NNur Risale DersleriNur Risale
← Tüm dersler

3135.ders 21.söz-1.vecih-Biliyor musun vesvesen neye benzer

Sözler · 58:23 · 17 Eki 2026

Ders metni

Burayı bir daha okuyalım. Euzubillah min şelal azim. Bismillahirrahmanirrahim. 21. sözün 2. makamı. Kalbin 5 yarasına 5 merhemi tazammun eder. Kalbin 5 yarasına 5 merhemi tazammun eder. Bismillahirrahmanirrahim. Rabbi euzubike min hemezat isşeyakin ve euzubike rabbi en yakdurûn. Ey maraz-ı vesvese ile müptela, biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür, küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Kaf etmezsen hafif olur, mahvi kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyleyse şu musibetli vesvesenin aksam-ı kesiresinden kesirül vuku olan yalnız beş beçini beyan edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. Evet, burada ne demek istedi? Ey marazı vesvese ile müptela. Yani vesvese hastalığına müptela olmuş. Yani ne demek müptela olmuş? He? Yani o hastalık artık o adamı şey olmuş yani, sarmış mı diyelim artık yani, yerleşmiş yani vesvese hastalığı. Bu vesvese, biliyor musun, vesvese neye benzer? Musibete benzer. Mesela diyelim ki bir adamın başına musibet geldi. Mesela depremde evi yıkıldı veya başına bir şey geldi. Adam onu düşündükçe, durdukça o eee musibetin o adama yaptığı şey, tahribat artar yani. Abi unutsa, düşünmezse bu sefer yani azalır. Yani öyle eee musibetin şeyi öyledir yani. Tamam, oldu artık, yapacak bir şey yok dese insan mesela, tamam yani bunda bir hayır vardır dese, ondan sonra en azından manevi şeyinden kurtulacak, sıkıntısından. Ama onu işte böyle sürekli düşünse, ne oldu işte, şöyle de oldu, böyle oldu, işte şöyle oldu, böyle oldu falan, onu büyütse aleminde şişer diyor. Musibete benzer, ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Demek ki musibetleri böyle düşünmek lazım yani. Bazı insanlar var mesela, fıtraten böyle, hiç adam hiç umursamıyor mesela, atlatıyor. Bazıları var, en ufak bir şeyi büyütüyor mesela, adam sonra hasta oluyor mesela. Ehemmiyet vermezsen, ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen küçül. Büyük nazara baksan, belki adamın başındaki sıkıntı o kadar büyük değil ama onu büyütüyor, büyük bakıyor, o zaman büyüyor. Küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Kaf etmezsen, korkmazsan hafif olur, mahvi kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Burada ne demek istiyor? Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mesela insan şeyi, yani mahiyet, yani kendini tanırsa insan, kendi mahiyetini, o zaman vesvesenin mahiyetini de bilir yani. Kendini tanımakla da alakalı. Yani insan mesela iç dünyasını, duygular alemini tefekkür ederse aşması kolay oluyor yani. Ama kendini tanımıyor, kendi meselelerini mesela insanda her duygunun mutlaka eee o duyguyu meydana getiren olaylar vardır mesela. Mesela insan durduk yere sinirlenmez. Sinirlenmiyorsa onun bir şeyi vardır. Durduk yere ağlamaz. Durduk yere ta- yani onların mutlaka kanunları var yani fuhukta. Onu yaptın mı o şey olur mesela, tanıyacak kendini mesela. Mahiyetinin, vesvesenin de öyle. Yani bunun sebepleri nereden kaynaklanıyor bu? Onları falan keşfetse, bilse, he şundan oluyor diyecek. O zaman aslı yok diyecek, hakikati yok diyecek, geçecek mesela. Şeytan benle uğraşıyor diyecek, nefis benle uğraşıyor diyecek, yani bunun aslı bu. Yoksa ortada bir şey yok diyecek. O zaman atlatıyor mesela. Ama diğer türlü, ya diyor benim aklıma böyle şeyler geliyor, o zaman ben kötü bir insanım, benim kalbim bozulmuş dese, bu sefer şeytan istediği olacak, zarar anlar, zarara düşer diyor. Halbuki ya ben bak Allah'ı seviyorum yani. Şöyle namaz da, ibadet de seviyorum. Ben Müslüman adamım yani. O zaman benim kalbime gelen böyle şeyler kalbimden değil o zaman yani bu. Benden kaynaklanmadığı belli. Çünkü ben bundan müteessir oluyorum. Gel abi bak, sözler kalmadı, bitti mi? Çıkmaz mı? Sıksanız şöyle kalmamış yani ne yapalım. Bir dahaki sefere. İşte. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyleyse şu musibetli vesvesenin aksamı kesiresinden kesirül vuku olan yalnız 5 vecini beyan edeceğim. Demek ki vesvesenin çok vecihleri, çok çeşitleri var. Burada çok çeşitlerinden sadece çok vuku bulan, yani çok böyle en çok olanlarından eee kesiri vuku olan yalnız 5 vecini beyan edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Ne demek istiyor? Cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Cehil ne yapıyor? Davet ediyor. Mesela şu şu kanepenin içinde yılan var mı, yok mu? Mesela. Böyle korkutayım sizi biraz. Neyse, açar bakarsın. Varsa vardır, yoksa yoktur yani. Yani eee oturur acaba var mı, acaba yok mu, acaba işte çıkacak mı biraz sonra? Bunu yani açarsın, bakarsın, varsa vardır, yoksa yoktur. Olay biter yani. Hani bir şeyi bilmeyen kişi, mesela içinde ne var ne yok bilmiyorsan şüphelenebilirsin yani. Ama açarsın, bakarsın, içinde ne olduğunu görürsün. Yastık, battaniye neyse, olay biter. Yani insan eee vesvese ne zaman geliyor insana? Bilmediği zaman, bilmediği şey hakkında şeytan vesvese veriyor. Sen bildiğin şey hakkında vesvese verir mi? Mesela şimdi şu masa var mı, yok mu? Şeytan vesvese verebilir mi? Görüyorsun, duyuyorsun artık yani bu... Bundan da vesvese olmaz değil mi? Abi mesela abdest alıp alıyor. Hı. Abdest alıp almadığını. Onun da mesela din hükmü var. İlmualde yazar. Mesela diyor, abdest aldığını hatırlıyorsun, bozduğunu hatırlamıyorsun, abdestin vardır diyor. Bozduğunu hatırlıyorsun, aldığını hatırlamıyorsun, yoktur diyor. Hüküm bu. Sen aldın mı, almadın mı? Ondan sonra bir de böyle alıp almadığını hatırlamıyorsan, ondan sonra artık hatırlamaya zorun olacak. Bozduğunu hatırlıyorsa direkt yok. He. Bozduğunu hatırlıyorsan bitmiştir, bir de alacaksın yani. Bir de baktın vesvese oluyor, gidersin alırsın. Ne olacak bir abdest almadan bir zarar gelmez yani. 5 dakikada alırsın. 