için farz kılınmıştır. İnne salatü muhakkak ki namaz. Namazla alakalı bir mevzu. Tabii namazın hakikatı nedir? O noktalar değil de nefisle alakalı kısmı. Yani nefsi ikna etmek için namaza karşın nepsi böyle ondan sonra nefsin suallerine cevap veren bir mevzu. Bir zaman sinlen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: "Namaz iyidir." Fakat Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor. Bir zaman sinlen, cismen, rütbeten. Sinlen yaş olarak, cismen beden beden olarak büyük. Bir de rütbeten, makam mevki olarak büyük. Bunları niye söylüyor? İşte bunlar insanda böyle biraz enaniyeti yükseltebiliyor. Enanet yükselince bu sefer insanın azini, fakrını göremiyor. Namaz kılmak için de insanın azizinin fakrını görüp Cenabı Hak'ın huzuruna secdeye gitmesi lazım. Bu sebeple de namaza karşı böyle bir şey meydana geliyor. Onun için bunları söylemiş. Yani sinlen, cismen, rütbeden büyük bir adam bana dedi. Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor. O zatın o sözünden hayırlı zaman geçtikten sonra nefsimi dinledim. İşittim ki aynı sözleri söylüyor. O vakit gördüm ki O vakit gördüm ki tembellik kolayıyla şeytandan aynı dersi alıyor. Evet, yani bu nefis o noktada yine aynı şekilde söylüyor. O zatın o sözünden hayrı zaman geçtikten sonra nefsimi dinledim. İşittim ki aynı sözleri söylüyor. ve ona baktım, gördüm ki tembellik olayıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım o zat o sözü bütün nüfus-u emmarinin namına söylemiş gibidir. Bütün nüfus-u emmare yani kötülükleri emreden bütün nefis nefislerin tamamı namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim madem nefsim em emmaredir. Yani nefis kötülükleri emreder. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Nefsini ıslah etmeyen. Ya bir insan kendi nefsini ıslah edemiyorsa başkasının nefsini de ıslah edemez. Çünkü nefsini ıslah edecek bir ıslah edecek bir hakikatı bilmediği için veya bildiği şeyler nefsini ıslah etmiyorsa aynı nefis başkasında da var. Onu da ıslah edemez. Öyleyse nefsimden başla. Dedim ey nefis cehli mürekkep içinde tembellik döşeğinde gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil beş ikazı benden işit. Cehil var, cehli mürekkep var. Bir insan bilmiyorsa cahil demektir. Cehli mürekkep bilmediği halde yani bilmediğini bilmiyor. İki tane cehalet olunca cehli mürekkep deniyor. Cehli mürekkep içinde tembellik döşeğinde Gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil beş ikazı benden işit. Birinci ikaz: Ey bedbaht nefsim, acaba ömrün ebedi midir? Hiç kat'i seneden var mı ki gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Hiç kat'i seneden var mı ki? Elinde böyle bir senet var mı? Seneye kadar yarına kadar yaşayacağına dair. Sana usanç veren tevehhüm ebediyettir. Kendisine ebedi tevehhüm etmek, ebedi yaşayacağını böyle düşünmek, zannetmekten dolayı bu sana usanç veriyor diyor. Keyf için ebedi dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasaydın ki ömrün azdır hem faydasız gidiyor. Ömür gerçekten 60-70 sene çok Çok hızlı bir şekilde tükeniyor. Eğer baki hayat namına bir şeyler yapılmıyorsa o zaman failesiz gidiyor. Elbette onun 24'ten birisini hakiki bir hayat ebediyenin saadetine medar olacak. Bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek. Yani bu ömür dakikalarının, ömür saatlerinin 24'ten birisini. 24 saatte bir saati anca tutuyor. Beş vakit namaz, abdest ile beraber. Halde bir saat tutuyor. Onun için 24 saatin bir zini, hakiki bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak. Namaz demek ki insanın ebedi âlemde Saadetine sebep olacakmış. Aynı zamanda dünyada da böyle güzel bir hizmet. Güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmet. İnsan abdestini alıyor, secdesini seviyor, Allah'ın huzuruna çıkıyor. Cenabı Hak'a karşı böyle dua ediyor, rükuya gidiyor, secdeye gidiyor. Manası çok güzel. Güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddi bir iştiyak ve hoş bir sevgi tahrike sebep olur. İkinci ikaz: "Ey şikenperver nefsim, acaba her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin, sana onlar usanç veriyor mu?" Şikenperver nefsim. Şikenperver yani böyle midesine düşkün, yeme içmeyi böyle seven düşkün insan demek. Ey şikenperver nefsim, acaba her gün her gün ekmek yersin, su içersin, Havayı teneffüs edersin. Sana onlar usanç veriyor mu? Aynı şeyi beş defa kılınca usanç yapıyorum diyordu. Ekmeği de her gün yiyorsun, suyu her gün içiyorsun, havayı ve her dakika teneffüs ediyorsun. Sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil belki telezzüz ediyorsun. İhtiyaç tekerrür ettiğinden. İhtiyaç sürekli tekrarlanıyor. İhtiyaç oluyor. Su içiyorsun, ihtiyacını gideriyorsun. Daha sonra yine susuyorsun mesela. İhtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil belki televizyon ediyorsun. Her defasında ayrı bir lezzet alıyorsun. Öyleyse hani cisminde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası ruhumun ab-ı hayatı ve latife-i rabbaniyemin hava-i nesimini cezbe celp eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir. Hani cismi Bu cisim hanemiz, bu beden hanemiz, bu beden evimizde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası. Evet, kalbimiz var. Onun gıdası. Ruhumuzun ab-ı hayatı. Hayat suyu. Ruhumuzun ab-ı hayatı. Latife-i Rabbaniye'min hava-i nesimini. Bu insanda latifeler var. Binlerce latifi var. Bunların böyle tatlı bir esinti, tatlı bir böyle havası. Hava-i nesimini Cezb ve celb eden, namaz dahi. Yani namaz kılarken hakikatına müteveccih olursa böyle daha da böyle feyizli bir namaz kılarsa bu namaz ne yapıyor? Cezb ediyor, celb ediyor. Ruhu kalbimizin gıdasını, ruhumuzun ab hayatını latifi-i Rabbânîmizin hava-i nesimini çekiyor, celb ediyor. Cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir. Gerçekten namaz kıldıktan sonra insan Bu kalbimizin gıdasını aldığımızı hissediyoruz. Yani rahatlama oluyor. Bir böyle namazdan sonra bir huzur oluyor. Bir latifelerimiz bir başka bir şekil alıyor. Demek ki namaz namazın hakikatini ne yapmış? Bunların kalbimizin gıdasını celbetmiş. Nasıl celbetmiş? Şimdi onu izah edecek. Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptela. Nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptela ve nihayetsiz teleccüzata ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti her şeye kadir bir Rahim-i Kerim'in kapısına niyaz ile çalmakla elde edilebilir. Evet, şu fani dünyada kemal-i süratle vaveylay-ı firakı koparan giden ekser mevcudatla alakadar bir ruhun ab-ı hayatı ise her şeye bedel bir mabud-u bakinin bir mahbud sermediğin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmek ile içilebilir. Şu fani dünyada kemal-i süratle vaveyla-i firakı, bu ayrılık vaveylalarını koparan, giden ekser mevcudatla alakadar bir ruhun ab-ı hayatı ise yani ruh ekser mevcudatla alakadar oluyor. Bu ekser mevcudatta süratle ondan sonra bu dünyadan ayrılık gider Vavvela-i Firakı koparıp gidiyor. Böyle bir ruhun av hayatı ise her şeye bedel bir mabud-u bakinin, bir mahbubu sermediğinin baki bir mabut. Sevmediği bir mahbubun çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir. Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezeli ve ebedi bir zatın aynısı olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zişuur bir sırr-ı insani, zi nur bir latife-i Rabbaniye. Evet, fıtraten ebediyeti isteyen. İnsanın latife. İnsanda o zi nur, zi şuur latifeler var. O latifeleri tarif ediyor. İnsan fıtraten ebediyet istiyor. Yaratılış itibariyle insanda ebediyete karşı bir aşk şiddetli bir muhabbet var. Fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan. Yani insan asıl maksat bu dünyada yaşamak için değil de ebedi bir hayat için cennette yaşamak için yaratılmış insan. Ebedi için halk bulunan ve ezeli ve ebedi bir zatın aynesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zişuur bir sırr-ı insani, zinur bir latifi rabbaniye, şu kasabetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyevi içinde elbette teneffüse pek çok muhtaçtır. Bu dünyanın halleri nasılmış? Kasavetli. Yani insan dünyaya müteveccih olduğu zaman, dünyaya böyle şey yaptığı zaman bunu hissediyor yani. Dünyanın ahvali kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici, zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir. Nasıl böyle pencere açtığımız zaman içeriye böyle bir hava geliyor, insan nefes alıyor. Bu hayatın içerisinde de dünya ahvalinin içerisinde de namaz bir pencere oluyor. Namaza durduğu zaman namazı Cenabı Hak'ın huzurundayken o gelen baki manalar ruhuna böyle nefes aldırıyor. Ancak namazın penceresiyle nefes alabilir. Üçüncü ikaz: Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet elemini, musibet zahmetini bugün düşünüp muzdarip olmak. İnsan geçmiş günlerde yapmış olduğu ibadetlerin böyle külfetini düşünse ya işte oruç tutmuştuk, ne kadar zor olmuştu, namaz kılmıştık, ne kadar böyle zor olmuştu. Böyle bunları böyle düşünse, kıldığı namazları düşünse, meşakkatlerini, çektiği musibetleri, zahmetini bugün düşünse ve bundan dolayı muzdarip olsa veya işte gelecek Günler hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ya işte yaşım işte 30 40 20 işte şu kadar sene daha yaşasam işte şu eğer günde 5 vakit namaz kılsam günde 40 rekat kılsam 10 senede şu kadar eder 20 senede bu kadar eder o ne kadar daha çok namaz kılacağım filan böyle hepsini birden sanki bugün kılınması mecburmuş gibi gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini bugün tasavvur edip sabır Hırsızlık göstermek hiç kârı akıl mıdır? İnsan bulunduğu anla mükellef yani. Bulunduğu andaki ibadet de onun kaldırabileceği şekilde. Ama geçmiş ve gelecekteki ibadetleri düşündüğü zaman ve bundan dolayı sabırsızlık gösterdiği zaman onun yaptığı hiç kâr akıl olmuyor. Şu sabırsızlıkta misalin şöyle bir sersem kumandana benzer ki düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki iki kuvvetine iltihak etmiş. İki tane böyle bir meydanda iki tane düşman kuvveti var. Birbirine karşı böyle karşı karşıya durmuş. Her tarafında bir sağ kanat var, sol kanat var, bir de merkez var. Karşıda da öyle. Yani üç orada, üç burada. Kanat var, merkez var. Şimdi düşmanın sağ cenah kuvveti, karşıdaki düşmanın sağ tarafı gelmiş, bizim tarafa geçmiş. Düşmanın sağ cenah kuvveti Onun sağındaki kuvvetini iltihak etmiş. Yani düşman kuvveti iken bizim kuvvet olmuş. Ve ona taze bir kuvvet olduğu halde. Ne oldu? Karşıda iki kaldı. Biz dört olduk. Ona taze bir kuvvet olduğu halde o tutar. Mühim bir kuvvetini sağ cinaha gönderir. Sağ cinaha boşa aldı. Boş yere kuvvet göndermiş olacak. Mühim bir kuvvetini sağ cinaha gönderir. Merkezi zayıflatır. Hem sol cinaha Düşman askeri yok iken, daha sol tarafa, karşı tarafta sol tarafa daha düşman askeri gelmemiş. Sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden büyük bir kuvvet Gönderir, ateşet emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder, tar u mar eder. Tabii karşı taraftaki düşmanın sağ ve sol can kuvvetlerine gönderince kendi