40 saniye, ben ölçtüm onu. 40 saniyede insan abdest alabiliyor yani. Yani resmese yapacak bir şey yok. Bazıları ondan sonra işte abdest, mesela kolunu bacağını yıkarken acaba ıslandı mı, kuru yer kaldı mı? E kardeşim ondan sonra sen buraya su düşüyorsa, mesela sen bunu böyle yapıyorsan artık bunun ıslanmaması diye bir şey söz konusu olamaz yani. Islanmıştır bu. Yani sen şu elini bu kolun her tarafına sürüyor musun? Şöyle sürüyordun. Islandı artık yani. Evet. Diskostopun altını incelemene gerek yok ondan sonra. Veyahut da işte bazısı böyle şey yapıyor, zımpara yapar gibi. Bizim Mahmut abi diyormuş, kardeşim birinciden ıslandı da sen ikiyi herhalde şey yapıyorsun. Mahmut böyleyse haftaki deniyorsan o farz değil yani, üstteki farz ondan sonra. Gerek yok yani, şey yaptıktan sonra bitti olay yani. He, çok laikait olmamak lazım. Yani biraz böyle itina göstereceksin, olay bitecek yani. Diğer yönde teşvikler de var mesela. Hazreti Ömer birine hakikaten söylemişti. Ya abdest uzuvları parlayacak diye mesela. Onu da teşvik ediyor ama işte şey de demiyor ya. Nasıl abdest? Doğru konuş. Abdest uzuvları işte a- ahirette parlillah diyor. Tamam, vesvesele nasıl münasebet? Yani çok temiz mesela şey yapıyor ya, karşılı olarak ara fona. Onlara bak. Hani ona işte. Yani şimdi bak burada mesela bu kolu abdest alırken eee kaç defa, en iyisi kaç defa yıkamak iyi? Mesela sünnet olan kaç defa? 3 defa. Birisi ilki farz, birincisi, ikincisi üçünü sünnet, değil mi? Ama mesela 5 defa yıkasan, 4 defa yıkasan, 8 defa yıkasan daha iyi olmaz mı? Daha iyi ıslanmaz mı? Değil mi? İyice ıslanır, hiç daha hiç bu ihtimali kalmaz. 8 defa yıkamak mı daha iyi, 3 defa yıkamak mı daha iyi? İyi hangisi? Ha? Olur mu? İyi olan Peygamberimizin yaptığıdır yani. Ondan azı da kötüdür, çoğu da kötüdür. Biz şimdi 8 daha iyi deyip 8 defa yıkasak. He, ondan sonra adam üstünde ıslattı ondan sonra şey etmez yani. Bu sefer israfa girer, harama düşer, vakit çıkar. Ondan sonra kolunu yıkayıncaya kadar ondan sonra sabah namazı mesela çıkar. Kimisi mesela banyo icap ediyor mesela, adam giriyor banyoya. Oram kurumu kaldı, buram kurumu kaldı derken adam güneş doğuyor, namaz gidiyor yani. Süü döküyorsun, ovuşturuyorsan artık orası ıslandı, bitti yani. Oradan geç başka tarafına. Ya çok vesvesin, çok vesvesin oluyorsa mesela ben ne yapıyorum? Her yeri sırayla yıkıyorum. Kolumu yıkıyorum, tamam burası bitti, tamam. Bunu da yıkıyorum, bu da bitti. Şu ön tarafımı yıkıyorum, bu da bitti. Sırtımı da yıkıyorum. Böyle parçalara bölmüşüm vücudumu. Hepsini sırayla yıkıyorum. Bitiyor, çıkıyor 2 dakikada yani. Karışık yıkadığın zaman acaba yıkadım mı, yıkamadım mı kafan karışabilir. Ama sırayla yıkıyorum. Sırayla yıkayınca zaten meleke oluyor bindikten sonra. Unutman mümkün değil. Belki unutsan bile yıkadığını zannediyorsan şeriat senin ıttılığına bakar diyor. Diyelim ki sen kolunu yıkadın, dikkatli de yıkadın ama şurası kuru kaldı. Hüküm nedir? Abdest tamam mıdır? Abdest. Yoksa abdest eksik ama sen bilmediğin için hap senden kabul mu edilir? O mutezili oluyor. Abdest oldu. Yani eksik de yitersen abdest oldu. Hüküm senin bilmene ba- bakıyor. Mu'tezile diyor ki aslında sen eksik dedin ama Allah seni kabul eder. O mu'tezilemez. Şimdi gelecek zaten burada var. Yani mükemmel olmadı ama Allah kabul ediyor, öyle değil. Eğer sen onu yıkadığını düşünüyorsan o mükemmel oldu. Allah da kabul eder. Vesvesin önünü kesiyor yani. Cehil onu davet eder, ilim onu tard eder, kovar. Tanımazsan gelir, tanısan gider. Tanımak lazım. Korkmadan ondan sonra mevzuya, yani neyle alakalı vesvese geliyorsa korkmadan, cesuraden o mevzuya muhatap olacağız, araştıracağız, şey yapacağız yani. Yani kapalı kaldığı müddetçe vesveseye şey olur. Ne olur? Yani şeytanın elinde fırsat olur yani. Mevzuyu açarsan, her şey ortaya çıkarsa vesveselik bir durum kalmaz yani. Dediğim gibi bu masanın rengi ne? Kardeşim zaten sarı işte, bunu vesvese edecek hal yok. Ama sen bunun üzerine bir şey kaplı, göremiyorsun. Acaba sarı mı, yeşil mi, değil mi? Onun için yani vesvesenin çaresi ilimdir. İlim onu tard eder. Birinci vecih, birinci yara. Şeytan evvela şüpheyi kalbe atar. Eğer kalp kabul etmezse şüpheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer, bazı pis hatıraları ve münafi ile çirkin halleri tasvir eder. Kalbe eyvah dedirtir, yense düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki kalbi Rabbine karşı suyu edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yarının merhemi budur. Bu da ne dedi? Şeytan evvela şüpheyi kalbe atar. Eğer kalp kabul etmezse şüpheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer. Bazı pis hatıraları ve münafi eder çirkin halleri tasvir eder. Kalbe eyvah dedirtir, yeise düşürtür. Vesvesil adam zanneder ki kalbi Rabbine karşı suyu edepte bulunuyor. Vesvesil adam zanneder ki kalbi Rabbine karşı suyu edepte bulunuyor, edepsizlikte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak. Bu yaranın merhemi budur. Bak ey biçare vesveseli adam, telaş etme. Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyülü küfür, küfür olmadığı gibi tahayyülü şetim dahi şetim değildir. Ne demek? Mesela tahayyülü küfür küfür değil. Tahayyülü şetim şetim değil. Neden eee tahayyülü küfür küfür değil? Yani küfürün küfür olması için hüküm lazım. Yani ben bu şekilde inanıyorum, ben bu şekilde kabul ediyorum dersen, bir hüküm ortaya koyarsan, o zaman o seni bağlar, mesul eder. Ama senin böyle bir hükmün yok. Durduk yere şeytan senin aklına bir şey getiriyor mesela. Ya şeytan senin aklına ne getirebilir? Hemen sen kendine dönüp diyeceksin ki, ya şeytanın benim aklıma getirdiği bu şeyi ben kabul ediyorum mu, etmiyorum mu? Ben de böyle inanıyorum mu, inanmıyorum mu? İnanmıyorsan sorun yok. Ama sen eee o şekilde düşünüyorsan o zaman sıkıntı var. Çünkü insan hayalini, hayalini kontrol edemez insan. Hayalini kontrol edemediği için hani dolayısıyla kontrol edebilir. Yani meşguliyetini kaydırarak, mesela dolayısıyla mesela güzel şeylerle meşgul olan insan zaman içerisinde hayali güzel şeylerle meşgul olur. Hani direkt hayaline şey yapamazsın. Hani direkt de olabilir. Yani hayalinde böyle güzel şeyler düşünmek için zorlarsın, kötü şeyler düşünemez ama boş durduğu anda şeyle aklını her şeyi getirebilir. Ondan sonra ben onu lüsanı iftihadım zaman tabii şeytan çok uğraşıyor ilk zamanlarda. Kurtardık kurtardık, yoksa diyor bu işin içine girerse daha bir şey yapamayız diye biliyor tabii. Yatıyorum aklıma, böyle vesvese şey daha lisede böyle yatılı okuyorum. Uyuyamıyorum, canım sıkılıyor yani. Ya. Ondan sonra... Eee işte... Eee mesela Allah'ın varlığının ispatını okumuşlardı abiler mesela. Yok diyor, onların yaptığı ispat diyor, yanlış diyor mesela. Hani böyle. Yok diyorum, yanlış değil. Yok yok, öyle şey olmaz filan diyor hani. Allahsım. Canım sıkıldı. Dedim orası, yani anlatırım sonra detaylı da bayağı böyle ciddi ciddi dedim, neresi yanlış o zaman söyle dedim. Sıkıştırdım o, o beni sıkıştırdı, ben onu sıkıştırdım. Sonra Allah'a şükür şey ettik yani. Dedim yani itiraz edebileceğin yerleri varsa söyle. Yok dedi öyle, itiraz edeceğim bir şey yok dedi. O zaman konuşma dedim yani. Böyle millet uyuyor, biz böyle uğraşıyoruz yani. Ondan sonra. Yani eee Allah yolluyor. Niye yolluyor? Mesela bak en son sayfada diyor ki, eğer desen bu derece müminlere muzır ve müziç olan vesvese ne hikmete binaen bize bela olmuş? Allah niye böyle insanları, Müslümanları böyle zarar veriyor, eee izaç ediyor? Yani izaç etmek böyle ezmek, rahatsız etmek yani. Adam vesveseden dolayı eee hayatı sıkıntıya giriyor yani. Hatta biz Ankara'dayken böyle bir eee Otel yurttan bir çocuk gelmişti böyle. Vesveseden adam iyice kafayı yeme durumuna gelmiş yani çocuk. Mahmut abi miydi artık o çocuk da vesvese okudu. Çocuk dedi ya, ben dedi artık yani şimdiye kadar niye okumamışım dedi burayı ya? Ay 3 aydır, 4 aydır diyor çekmedim gamma diyor. Bütün şeyim geçti diyor yani çocuk yani. Böyle şifa buldu yani böyle. Şuradaki 2 sayfada anlatılan meseleler. Ondan sonra. Neden yani Cenab-ı Hak böyle müsaade ediyor? El cevap ifrata varmamak hem galebe çalmamak şartıyla. Aslında vesvese iyi bir şeydir. Yani aslında güzel bir şey. Yani böyle tam vurdumduymazlık iyi bir şey değil. Hiçbir şey adam takmıyor. O da iyi değil. Her şeyi takıyor, hasta oluyor, o da iyi değil. Yani iflata varmamak. Ne demek iflata varmamak? Yani aşırıya kaçmamak yani. Tabii yani mesela kolumuz tak mı değil mi yani şüpheleneceğim tabii ki, ona göre ciddiye iteceğim. Ama hiç böyle landur lundur yani. O zaman ben görüyorum bazılarını. Su, şurası ıslanmıyor mesela şu dirseği. Adam şöyle yapıyor gidiyor. Ben mesela camide ben oluyor ya mesela, bakıyorum adam yani zaten gömleği şuraya kadar sıyırmış. Zaten mümkün değil mi otomatikle yani şu şuradayken bir adamın yani şurayı yıkaması şansı var mı yani? Şuraya kadar yıkıyor gidiyor, kalıyor zaten. Yani bu da iyi bir şey değil. Adam birazcık vesvese etsin ki yani şunu şöyle çıkarsın, görsün en azından elinin şuraya kadar geldiğini yani. Yani hiç vesvese olmaması da iyi bir şey değil. Hani biraz olacak ki tam abdestini düzgün alsın. Ama işte şefman başına içip de böyle sabahtan akşama kadar acaba geçti mi geçmedi mi? O da iyi bir şey değil. Tam lakayt da iyi değil, aşırıya kaçmak da iyi değil. İflata varmamak. Ne demek iflata varmamak? Aşırıya kaçmamak, hem galebe çalmamak şartıyla. Ne demek? Yani eee şeytanın oyuncağı olmamak gibi yani, galebe. Yani vesvese olacak ama vesvese senin, sana galip gelmeyecek yani. Sen vesveseye galip gel. Mesela vesvese geldi, tamam kardeşim aldım işte, bitti. Vesvese yeneceksin yani. Habire ondan sonra vesvese senin kontrol altını alırsa, o sefer de hayatın azap olur yani. Galebe etmemi çalmamak şartıyla aslı vesvese, vesvesenin aslı teyakküza sebeptir. Ne demek? Kişinin böyle uyanık kalmasına sebeptir yani. Taharriye daha iyidir. Ne demek taharriye daha iyidir? Araştırmaya sebeptir yani. Çünkü vesvese gelmezse adam eee araştırma ihtiyacı... Mesela şimdi bir şeyin hakkında şeytan vesvese veriyor. Vesveseden kurtulmak için ne yapman lazım? O şeyi öğrenirsen artık vesveseden kurtulursun. Senin öğrenmeni sağlıyor bu sefer yani. Araştırmaya sebep oluyor, öğreniyorsun. Ciddiyete vesiledir. Ne demek? Yani