merkezindeki kuvvet azalmış oluyor. O zaman da düşman işi anlar, merkeze hücum eder, tar u mar eder. Evet, buna benzelsin. Gerçekten çok güzel bir misal. Çünkü geçmiş günlerin zahmeti bugün rahmete kalp olmuş. Yani geçmiş zamandaki yaptığımız ibadetler artık şimdi rahmet olmuş, sevaba intikal etmiş. Bizim için ahirette ebedi bir mükafat getirecek. Yani oradan onu düşünüp mutlu olmak lazım. Kuvvet almak lazım. Ondan sonra kuvvet almak yerine onları düşünerekten yine bulunduğu anı zayıflatmış oluyor. Geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalp olmuş, elimi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti keramete iltihak ve meşakkati sevaba inkılap etmiş. Öyleyse ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devamını ciddi bir gayret almak lazım gelir. Evet, insan geçmiş zamanındaki yaptığı ibadetleri düşündüğü zaman ya iyi zamanım değerlendirmiş İyi ki bu ibadetleri yapmışım, boş geçirmemişim diye insan ondan ne yapar? Yeni bir şevk alır. Öyleyse ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devamını ciddi bir gayret almak lazım gelir. Demek ki geçmişte bunlara muvaffak olabildiysem gelecekte de muvaffak olabilirim. Hatta daha ziyade muvaffak olabilirim diye oradan bir gayret almak lazım gelir. Devamını ciddi bir gayret almak lazım gelir. Gelecek günler ise Mesela yarın, öbür gün. Madem gelmemişler. Mesela şu anda biz yatsı yıkılmakla mükellefiz. Sabahı kılsak daha vakti gelmedi, kabul olmaz yani. Daha mükellef değiliz. Bir haftalık namaz kılsak olmaz. Yani daha gelmemişler. Gelecek günler daha madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir. Madem hakikat böyledir, akıl isen, akıllı isen ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün. Yani şu anda bizim bütün gücümüzü, bütün kuvvetimizi bulunduğumuz ana sarf etmemiz lazım. Akıl isen ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvi bir hizmete sarf ediyorum Yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini ücreti pek büyük. Yani her kıldığımız namaz için Cenabı Hak çok büyük mükafatlar verecek. Ücreti pek büyük, külfeti pek az. Yani namazın külfeti nedir? Yani namazda biz ne kadar bir meşakkat çekiyoruz. Yani yaptığımız hareketler ne kadar kolay hareketler yani külfeti pek az. Hoş ve güzel ve ulvi bir hizmet. Güzel ayet-i kerime demeleri okuyoruz. Güzel manalara tefekkür ediyoruz. Cenabı Hak'ın huzurundayız. Allah'ın huzuruna çıkmışız. Ulvi bir hizmete sarf ediyorum de. O vakit senin acı bir füturun tatlı bir gayreti inkılap eder. Ya o namazdaki aksatmalar kesintiler falan bir anda ne olur? Tatlı bir gayreti inkılap eder. İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Cenabı Hak bize sabır kuvveti vermiş. Bu sabır kuvveti üç yere sarf etmekte mükellefiz. Birisi taat üstünde sabırdır. Yani Allah'ın emrettiklerini yapmak üstünde sabırdır. Birisi masiyetten sabırdır. Yani günahlara karşı günah işlememek için sabretmek. Diğeri musibete karşı sabırdır. İşte musibetin meşakkatli kati, elemi, acısı böyle geldiği zaman buna karşı insan böyle sabırla Cenabı Hak'ın rahmetini umarak bir oradaki hikmeti böyle takip ederek sabretmek. Musibete karşı sabırdır. Aklın varsa şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut. Merdane ya sabur de üç sabrı omuzuna al. Cenabı Hak'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan her meşakkate ve her musibete karşı Karşı her musibete kafi gelebilir ve o kuvvetle dayan. Allah'ın bize verdiği sabır kuvvetini biz güzel kullanırsak ondan sonra her meşakkate ve her musibite kafi gelebilir. Cenabı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, yani geçmişe geleceğe böyle dağıtmazsan, bulunduğun zamanı dağıtırsın verirsen her meşakkate ve her musibete kafi gelebilir ve o kuvvetle dayan. Dördüncü ikaz ey sersem nefsim. Acaba vazife şu şu vazife ubudiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki Sana usanç veriyor. Evet burada da namazın ücreti, neticesi, ondan sonra mükafatını nazara verecek. Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut veyahut seni korkutsa akşama kadar seni çalıştırır. Ve fütursuz çalışırsın. Yani azıcık bir para verirse veya korkutsa akşama kadar yani seni çalıştırır. Fütursuz çalıştırır. Ulaşırsın. Yani az bir korku veya az bir mükafat yetiyor. Yani namazda bizim bir saatte yaptığımız ibadetin belki 10 katını yaparsın sabahtan akşama kadar. Halbuki bir adam sana birkaç para verirse veyahut seni korkutsa akşama kadar seni çalıştırır ve fitursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane dünyada aciz ve fakir kalbine kut ve gına Ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya. Namaz bize ne kazandıracak? Bu misafirani dünyada aciz kalbine kut ve gına. Çünkü namazda Cenabı Hak'ın huzuruna çıkıyoruz. Cenabı Hak'ı düşünüyoruz. Onun kudretini düşünüyoruz. Rahmetini düşünüyoruz. O da ne yapıyor? Kalbimizde kut ve gına oluyor. Ve elbette bir menzilin olan kabrinde. Yani sen mutlaka bir kabre gireceksin. Kabir senin bir menzilin olacak. Vakti geldiği zaman elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve her halde mahkeme olan mahşerde senet ve berat. Namaz kıldığımız namazlar sayesinde o mahkeme-i kübra'da berat senetimiz olacak. Onunla cenneti kazanacağız inşallah. Her halde mahkemeler olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek sıra köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz neticesiz midir? Veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana 100 liralık bir hediye vaat etse 100 gün seni çalıştırır. Evet, insanın fıtratı, mizacında ondan sonra olan bir hakikat. Bir adam sana 100 liralık bir hediye vaat etse 100 gün seni çalıştırır. Hulfül vaat edebilir. Yani mükafatlandırıcı Hocam deyip ondan vazgeçebilir o insan. Öyle olmasına rağmen o adama itimat edersin, fitursuz işlersin. Acaba hulfül vaat hakkında muhal olan bir zat Allah için hulfül vaatlik bu hal. Cenabı Hak bir şey yapacağım, vereceğim dediği zaman mutlaka verir. Orada sözünden dönmez. Bu Cenabı Hak için muhaldir. Acaba hulfül vaat hakkında muhal olan bir zat cennet Net gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana vaat etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam istihdam etse, hulfül vaat hakkında muhal olan bir zat cennet gibi bir ücreti, evet, cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana vaat etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse, sen hizmet etmezsen veya isteksiz sure gibi veya usançla yarım yamalak hizmetinle onu vaadinde ittiham ve hediyesini istifaf etsen pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstahak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde cehennem gibi bir hap Hapse ebedinin kafı en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu? İnsan dünyada hapse girmekten çok korkuyor. Halbuki girse yani geri çıkacaktır. Belki süresi az olacaktır. Şöyle yani ama cehennemle kıyasladığımız zaman kabili kıyas mümkün değil. O zaman namaz kılmayan insan bu hususta yani bu korkunun en azamesini hissetmesi lazım. Hiss etmemesi nasıl oluyor? Yani bir gayret vermiyor mu? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde cehennem gibi bir haps-ı ebedinin kavfı. Korkusu, en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu? 5. ikaz, ey dünyaperest nefsim, acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşahil-i dünyeviyenin kesretinden midir? Veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? İbadetteki füturun ve namazdaki kusurun Şagir-i dünyeviyenin kesretinden midir? Dünya meşguliyetlerinin çokluğundan mıdır? Veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? Sen istidat cihetiyle bütün hayvanatın fevkinde de olduğunu. İnsan istedat cihetiyle, kabiliyetler cihetiyle, hayvanlara hayvanlarla kıyas edildiği zaman hepsinin üzerinde bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levazımatını tedarikte iktidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bu kadar istidadı varken, bütün hayvanattan daha fazla istidadı varken ama hayat-ı dünyeviye noktasında da hepsinden daha girdi. Hayat-ı dünyeviyenin levazımatını, lazım olan şeylerini tedarikde, karşılamakta, elletmekte ikidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki? Vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakiki bir insan gibi hakiki bir hayat-ı daimi için say etmektir. Demek bizim asıl vazifemiz bu hayvanın Onlara benzemek olsaydı bu istidad ve kabiliyetlerimizi belki onlardan 100 kat, 1000 kat daha bu dünya hayatında muvaffak olabilirdik. Ama öyle olmuyor. Demek o zaman asıl vazifemiz bu değil. Bundan neden anlamıyorsun ki vazifeyi aslı yiyen hayvan gibi çabalamak değil. Nedir o zaman? Belki hakiki bir insan gibi. Evet, bu da çok güzel bir kelime. Hakiki bir insan gibi hakiki bir hayatı daimi için say etmektir. çalışmaktır. Yani bu dünyadaki asıl vazifemiz ondan sonra hakiki bir hayat-ı daime için çalışmaktır. Yani bu dünyadan sonra ebedi bir hayat var. O hayatı kazanmak için çalışmaktır insanın hakiki vazifesi. Hakiki bir insan gibi hakiki bir hayat-ı daime daimi bir hayat yani hiç bitmeyecek bir hayat başlıyor. Hakiki bir hayat-ı daime için sağ etmektir, çalışmaktır. Bununla beraber meşâhil-i dünyeviye dediğin, dünya meşguliyetleri dediğin çoğu sanayi olmayan ve fâzuli bir surette karıştığın ve karıştırdığın malayani meşvelelerdir. En elzemini bırakıp güya bilmezsen ömrün var gibi en lüzumsuz malumat ile vakit geçiriyorsun. Mesela Zühal'in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır? Ve Amerika tavukları ne kadardır gibi kıymetsiz şeylerle kıymetli dar vaktini geçiriyorsun. Yani vaktimiz çok kıymetli, çok az. Mesela tabiri teşbihle yani böyle mesela insanın böyle çok kıymetli altını, gümüşü, işte kıymetli cevherleri olsa bunları böyle uçurumdan aşağı böyle boşluğa atar mıyız? Yani bunları yerlere atar, dağıtır mı? Böyle sever, sever mi yani mesela? Kıymetli olan şeyleri böyle mutlaka ondan daha kıymetli bir şeye sarf eder. Onları böyle boşu boşuna yok etmez. İnsanın kıymeti vakti de çok kıymetli. En kıymetli şeyden daha kıymetli. O zaman bunları da kıymetli şeylere sarf etmek lazım ki. Mesela Zühal'in etrafındaki halkın keyfiyeti nasıldır? Ve Amerika tavukları ne kadardır gibi kıymetsiz şeylerle kıymetli vaktini geçiriyorsun. Güya kozmografya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun. Eğer de sen beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil. Belki derdi maişetin zaruri işleridir. Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur Öyle lüzumsuz şeyler değil. Belki derdi mahiyetin zaruri işleridir. Öyleyse ben de sana derim ki: Eğer 100 kuruş bir gündelik ile çalışsan Sonra biri gelse dese ki: "Gel 10 dakika kadar şurayı kaz. 100 lira 100 lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zübrüt bulacaksın." O da çok güzel bir misal. Eğer 100 kuruş bir gündelik ile çalışsan, yani sabahtan akşama kadar çalışıyorsun, gündeliğine 100 kuruş. 