bu abdest, hani abdestten konuşuyoruz da ya burada alış şekli var yani, öyle alacaksın yani bunu. Ciddi olacaksın yani mesela namaz. Şu namaz kıldım, namazım kabul oldu mu, olmadı mı? Kardeşim, ben ciddi bir şekilde namazın tarifi nasıldır? Peygamberimiz nasıl tarif etmiş? Şu şekilde. Şu şekilde dualar okuyacaksın, şu şekilde yatacaksın, kalkacaksın. Yani tarif edilen şekilde kıldın mı? Kıldın. Tamam, o zaman esmesine gerek yok. Layık ay, kafana göre kıldın. Hiç böyle. Olmaz ki ama yani sana bir vazife verilmişse, sen o vazifeyi yapıyorsan ya o ciddiyeti gerektiriyor yani. Onu us- neyse usulü ona göre yapacan yani. Baktın lakayt adam yerini tam şartlarını yerine getirmiyor. Cenab-ı Hak ne şeytana musallat ediyor ki hani o adam ondan sonra. Mesela ya namazım kabul oldu mu, olmadı mı? E sen şimdi bunun adabına, esasına göre kıldın mı? Kılmadın. E o zaman kabul olmamış olabilir yani. Madem böyle vesvese ediyorsun ama ben duaları doğru okudum, eee hareketleri doğru yaptım. E tamam, o zaman vesvese etmene gerek yok yani. Vazifemi yaptım, kabulünü Allah'tan bekliyorum dersin. Ama sen tam yapmamışsın. O zaman nasıl kabulünü bekleyeceksin, değil mi? Yani ciddiyete vesiledir. Vakakliği atar, tehavvünü def eder. Onun için adam mesela ya ben cenneti bekçiyim, cehennemi bekçim. Vesvese yapıyor mesela. Kardeşim, sen ondan sonra Allah'ın dediği gibi yaşıyon mu? Yaşıyon. O zaman vesveseye gerek yok yani. Ama yaşamıyor. O zaman vesveseye gerek var. Devam et vesveseye, toparlanıncaya kadar. Lakatli atar, tehavünü defeder. Tehavün ne? Uyuşukluk yani. Böyle hantallık mı diyeyim, teavün yani böyle uyku gibi. Yani Müslüman dediğim böyle ateş gibi olacak yani, böyle kurt gibi olacak yani, böyle eee civa gibi olacak, nasıl diyeyim? Yani böyle uyuşuk olmayacak yani. Yani neyse tak tak tak yapacak, yerine getirecek yani böyle. İşte vesvese onu sağlıyor yani. Teavünü def ediyor. Değil mi? Onun için Hakim-i Mutlak şu dar imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçeyi teşvik olarak vesveseyi şeytanın eline vermiş. Onun için Hakim-i Mikat, Hakim-i Mutlak ne demek? Ya sıcak oldu ya. Şurayı açalım. Hakim-i Mutlak ne demek? Ömer Faruk. Hakim-i Mutlak. Cenab-ı Hakk'ın ismi, Hakim ismi. Zaten ismi ablam mutlak eee tecelli anlamına mı geliyor? Tabii. Yani eee hakim olmaması yok. Yani her yerde mutlak. Mutlak demek ihata demek yani. Mesela bir insan hikmetlidir ama burada hikmetlidir, şurada hikmetlidir, öbür tarafta abes olabilir. Ama Cenab-ı Hak her yaptığı her işinde, her fiilinde, her eserinde hikmet sahibi yani, mutlak yani. Zıttı yok. O zaman bu vesveseyi de Allah verdiğine göre bunda da büyük hikmet olması lazım yani. Eğer hikmet olmasaydı Allah vesvese. Şimdi vesveseyi kim yaratıyor? Allah yaratıyor yani. Demek ki bunda bir mümin için bir maslahat, bir fayda olmasa Allah yaratır mı? Yaratmaz. O zaman nedir yani, neden dolayı müsaade ediyor? Yani Allah şeytana müsaade etmese, şeytan gelip bize vesvese verebilir mi? Veremez. Niye müsaade ediyor? İşte hikmetinden dolayı. Hakim mutlak olduğu için orada da mutlaka bir hikmet var. Şu dar-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada. Dünya neymiş? Dünya neymiş? Müsabaka meydanı, imtihan meydanı. İmtihan meydanı. Ne demek imtihan meydanı? Sınav yeri. Darı imtihanda, meydan-ı müsabakada. Ne demek meydan-ı müsabaka? Yani biz böyle insanlarla problemimiz olduğu zaman, ondan sonra eee bunu imtihan telakki etmemiz lazım yani. Mesela geliyor Fatih beni rahatsız ediyor mesela diyelim. He, gidip boğazını sıkayım, kopartayım, ondan sonra problemi çözeyim. Ama kardeşim benim o. Nasıl yapacağım şimdi yani? Yapamam ki yani. Bir de Nurcu yani üstüne üstlük de ondan sonra. Bir de yani o gelip ondan sonra eee esas onu benim başıma kim musallat ediyor? Ona bakacağım ben yani. Ben mesela Fatih'in kafasını koparıp şey etsem, bu sefer ertesi gün Furkan gelir üstüme. Yani burada gönderene bakacağım. Ha? Yüzü. Yani burada, yani mesela beni, mesela benim bir problemim var. Allah düzeltmemi istiyor. Ben öyle düşünüyorum. Bir problemim var, Allah düzeltmemi istiyor. En sevdiğim kişiden bana uyarı geliyor. Ben şimdi beni eee bu kişi rahatsız ediyor diye düşünürsem şeyi çözememiş oluyorum. Yani orada Allah'ın mesajını alamamış oluyorum. Ben onu Fatih'i ortadan kaldırırsam problem çözülür diyorum. Ama bende uyarılacak nokta duruyor. Tamam, Fatih'i kaldırdım ortadan. Sonra Cenab-ı Hak başkasını yollayacak bu sefer. Çünkü problem duruyor yerli. He ama ben problemi çözersem Allah diyecek ki bu problemini çözdün, artık ona gerek kalmadı, o aslanı geri çekecek. Olacak. Müstakal edecek yani. Bu bir izin bize bir şey yani. Yoksa Allah bizim yani eee böyle gökten bize kafamıza taş atacak değil herhalde. Yani nasıl bizi ikaz edecek yani, değil mi? Sebepleri kullanacak yani. Mesela 22. sözde ne diyor? Cenab-ı Hak diyor mesela ruhun kabz edeceği zaman direkt kabz edebilir. Ama Azrail'i gönderiyor yani. Aslında Azrail, Azrail kendisi gelmiyor. Azrail'i zaten yaratan Allah. Onu o vazifeyi yaptıran Allah zaten. Ama direkt almıyor. Kiniye bu dua bundan hoşlanmaz, itiraz eder. En azından bu sebeplüğe itiraz etsin. Sebepler perdesi arkasında iş yapıyor yani. Veya mesela eee bizim mesela sıkıntı çekmemizi istiyor. Çünkü mesela terbiye iki şekilde oluyor. Bir lütufla, bir eee şeyle, yani bir güzellikle, bir öbür taraf. Biz bazen