100 kuruşla çalışıyorsun. Bir gündelik ile çalışsan, sonra biri gelse dese ki gel 10 dakika kadar şurayı kaz, ₺100 kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın. Orada günlük ₺100 ama 10 dakikada ₺100 verecek. Pırlanta ve zümrüt bulacaksın. Sen ona "Yok, gelmem. Çünkü ₺10 kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak." desen ne kadar divaneci bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Orada 10 dakikada 10 dakikada kaç lira demişti? 100 lira kazanacak. Elbette daha karlı belki 100 kat, 1.000 kat daha karlı. O zaman diğer taraftaki kaybını nazara almaz. 10 kuruş günlerimden kesilecek, nafaka nafakam azalacak desen ne kadar divaneci bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi sen şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen bütün sain semeri O günkü yaptığın dünyevi meşguliyetin bütün neticesi, kazancı nedir? Yalnız dünyevi ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne Medar olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyevi dünyeviye ile beraber senin nafaka-i uhrebiyene ve zad-ı ahiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i manevi bulursun. Evet. Senin nafaka-i uhrebiyene yani ahiretteki bizim nafakamız bize lazım lan. Oradaki hayatımızın idamesi için lazım olan nafaka-i uhrebiyene ve zad-ı ahiretine Ahiret azığı. İnsan bir yolculuğa çıktığı zaman azık alıyor. Ebedi ahiret yolculuğunun zadı azığı nedir? Evet, onu söyleyecek. Ehemmiyetli bir menba olan iki madeni manevi bulursun yani namazda. Birinci maden bütün bağındaki haşiye bu makam bir bağda bir zata bir derstir ki bu tarz ile beyan edilmiş. Yetiştirdiğin çiçekli olsun, nevveli olsun. Her nebatın, her ağacın tesbihatından güzel bir niyet ile bir hisse alıyorsun. Tabii o nebatlar, ağaçlar hepsi tesbihat yapıyor. Onun tesbihlerine vesile olduğun için güzel bir niyet ile bir hisse alıyorsun. Onları sen de yapmışsın gibi sevap alıyorsun. İkinci madde, madde bu bağdan çıkan mahsulattan kim yese hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırs olsun. Sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki sen hakiki sen rezzak-ı hakiki namına rızıkları veren hakiki rezzak rızık verecek Cenabı Hak namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve onun malını onun mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan. İşte bak namazı terk eden ne kadar büyük bir hasaret eder. Ne kadar büyük bir zarar eder. Ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder ve saye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i maneviyi temin eden iki netice o iki neticeden ve o iki madenden makum kalır, iflas eder. Hem ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. "Neman ağzım" der. "Ben zaten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çeki edeceğim diyecek, kendini tembelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: "Daha ziyade ibadetle beraber sayı helale çalışacağım. Ta kabrime daha ziyade ışık göndereceğim. Ahiretime daha ziyade zahire tedarik edeceğim." der. El hasıl ey nefis, bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise Senin elinde senet yok ki ona maliksin. Öyleyse hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Yani bugün ben bugün yaşıyorum şu an. şu anda bugün ne yapabilirim? Bugünümü nasıl değerlendirebilirim? Nasıl nurlandırabilirim? Nasıl böyle semeradar yapabilirim? Sadece bugün yaşıyormuş gibi düşün. Hakiki öyleyse hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Lakal en azından günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandıkçı-i uhrevi olan bir mescide veya bir seccadeye at. Evet, namaz neymiş? İhtiyat ahcısı gibi. Hakiki istikbal için. Gerçek istikbal ebedi alemdeki istikbalimiz. O zahir olmayacak, yok olmayacak daimi bir istikbal. Gerçek bir istikbal o. Hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandıkça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeyi at. Hem bil ki her yeni gün Sana hem herkese bir bir yeni alemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde alemi misalde şehadet eder. Zira herkesin her günde şu alemden bir mahsus alimi var. Hem o alemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tabidir. Evet. Herkesin her Günde şu alemden bir mahsus alemi var. Hepimiz aynı alemde yaşıyoruz, aynı dünyada yaşıyoruz. Ama iç dünyamızda herkesin dünyası farklı, alemi farklı. Cenabı Hak bir tane harici dünya yaratmış. Ama her insanın içerisinde o o insanın huzûz alemini ona herkese farklı bir alem halk etmiş. Herkesin her günde şu alemden bir mahsus alemi var. Hem o alemin keyfiyeti o adam adamın kalbine ve ameline tabidir. Herkes kendi içinde yaşadığı o hususi âlemin keyfiyeti neye bağlıdır? O adamın kalbine ve ameline tabidir. Onun kalbine ifti manalar, yaptığı ameller nedir? Ona uygun bir şekilde Cenab-ı Hak ona hususi bir âlem veriyor. Nasıl ki aynende görünen muhteşem bir saray aynenin rengine bakar. Bir aynayı bir saraya karşı tutuyoruz mesela. O aynada o sarayın görüntüsü su içine alıyor. Ama rengi nasıl oluyor? Aynanın rengine bakar. Siyah ise siyah görünür. Kırmızı ise kırmızı görünür. Hem onun keyfiyetine bakar. O ayna şişesi düzgün ise sarayı güzel gösterir. Düzgün değil ise çirkin gösterir. En nazik şeyleri kaba gösterdiği misüllü sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin şeklini Değiştirirsin. Ya aleyhinde, ya aleyhinde şehadet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile o âlemin sani-i zülcelal ile müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Adeta namazın bir elektrik lambası ve namaza niyetin onun düğmesine dokunması gibi o âlemin zulmatını dağıtır. Ve o her cüm merc-i dünyeviyedeki karma Karışık perişaniyet içindeki tebeddülat ve harekat hikmetli bir intizam ve manidar bir kitabede kudret olduğunu gösterir. Allah nuru semavati vel arz ayeti pür envarından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü alemini o nurun inkasıyla ışıklandırır. Senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir. Bakın deme, benim namazım nerede? Şu hakikati namaz nerede? Zira bir hurma çekirdeği bir hurma ağacı gibi kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi senin ve benim gibi bir aminin velet hissetmezse namazı büyük bir velinin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır. Velev şuurun talip etmiş Fakat derecada göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden ta mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar meratip bulunur? Yani küçük bir çekirdek, hurma çekirdeği de hurma ağacıdır o seviyede. Mükemmel bir hurma ağacına kadar bir sürü mertebeleri var. Hepsi de hurma ağacıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden ta mükemmel bir hurma ağacına kadar Ne kadar meratip mertebeler bulunur, öyle de namazın derecatında da daha fazla meratip bulunabilir. Fakat bütün o meratipte o hakikat-ı nuraniye esası bulunur. Nasıl çekirdekte de yine aynı ağacın hakikati var. Mükemmel hale gelmiş ağaçta da var. Namaz da öyle. Namazın da bir sürü mertebeleri var. Bir ami, bir müminin kıldığı namaz, bir evliyanın kıldığı namaz, bir asfiyanın kıldığı namaz. Ama hepsinin içerisinde o namazın hakikatı var. Öyle de namazın derecatında, derecelerinde de daha fazla meratip, mertebeler bulunabilir. Fakat bütün o meratipte Bu hakikat-ı nuraniyenin esası bulunur. Allah rızası için El Fatiha.

3133.ders 21.söz-1.makam-hakikî bir hayat-ı ebediyenin — Nur Risale Dersleri