lütufla anlamıyoruz. Cenab-ı Hak bu sefer öbür taraf, yani bir celali, bir cemali. Cemaliyle terbiye ediyor. Bu sefer lütufla lisanlar, biz gaflete gidiyoruz bu sefer. Sonra gaflete gidince e şimdi nimet verse daha çok gaflete gideceğiz. Bu sefer de bu sefer canımız celaliyle tecelli ediyor, geri çekiyor mesela. Sonra canımız sıkılıyor. Halbuki bunlar eee perde arkasında Cenab-ı Hakk'ın tasarrufatı. Sebepler, ben Azrail arkasında Allah'ı görmem lazım. Hastalığın arkasında Azrail'i, Azrail arkasında Allah'ı görmem lazım. Hakim seni sirkatla mahkum etti. Geçen sene okuyorduk ya. Halbuki sen sarık değilsin. Kimse bilmez, gizli bir katlin var. Kader-i ilahi o gizli katlin için sana onu musallat etti diyor. Onun için biz yani burada imtihanda insanları, insanlarla mücadele etmeyi, bizim işimiz insanlarla değil. Çünkü onu bana yollayanla şeyimiz olacak yani. Değil mi? Eğer biz esas meseleyi halledemezsek, ondan sonra eee diğer eee şekilde gene başka yerden gelir yani. İmtihan oluyor, yani bunu anlamamız gerekiyor. Allah mı bunu bana? Mesela dün burada bir abi vardı misafir, çok sıkıntıları var. Ondan sonra biraz rahatlamak için de çağırdım buraya zaten rahatlasın diye. Bana şöyle yaptılar, bana böyle yaptılar, beni şöyle sıktılar, beni böyle ezdiler, anlattı işte gece saat 3'e 4'e kadar vuruştuk. Dedim artık dedim yani abi yanlış da anlatsam, doğru da anlatsam dedim, anlatacağım artık dedim yani bu saatten sonra. Dedim senin sıkıntı çekmeni Allah istedi dedim. Allah istedi senin sıkıntı çekmeni. Sen dedim en yakın yerden sana bu sıkıntıyı ver dedim. O diyor ki bana şöyle yaptı, o kişi bana sıkıntı çektirdi diyor. Tabii o sıkı- o kişi sana sıkıntı çektirir, doğru. Ama onun sana sıkıntı çekmesi çek- yani Allah istedi, onu vesile etti. Yoksa eee sen Allah'ın iradesini göremezsen orada. Şimdi her yerde, her şeyde Allah'ın iradesi var. Ağacı yaratırken ağacın meyvesinde de Allah'ın iradesi var. İnsanlarda da Allah'ın iradesi var. Kolay o. Zerrelerde, yıldızlarda, atomlarda, her yerde Allah'ı görmek kolay. Ama biri geliyor bana tokat atıyor. E burada Allah'ı, Allah'ın iradesi var mı, yok mu? Ne Allah'ın iradesi kardeşim? Adam gelip kendi isteğiyle bana tokat atıyor. Öyle değil işte. Tabii o isteğinin, onun isteği var. O zulmü yapıyor, doğru. Ama o zulm, bak mesela kader risalesi ne diyor? Allah diyor, bak o cümleyi okuyalım. Eee bak bu cümle çok, yani kader risalesinin özetidir o cümle. Bak, kader risalesinin özeti. Bir de mesela günahlara kefale de olur mu o? E tabii Allah o zaman niye... He, ben mesela eee gaflete daldım, ahireti unuttum, Allah'ı unuttum. Allah dedi ki, bunu hatırlatmak lazım yani. Bunu bir sıkalım şöyle biraz. Verdik verdik, gaflete gitti. Sıkalım, elinden geri alalım bunları ki aklı başına gelsin. Oradan birisi onları geliyor, bir çarpıyor ondan sonra, her şey gidiyor. Eee sen tamam, o adam zulmetti, tamam, o günahını çekecek. Bak, orada da hani şey yapmamak lazım. Eğer o kişi gerçekten zulmettiyse onun işi Allah'la. Allah onun hesabını görecek öbür tarafta. O beni ilgilendirmez yani. Ben onu Allah'a havale ediyorum. Benim işim Cenab-ı Hakk'ın orada bana o musibetle demek istediği bir şey var mı? Ben onu anlamam gerekiyor. Bana düşen taraf o. Çünkü ben o kişiyle, o bana tokat attı diye ben o adama tokat atsam, hikmeti ilahiye göre ben gene bir hikmet ilahi anlamış olmuyorum ki. Sebeplerle mücadele etmiş oluyorum. Halbuki orada hikmet ilahi bende bir kusur var veya bana bir şey intikal ettirmek istiyor. Ben onu intikal etmedikten sonra, onu anlamadıktan sonra gidip o adam derim intikamımı alsam eee mesele hallolmuyor ki. Allah'ın iradesi gene ta- Allah'ın isteği, yani Allah'ın muradı tahakkuk etmiyor ki gene. Ben hatamı anlamadıktan sonra veya işte Allah'ın mesajını anlamadıktan sonra eee o sebebini halletsem, sonra Cenab-ı Hak başka yerden, bundan anlamadı, öbürden yolla bilecek. Yani o sıkıntı çeken kişinin mesela günahlarına da kefalet veriyor. Tabii, olur tabii. Ama eee sabretmek ve şekva etmemek şartıyla. Ne oldu da başıma da geldi de, şöyle de böyle de derse hem günahları dönüyor, bir de orada şekva ettiği için ekstra bir de şekva günahı biniyor üstüne. Ya Allah her şeyi biliyor, görüyor beni. Bu Allah'ın tasarrufunun dışında olamaz bu. Onun için ben eee Cenab-ı Hak benim işte le-lakatliğim vardı, gevşekliğim vardı, hatalarım vardı veya Allah benim toparlanmamı istiyor, daha iyi bir nurcu olmamı istiyor vesaire bunu anlarsan, ona göre kendi aleminde bir derlenip toparlanırsan o zaman tamam. Sevap da kazanırsın bir de. Hem günahlarına kefaret olur, artı bir de sevap kazanırsın. Diyor ki şurada, kader onun ölmesini onun tüfeğiyle tayin etmiştir. Bak, onun ölmesini ka- şu kelimeyi atlayalım. Kader onun ölmesini tayin etmiştir. Tayin eden ne? Kader. Onun tüfeğiyle tayin etmiştir. Yani mesela geliyor, bir kardeş bana sıkıntı veriyor mesela. Benim sıkıntı çekmemi Allah tayin ediyor. Çünkü ben lakaydım, tembelim, vazifemi yapmıyorum. Cenab-ı Hak beni ikaz etmek, uyarmak istiyor. Sıkıntı çekmemi istiyor. Ama neyle tayin ediyor bunu? Ya bir hastalık verir, ya birisi gelip bana musallat olur, ya ondan sonra başka bir şey olur. Fakat orada onunla. Nereden ben... Yani mesela sokaktaki adam bana yan baksa, beni etkiler mi? Adamı zaten takmıyorsun ki zaten yani. Ama en çok değer verdiğin kişiden bir sıkıntı gelirse o zaman etkileniyorsun yani. Bir de Cenab-ı Hak 8. sözdeki gibi kuyuya sıkıştırıyor yani. Mesela adamın patronundan sıkıntı geliyor. Şimdi sokaktaki adamdan sıkıntı gelse adam mukabele edecek. Ama diyor ki patrondan diyor, patrona bir şey desek adamız işten atar diyor. Ona bir şey diyemiyor. E duramıyor da. Sıkışıp kalıyor mesela. Çünkü Allah orada mesela kuyunun içine sıkıştırıyor. Aşağıda arstan var. Şey yılan, ejderha. Yukarıda arslan var. Aşağı inemiyor. Yukarı çıkamıyor. İyi böyle bekleyeyim dese, bekleyemiyor çünkü fareler kemiriyor. Bağırmaya başlıyor bu sefer yani. Yapacak esbab bir külliye sukut ediyor, yapacak bir şey kalmıyor. Ondan sonra diyor ki ya, o zaman diyor bu işler diyor tesadüfe hiç benzemiyor. Eee gizli bir işleyici var diyor. Bu işleri benim başıma sanan biri var diyor. Beni bir maksada sevk etmek istiyor diyor. Demek ki benimle ilgileniyor diyor. Demek ki güzel bir zat diyor benimle ilgilendiğine göre diyor. Baktı bu ağacı da meyvelerle doldurmuş diyor. Hani korkma hani bak seni. Çünkü ağaçtaki meyvelerle yılan zıt. Seni öldürmek isteyen sana meyve verir mi? Demek ki burada başka bir maksat var diyor. Farklı meyveler. He? Farklı farklı meyveler. Farklı farklı meyveler keriken olamaz diyor. Burada bir tecelliyat var diyor. Ömer kardeşin dediği gibi. Burada Allah'ın tecellisini görüyor yani. Bu işler tesadüfi adi işler değil diyor. O zaman bağırıyor, ey bu yerlerin hakimi, senin bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum, seni arıyorum, değil mi? Artık yani sana dehalet. Diyorum, senin bahtına düştüm. Artık yani senin eee şeyin neyse, benden isteğin, benden muradın, ona ben artık talibim yani. Ben kendimi bırakıyorum, kendime ait her şeyi terk ediyorum. Sen benim için ne düşünüyorsan ben ona tabi olacağım. Der demez, birden kuyunun duvarı yanılıp şehadet, nezih, güzel bir bahçe inkılap ediyor. O arslan müstakar bir at oluyor. Adam diyor ki ya bu demin burada aslan vardı diyor, beni korkutuyordu. Nerede, nereye gitti bu diyor. Arslan at oluyor yani. Arslan at olur mu? Arslan at olur. Yani bunu biz böyle mesela 8. sözü her gün eee yaşamazsak bile 2-3 günde bir yaşıyorum ben yani. Yani herkes yaşıyordur. Yani bu Cenabı Hak bu fıtr- bu artık hayat eee iş şey. Yani eee bunu artık melek haline getirmek lazım yani. Cenabı Hak'ın bizle şeyi böyle. Hemen işi anlamamız gerekiyor. Hemen yani böyle her şeyi işaret olarak değerlendirmek lazım yani. Her şeyi işaret olarak değerlendir yani. Perde arkasında Allah hep işaret veriyor bize. Onu anlıyorsan yani. Güzel oluyor öyle. Çok ölçüde bo- muvazeneyi de bozmamak lazım ama el şirretin ölçüsü- ölçüleri içerisinde her şeyi Cenab-ı Hakk'ın bir işareti olarak telakki etmek lazım. Mesela ben kitap okuyorum, gelip bir kardeş selam veriyorsa eee demek ki Allah razı yani bak. Şu an yaptığım işte. Ben öyle düşünüyorum. Geliyor bir kardeş sıkıntı veriyorsa eee diyorum az okuyordun herhalde, biraz da okuyayım diyorum. O kardeşi unutuyorum ben yani hep böyle onun Cenab-ı Hakk'ın bir şekilde ondan sonra o da iyi oluyor yani. Sürekli kendimi toparlamaya, ondan sonra sürekli kendimi murakabe, muhasebe etmeye vesile oluyor, iyi de oluyor yani. Yoksa insan sebeplerle uğraşmaya başladığı anda, eee 1 değil, 10 değil, 100 değil, 1000 tane sebep var. Hangisini halledeceksin, hangisini düzelteceksin yani? Düzeltemezsin çünkü zaten Allah eğer bendeki bir sıkıntıdan dolayı bunu bana musallat etmişse, bunu şuna benzetiyorum ben de, dün abiyle sabaha kadar konuştuk meseleleri. Mesela dedim senin çocuğun var dedim. Çocuğun eee mesela sen istemediğin yatıyor mesela. Veyahut da rahatsız olduğun, hoşlanmadığın bir şeyi var, tamam mı? Hareketi var. Sen çocuğuna diyorsun, bak böyle yapma diyorsun, yapıyor gene. Ne yaparsın? Dövsen anlamıyor. Yani ben buna günde 20 lira harçlık veriyorum. 10 liraya düşüreyim bunu. Anlarsın bu anlar zaten oradan anlarsın da. 10 liraya düşürüyorsun mesela harçlığını. Çocuk eve diyor ki, baba işte para ver. Yok oğlum, para 10 lira yani fazla para yok, durum ekonomik krizdeyiz. Para ver bana. Ya sen şu hareketlerini terk edersen bakarız belki düşünürüz filan. Diyorsun, hani işaret de veriyorsun biraz. Ondan sonra çocuk yeni geliyor, ona para veriyor. Karıcığım vereceğiz tamam da yani sen bizim dediğimizi bir yap, ondan sonra senin dediğini yaparız. Ve ben karar almışım yani, o çocuk onu düzeltmediği müddetçe parası eksik olacak. Sabaha kadar gelse istese, 1 ay gelip istese vermeyecek, belli yani. Onun o şekilde uğraşmasının anlamı yok artık yani. Kafayı çalıştırsa dese ki ya babam veyahut da abim neyse bu parayı niye kıstı? Şundan dolayı kıstı. Onu düzelteyim dese zaten bu iş bitecek. Ben onu takip ediyorum mesela. Baktım toparlandı, edeplendi, tak parasını artırıyorum mesela. Çözüm bu yani. Anlatabiliyor muyum? Yani çözümü, yani Allah niye mesela bazı şeyleri kısıyor mesela, niye kısıyor? Biz habire o aynı noktaya şey yapıyoruz. Kafa çalıştı, bak şundan dolayı oldu. Onu düzeltirsen o da düzelecek. Anlatabiliyor muyum? Yani böyle Cenab-ı Hak bir hikmete binaen bir sıkıntı veriyor. Biz oradan o dersi almıyoruz. Habire o şeyi düzeltmeye çalışıyoruz. Düzelmez. Değil mi? Mesela hastalığı Allah bir şey için veriyor. Hastalık esasında var mı yani? Hastalığı bir ikaz için veriyor. Biz o ikazı an- anlamıyoruz, habire şifa istiyoruz mesela. Allah da şifayı vermiyor. Ne vakit sen o hastalığın sana eee verilme sebebini anladığın anda tak şifayı veriyor. Ben bunu çok kendi şahsımda çok yaşamışım yani. Sebeplerle çözmeye çalıştıkça olmuyor. Israrcı da olmamak gerekiyor. Hemen düşüneceksin. Bu olay benim başıma niye geldi? Niye geldiği var mı canım? Sebepler geldi, zulmetti. Yok, o değil. Sebepler perdesinde ki sebebini sormuyorum. Cenab-ı Hak tarafından yani gelmesinin sebebi ne? Onu anladığın anda olay çözülüyor. Formül bu. İşi anlar diyor ya. Formül bu yani. Geçen bir kardeş vardı. Ondan sonra eee patronu buna böyle hakaret ediyormuş. Patron değil de patronun yanındaki bir birisi var, yanında çalışan. Bununla konuşurken böyle paldır küldür konuşuyormuş. Bu da diyor benim gururum yiyeniyor falan diye. Bir şey de diyemiyorum diyor. Yani çıkmaza girmiş, geldi benden işte ne yapacağız falan diye soruyor. Sen dedim onun o şekilde konuşmasından rahatsız oluyorum dedi. Ya dedim sen dedim ondan sonra sen rahatsız olan şeyin ne? Eğer sen rahatsız olmamayı başarabilirsen, ya bağırsa bağırırsın diyebilirsen dedim, o bağırmayı terk edecek dedim. Nasıl bağırır, bana bağıramaz dediği müddetçe o bağıracak dedim. Abi nasıl bağırmıyor? Dedi bana inan dedim ya, bana güven biraz. Tamam, güveneyim abine diye. Sonra bu birkaç gün sonra şey oldu. Ya işte benim bu enaniyetim var, gururum var, ondan herhalde ben rahatsız oluyorum filan dedi. Bana birisi bir şey deyince hani enaniyet. Dedi müminin enaniyet olmaması lazım. Bağırsın ne olacak yani? Bağırsa bağırsın yani, o bağırınca bana bir şey oluyor mu? Bağırabiliriz, adam bağırmak istemiş, bağırsın, rahatlasın yani. Ondan sonra önemli olan yani ben iyiysem iyiyim. O bana bağırınca ben kötü olmuyorum. Ben kendimi iyi biliyorsam sorun yok yani. Aştım abi dedi. Tak ondan sonra patron ondan sonra değişmiş. Abi diyor, geçen diyor çok melek gibi davrandı bana bu sefer. Bak dedim gördün mü? Her şey Cenab-ı Hakk'ın elinde yani. Yani sen o şeyini aşmanı istiyordu, aştı. Vazifesini yaptı, arslan oldu at bu sefer, melek oldu. Yani olayları nereden halledeceğiz? Yukarıdan. Yani Cenab-ı Hak'la olan münasebetlerimizde hallettiğimiz zaman halloluyor. Şu anda mesela cemiyette hiç kimse problemini çözemiyor. Herkesin problemi var ve çözemiyor. Niye çözemiyor? Sebepler aleminde çözüm aramıyor yani. Halbuki çözümü nerede arayacağız? Eee Cenab-ı Hak'la olan şeyimizde arayacağız. Münasebetlerimizde. Onun için yani Cenab-ı Hak sebep yani sebepler dairesinde icraat yapıyor yani. Hani demin dediğimiz gibi yani eee ha eee seni hapse atmak istiyor Allah bir ka- gizli bir katlinden dolayı. Alıp hapse atmıyor yani. Oradan bir hakim seni hapse atıyor. Ona attırıyor yani seni. Sen de kızca- kızacan ya, hakime kızacan yani. Allah yani seni böyle kendisine isyan etmeni de istemiyor. Perdeler arkasında iş yapıyor yani. Ha biz orada desek ki ya tamam bu adam zulmetti, vazifesini güzel yapamadı, yanlış karar verdi ama sonuçta ben hapse girdim yani. Demek ki Cenab-ı Hak bunu doktorla biliyor. Başıma bu geldiğine göre, yani Allah mesela bir şeyi yaratıyorsa, hani diyor ya sen cücelerden istersin, Allah onu yaratır diyor. E Allah istemese yaratmaz ki. Demek ki yarattığına göre o da istiyor. O şekilde. Yani buraya biz nereden geldik? Dar imtihanda vesveseydi o şekilde yani. Vesvese geliyor, şeytan musallat oluyor ve şeytanla uğraşmama gerek yok. Bu vesvese niye geliyor bana? Asıl sebebi nedir? He, ben lakaydım, onun için geliyor. O zaman ciddi olay. Ha, ben ondan sonra Risale-i Nur'u bilmiyorum, onun için vesvese. O zaman Risale-i Nur'u oku bir öğreneyim. Esas yani onun hikmetini anladığımız zaman olayı çözüyoruz. Yoksa sen... Uğraşmaya başlarsan şeytanın oyuncağı olursun. Değil mi? Yani bir şeyi eee sonuçlarından değil, sebeplerinden çözmek gerekiyor. Nasıl anlatayım mı? Onun için Hakim-i Rahim olan, onun için Hakim-i Mutlak şu dar-i imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-i teşvik olarak. Ne demek? Kamçı-i teşvik? At mesela eee yürümediği zaman eee ne yapıyorlar? Ne yapıyorlar Furkan? Kamçıyla vurdu mu gidiyor, değil mi? Kamçı-i teşvik olarak Nurcu'nun mesela sürekli okuması lazım, anlatması lazım, gitmesi lazım, gelmesi lazım, hizmet etmesi lazım. Bazen tembelleşiyor, değil mi? Cenabı Hak hemen bir tane bir kam- kamçıyla tekrar onu gayrete getiriyor yani. Bir kamçıyı teşvik olarak vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, çok vursa, Hakim-i Rahime şekva etmeli. Euzubillahi minel şeytanir racim demeli. Evet, şu 1-2 yerleri bari bitirelim de bir daha hafta 2 devam edelim. Bak ey biçare vesveseli adam, telaşa etme. Çünkü senin hatırına gelen çetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyülü küfür, küfür olmadığı gibi tahayyülü çetim dahi çetim değildir. Zira mantıkça tahayyül hüküm değildir. Yani biz hükümlerimizden sorumluyuz. Hayalimizden sorumlu değiliz. Ama hayalimizi kendimiz isteyerek yapıyorsak sorumluyuz yine. İstemediğimiz halde olan hayallerimizden sorumlu değiliz. Şeytan ise hükümdür. Hem bununla beraber o çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Eğer sen mesela kalbin üzülüyorsa, sıkılıyorsa, rahatsız oluyorsa, demek ki senin kalbinden gelmiyor bu. Demek ki sen çok rahatsız oluyorsun yani ondan. O zaman nereden geliyor? Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytaniyeden geliyor. Yani kalbe yakın böyle bir nokta varmış. Şeytan oradan üfürüyor kalbe. Sen kalbinden geliyor zannediyor. Namazda namazda bir şey düşünmek istiyor. Dönüyor üşemek, düşünmek istemiyor. Hemen şey geliyor, dönüyor şey. He, onu sen istiyon mu? İstemiyorsun. O zaman senin kalbinden gelmiyor. Onu şeytan getiriyor yani. Getirsin diyorsun yani. Yap yapabildiğini diyorsun yani. Ben namaz kılmaya devam edeceğim. Elinden geleni hakkına koyma diyorsun. O da bakıyor ki ben bunu bir şey etkilemiyorum diyor, çekiyor gidiyor ondan sonra. Ya nasıl gelirsin, nasıl bana dersin falan desen, bak tamam işte, devreyi kurduk diyor yani, uğraşayım ondan sonra. Muhatap oluyorsun ya, ondan sonra şey yap, uğraş eline ne gelirse yap sen. Ben namaz kılıyorum arkadaş dersin. O da bakar ki boşuna bununla uğraşmak, çeker gider yani. Ama işte şeytandan geldiğini bilirsen böyle dersin. Ama kalbinden geldiğini zannediyorsan, eyvah ben ne biçim Allah'ın huzurunda benim kalbim, kalbim neler düşünüyor dersen o zaman tam yakalandın yani. O zaman yakalanmış oluyorsun. Geçmiş olsun. Eee demeyeceksin. Ya ben namaz kılıyorum diyeceksin ya, abdest almışım, seccadeye çıkmışım. Ben kötü bir insan olursam namaz kılar mı? Demek ki ben iyi bir insanım yani. Canım da sıkılıyor böyle şeyden, he o zaman benden gayraklanmıyor. Senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbeye konulan lümme-i şeytani'den geliyor. Vesvesenin zararı tevehhümü zarardır. Vesve- vesvesenin hiçbir bize zararı yok. Zararı nedir? Zarar verdiğini düşünürsen zarardır. Yani onu zararlı tevehhüm etmekle kalben mutazarrır olmaktır. Hani acaba kötü bir insan mı, şöyle böyle, bu şekilde ondan sonra düşünürsen tamam işte o zaman zararlı. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zaten şeytanın da istediği odur. Şeytan ne istiyormuş? Şeytan ne istiyormuş? Şeytanın da istediği odur diyor. Şeytan ne istiyormuş? He, kalbinden geldiğini bize ona inan- onu öyle kabul ettirmek. Kendisinden değil de. Bizden geliyormuş. He. Halbuki şeytandan geliyor. Çünkü sen o şekilde bir itikada, bir düşünceye, bir inanca sahip değilsin ki. Sana ait bir şey değil yani. Ne yapalım? Yani İsiy de okuyalım mı, bırakalım mı? İşiniz gücünüz. He, buyur. Yani namaz kılıyoruz ya. He. Bazı insanlar mesela kılmıyor. Ve o insanlar hani kılmayan insanlar Allah nuruna kabul etmiyor. He. Yani... o şekilde... eee düşünmek eksik olur. Sanki adam kılmak istiyor da Allah kabul etmiyor gibi yani böyle. Sanki yani Allah kıldırmıyor gibi. Mesela hani mesela onun günahları var, hani günahın içinde. Ne oluyor? Hani. İşte fır- kanun olarak yani Cenab-ı Hak mesela eee yani o işin kanunu Allah öyle yaratmış. Allah iradesiyle kendini namazdan uzaklaştırıyor yani. Ben mesela kitap okurken ezan okunursa, kitap okurken hemen kalkıp namaz kılıyorum. Niye? Çünkü o an hazırım artık yani zaten Cenab-ı Hakk'ın müteveccihim. Ezan da okunmuş, hemen tak saniyesinde namaza duruyorum. Ha oradan dolaptan bir şeylerle uğraşıyorken filan ezan okunsa, ne yapıyorum, yarım saat sonra kılıyorum mesela. Ya ben kendi haleti ruhiyemi hazır hazır tutsam namaza karşı her zaman, namaz kılmam çok kolay olacak. Ama benim namazla niye alakam yok? Benim aklımda, fikrimde başka şeyler var. Ezan okunmuş. Zaten ben hazır değilim ki namaz kılmaya. Nasıl namaz kılacağım? Ya kalkıp Allah beni huzuruna kabul etmiyor desem olmaz. O da suç bana ait yani. Ben hazır o- her zaman böyle hazır asker gibi, hazır Allah'a karşı hazır olmam lazım yani. Abi çok büyük bir şeyle Allah-u Teala namaz kılarak bazen de olur mesela. Ezan etmem. Tabii. Yok, onun şey aslı şey. Eee nasıldı onun aslı? Namazda ne diyor? Namaz he. Namazda gece. Nazaz- namaza gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz diye. Onun orijinal işi öyle yani. Namaza gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz. Yani ezanı duymaz. Namaza niyetli adam ezanı duyar yani. İmlay muhalikiyle doğru söylüyor bu. Nasıl? Biri olumsuz, biri. Sen ne dedin? Niyetli namazda olanın kulağı ezanda olur yani. Namaz kılan kulağı ezanda olur. Mesela Hazreti Ali radıyallahu anh ne diyor? Ben diyor, ondan sonra diyormuş yani, ezan vakti yaklaştıkça Rabbimin huzuruna çıkacağım diye heyecan basıyor bana diyormuş. Ama bak gerçekten heyecanlanıyor. Nasıl bir iman değil mi mesela? Bir bir rapada çıktıkları zaman bir iş görüşmesi onlansın bile heyecanlanıyor. Tabii işte onun gibi işte. Valinin huzuruna geçiyor adam. Minikliyor, minikliyor, tasını, satıkını, her şeyini düzelt, aynaya bakıyor elbise. Valinin huzuruna çıkacak. Biz Allah'ın, kainatı yaratan Allah'ın huzuruna çıkıyoruz. Kaldır güldür, şangır şundur böyle yamuk yumuk böyle yan, utanmasak yatacağız yani ondan sonra. İşte bu nasıldır? Bu acayip bir kimin huzurundayız bilmiyoruz yani. İşte o yüzden Cenab-ı Hak bir vesveseyi veriyor ki böyle uğraşsın biraz, aklı başına gelsin diye veriyor yani vesvese. Ama. Ne o? Aklet de namazı uyanalım yani. Olmaz yani. Sen arkadaşının huzuruna çıkamıyorsun öyle, değil mi? Allah'ın huzuruna. İşte ahirette hepsi karşımıza çıkacak yani bunlar. Orada ne yapacağız bilmiyorum yani. Cenabı. Allah ve Celle. Yani gören okumak istiyor da eee imtihanı olanlar falan varmış yalnız, öyle mi? İstersen bu hafta burada bırakal. Hafta ya acısını çıkaralım. Yarım safta fazla okuyalım. Allah'sa şüle'l-fati. Allah rızasıyla El-Fatiha.

3135.ders 21.söz-1.vecih-Biliyor musun vesvesen neye benzer — Nur Risale Dersleri